Mta-türk videolar için tıklayınız.

Muhaliflerimizin ilk itirazı, Hz.İsa’nınas tabii bir şekilde vefat etmiş olduğuna dair inancımızadır. Onlara göre bizler bu inancımızla, Hz. İsa’yaas hakaret etmekte, Kuran-ı Kerim’i reddetmekte ve Peygamber Efendimiz’insav öğrettiklerinden de yüz çevirmekteyiz.

Doğrusu biz, İsa’nınas vefat ettiğine inanmaktayız. Hâlbuki onun yaşadığına inanacak olursak, o zaman bize yöneltilen bu suçlamaların doğruluğundan bahsedilmesi mümkündür. Ancak, onun ölmüş olduğuna inanmamız, kendisine hakaret veya Kuran-ı Kerim’i ret ve yahut da Peygamber Efendimiz’insav öğrettiklerinden yüz çevirmek anlamına kesinlikle gelmez.

Bizler Müslümanız ve Müslüman olmamızdan dolayı da ilk düşüncemiz, Allah’ıncc yüceliğine ve O’nun Peygamberininsav şerefine sahip çıkmaktır. Her ne kadar Allah’ıncc bütün peygamberlerine inanırsak da, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’esav olan sevgi ve saygımız diğerlerine olan sevgi ve saygımızdan daha fazladır. Çünkü o, kendisini bizim için feda etti, yükümüzü taşıdı ve bizi manevi ölümden kurtarmak adına adeta ölümü kendi üzerine çekti. O, bizim uğrumuza bütün rahat ve huzurunu terk etti ve her türlü eziyete katlandı. Bizlerin yükselmesi için o tevazuu benimsedi. Her türlü günahtan münezzeh olan kendisi, bizi günahlarımızdan ve Cehennem ateşinden kurtarmak için, seccadesi gözyaşlarıyla ıslanıncaya kadar Allah’acc yalvardı. Bu yolla Allah’ıncc rahmetini üzerimize çekti. Allah’ıncc rahmet ve mağfiret abasıyla örtülmemizi sağladı. O’nun hoşnutluğunu kazanabilmemiz için yollar, Allah’acc kavuşup, O’nunla birleşebilmemiz için imkânlar aradı ve buldu da. Allah’acc giden yolda yolculuğumuzu kolaylaştırmak adına onun yaptıklarını, daha önce hiçbir peygamber kendi ümmeti için yapmamıştı.

 

Bizi yaratan, destekleyen, koruyan, her gün rızkımızı veren ve manevi refahımızın dayandığı bilgi ve hidayeti bağışlayan Allahcc ile İsa’yıas eşit saymaktansa, bizler aleyhimizde verilen o fetvaları tercih ederiz. Allahcc gibi yemeğe ve içmeye muhtaç olmadan ebediyen yaşayan bir İsa’yaas inanmaya mecbur kalmaktansa, küfür fetvaları bize daha hoş gelir. Biz İsa’yaas saygı gösteririz. Çünkü o, Allah’ıncc bir peygamberidir. Allahcc onu, o da Allah’ı sevdi. Ona olan saygımız, Allah’acc olan saygımızın bir sonucudur. Öyleyse İsa’yıcc bu anlamda (hâşâ) Allahcc ile bir tutup, O’nun izzet ve şanına gölge mi düşürelim? Ulemanın gönlünü hoş edeceğiz diye, günlük meşgaleleri İslam’a ve Kuran-ı Kerim’e kusur bulmak olan Hıristiyan misyonerlerin ekmeğine yağ mı sürelim? Onların aksine,  İsaas ilâh değil de bir beşer idiyse, gökte hayatta kalması nasıl mümkün olabilir? O bir beşer idiyse, neden öteki insanlar gibi o da ölmedi? Bizler misyonerlere, İsa’nınas (hâşâ) ilâh olduğunu söyleme fırsatını mı verelim? Biz kendi dilimizle, Allah’ıncc tevhidine nasıl saldırabiliriz? Ellerimizle O’nun dininin köklerine nasıl balta vurabiliriz? İster bizi assınlar, isterlerse bizi recmetsinler, ulema bize karşı dilediğini yapmakta serbesttir. Ama biz İsa Mesih uğruna Allah’ıcc feda edemeyiz. Doğrusu biz, Hıristiyanların “Allah’ın oğlu” diye kabul ettikleri Hz. İsâ’nınas, Allah’acc eşit bir halde gökte yaşadığını söylemeye mecbur kalmaktansa, ölmeyi tercih ederiz. Cehalet içinde kalsaydık, durum farklı olurdu. Bize, Allah’ın tevhidini, celalini, şevketini, azametini ve kudretini açıklayan, Allahcc tarafından bir haberci gelip gözlerimizin açılmasını sağladığı için, bundan sonra Allah’ıcc terk edip, bir kulun arkasından yürümemiz mümkün değildir. Böyle bir şey yaparsak, akıbetimizin ne olacağını da kestiremeyiz. Her türlü şan ve şeref Allah’acc aittir. İsa’nınas hayatta olduğuna inanmanın, Allah’acc hakaret manasına geldiğini bildikten sonra, böyle bir inanca nasıl rıza gösterebiliriz. İsa’nıncc ölümüne inanmanın, neden ona karşı hakaret etmek olacağını anlamıyoruz. İsa’dancc daha büyük peygamberler vefat ettiler ve ölümleri kendilerini asla küçük düşürmedi. Aynı şekilde, İsa’nınas ölümü de onu küçük düşürmez. Buna rağmen imkânsızı mümkün farz edip, Allahcc ile İsa’danas birini seçmek mecburiyetinde kalacak olursak, şüphesiz biz ancak Allah’ıcc seçeriz. Allah’acc âşık olan İsaas da, kendisi için şeref, ama Allah’ıncc tevhidine zarar getirecek bir duruma asla razı olmazdı. Bu konuda Kuran-ı Kerim şöyle buyurmaktadır:

 

لَّن يَسْتَنكِفَ الْمَسِيحُ أَن يَكُونَ عَبْداً لِّلّهِ وَلاَ الْمَلآئِكَةُ الْمُقَرَّبُونَ

“Ne Mesih, ne (de Allah’a) yakın olan melekler, Allah’ın kulu olmayı hiç hor görmezler.[1]

Kuran-ı Kerim’in aşağıdaki buyruğu nasıl göz ardı edilebilir?

وَكُنتُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًا مَّا دُمْتُ فِيهِمْ فَلَمَّا تَوَفَّيْتَنِي كُنتَ أَنتَ الرَّقِيبَ عَلَيْهِمْ وَأَنتَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ

“Ben aralarında bulunduğum müddetçe, onlara gözeticiydim. Ancak Sen canımı aldıktan sonra, onları gözeten bizzat Sendin.[2]

Allahcc, İsa’nınas ölümünden sonra Hıristiyanların bozulup fesada düştüklerini onun kendi ifadesi ile beyan etmektedir. Bu ifadeye göre Hz. İsaas hayatta olduğu müddetçe, Hıristiyanlar ve onların inançları fesattan arınmış ve salim olarak kalacaktı. Kuran-ı Kerim’de bunu okuduktan sonra, İsa’nınas ölmeyip gökte yaşadığını nasıl düşünebiliriz ki? Kuran-ı Kerim’de şunu da okumaktayız:

يَا عِيسَى إِنِّي مُتَوَفِّيكَ وَرَافِعُكَ إِلَيَّ وَمُطَهِّرُكَ مِنَ الَّذِينَ كَفَرُواْ وَجَاعِلُ الَّذِينَ اتَّبَعُوكَ فَوْقَ الَّذِينَ كَفَرُواْ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ

“Ey İsa, ancak Ben seni vefat ettireceğim. Seni Katıma yükselteceğim. Seni, kâfirle­rin (bütün suçlamalarından) tertemiz kıla­cağım. Sana uyanları, kıyamet gününe ka­dar kâfirlere üstün kılacağım…[3]

Yukarıdaki ayet-i kerimeden de anlaşıldığı gibi, İsaas ölümünün ardından Allahcc nezdinde yükseltilmiştir. “Seni Katıma yükselteceğim” kelimeleri “Seni vefat ettireceğim” kelimelerinden sonra gelmektedir. Önce zikredilen, önce vuku bulmuştur. Ancak dil kaidelerini (hâşâ) Allah’tancc daha iyi bildiklerini iddia edenler, bunun aksini söyleyebilirler. Onların dediklerine göre, her ne kadar, “Allah Katına yükseltilmek” ayette daha sonra geliyor olsa da, aslında bunun daha önce gelmesi gerekirmiş. Hâlbuki Allahcc fikirlerin nasıl ifade edilebileceğini en iyi bilendir. Çünkü O’nun kelâmı, en fasih kelâmdır. O’nun kelâmı her hatadan da uzaktır. Bizler, O’nun mahlûkatı olmamıza rağmen, kelâmında hata bulma cüretkârlığını nasıl gösterebiliriz. Biz cahiliz, ama O, her şeyi bilir. Bu ulema bize, Allah’ıncc kelâmında hata bulunduğunu kabul edin diyorlar. Ancak onlar, Allah’ıncc kelâmını anlamakta hataya düştüklerini kabul etmek istemiyorlar. Nasihatlerine uyacak olursak, sonumuzun hüsran olacağını, bizler görmekteyiz. Bu durumda gözümüz varken, neden kuyuya düşelim ya da elimiz varken niye zehir kâsesini ağzımızdan uzaklaştırmayalım.

