Mta-türk videolar için tıklayınız.

Müslüman Ahmediye Cemaati, uluslararası alanda Kuzey Amerika, Güney Amerika, Asya, Avustralya ve Avrupa’nın 209 ülkesinde şubesi bulunan dinî bir cemaattir. Bu, dünya genelinde 300 milyon üyeyi kapsayan, çağdaş tarihin en dinamik İslâm topluluğudur.  Ahmediye Cemaati, 1889’da Hindistan’ın Pencap Bölgesinin, Kadiyan adında küçük ve ıssız bir köyünde Mirza Gulam Ahmed (1835-1908) tarafından kurulmuştur. Kendisi, âhir zamanda tüm dinlerin beklediği kişi, yani beklenen müceddid (Mehdi ve Mesih) olduğunu iddia etti. Kurduğu cemaat, İslâm’ın ilk günlerindeki berraklığı taşıyan hayırlı tebliğinin  -sulh, umumî kardeşlik ve Allah’ın iradesine teslimiyet – bir kuruluşudur. Hz. Ahmed  İslâm’ı, insanlığın dini olarak tanıttı. “Doğru yoldaki insanların dini.” (Beyyine-6.Ayet)

Ahmediye Cemaati, bu anlayışla bir asır içinde dünyanın her köşesine ulaştı. Cemaat bazı ülkelerde şiddetli baskılara maruz kalmasına rağmen, yerleştiği her yerde sosyal projeler, eğitim enstitüleri, sağlık hizmetleri, İslâmî yayınlar ve cami inşaları ile İslâm’ın hayırlı hizmetlerini hayata geçirmektedir. Ahmedî Müslümanlar, yasalara uyan, barışçı, azimli ve hayırsever bir cemaat olma hüviyetini hak ettiler.  İslâm’da Müslüman Ahmediye Cemaati, İslâmî ahlâkı ve manevî değerleri yeniden canlandırma amacıyla, ilâhi rehberlik doğrultusunda meydana getirilmiş bir cemaattir. Cemaat, Kur’an-ı Kerim’in şu talimatına sıkı sıkıya bağlıdır ve ona göre amel etmektedir. “Dinde zorlama yoktur,” (Bakara – 257.Ayet)

Devamını oku...

KUSURSUZ VE EKSİKSİZ AHLAKIN SAHİBİ – İNSAN-I KAMİL HZ. MUHAMMED (Sallellahu aleyhi ve sellem)

Peygamber Efendimiz hz. Muhammed Resulüllah’ın (sav) güzel ahlakı hayatın her şubesinde tecelli etmektedir. O, her güzellikte bütün insanoğlunu geride bırakmıştır. İncelediğimiz kadarıyla insanın ilişkileri üç çeşittir. İlk ilişkisi Allah ile ilgilidir ki O, onun yaratıcısı ve rızık verenidir. O’nun lütfu olmadan insan bir saniye bile rahat edemez. Rahat etmek şöyle dursun hayatı imkansız hale gelir. O’nun ihsan ve iyiliklerinin haddi hesabı yoktur ve lütuflarının yağmuru her an üzerimize yağmaktadır. O bizi en zayıf durumumuzdan bugünkü halimize eriştirdi. Akıl bağışlayarak bütün yarattıklarından üstün kıldı. Bundan dolayı Allah ile ilişkimizde dürüst değilsek, eğer bu ilişkideki ahlakımız düşük ise ve O’nun ihsanlarını göz ardı ediyorsak o zaman bizden daha rezil kimse yoktur.

Yaratıcımız ile ilgili ilişkimizden sonra sıra yaratılanlarla olan ilişkimize gelir. Çünkü onlar arasında da birileri ihsan edendir, birileri muallimimizdir, birileri bize lütufta bulunandır, birileri derdimize ortaktır, birileri rahatımız için koşmakta iken bazıları ise sevgimize ve ilgimize muhtaçtır. Bazıları zaaflarından, kötü durumlarından, yoldaşlardan geri kaldıklarından dolayı bizden yardım beklemektedir. Kısacası binlerce insan ile bir şekilde ilişkimiz vardır. Eğer onlara olan davranışlarımızda dürüst değilsek, onlara ahlaksız davranıyorsak, dünyanın barışı ve huzuru kaçar ve yerini fitne ve fesat alır. Eğer mahlukata olan davranışlarımızda dürüst ahlaka sahip değilsek o zaman biz dünyadan barış ve huzur metaını yağmalayan bir haramiye benzeriz.

