Deutch  Spanish Arabic Urdu Bulgarian Bosna Kosova RussiaDÜNYADA AHMEDİYET Japanese Chinese Bangla Italian Belgium Indosian Netherland Norway Sweden Switzerland
Kapat

Uye Girişi

ÜYE GIRISI
Hz.Muhammed (SAV)
Mehdi ve Mesih Mirza Gülam Hz.
Mirza Masrur Ahmed Hz
Cocuk köþesi

Jalsa Salana

Jalsa Salana

camilerimiz

Ülke İstatistik

Totals Top 5
 73 % Turkey
 8 % United States
 7 % Germany
 3 % Sweden
 < 1.0 % United Kingdom

CEMAATİ TANIMAK İSTİYORUM

 

_____________________________________________

Ahmediye Cemaatini Tanımak İstiyorum

DOĞRULUĞUNUN DELİLLERİ

 

_____________________________________________

Ahmeditye cemaatinin Doğruluğunun Delilleri
Müslüman Ahmediye Cemaati

Müslüman Ahmediye Cemaati, uluslararası alanda Kuzey Amerika, Güney Amerika, Asya, Avustralya ve Avrupa’nın 193 ülkesinde şubesi bulunan dinî bir cemaattir.. Bu, dünya genelinde 300 milyon üyeyi kapsayan, çağdaş tarihin en dinamik İslâm topluluğudur.  Ahmediye Cemaati, 1889’da Hindistan’ın Pencap Bölgesinin, Kadiyan adında küçük ve ıssız bir köyünde Mirza Gulam Ahmed (1835-1908) tarafından kurulmuştur. Kendisi, âhir zamanda tüm dinlerin beklediği kişi, yani beklenen müceddid (Mehdi ve Mesih) olduğunu iddia etti. Kurduğu cemaat, İslâm’ın ilk günlerindeki berraklığı taşıyan hayırlı tebliğinin  -sulh, umumî kardeşlik ve Allah’ın iradesine teslimiyet – bir kuruluşudur. Hz. Ahmed  İslâm’ı, insanlığın dini olarak tanıttı. “Doğru yoldaki insanların dini.” (Beyyine-6.Ayet)     

Devamını oku...
 
Yalan Söylemek Caiz mi?

Bugün Almanya’daki Meclis-i Huddam-ül Ahmediye’nin yıllık toplantısı başlayacaktır. Bundan dolayı bugünkü cuma hutbesinde huddama da hitap edeceğim. Bugünkü hutbemin konusu demin okuduğum ayeti kerimedir. Bu ayette Allah c.c. Ebadürrahman yani Rahman’ın kullarının vasıflarını anlatmaktadır. O şöyle buyurmaktadır:

“Vellezine La yeşhedunezzüre ve iza merru billağvi merru kirama”

Yani “Ebadürrahman” (Rahman’ın kulları) yalan şahitlik etmez veya yalanı ziyaret etmezler, onun yüzünü dahi görmezler."

“Yeşhedunezzur” yukarıda belirtilen her iki anlamı taşımaktadır. Nitekim Kuran-ı Kerim Ramazan hakkında şöyle der: “Femen Şehide Minkümüşşehr” kim ramazanın yüzünü görürse.... ?

Şimdi “la yeşhedunezzur”un bilinen bir meali “Ebadürrahman yalan şahitlik etmez” şeklindedir. Ama bu ayette vurgulanan konuyu göz önünde bulundurursak bunun birinci derecedeki meali şöyledir: “Ebadürrahman yalanın yüzünü dahi görmez”. Bu ayetin son bölümü olan “ve iza merru billağvi merru kirama”nın meali şöyledir: “Ve lağv (boş, lüzumsuz) şeylerin yanından geçerken pek ağırbaşlı olarak geçerler.

Lağv olan her şey de bir çeşit yalandır. İşte bundan dolayı sözün gelişi ve ayetin anlatım biçimi “Ebadürrahman yalanın yüzünü dahi görmez” şeklindeki meali  doğrulamaktadır.  

Devamını oku...
 
İslam'da Niyet'in Önemi

Resûlüllah (S.A.V.) bir hadisinde şöyle buyurdu; “Ey insanlar! Allah-u Teâlâ sizin gönüllerinizi görmektedir, ve onun gözü sizin mallarınızda ya da sizin şekillerinizde değildir”.

Şöyle diyebiliriz ki Resûlüllah (S.A.V.)’in bu buyruğu, cennete veya cehenneme götüren yolun ilk adımını teşkil etmektedir. Allah-u Teala için önemli olan bizim niyetimizdir, bizim kalbimizin içinde sakladığımız düşüncelerdir.

Onun için Kur’an-ı Kerim “Ve in tübdû ma fî enfüsiküm ev tuhfühü yuhasibkum bihillah” buyurmaktadır.

Yani “siz ister içinizdekini dışa vurun, isterseniz onu saklayın Allah onu bilmekte, ve sizi ona göre sorgulamaktadır veya sizi ona göre sorgulayacaktır”.

Niyet o kadar önemli bir şeydir ki bütün hayatımızı ve bizim sonumuzu etkileyen bir şey varsa o da niyettir diyebiliriz.