Allah’tancc sonra yalnız Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’isav severiz. O, bütün peygamberlerin, bütün velinimetlerin en büyüğüdür. Başka hiçbir peygamber, başka hiçbir insan Peygamber Efendimiz’insav bize yaptığı iyiliklerin en küçüğünü bile yapmamıştır. Ona gösterdiğimiz hürmeti kimseye gösteremeyiz. Peygamber Efendimizinsav Hz. İsa’danas çok daha faziletli olduğuna inanırız. Bu durumda Hz. İsa’nınas gökte hayatta iken, Peygamber Efendimiz’insav toprak altında gömülü olmasına anlam vermemiz mümkün değildir. Nasıl oluyor da Allahcc, İsa’yıas hayatına karşı en küçük bir tehlike belirince göğe yükseltiyor da, Peygamber Efendimizsav, düşmanları tarafından oradan oraya kovalanırken Allah onu, yıldızlara kadar olsun yükseltmiyor? Eğer gerçekten Hz. İsa Mesih gökte yaşıyorsa ve bizim Efendimizsav yer altında gömülü ise, o zaman biz utancımızdan Hıristiyanların yüzüne dahi bakamayız. Böyle bir inanış bizim için acı verici bir ölümdür. Fakat Allah’acc çok şükür, durum böyle değildir. Allah-u Tealacc en sevdiği Peygamberinesav böyle bir muamele yapmaz. Allahcc hüküm verenlerin en üstünüdür. Allahcc bizzat Kendisi, Peygamber Efendimizisav “Bütün insanların Efendisi” olarak yarattıktan sonra, İsa’yıas nasıl ondan daha fazla sevebilir ve ilgi gösterebilir? Allahcc Peygamber Efendimizinsav saygınlığını kökleştirmek için bir dünyayı altüst etti ve onu küçük düşürmek isteyeni küçük düşürdü. O zaman Allah’ıncc Peygamber Efendimizinsav şanını zedelemesi ve düşmana itiraz fırsatı vermesi nasıl mümkündür? Peygamber Efendimiz’insav toprakta gömülü olup da, İsa’nınas gökte berhayat bulunduğu fikri karşısında, benim tüylerim ürperiyor. Ben bu fikri hayret verici ve can sıkıcı bulur ve: “Hayır, Allahcc böyle bir şey yapamaz” derim. Allahcc Hazreti Muhammed’isav başkalarından daha fazla sever. Onun ölüp toprağa düşmesine ve İsa’nın göğe çıkmasına müsaade edemezdi. Berhayat kalıp göğe çıkmaya layık bir insan varsa, o da Peygamber Efendimizsav idi. Eğer o, bütün insanlar gibi ölmüşse, başka peygamberler de aynı şekilde ölmüşlerdir. Hz. Resulüllah’ınsav Allahcc indindeki yüce şanı ve mertebesini biliyoruz. Buna rağmen hicret esnasında Ebu Bekir’inra omuzlarına binmeye mecbur kalarak Sevr mağarasına iltica ettiği zaman, Allahcc onu kurtarmak için meleklerini göndermediği halde, Yahudiler İsa’yıas yakalamak istediklerinde onu hemen göğün dördüncü katına kaldırdığını nasıl kabul edebiliriz? Uhud savaşında düşman, Peygamber Efendimizesav hücum ettiği vakit onun etrafında pek az dostu kalmıştı. Allahcc bu esnada bir melek göndermediği gibi, Peygamber Efendimizesav benzer bir hayal de yaratmadı ve düşmanı Peygamber Efendimizsav yerine bu hayale saldırtıp Peygamber Efendimizinsav dişleri yerine hayalin dişlerini kırdırtmadı. Allahcc düşmanın Peygamber Efendimizesav saldırmasına müsaade etti ve Peygamber Efendimizsav ölü gibi yere düştüğü vakit düşmanlar Peygamber Efendimizisav öldürdüklerini (hâşâ) sevinç naraları atarak ilan ettiler. Ama İsaas söz konusu olduğunda, Allahcc en küçük sıkıntının bile onu rahatsız etmesine müsaade etmemiş. Yahudiler ona saldırmaya niyetlenince, Allahcc onu göğe kaldırmış ve onun yerine düşmanlarından birini yakalayıp İsaas kılığına sokmuş ve İsa’nın bu düşmanını İsa yerine çarmıha gerdirtmiş!

Bazı insanların ne denli ölçüsüz davrandıklarına şaşıyorum. Bir taraftan Peygamber Efendimizisav çok sevdiklerini iddia ederler; diğer taraftan onun saygınlığına zarar verirler. Bununla da yetinmeyip Peygamber Efendimiz’insav sevgisinden dolayı hiç kimseyi ondan daha üstün tutmayanlara eziyet edip, onların kâfir olduklarına fetva verirler. Acaba, Hz. Muhammed’insav izzet ve saygınlığını sağlamlaştırmak istemek kâfirlik midir? Onun gerçek mertebe ve makamını ikrar etmek dinsizlik midir? Onu sevmek dinden dönmek midir? Eğer kâfirlik, dinsizlik ve dinden dönmek bu ise Allah’acc and olsun ki, böyle bir kâfirliği diğerlerinin sözde imanlarına tercih ederiz.

Vadedilen Mesih Mirza Gulam Ahmed Hazretlerias Farsça bir şiirinde:

“Bâ d ez Hudâ be ışk-ı Muhammed muhammerem

Ger küfr in buved be-Hudâ saht kâfırim[4]

Yani “Allah sevgisinden sonra en çok Muhammed sevgisiyle sarhoşum. Eğer bu kâfirlik ise, Allah’a yemin ederim ki ben koyu bir kâfirim” demek suretiyle bu fikri çok güzel ifade etmiştir.

Hepimiz bir gün öleceğiz, Allah’ıncc huzuruna çıkacağız ve amellerimizin hesabını vereceğiz. İnsanlardan niçin korkumuz olsun? Onlardan bize ne zarar gelebilir? Biz yalnız Allah’tancc korkarız ve yalnız O’nu severiz. O’ndan sonra en çok Peygamber Efendimizisav sever ve ona saygı gösteririz. Peygamber Efendimizsav için dünyevî saygınlığımızı, ilişkilerimizi ve rahatımızı feda etmemiz gerekirse, buna seve seve katlanırız. Fakat Peygamber Efendimizesav karşı hürmetsizliğe tahammül edemeyiz. Biz diğer peygamberlere saygısızlık etmeyiz. Ama Peygamber Efendimizinsav kuvvet-i kudsiyesi, ilmi, irfanı ve onun Allahcc ile olan ilişkisini gördüğümüz halde, Allah’ıncc ondan daha fazla başka bir peygamberi sevdiğini kesinlikle kabul edemeyiz. Böyle bir düşünceye kapılsak, başkalarından daha ziyade cezaya müstahak oluruz. Peygamber Efendimizisav inkâr edenlerin, ona meydan okuduklarını ve göğe çıkmak mucizesini gösterip gösteremeyeceğini, ona sorduklarını da çok iyi biliyoruz. Bu inkârcılar şöyle demişlerdi;

أَوْ تَرْقَى فِي السَّمَاء وَلَن نُّؤْمِنَ لِرُقِيِّكَ حَتَّى تُنَزِّلَ عَلَيْنَا كِتَابًا نَّقْرَؤُهُ

“...veya göğe çık. Ancak (yukarıya giderek) bize okuyabileceğimiz bir kitap indirmedikçe, senin (göğe) çıktığına (da) inanmayız...[5]