Üçüncü ilişkisi ise insanın bizzat kendi nefsi iledir. O da bir çok açıdan teveccühümüze muhtaçtır. Yaratıcımızdan yüzümüzü çevirmek veya yaratılanlara kötü davranmak, ne denli zarar verici, barış ve huzuru yok edici ise kendi nefsimize kötü muamele yapmak ve ona karşı ahlak düşüklüğü göstermek de o denli tehlikeli ve fitne yaratıcıdır. Kısacası bu ilişkilerin her birinde kamil ahlaka sahip olan ve bunların hiçbirinde zaaf göstermeyen insan ancak kamil insandır.

Bu her üç alandaki ahlakı göz önünde bulundurduğumuzda, ahlakta kamil zannedilen insanların çoğunun bir çok zaafa sahip olduğunu görürüz. Onlar bir alandaki ahlakta kemale ermiş iken diğer alanlarda sınıfta kalmışlardır. Şüphesiz Allah’ın sevdiği ve tertemiz kıldığı kulların grubu, bu üç alandaki ahlaklarda kemale ermişlerdir ve herhangi bir güzellikten mahrum kalmamışlardır. Ancak, Peygamber Efendimizin ahlakını incelediğimizde onun, kemale sahip olan bütün insanların efendisi olduğunu görürüz. Dünyada kemale sahip olan bir çok kimse geçmiştir. Ancak Peygamber Efendimizin renginin parlaklığı karşısında onların rengi sönük kalır ve diğer insanlar onun sahip olduğu güzelliklerin binde birine bile sahip değildirler. Vadedilen Mesih (as) Farsça bir şiirinde ne güzel buyurmuştur:

Muhammed’in (sav) canında harikulade bir nur var,

Muhammed’in (sav) madeninde nadir ve değerli taşlar var.

İki âlemde de Muhammed (sav) gibi şevket ve şana sahip hiç kimseyi tanımam.

Biz, Peygamber Efendimizden önce ve ondan sonra da kemal sahibi büyük insanların olduğunu reddetmeyiz. Ancak şüphesiz Peygamber Efendimiz (sav) karşısında onların hali güneş karşısında mum gibi veya denize nazaran nehir gibidir. Çünkü gönülleri cezbeden Peygamber Efendimiz (sav), farklı zamanlarda kemale ermiş farklı insanların ayrı ayrı sahip oldukları bütün güzelliklere topluca sahip idi. O, Allah sevgisi ve itaatinde öylesine yok olmuştu ki bu dünyada Allah’ın apaçık mazharı idi. Allah’ın ahlakı ile ahlaklanın diyen bu yüce zat, bu sözün kamil örneği idi.

Çağımızın Sorunlarına İslam’ın Çözümü

Giriş

Bugün üzerinde konuşmak üzere seçtiğim konu, kendime bir meydan okumadır. Bu çok geniş kapsamlı ve birçok yönü bulunan bir meseledir. Mevcut kısıtlı zaman içerisinde bu konunun hakkıyla üstesinden gelemeyeceğimin endişesini bir miktar taşımaktayım. Buna rağmen iki temel soruyu yöneltmekle konuşmama başlamak istiyorum.

Bu soruların ilki şöyledir: “İçinde bulunduğumuz modern çağda, bize meydan okuyan sorunlar nelerdir?” İkinci soru ise şudur: “Bu durumlar karşısında din, bize nasıl rehberlik edebilecektir?”

Çağımızın en büyük sorunu, barış ve emniyetin kalmamasıdır. Dünyevi ilerlemeler açısından günümüz insanı çok yol kat etmiştir. Hayatın her alanındaki bu çok yönlü ilerleme ise, bilim ve teknolojinin olağanüstü gelişmesinin bir sonucudur. Özellikle birinci ve ikinci dünya ülkeleri, bunun meyvelerinden faydalanmaktadırlar. Üçüncü dünya ülkeleri-ne gelince, onlar da bir yere kadar bu bilimsel ilerlemeler-den fayda görebilmektedirler. Bu ilerlemenin ışığı, eski çağlardaki gibi ilkel yaşamın sürdürüldüğü, dünyanın en ücra köşelerine kadar ulaşmıştır. Ancak bu denli ilerlemeye rağmen günümüz insanı, gerçek mutluluk ve huzurdan mahrum bir haldedir. Huzursuzluk, ızdırap ve korku gitgide artış göstermektedir. Şüpheler ile dopdolu geleceğin korkutucu gölgeleri, her tarafı kuşatmaktadır. Geçmişten kendilerine miras kalana ise, insanlar güven göstermemektedir. Huzursuzluk arttıkça artmaktadır.