Bakın! Allah-u Teala Kur’an-ı Kerim’in ta başında bize melekler ve şeytan arasında geçen bir şey anlattı. Allah-u Teala Adem (A.S.)’ı halife olarak tayin ettiği zaman, onun neden halife tayin edildiğini veya bir halifeye neden ihtiyaç duyulduğunu melekler de anlayamadı şeytan da anlayamadı. Kur’an-ı Kerim’in dediğine göre Allah-u Teala meleklere Adem (A.S.)’ın halife olarak tayin edilişinin hikmetini anlattı buna karşılık şeytanı ise huzurundan kovdu. Neden?

Devamını oku...
 
Eliyle Düzeltmek Nasıl Olmalı?

Hz. Resûlüllah (S.A.V.) bir hadisinde şöyle buyurmuştur;“Aranızdan kim bir fenalık kötülük görürse onu eliyle düzeltsin, eğer bunu yapamıyorsa o zaman diliyle düzeltmeye çalışsın, bunu da yapamazsa o zaman kalbinde bunu saklasın. Ve bu üçüncü kısım, kalbinde tutması imanın en zayıf kısmıdır.”

Bu hadisin manası nedir. Bu gün biz bunu açıklamaya çalışacağız. Müslimde bu hadis vardır. Bu hadis çok yanlış anlaşılmıştır ve çeşitli sıkıntılara sebep olmaktadır.

Bazı insanlar bu hadisin birinci kısmını okudukları zaman yani “Bir kötülük, bir fenalık gördüğünüz zaman onu elinizle değiştirin” birisinde bir kötülük gördükleri zaman onu dövmek gerektiğini düşünüyorlar. Hatta İslam ümmetinde bazı insanlar bunu uygulamaktadırlar. Bazı İslam memleketlerinde öyle gruplar kurulmuştur. Mesela bir kadın  tam tesettürlü değilse onu zorla uyarıyorlar “sen niye böyle bir hayasızlık yapıyorsun vs.” diye.

Bakın herhangi bir hadisin sünnete aykırı olan açıklaması yanlıştır. İlk olarak bunu bilmemiz lazımdır. Biz Resûlüllah (S.A.V.)’in hayatını incelediğimiz zaman hiçbir vakit onun zorla birilerine bir şeyler kabul ettirirken görmüyoruz veya bir iyilik işletirken görmüyoruz. Çünkü İslamiyet’in gelişinin amacı Allah’ın rızasını göz önünde bulunduran veya ona göre hareket eden bir toplum yaratmaktır. Eğer bir insan bir hükümet veya bir otorite insanları zorlayarak Allah’ın dinini uygulatmaya çalışırsa o zaman böyle bir otorite İslamiyet’in istediği bir toplum yaratmaktan daha ziyade münafık bir toplum meydana getirmeye çalışıyor. Çünkü bir toplum benden veya bir otoriteden korktuğu için görünürde bir iyilik yapıyorsa o, İslamiyet’in istediği toplum değildir. Çünkü İslamiyet’in istediği toplum Rabbinin rızasını gözeten insanlardan oluşur. Başkasından korktuğu için hareket eden toplum değil.

Devamını oku...
 
Diliyle Düzeltmek (Nasihat) Nasıl Olmalı?

Anlatmakta olduğumuz hadisin konusu şuydu “Eğer bir fenalık veya kötülük görürseniz elinizle uzaklaştırın."  Bunun manası nedir? Ve bu hadis nasıl yanlış anlaşılıyor, bunu açıkladık.

İkincisi Resullullah (s.a.v) “Eğer buna gücünüz yetmiyorsa dilinizle söz konusu kötülüğü düzeltmeye çalışın. Bunun manası nedir, onu açıklıyorduk.

En son olarak Resullullah (s.a.v)‘in şöyle buyurduğunu anlatmıştık.  “Bir müslüman başka bir müslüman için ayna hükmündedir.” Ve bu hadisin ne manaya geldiğini söyledik.

Şimdi, nasihat Kuran-ı Kerim’in koyduğu bir şarttı.  "Vetaba sabır hakkı vetaba sabır hak."

Yani "mümin nasihat ettiği zaman doğru ne kadarsa onu söyler." Doğru miktarda söz eder  yalan ve yanlış yollara başvurmaz.  Ne kadar hak ne kadar doğru ise o kadar nasihat eder. Hak’kın yardımı ile doğrunun yardımı ile nasihat etmeye çalışır.  Ve sabır ile nasihat etmeye çalışır. Şimdi sabır konusuna gelince eğer bir insan gerçekten başkasının iyiliğini istiyorsa, Hazreti Resullullah (s.a.v) gibi kardeşlerinin iyiliğini istiyorsa Resullullah (s.a.v) ‘in taşıdığı derdin aynısını taşıyorsa,  onun Resullullah (s.a.v) ‘in sünnetinden ayrılması mümkün değildir.

Devamını oku...
 

İstatistikler

Bugün: 39
Dün: 149
Bu Ay: 549
Toplam: 68987
Max. Günlük Ziyaret: 465

Kimler Sitede