Bu meydan okuma karşısında Yüce Allahcc, Habibinesav muhaliflere karşı şu cevabı vermesini buyurmuştur:

قُلْ سُبْحَانَ رَبّٖى هَلْ كُنْتُ اِلَّا بَشَرًا رَسُولًا

“Hâşâ! Benim Rabbim (bu gibi işlerden) uzaktır. Ben ise, ancak beşer bir peygamberim.[6]

İsa Mesihas söz konusu olunca, onun beşer olmasına hiç bakılmadan, o göğe kaldırılmış, ama Peygamber Efendimizsav söz konusu olduğunda ise onun beşer olması bu sefer bir engel teşkil etmişti. Eğer bunlar doğru ise, İsa’nınas bir beşer değil de, (hâşâ) bir ilâh olduğu sonucu ortaya çıkmaz mı?  Bu düşünce, İsa’nınas mertebesinin bizim peygamberimiz Hz. Muhammed’densav daha üstün olduğunu ve Allahcc tarafından da daha fazla sevildiğini göstermez mi? Ancak Peygamber Efendimizinsav tüm diğer peygamberlerden daha üstün bir mertebesi olduğunu biliyoruz. Bu durum güneş kadar açıktır. Bunu bildikten sonra, Peygamber Efendimizinsav göğe çıkmayıp normal şekilde vefat ettiği ve bu yeryüzünde gömülü olduğu gerçeğine karşın, Hz. İsa’nınas göğe çıkıp binlerce sene hayatta kalacağını nasıl düşünebiliriz?

Bu mesele, sadece Peygamber Efendimizesav karşı beslenen saygı ve onun onuru meselesinden ibaret değildir. Bu, aynı zamanda onun doğruluğu ve iddialarının gerçekliği meselesidir. O, şöyle buyurmuştur:

لَوْ كَانَ مُوسٰى وَ عِيسٰى حَيَّيْنِ لَمَا وَسِعَهُمَا اِلَّا اتِّبَاعِى

“Eğer Musaas ve İsaas hayatta olsalardı, bana tabi olmaktan başka çareleri bulunmazdı.”

Eğer Hz. İsaas hayatta ise, Peygamber Efendimizinsav bu sözü yalan çıkmaz mı? Peygamber Efendimizinsav sözü ise açıktır. O “Eğer Musaas ve İsaas hayatta olsalardı,” demişti. Bu “Eğer” kelimesi, aslında ikisinin de hayatta olmadığını göstermektedir. Ne Musaas hayattadır, ne de İsaas. Bu beyanı işittikten sonra, Peygamber Efendimizesav gerçekten iman eden bir kimse, İsa’nınas gökte ve hayatta olduğunu kesinlikle düşünemez.

Peygamber Efendimiz’insav başka bir önemli beyanı daha vardır. Son hastalığı esnasında, o kızı Fatma’yara şöyle demişti:

اِنَّ جِبْرِيلَ كَانَ يُعَارِضُنِى الْقُرْاٰنَ فِى كُلِّ عَامٍ مَرَّةً فَاِنَّهُ عَارَضَنِى بِالْقُرْاٰنِ الْعَامَ مَرَّتَيْنِ وَاَخْبَرَنِى اَنَّهُ لَمْ يَكُنْ نَبِىٌّ اِلَّا عَاشَ نِصْفَ الَّذِى قَبْلَهُ وَاَخْبَرَنِى اَنَّ عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ عَاشَ عِشْرِينَ وَ مِائَةَ سَنَةٍ وَلَا اَرَانِى اِلَّا ذَاهِبًا عَلٰى رَأْسِ السِّتِّينَ

“Cebrail her sene Kuran’ı bana bir defa tilavet ederdi. Bu sene iki defa tilavet etti. Keza, her peygamber selefinin yarı yaşı kadar yaşar diye bana haber verdi ve Meryem oğlu İsa’nın yüz yirmi yıl yaşadığını söyledi. Bundan dolayı, aşağı yukarı altmış yıl yaşayabileceğimi zannediyorum.[7]

Bu rivayet vahiye dayanmaktadır. Çünkü Resulullahsav burada kendiliğinden bir şey söylemeyip, ancak Cebrail’inas kendisine söylediklerini iletmektedir. Hadisin mühim olan yanı, Hz. İsa’nınas yüz yirmi yıl yaşamış olmasıdır. Sonuç olarak insanların, “Hz. İsaas otuz iki veya otuz üç yaşında göğe kaldırıldı,” şeklindeki inançları yanlıştır. Eğer Hz. İsaas yüz yirmi yaşında vefat etmediyse, Peygamber Efendimizsav zamanındaki yaşı altı yüz olmalıydı. Bu durumda ise Peygamber Efendimizinsav en az üç yüz yıl yaşaması gerekirdi. Oysa o, sadece altmış üç yıl yaşadı. Peygamber Efendimizinsav bu önemli ifadesi ispat ediyor ki; Hz. İsa’nınas hayatta olduğunu düşünmek, Peygamber Efendimizinsav öğretisine ve kendisine vahyedilene aykırıdır. Dolayısıyla Peygamber Efendimizinsav ikazlarını hiçe sayıp, birilerinin demesiyle Hz. İsa’nınas hayatta olduğuna nasıl inanabiliriz?