Devamını oku...

Çocuklar oyuncakları neden kırarlar

…Yeryüzünde nasıl çeşitli özellikler bulunuyorsa aynı şekilde insanlarda da çeşitli kabiliyetler bulunur. İnsanın içinde bir coşku ve heves vardır; ilerleme, doğruluğa susamışlık, hatadan pişmanlık ve her şeyin aslını öğrenmek için insanın içinde bir çırpınış vardır. Çocuklar daha konuşmayı yeni öğrenirken anne babalarının zihnini yoklarlar ve her söz üzerine soru sorarlar, bu nedir, o nedir. Lambayı görürler, bu nedir diye sorarlar. Kediyi görürler, bu nedir derler. Köpeği görürler, bu nedir diye sorarlar. Kısacası karşılaştıkları her yeni şeyin ne olduğunu anne veya babasına mutlaka sorarlar. Avrupa’da, çocukların böyle sorularının bir araya getirilerek cevaplandığı birçok kitaplar yazılmıştır. Onlar diyorlar ki, çocuklar böyle sorular sormaya başladığında, aslında onların zihinleri işte o zaman gelişmeye başlamış olur.

Devamını oku...

Daha önceki Ramazanlarda ne salih amel işlemişsek, hangi takvayı edinmişsek ve hangi makama erişmişsek manevi makama, bundan istifade etmeliyiz. Bu Ramazan ayında kendimizi incelemeliyiz, biz geçen Ramazanda hangi makama erişmişsek bu Ramazanda da o makam bizde devam etmekte midir yoksa bizden uzaklaşmış mıdır?

Eğer biz eski makamımızdan bile uzaklaşmışsak o zaman bu Ramazanın bize ne bereketi kalmıştır. Allah-u Teâlâ "Siz bu belli günlerde oruç tutarsanız iyi davranışlarda bulununuz, sâlih amel yapınız ki Allah-u Teâlâ’ya yakınlık kazanasınız." der, eğer sizde hiçbir değişiklik olmazsa biz takvayı edindik diyebilir misiniz?

Yüzde yüz gerçek olan bir şey vardır ki Allah-u Teâlâ’nın sözleri hiçbir zaman yanlış değildir, insan yanlıştır insan yanlışlığı yapar. Bu nedenle kesin olan ne varsa orada bizde eksiklikler, zayıflıklar vardır. Ya biz bu Ramazandan ve geçmiş Ramazanlardan faydalanmamışızdır veya biz geçici olarak bir iyilik edinmişizdir ondan sonra zaman geçince biz bunlardan vazgeçmişiz ve uzaklaşmışızdır.

Devamını oku...

Huzur-i Enver (Atba) 2 mart 2018’de Londra Beytül Futuh camiinde Cuma hutbesi verdi. Teşehhüd taavvuz ve fatiha suresinden sonra şöyle buyurdu:

Hz. Resulüllah (sav) ümmetine, ahlakın yüce seviyelerini elde etmelerini ısrarla vurguladı. Müslümanlar genellikle Peygamber sevgisini dile getirmesine getirirler, fakat Peygamber Efendimizin nasihatleri ve sünnetine göre amel etmek neredeyse yok denecek seviyededir. Müslümanların bu durumunu dikkate alarak Allah-u Teala hz. Mesih-i Mevud’u (as) gönderdi. Ancak bu insanlar buna da ilgi göstermeye yanaşmadılar ve hz. Mesih-i Mevud (as) ve ona inananlara son derece pis ve küfürlü bir dil kullanırlar ve bunun da sonuçlarına katlanmak zorunda kalıyorlar, söylediğim gibi dünyanın her yerinde gayri müslimler onları şiddetle eleştiriyorlar. Onların bu hali biz Ahmedilerin dikkatini şu yöne çekmeli ki biz bütün gayretimizle İslam’ın talimatı ve Peygamber Efendimizin sünneti olan yüce ahlakı edinmeye çalışmalıyız.

