Mta-türk videolar için tıklayınız.

Biz yazılarımızda zaman zaman muhaliflerimize sert davrandık. Bu onların sertliğine bir karşılık değil, sadece acı bir reçete olup kibirlerini kırmak için gösterilmiş bir davranıştır. Doğru söz daima acı olur. Ama yazılarda böyle bir dil kullanmak cemaatin her ferdine caiz değildir. Herkes önce kendini iyice sorguya çekip niyetinin ne olduğunu öğrenmelidir. Acaba o, bu sözleri muhalife karşı kin ve düşmanlık beslediği için mi yoksa iyi niyetle mi sarf etmektedir. Muhaliflere karşı düşmanca davranmak doğru değildir. Onlar için çokça dua edilmeli ve diğer çarelere başvurulmalıdır[1].

İtiraz eden kişi, kendince küfür saydığı, kitaplarımda yazmış olduğum sözleri beyan etmemiştir. Bildiğim kadarıyla, küfür denilebilecek tek bir kelimeyi bile yazmış değilim. Aslında insanların çoğu, doğrunun yerli yerinde söylenmesi ile küfretmeyi aynı şey zannedip, aralarındaki farkı kavrayamamıştır.

Gerçek şudur ki, yerli yerinde kullanılan ve gerçeği yansıtan sözler, belli bir dereceye kadar acı olurlar ve acı olmaları da çok doğaldır. İnsanoğlu, söylenen bu acı sözleri küfür sayar. Hâlbuki küfür, gerçek dışı olup, itham ve iftira yolu ile birbirini incitmek için söylenen sözdür. Eğer sert olup rahatsız eden ve acı olup inciten her söze küfür denilirse o zaman, bütün Kur’ân-ı Kerim’in (hâşâ) küfürlerle dolu olduğunu kabul etmek zorundayız. Çünkü put ve putperestlerin, rezil ve aşağılık olduğunu beyan eden, ayrıca onları lânetleyip, kınamakta olan Kur’ân-ı Kerim’in sert ifadeleri, kesinlikle müşriklerin hoşuna giden sözler değildi. Tersine bu ifadeler, müşriklerin öfkesine ve sinirlerinin gerilmesine neden olmuştu.

Nitekim Kur’ân-ı Kerim’in müşriklere hitaben: “Siz ve Allah dışında taptıklarınız cehennem yakıtısınız”[2], kitap ehli ve müşrikler hakkında: “İşte yaratıkların en kötüleri onlardır”[3] demekle onların bütün rezil ve necis (pislik) yaratıkların en aşağılığı olduklarını söylemektedir. Şimdi, itirazcının bu uyduruk düşüncelerine göre, bu tür ifadeler küfür müdür? Değil midir? Acaba Kur’ân-ı Kerim: “Sen onlara karşı sert davran”[4] demedi mi? Ayrıca O (Kur’ân-ı Kerim): “Muhammed’in (s.a.v.) beraberinde bulunanlar, kâfirlere karşı serttirler”[5] buyurmadı mı? Acaba İsa’nın (a.s.) İncil’de, Yahudilerin saygın kişilerine “domuz, köpek, veledüzzina (zina çocuğu), haram işleyen, şerli,  imansız, ahmak, riyakâr, şeytan, cehennemlik, yılan yavruları” demesi ve Galil valisine “tilki” diye hitap etmesi bu uydurma kurala göre küfür değil midir? Ayrıca Yahya Peygamber de Yahudi büyüklerine “yılan yavrusu” dememiş miydi? Acaba bu kutsal insanların hepsi saygısız mıydı? Görgü ve edepten haberleri yok muydu? Kitaplarıma itiraz eden bu zatın kin dolu itirazı aslında, istisnasız bütün İlâhî kitapları kapsamaktadır...