“Hz. İsa’nınas ölümü hususundaki gerçek bin üç yüz yıldır İslam’ın bütün âlimlerinden saklı kaldığı halde, yalnız siz mi bunun farkına vardınız?” diyerek bizimle alay edenler bulunmaktadır. Üzülerek ifade etmeliyim ki, bu konuda itiraz edenler, ancak Müslümanların belli bir tabakasının görüşünü icma adı altında ileriye sürmektedirler ve İslam’ın ilk âlimlerinin de ashabı-ı kiram olduğunu unutmaktadırlar. Ashabın ardından ise âlimler yeryüzünün her köşesine yayılmışlardır. Bundan dolayı ashabı-ı kiramdan sonra icmadan bahsetmek mümkün değildir. Diğer taraftan ashab-ı kiramın tamamı, bizim İsaas hakkında düşündüklerimizle tamamen hem fikirdir. Zaten kendilerinden başka türlü bir şey de beklemek mümkün değildi. Peygamber Efendimizisav küçük düşüren bir düşünceye sahip olmalarına da imkân yoktu. Ashabı-ı kiram yalnız bizimle hem fikir olmakla kalmamış, ittifakla kararlaştırdıkları ilk resmi beyanla, Hz. İsa’nınas ölümünün doğruluğunu tasdik etmişlerdi. Ashabı-ı kiramın bu ilk icmasıyla, Hz. İsa’nınas öldüğünü tasdik etmişlerdir. Hadis ve tarih kitapları, Peygamber Efendimizinsav vefatı karşısında ashabın kederden şaşkına döndüklerini rivayet etmektedirler. Onların hareket etmeye mecalleri kalmamıştı ve ağızlarından da tek kelime çıkmıyordu. Bazıları o derece üzüntüye kapılmışlardı ki, ayrılık ızdırabına dayanamayarak birkaç gün sonra onlar da fani âleme veda etmişlerdi. Hz. Ömerra ise Peygamber Efendimizinsav vefatını kabullenememişti ve kılıcını kınından çıkarıp, kim Peygambersav öldü derse, onun boynunu vuracağını ilan etmişti. O, Peygamber Efendimizinsav tıpkı Allah’tancc gelen çağrı üzerine ortadan kırk gün için kaybolan Hz. Musaas gibi, aralarından geçici bir müddet için ayrıldığını söylemeye başlamıştı. Peygamber Efendimizsav de aynı şekilde geri gelecekti ve geri geldiğinde de hakkında yakışıksız sözler söyleyenleri ve münafıkları öldürecek ya da çarmıha gerdirecekti. Hz. Ömerra bu iddiasında ısrarcıydı. Sahabelerden hiçbiri onun söylediğini reddetmeye veya ona karşı gelmeye cesaret edemedi. Hatta bazıları Hz. Ömer’inra ifadesinin doğruluğuna kanaat getirerek, Peygamber Efendimiz’insav ölmediğini düşünmeye başlamışlardı. Böylece, kederden boyunları bükülmüş olanların başları, sevinçle tekrar dimdik oldu. Bunun üzerine durumun vahametini fark eden sahabeler, aralarından birisini Hz. Ebu Bekir’ira çağırmak için gönderdiler. Peygamber Efendimizsav öldüğünde Hz. Ebu Bekirra Medine’de bulunmuyordu. Çünkü hastalığı iyileşmiş gibi göründüğünden, kendisi Hz. Ebu Bekir’inra Medine yakınlarındaki bir köye gitmesine müsaade etmişti. Kendisine gönderilen sahabe ise yola çıkar çıkmaz, Hz. Ebu Bekir’inra gelmekte olduğunu gördü. Sahabe onu görünce kendini tutamadı ve gözlerinden yaşlar dökülmeye başladı. Hz. Ebu Bekirra durumu anladı ve sahabeye “Peygamber Efendimizsav vefat mı etti?” diye sordu. Bunun üzerine sahabe verdiği cevapta, Hz. Ömer’inra, “Kim Peygamber vefat etti derse, onun boynunu vururum,” dediğini Hz. Ebu Bekir’era anlattı. Akabinde o, hemen Peygamber Efendimiz’insav evine gitti. Onun mübarek bedeninden örtüyü kaldırıp, ona baktı ve gerçekten vefat ettiğini de anladı. Mahbubundan ayrılmanın acısıyla, onun gözleri yaşla doldu. Eğilip Peygamber Efendimizisav alnından öptü ve “Vallahi, sen birden fazla ölüm görmeyeceksin. Ölümünle insanlığın uğradığı kayıp, öteki peygamberlerin ölümü ile uğradığı kayıptan daha büyüktür. Senin methedilmeye ihtiyacın yoktur ve matemin de ayrılığının ızdırabını dindiremez. Ölümünün önüne geçmek elimizde olsaydı, bunu hayatlarımız pahasına yapardık” dedi.

Hz. Ebu Bekirra bunları söyledikten sonra, Peygamber Efendimiz’insav yüzünü örttü. Ardından Hz. Ömer’inra sahabeleri etrafında topladığı yere gitti. Hz. Ömerra onlara, Peygamberinsav ölmediğini söylüyordu. Hz. Ebu Bekirra, Hz. Ömer’denra biraz susmasını istedi. Hz. Ömerra ise sözünü kesmeyip konuşmaya devam etti. Bunun üzerine Hz. Ebu Bekirra, bir kenara çekilerek oradakilere Resulullah’ınsav gerçekten vefat ettiğini anlatmaya başladı. Böyle olunca Hz. Ömer’inra etrafında toplanmış sahabeler de onu bırakarak Hz. Ebu Bekir’ira dinlemeye başladılar. Sonuçta Hz. Ömerra de Hz. Ebu Bekir’era kulak vermek zorunda kaldı. Hz. Ebu Bekirra Kuran-ı Kerim’den şu ayetleri okudu:

وَمَا مُحَمَّدٌ إِلاَّ رَسُولٌ قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِهِ الرُّسُلُ أَفَإِن مَّاتَ أَوْ قُتِلَ انقَلَبْتُمْ عَلَى أَعْقَابِكُمْ

“Muhammed, ancak bir peygam­berdir. Ondan önce gelen bütün peygam­berler ölüp gittiler. Şimdi (bu Peygamber) ölür veya öldürülürse, sizler gerisin geriye mi döneceksiniz?...[8]