Üstün ahlak edinmek, her durumda güzel ahlak sergilemek, evde, toplumda ve her düzeyde yüce ahlak göstermek, eş dost tanıdıklara da başkalarına da güzel ahlak ile davranmak konusunda İslam’ın verdiği kadar talimat başka dinlerde o kadar ayrıntılarıyla açıklanmamıştır. Ancak ne yazık ki bu konuda genellikle en düşük görülenler de Müslümanlardır. Gayri müslimler onları eleştirirler, çünkü Müslümanların davranışları söylediklerine aykırıdır.

 

Devamını oku...

Huzur-i Enver (Atba) 16 şubat 2018’de Londra Beytül Futuh camiinde Cuma hutbesi verdi. Teşehhüd taavvuz ve fatiha suresinden sonra şöyle buyurdu:

Ben Allah’a iman ediyorum diyen bir müminin, Allah’ın, “Ben cinleri ve insanları ibadet için yarattım,” hükmünü daima dikkate alması gerekir. Sonra ibadetin yolu da anlatıldı. İbadette dış hareketler ve hareketsiz durmak da vardır, dua kelimeleri de vardır. Buna zikir de denir. Namazda bunların her ikisi de vardır; zahiri hareketler de var, zikir de var.

 

Devamını oku...

Huzur-i Enver (Atba), 2 şubat 2018 tarihinde Londra Beytül-Futuh Camiinden verdiği Cuma hutbesinde Kelime-yi şehadet ve Fatiha suresinden sonra Mümin suresinin 1 ila 4. Ayetlerini ve Bakara suresinin 256. Ayteini (Ayet-el Kürsi) okudu;

Tercümesi: Sonsuz kerem ve rahmet eden Al­lah’ın adıyla. O, hamid (her türlü hamda layık olan) ve mecid (ve her türlü yüceliğe sahip olan) dır. Bu Kitab’ın indirilişi, (her şeyden) üstün ve son­suz bilgi sahibi olan Allah tarafındandır. O, günahları bağışlayan ve tevbeyi kabul edendir. O, ceza vermekte şiddetli olup, çok ih­san edendir. O’ndan başka hiçbir İlah yoktur. Ancak O’na dönülecektir.

Ayet-el Kürsi’nin tercümesi: Allah, kendisinden başkası ibadete lâyık olmayandır. O, daima diri­ (ve) Kendi kendine kaim olan (ve tüm yaratıkları) ayakta tutandır. O’nun ne uyuklamaya, ne (de) uykuya (ihtiyacı vardır). Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi O’nundur. O’nun izni olmadan huzurun­da, kim şefaat edebilir? (Yaratıklarının) önünde ve ardında ne varsa, hepsini bilir. (Kulları,) O’nun dilediği dışında ilminden hiç bir şeyi kavrayamazlar. O’nun hükümranlığı gökleri (de,) yeri (de) kapsamaktadır. (Gökleri ve yeri) gözetmek, O’nu asla yormaz. O, Ulu ve Yücedir.

 

Devamını oku...

islamiyetin-sesi.org adresinden canlı izleyebilirsiniz. Sorularınızı sorabilirsiniz.

Huzur-i Enver (Atba) 13 nisan 2018’de İspanya’da Beyt-ür Rahman Camiinde Cuma hutbesi verdi. Teşehhüd taavvuz ve fatiha suresinden sonra şöyle buyurdu:

Bu devirde dünyanın her yerinde fitne ve fesat vardır. Kimi yerde din adına fesat vardır, kimi yerde dünyevî güç ve üstünlüğünü ispatlamak için fesat vardır. Kimi yerde yoksulluk ve yönetime karşı çıkmaktan dolayı fesat vardır  Kimi yerde siyasi gruplar hükümet yetkilerini elde tutmak için fesat çıkarırlar. Kimi yerde, evlerdeki küçük küçük şeylerden dolayı kavgalar ve fesat vardır, kimi yerde biri diğerinin hakkını vermediği için kavga-dövüş ve fitne-fesat çıkıyor. Kimi yerde ırk üstünlüğünü ispatlamak için fesat çıkarmaya çalışılıyor, kimi yerde hakkını almak için yanlış yollar benimsenerek fitne fesat çıkarılıyor. Kısacası hangi açıdan bakarsanız bakın, dünya, fitne fesat ile dolmuştur.

 

Devamını oku...

Huzur-i Enver (Atba) 6 nisan 2018’de İspanya’da Beyt-ür Rahman Camiinde Cuma hutbesi verdi. Teşehhüd taavvuz ve fatiha suresinden sonra şöyle buyurdu:

İspanya bir batı ülkesidir, ancak ekonomik istikrar bakımından Avrupa ülkelerinden daha istikrarsız sayılır. İş imkanları, gelir seviyesi ve hayat standartları, Avrupa’nın diğer ülkelerine, mesela fransa, Almanya, Hollanda yahut İngiltere’ye nazaran daha düşüktür. Ama yine de Pakistan’a kıyasla ekonomik durumu kat kat daha iyidir. Bu yüzden de bir çok Pakistanlı, iş kurmak yahut çalışmak için buraya gelirler. Ahmedilere gelince, onlar Pakistan’dan iki sebeple ayrılırlar; en büyük sebep dinî engeller ve özgürlük olmayışıdır. İkinci sebep de ekonomik durumun burada daha iyi olmasıdır. Buraya gelenlerin çoğu sığınmacı olmak veya yerleşme vizesi almak için çabalarken şöyle derler: Pakistan’da, inancımıza uygun olarak özgür bir şekilde kendimize Müslüman diyebileceğimiz, ibadet edebileceğimiz yahut dinî vecibelerimizi yerine getirebileceğimiz bir imkan yoktur Ahmediler için.

 

Devamını oku...

30 mart 2018 cuma hutbesi-Yüce insanlar:Ashab-ı Kiram

Huzur-i Enver (Atba) 23 mart 2018’de Londra Beytül Futuh camiinde Cuma hutbesi verdi. Teşehhüd taavvuz ve fatiha suresinden sonra şöyle buyurdu:

Hz. Resulüllah’ın (sav) sahabelerinden biri de Abdullah bin Amr bin Haram’ın oğlu olan hz. Cabir bin Abdullah idi. Hz. Abdullah bin Amr bin Haram’dan önceki Cuma hutbesinde bahsetmiştim. Hz. Resulüllah (sav) onun şehit olmasından sonra şöyle buyurmuştu: Allah-u Teala ona, her ne arzun varsa söyle gerçekleştireceğim, buyurdu. O dedi ki Ey Allah’ım! Benim arzum yeniden hayata döndürülerek dünyaya gönderilmek ve Senin yolunda tekrar şehit olmaktır. Allah-u Teala, “bu asla olamaz, çünkü ölen bir daha dünyaya döndürülmez,” buyurdu. Ne olursa olsun bundan, onun fedakarlığının seviyesi ve Allah-u Teala’nın ona karşı olağanüstü davranışı anlaşılmaktadır. Onun oğlu olan Cabir bin Abdullah daha çocukken biat etmişti.  Hz. Abdullah bin Amr bin Haram’dan bahsedilirken şu da anlatılmıştı: O, oğluna dedi ki, benim yahudiden aldığım borcu, bahçenin meyvelerini satarak öde. Oğlu da onu ödedi.

 

Devamını oku...

Huzur-i Enver (Atba) 23 mart 2018’de Londra Beytül Futuh camiinde Cuma hutbesi verdi. Teşehhüd taavvuz ve fatiha suresinden sonra şöyle buyurdu:

Bugün 23 marttır ve bu gün Ahmediye Cemaatinde Yevm-i Mesih-i Mevud dolayısıyla yad edilir. Yevm-i Mesih-i Mevud toplantılarını da cemaatimiz bu münasebetle düzenler. Şimdi ben hz. Mesih-i Mevud’un (as) bazı yazılarını sunacağım. O bu yazılarında, vadedilen Mesihin gönderilişinin gayesini, gerekliliğini ve makamını açıkladı. Hz. Mesih-i Mevud’un (as) ilanından sonra sözde Müslüman ulema, sade Müslüman halkı onun aleyhinde kışkırtmak için ellerinden geleni yaptılar. Fakat Allah’ın desteğiyle onun cemaati her gün ilerlemekte ve iyi yaratılışlı insanlar cemaate katılıyorlar.

 

Devamını oku...