إِنَّكَ مَيِّتٌ وَإِنَّهُم مَّيِّتُونَ

“Şüphesiz sen öleceksin. Onlar (da) mutlaka ölecekler.[9]

Bu ayetleri okuduktan sonra sözüne devam ederek şöyle dedi:

يٰاَيُّهَا النَّاسُ مَنْ كَانَ يَعْبُدُ مُحَمَّدًا فَاِنَّ مُحَمَّدًا قَدْ مَاتَ وَمَنْ كَانَ يَعْبُدُ اللّٰهَ فَاِنَّ اللّٰهَ حَىٌّ لَا يَمُوتُ

“Ey insanlar! Aranızdan kim Muhammed’esav tapıyor idiyse, bilsin ki Muhammedsav vefat etti ve içinizden kim Allah’acc ibadet ediyor idiyse, o da bilsin ki Allah diridir ve O’nun için ölüm yoktur.[10]

Hz. Ebu Bekirra, yukarıda yer alan Kuran ayetlerini okuduğunda, ashab-ı kiram da gerçeği kavradı ve onlar kendilerini tutamayarak ağlamaya başladılar. Hz. Ebu Bekirra bu ayetlerden Resulullah’ınsav vefatını ispatladığında, Hz. Ömerra kendi ifadesi ile “Bu ayetler bana sanki bugün nazil olmuş gibi geldi ve bacaklarım artık gövdemi taşıyamaz oldu, sendeledim ve şiddetli bir keder nöbeti içinde yere yıkıldım,[11]” dedi.

Bu rivayetten üç önemli sonuç çıkmaktadır:

Peygamber Efendimizsav vefat ettiğinde, sahabelerinin ilk icmaları ondan önce gelmiş geçmiş tüm peygamberlerin de vefat etmiş olduğu üzerindedir. Çünkü sahabeler, önceki peygamberlerden bazısının ölmediğini düşünmüş olsalardı, ortaya çıkıp onlardan bahsederlerdi. Hiç olmazsa Hz. İsa’nınas altı yüz seneden beri gökte hayatta olduğunu ileri sürüp, Hz. Ebu Bekir’inra vardığı sonucun yanlış olduğunu beyan ederlerdi ve ona, önceki peygamberlerden birileri hayatta ise, neden Peygamberimizsav hayatta olmasın, derlerdi.

Onların önceki peygamberlerin ölümüne inanmaları şahsi görüşlerinin bir sonucu değildir. Aksine onların bu görüşleri Kuran-ı Kerim’e dayanmaktaydı. Eğer durum böyle olmasaydı, en azından onlardan birisi ayağa kalkıp, “Evet, bütün peygamberlerin vefat ettiği doğrudur. Ancak okuduğun ayetten çıkardığın netice yanlıştır. Çünkü bu ayetten bütün peygamberlerin vefat ettiği ispat edilemez,” diye demesi gerekirdi.

قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِهِ الرُّسُلُ

ayetinden, Hz. Ebu Bekir’inra, önceki bütün peygamberlerin istisnasız vefat ettiği neticesini çıkarması ve bütün ashabın bunu kabul etmekle kalmayıp, onun çıkardığı bu neticeden bir haz ve sevinç duymaları, sokak ve caddelerde dolaşırken bu ayeti dillerinden hiç düşürmemeleri, bu ayetten çıkarılan neticede bütün ashabın müttefik olduğunu göstermektedir.

Ashab-ı kiramra, başka peygamberlerin öldüğüne inanmış olsa da olmasa da, onların Hz. İsa’nınas gökte yaşadığı konusunda bir fikre sahip bulunmadıkları aşikârdır. Bütün sahih hadis ve muteber rivayetlerden anlaşıldığına göre, Hz. Ömerra heyecanının en şiddetli anında Peygamber Efendimizinsav öldüğünü söyleyecek olanları ölümle tehdit ederken, görüşünü desteklemek üzere sadece, kırk gün için Tûr’a çıkan Hz. Musa’danas bahsetmişti. Ancak Hz. İsa’nınas gökte ve hayatta olduğundan hiç söz etmemişti. Sahabeler Hz. İsa’nınas gökte olduğu inancını taşısalardı, Hz. Ömerra veya onun gibi düşünenler, görüşlerinin doğruluğunu ispatlamak üzere onun gökte ve hayatta olduğu inancını ileri sürmezler miydi? Düşüncelerinin doğruluğunu ispatlamak için yalnızca Hz. Musa’danas bahsedip, Hz. İsa’danas hiç söz etmemeleri, onların bu konuda en ufak bir fikre bile sahip olmadıklarını açıkça göstermektedir.

Hazreti İsa’nınas ölümü hakkında ashabın icmasından başka, ehl-i beyt de fikir birliğinde idi. Nitekim Hz. Ali’ninra vefatını anlatırken, Hz. İmam Hasan’ınra şöyle dediği rivayet edilmiştir:

اَيُّهَا النَّاسُ قَدْ قُبِضَ اللَّيْلَةَ رَجُلٌ لَمْ يَسْبِقْهُ الْاَوَّلُونَ وَلَا يُدْرِكُهُ الْاٰخِرُونَ  قَدْ كَانَ رَسُولُ اللّٰهِ يَبْعَثُ الْمَبْعَثَ فَيَكْتَنِفُهُ جِبْرَائِيلُ مِنْ يَمِينِهٖ وَ مِيكَائِيلُ مِنْ شِمَالِهٖ فَلَا يُنْشِئُ حَتّٰى يَفْتَحَ اللّٰهُ لَهُ وَمَا تَرَكَ اِلَّا سَبْعَ مِائَةِ دِرْهَمٍ اَرَادَ اَنْ يَشْتَرِىَ بِهَا خَادِمًا وَلَقَدْ قُبِضَ فِى اللَّيْلَةِ الَّتِى عُرِجَ فِيهَا بِرُوحِ عِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ لَيْلَةَ سَبْعٍ وَ عِشْرِينَ مِنْ رَمَضَانَ