Mükemmel İnsanlar: ASHAB-I KİRAM

Huzur-i Enver (Atba) 16 mart 2018’de Londra Beytül Futuh camiinde Cuma hutbesi verdi. Teşehhüd taavvuz ve fatiha suresinden sonra şöyle buyurdu:

Hz. Mesih-i Mevud (as) bir yerde ashabı kiram’ın (ra) makam ve mertebesini açıklayarak şöyle buyurur: Ashab-ı Kiram (rıdvanullahi aleyhim ecmain), hz. Resulüllah’ın (sav) siretinin apaydınlık bir ispatıdır. Şimdi bir şahıs bu delilleri yok ederse sanki o hz. Resulüllah’ın (sav) peygamberliğini zayi etmek istiyor demektir. İşte ancak, ashabı kirama değer veren birisi hz. Resulüllah’a (sav) gerçekten değer verebilir. Ashab-ı Kiramın değerini bilmeyen Peygamber Efendimizin kadrini de bilmez. Çünkü hz. Resulüllah’ı (sav) sevip de ashab-ı kirama düşmanlık edilemez. Ashab-ı Kiram’ın o pak cemaati, peygamberlerinden (sav) asla ayrılmadılar ve onun yolunda can vermekten de geri durmadılar. Onlar hz. Resulüllah’a (sav) itaate kendilerini öyle verdiler ki bunun için her sıkıntı ve musibete katlanmaya her zaman hazır idiler. İşte bu, ashab-ı kiramın yüce makamıdır, her Ahmedinin bunu göz önünde bulundurması gerekir. Sahabelerin sireti bizim için örnektir, bizim bunu hayatımızın bir parçası haline getirmek için çabalamamız lazım.

 

Devamını oku...

Peygamber Efendimizin (sallellahu aleyhi vesellem) Sahabeleri-örnek insanlar

Huzur-i Enver (Atba) 9 mart 2018’de Londra Beytül Futuh camiinde Cuma hutbesi verdi. Teşehhüd taavvuz ve fatiha suresinden sonra şöyle buyurdu:

Hz. Mesih-i Mevud (as) bir yerde, Peygamber Efendimiz hz. Muhammed’in (sav) sahabelerinin fedakarlıkları, makam ve mertebeleri ve Yüce Allah’ın onlara lütuflarından bahsederek şöyle buyurur: Hz. Ebubekir (ra) bütün malını mülkünü Allah yolunda verdi ve kendisi battaniye giyinmişti ama Allah- Teala ona neler verdi; Onu bütün Arabistan’ın padişahı yaptı ve onun eliyle İslam’ı yeniden canlandırdı, mürted olmuş Arabistan’ın tekrar fethini müyesser kıldı ve hiçkimsenin tahmin edemeyeceği şeyleri verdi. Velhasıl onların doğruluk ve vefaları, ihlas ve bahtiyarlığı her Müslüman için örnektir. Sahabelerin hayatı öyle bir hayattı ki hiçbir peygamberin hayatında bunun bir örneği bulunmaz. Doğrusu şu ki insan, Allah’ın huzuruna, bütün arzu ve amaçlarından ayrılarak gelmedikçe hiçbir şey elde edemez, bilakis kendine zarar verir. Fakat bütün nefsanî arzu ve gayelerini terkedip, boş el ve temiz kalp ile Allah’ın huzuruna gelirse Allah lütfeder ve yardım eder, ancak şart şudur ki insan ölmeye razı olmalı ve O’nun yolunda aşağılanmak ve ölüm karşısında, ne mutlu bana diyen olmalıdır.

 

Devamını oku...

Huzur-i Enver (Atba) 23 şubat 2018’de Londra Beytül Futuh camiinde Cuma hutbesi verdi. Teşehhüd taavvuz ve fatiha suresinden sonra şöyle buyurdu:

Bugünlerde cemaatlerimizde “Yevmi Muslih Mevud” (Vadedilen reformcu günü) programı yapılmaktadır. Hz. Mesih-i Mevud (as) Yüce Allah’tan bilgi edinerek, bir oğulun doğacağı haberini vermişti. Bu bildiri 20 şubat 1886’da yayınlandı.

 

Devamını oku...

Huzur-i Enver (Atba), 9 şubat 2018 tarihinde Londra Beytül-Futuh Camiinden verdiği Cuma hutbesinde Kelime-yi şehadet ve Fatiha suresinden sonra şöyle buyurdu:

Hz. Aişe’den (ra) şöyle rivayet edilmiştir: Bir ölünün cenaze namazını yüz Müslüman kılarsa ve onların hepsi merhumun bağışlanması için dua ederse, duaları kabul olur. Şöyle bir rivayet de vardır: Bir cenazenin geçmesi üzerine insanlar o şahsı övmeye başladılar, bunun üzerine Hz.Resulüllah (sav), cennet onun için vacip oldu, buyurdu.