“Bugün ölen adamın selefleri ve halefleri arasında bir benzeri yoktu. Peygamber Efendimizsav onu savaşa gönderdiğinde, onun sağında Cebrailas solunda ise Mikailas bulunurdu. O, muzaffer olarak geri dönerdi. Yedi yüz dirhemden başka miras bırakmadı. Bunu bir kölenin hürriyetini satın almak için biriktirmişti. Onun ruhu, İsa’nınas ruhu gibi Ramazan ayının yirmi yedinci gecesinde kabzedildi.[12]

Bu rivayete göre, ehl-i beyt de Hz. İsa’nınas vefatına inanmaktaydı. Buna inanmasalardı Hz. İmam Hasanra, Hz. İsa’nınas ruhunun kabzedildiği gecede Hazreti Ali’ninra ölmüş olduğunu söylemezdi.

Ashab-ı kiram ve ehl-i beytten başka, ümmetin kendilerinden sonraki ileri gelenlerinin de bunun dışında bir inanca sahip olmaları mümkün değildi. Çünkü onlar, Kuran-ı Kerim ve hadise ve de ashab ile ehl-i beytin fikirlerine âşık idiler. Ancak onlar, Hz. İsa’nınas ölümü meselesini pek önemsemedikleri için, buna dair sözleri kayıtlara geçmemiştir. O devirdeki ümmet büyüklerinin kayda alınmış fikirlerine gelince, onlar da Hz. İsa’nınas öldüğüne inanmaktaydılar. Nitekim Mecmau’l Bihar’da Hz. İmam Malikar ile ilgili şöyle yazılıdır:

قَالَ مَالِكٌ مَاتَ

Yani Hz. İmam Malikar: “Hz. İsaas vefat etmiştir” demiştir.[13]

Kısacası, Kuran-ı Kerim, Hadis-i Şerif, ashab-ı kiramın icması, ehl-i beyt ve ümmet büyüklerinin fikirleri bu konudaki görüşümüzü desteklemektedir. Bu nedenle, Hz. İsa’yaas ölüm isnat etmek suretiyle onun şerefini küçülttüğümüzü ve böylece Kuran-ı Kerim ile Hadis-i Şerifi inkâr ettiğimizi söylemek doğru değildir. Biz bu inancımızla Hz. İsa’yaas saygısızlık etmeyip, tevhid akidesini sağlamlaştırmakta ve Peygamber Efendimizinsav yüceliğini ispatlamaktayız. Ayrıca biz böylece Hz. İsa’yaas da hizmet etmekteyiz. Çünkü o da, şirki destekleyen, tevhidi zedeleyen ve Peygamberlerin Peygamberininsav manevi rütbesini küçük düşüren bir akidenin yayılmasını benimsemezdi.

Şimdi, bize muhalefet edenlerin haklı olup olmadığına, sizler karar verin. Onlar bu akide sonucu şirke düşerek, Peygamber Efendimizisav küçük düşürdüler ve Müslüman oldukları halde düşmanla bir olup İslam’a saldırdılar.

 


[1] Nisa Suresi, ayet 173

[2] Maide Suresi, ayet 118

[3] Al-i İmran Suresi, ayet 56

[4] Durri Semin Farisi, S.112, 1. baskı

[5] İsra Suresi, ayet 94

[6] İsra Suresi, ayet 94

[7] Mevâhibu’l ledünniye Şerhi, İmam Zurkânî, c.1, s.35, H. 1325, Mısır

[8] Al-i İmran Suresi; ayet 145

[9] Zümer Suresi; ayet 31

[10] Buhari; Kitabu’l Menakib

[11] Buhari; Kitabu’l Meğazi, Bab Maradün Nebi sav

[12] Tabakat İbn-i Saad, c.3, s. 38-39, H. 1405, Beyrut

[13] Mecmau Bihari’l Envar, c.1, s.286, H.1314

Sosyal Medyamız

Ahmediyet'e Davet

Multimedya

Dergimiz 20 sayısı

Müslümanlar için Ahmediye Cemaati'nin fedakarlıkları

Kur'an Meali

Cemaatimiz tarafından hazırlanan İkinci Kuran Mealimiz Yayında

Her Sureden önce açıklaması, Arapçası ve Türkçesi aynı hizada, Geniş indeks, Geniş Dipnotlar

Kitap

Downloads: 220

Hilâfet kelimesi ne demektir? Kur’ân-ı Kerîm’de ve Hz. Resulüllah’ın (s.a.v.) hadislerinde hilâfetten bahsedilmiş midir? Ümmet büy

Video

Downloads: 98

Müslüman Ahmediye Cemaati Başkanı ve Vadedilen Mesih'in 5. Halifesi Mirza Masrur Ahmed Hazret...

Ses-mp3

Downloads: 77

Hz. İsa'nın bedenen bir daha dünyaya geleceğine dair yanlış anlaşılan ayetler ve cevapları Ali İmran Suresi 55. ayet Nisa Suresi 15...

Namaz Vakitleri

Bölge :

Üyelere Özel Hediye Kitap

Duyurular

Bu gece özellikle dünyanın batısı, dansla meşgulken, alkol tüketirken ve heyecanlanırken, biz yeni yılda O’nun emirlerine itaat duygusunu koruyarak, inancımızı geliştireceğize ve bütün davranışlarımızı Allah’ın emirleri doğrultusunda şekillendireceğimize, Allah’ın huzurunda söz vermeliyiz.

Allah’ın varlığı konusunu bir tarafa koyarsak, Kurtuluş sorusu belki de üzerinde durulması gereken en önemli konudur. Gerçek Kurtuluş nedir? İlahi Adalet ile birlikte orijinal günah ve reenkarnasyon kavramı gibi yanılgılar doğuran keyfi tanımları nedeniyle “Kurtuluş” konusu karışık bir hal aldı ve önemi anlaşılamadı. Öte yandan İslam, konu hakkında aslında tutarlı ve rasyonel bir anlayış sunuyor. Diğer taraftan günümüz dünyasında karşılaşılan sorunlara yer veren:

-          Dünyevi sıkıntılardan necat mümkün müdür?

-          İbtila ve azabın farkınedir?

-          Günahtan tamamen kurtulmak; necat bulmak mümkün müdür?

-          Günaha olan meyilden kurtulmak mümkün müdür?

-          Necata doğru ilerliyor olmanın belirtileri nelerdir?

Sorularına da bu kitabımızda cevap bulacaksınız.

 

Kitap için tıklayın

Namaza yeni başlayacaksanız, veya zaten kılıyorsanız,

bilmeniz gerekenleri bulacağınız bölümümüz açıldı.

TIKLAYIN...

Bu kitap, manevi arayış içindekiler için ilmi gerçekleri çok pratik ve herkesin anlayabileceği bir dille anlatan ve manevi yolculuğunuza rehberlik vasfı olan bir kitaptır. Ahmediye Cemaati’nin İkinci Halifesi olan kitabın sahibi Hz. Mirza Beşiruddin Mahmud Ahmed, kitabında konunun ehemniyetini şu sözlerle dile getirmiştir:

“Bu öyle bir konudur ki her insanın aklına gelir, kalbini gıdıklar. Birçok insan bunu bana sormuş ve varsa bir reçete talep etmiştir. Soru şudur;

“İnsan hangi yöntemlerle kötülükten arınabilir, iyilikleri cezp edebilir? “

Genellikle verilen cevap. “İyilik yap işte, kötülüklerden de sakın” şeklindedir. Ama herkesin çok iyi bildiği gibi birçok insan “biz Kûr’ân-ı Kerîm’i okuduk, hadis kitaplarını ezberledik, Vâdedilen Mesih’in yazdığı kitapları da okuduk ama tam olarak günahtan arınmış, iyilikleri cezp etmiş sayılamayız. Şimdi söyleyin; bizim ilacımız nedir?” diyorlar.”

Umarız manevi yolculuğunuzda yolunuzu aydınlatmaya vesile olur.

Kitap için tıklayın

Bir sonraki yemeğin nereden geleceğini 1 milyar kişi bugün merak ediyor, hatta güvenli içme suyu, uygun barınak, tıbbi yardımı da. 1 milyar kişi herhangi bir umut olmadan mücadele ederek bekliyor. Humanity First Yoksul insanların yoksulluğunu azaltmak için Afrika, Asya ve Latin Amerika bölgelerinde genelinde çalışıyor. Bu ay, yardımına ihtiyacım var, diyor...

Haydi yardım elini uzatın:

Fazal Ahmad is fundraising on JustGiving for Humanity First

 

Berakat-üd Dua

Yazan: Mirza Gulam Ahmed

Aligarh Müslim Üniversitesi’nin kurucusu Sir Seyyid Ahmed Han, Hindistan’daki Müslümanların çok önemli bir lideriydi. O, yeryüzünde meydana gelen her olayın kaza ve kadere tabi olarak gerçekleştiğine inanmaktaydı. Başka bir ifadeyle onun düşüncesine göre; Yüce Allahccher şeyi önceden tayin ettiği için, dua eden bir kimse, ettiği duanın sevabını ancak ahiret yaşamında bulacaktır ve dua vasıtasıyla bu dünyada bir değişiklik yaratmak mümkün değildir.

Berekâtü’d Dua, Müslüman Ahmediye Cemaatinin kurucusu Vadedilen Mesih ve Mehdi Hz. Mirza Gulam Ahmed Kadiyani’ninas, Sir Seyyid Ahmed Han’ın yukarıda beyan edilen inancını reddetmek üzere kaleme aldığı eseridir. Eser ilk olarak Kadiyan’da bulunan Riyaz-ı Hind Matbaasında, Hicri 1310 senesinin mübarek Ramazan ayında yayınlanmıştır. Kitap için tıklayın...


Namaz

Namaz nedir?

·     Namaz, bir kimsenin ihtiyaçlarını gidermesi için, tevazu ve acz ile Allah'ıncc huzurunda, O'na boyun eğmesidir.

·     Namaz,  Allah'acc karşı duyulan aşk, O'nun korkusu keza kalbin onun zikri ile meşguliyetidir.

·     Namaz bir insanın, O olmadan gerçekten hayat bulamayacağı ve de emniyet ile mutluluk yollarına erişemeyeceği, yüce şanlı Rabbinecc hitaben yalvarışıdır.

·     Namaz en yüce düzeyde bir ibadettir.

·     Namaz sadece bedeni bir durum ve hareket değildir. Farklı namaz hareketleri saygı, tevazu ve aczin göstergeleridir.

·     Namaz, günahtan uzaklaşmanın bir aracıdır. Hiçbir yol insanı, namazdaki kadar Allah'acc yakın kılmaz.

·     Namaz, ibadette bulunan bir kimsenin takvasının etkin bir ölçütüdür.

·     Yüce Allah'ıncc  lütfu ancak namaz yoluyla elde edilir. Kitap için tıklayın...

Suriye'ye Humanity First ile yardım ulaştırın

Humanity First Web sayfası için tıklayın.

Galerimiz Resimler