 

Devamını oku...

Huzur-i Enver (Atba), 26 ocak 2018 tarihinde Londra Beytül-Futuh Camiinden verdiği Cuma hutbesinde Kelime-yi şehadet ve Fatiha suresinden sonra şöyle buyurdu;

Hz. Mesih-i Mevud (as) duanın hikmetini açıklayarak şöyle buyurdu: Bir bebek acıkıp süt için feryat edip ağladığında annenin göğüslerine süt adeta çağıldayarak iner. Bebek duanın ismini dahi bilmez ama onun çığlıkları sütü çeker getirir. Bazen anneler sütü hissetmezler bile ama çocuğun feryatları sütü çeker. Peki biz Allah’ın huzurunda ağlayıp sızladığımızda bu hiçbir şeyi çekmez mi acaba? Gelir, her şey gelir. Fakat manevi gözleri kör filozoflar bunu göremezler. Bebeğin anne ile olan münasebetini zihninde tutarak insan duanın hikmetini anlamaya çalışırsa çok kolay bir şekilde öğrenebilir.

 

Devamını oku...

Jalsa Salana

Çocuklar İçin Oyunlar, Bulmacalar

Mta Tv (Tr - De)

Mta-tv

Sosyal Medyamız

Ahmediyet'e Davet

Multimedya

Dergimiz 20 sayısı

Müslümanlar için Ahmediye Cemaati'nin fedakarlıkları

Kur'an Meali

Cemaatimiz tarafından hazırlanan İkinci Kuran Mealimiz Yayında

Her Sureden önce açıklaması, Arapçası ve Türkçesi aynı hizada, Geniş indeks, Geniş Dipnotlar

Kitap

Downloads: 460

Ahmediler biat şartlarını kabul ederek cemaate katılırlar. Peki bu 10 biat şartı aslında nedir? Bilmeden bu şartlara uymak mümkünde de...

Video

Downloads: 68

Müslüman Ahmediye Cemaatinin 29 Mart 2008 Tarihinde İngiltere'de Baitul Futuh Camiinde düzenl...

Ses-mp3

Namaz Vakitleri

Bölge :

Üyelere Özel Hediye Kitap

MTA Türk

Duyurular

islamiyetin-sesi.org adresinden canlı izleyebilirsiniz. Sorularınızı sorabilirsiniz.

Bu gece özellikle dünyanın batısı, dansla meşgulken, alkol tüketirken ve heyecanlanırken, biz yeni yılda O’nun emirlerine itaat duygusunu koruyarak, inancımızı geliştireceğize ve bütün davranışlarımızı Allah’ın emirleri doğrultusunda şekillendireceğimize, Allah’ın huzurunda söz vermeliyiz.

Allah’ın varlığı konusunu bir tarafa koyarsak, Kurtuluş sorusu belki de üzerinde durulması gereken en önemli konudur. Gerçek Kurtuluş nedir? İlahi Adalet ile birlikte orijinal günah ve reenkarnasyon kavramı gibi yanılgılar doğuran keyfi tanımları nedeniyle “Kurtuluş” konusu karışık bir hal aldı ve önemi anlaşılamadı. Öte yandan İslam, konu hakkında aslında tutarlı ve rasyonel bir anlayış sunuyor. Diğer taraftan günümüz dünyasında karşılaşılan sorunlara yer veren:

-          Dünyevi sıkıntılardan necat mümkün müdür?

-          İbtila ve azabın farkınedir?

-          Günahtan tamamen kurtulmak; necat bulmak mümkün müdür?

-          Günaha olan meyilden kurtulmak mümkün müdür?

-          Necata doğru ilerliyor olmanın belirtileri nelerdir?

Sorularına da bu kitabımızda cevap bulacaksınız.

 

Kitap için tıklayın

Namaza yeni başlayacaksanız, veya zaten kılıyorsanız,

bilmeniz gerekenleri bulacağınız bölümümüz açıldı.

TIKLAYIN...

Bu kitap, manevi arayış içindekiler için ilmi gerçekleri çok pratik ve herkesin anlayabileceği bir dille anlatan ve manevi yolculuğunuza rehberlik vasfı olan bir kitaptır. Ahmediye Cemaati’nin İkinci Halifesi olan kitabın sahibi Hz. Mirza Beşiruddin Mahmud Ahmed, kitabında konunun ehemniyetini şu sözlerle dile getirmiştir:

“Bu öyle bir konudur ki her insanın aklına gelir, kalbini gıdıklar. Birçok insan bunu bana sormuş ve varsa bir reçete talep etmiştir. Soru şudur;

“İnsan hangi yöntemlerle kötülükten arınabilir, iyilikleri cezp edebilir? “

Genellikle verilen cevap. “İyilik yap işte, kötülüklerden de sakın” şeklindedir. Ama herkesin çok iyi bildiği gibi birçok insan “biz Kûr’ân-ı Kerîm’i okuduk, hadis kitaplarını ezberledik, Vâdedilen Mesih’in yazdığı kitapları da okuduk ama tam olarak günahtan arınmış, iyilikleri cezp etmiş sayılamayız. Şimdi söyleyin; bizim ilacımız nedir?” diyorlar.”

Umarız manevi yolculuğunuzda yolunuzu aydınlatmaya vesile olur.

Kitap için tıklayın

Bir sonraki yemeğin nereden geleceğini 1 milyar kişi bugün merak ediyor, hatta güvenli içme suyu, uygun barınak, tıbbi yardımı da. 1 milyar kişi herhangi bir umut olmadan mücadele ederek bekliyor. Humanity First Yoksul insanların yoksulluğunu azaltmak için Afrika, Asya ve Latin Amerika bölgelerinde genelinde çalışıyor. Bu ay, yardımına ihtiyacım var, diyor...

Haydi yardım elini uzatın:

Fazal Ahmad is fundraising on JustGiving for Humanity First

 

Berakat-üd Dua

Yazan: Mirza Gulam Ahmed

Aligarh Müslim Üniversitesi’nin kurucusu Sir Seyyid Ahmed Han, Hindistan’daki Müslümanların çok önemli bir lideriydi. O, yeryüzünde meydana gelen her olayın kaza ve kadere tabi olarak gerçekleştiğine inanmaktaydı. Başka bir ifadeyle onun düşüncesine göre; Yüce Allahccher şeyi önceden tayin ettiği için, dua eden bir kimse, ettiği duanın sevabını ancak ahiret yaşamında bulacaktır ve dua vasıtasıyla bu dünyada bir değişiklik yaratmak mümkün değildir.

Berekâtü’d Dua, Müslüman Ahmediye Cemaatinin kurucusu Vadedilen Mesih ve Mehdi Hz. Mirza Gulam Ahmed Kadiyani’ninas, Sir Seyyid Ahmed Han’ın yukarıda beyan edilen inancını reddetmek üzere kaleme aldığı eseridir. Eser ilk olarak Kadiyan’da bulunan Riyaz-ı Hind Matbaasında, Hicri 1310 senesinin mübarek Ramazan ayında yayınlanmıştır. Kitap için tıklayın...


Namaz

Namaz nedir?

·     Namaz, bir kimsenin ihtiyaçlarını gidermesi için, tevazu ve acz ile Allah'ıncc huzurunda, O'na boyun eğmesidir.

·     Namaz,  Allah'acc karşı duyulan aşk, O'nun korkusu keza kalbin onun zikri ile meşguliyetidir.

·     Namaz bir insanın, O olmadan gerçekten hayat bulamayacağı ve de emniyet ile mutluluk yollarına erişemeyeceği, yüce şanlı Rabbinecc hitaben yalvarışıdır.

·     Namaz en yüce düzeyde bir ibadettir.

·     Namaz sadece bedeni bir durum ve hareket değildir. Farklı namaz hareketleri saygı, tevazu ve aczin göstergeleridir.

·     Namaz, günahtan uzaklaşmanın bir aracıdır. Hiçbir yol insanı, namazdaki kadar Allah'acc yakın kılmaz.

·     Namaz, ibadette bulunan bir kimsenin takvasının etkin bir ölçütüdür.

·     Yüce Allah'ıncc  lütfu ancak namaz yoluyla elde edilir. Kitap için tıklayın...

Suriye'ye Humanity First ile yardım ulaştırın

Humanity First Web sayfası için tıklayın.

Galerimiz Resimler