Ayrıca, Kur’ân-ı Kerim müşriklere; “necis (pislik), nâpak, yaratıkların en kötüleri, sefih (budala, kalın kafalı), şeytan, ilahlarına ise cehennem odunu ve yakıtı deyince, müşrik büyükleri öfkelenip, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) amcası olan Ebu Talib’e gelip; “Senin kardeşinin oğlu, bizim tanrılarımıza ve dinimize dil uzatıp küfrediyor, bizleri akılsızlıkla ve atalarımızı da sapkınlıkla suçluyor. Bundan dolayı sen, ya onu susturur, bize çatmaktan vazgeçtirirsin, ya da onunla aramızdan çıkarsın, vb.” dediler. O zaman Peygamber Efendimiz (s.a.v.), her tehlikeyi göze alarak, amcasının himayesinden mahrum kalmaya razı oldu ama tutumunu değiştirmedi…

İşte o zaman, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) mübarek diliyle amcasına verdiği cevap, itirazcıyı ikna etmek için yeterlidir. Çünkü küfretmek ile hakikat yani ne kadar acı olursa olsun, onu olduğu gibi beyan etmek iki ayrı şeydir. Muhalifin tepkisini umursamayarak, ona doğruyu olduğu gibi söylemek, her araştırmacı ve hakikati sevenin vazifesidir. İtirazcının: “Onların Allah’tan başka yalvardıklarına sövmeyin” mealindeki Âyet-i Kerimeyi sunmasına çok şaşırdım. Bu âyetin bizimle ne ilgisi var? Bu âyet, doğruyu olduğu gibi söylemekten değil, sövmekten meneder. Muhalif, “doğruyu acı bularak, kendi akıl eksikliğinden dolayı, bunu sövme sanıp, öfkeleniyor ve doğruyu söyleyene sövmeye kalkışıyor” düşüncesiyle, emr bi-l-ma’ruf kapısı kapatılamaz. Acaba geçmişte kâfirler, hiç küfretmediler mi?

Buna rağmen Peygamber Efendimiz (s.a.v.) doğruyu desteklemek için sadece kelimelerle yetinmeyip, putperestlerin İlah diye taptıklarını kendi eliyle parçaladı. İslâm, din konusunda taviz vermeyi ne zaman caiz kılmıştır? Böyle bir emir Kur’ân-ı Kerim’in neresindedir? İtiraz edenin bu âyeti sunması açıkça gösteriyor ki, o zaman “emr bi-l- ma’ruf ve nehy ani-l-münker”in[6] kapısı kapanacaktır. Ayrıca Kur’ân-ı Kerim’de (hâşâ) tezatlar bulunduğunu kabul etmek zorunda kalacağız.

Savundukları düşünceye göre, güya Kur’ân-ı Kerim, bir taraftan muhaliflere karşı hiçbir şekilde sert kelime kullanılmamasını emrediyor, diğer taraftan da öğrettiklerine aykırı davranarak (hâşâ) kâfirlere her türlü küfrü söylemekle yetinmeyip, onlara küfretmemizi telkin ediyor. “Kur’ân-ı Kerim hiçbir şart öne sürmeyip, her çeşit sert sözün kullanılmasını menediyor” diyenler yanılmaktadır. Çünkü Kur’ân-ı Kerim’e göre, hakikati ortaya çıkarmak için, hakkında delil bulunan sert ve acı sözlerin muhaliflere açıkça söylenmesi gereklidir… Öteden beri Allah’ın (c.c.) peygamberleri, tebliğin en çetin dönemlerinde bile lânetleyenlerin lânetinden ve kınayanların kınamalarından hiç korkmamışlardır. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) zamanında, müşriklerin öfkesinin artması ve sinirlerinin gerilmesinin asıl sebebi, ahmak müşriklerin sövme ve küfür sandıkları bu sert kelimeler değil miydi? Cahillerin cahili ve gabilerin gabisinin bile, Kur’ân-ı Kerim’in açıkça kullandığı bu sert ifadelerden habersiz olması mümkün değildir. Örneğin bu çağda, kültürlü denilen kimselere göre bir kişiye lânet etmek büyük bir küfürdür. Hâlbuki Kur’ân-ı Kerim hiç çekinmeden: “İşte Allah’ın (c.c.) meleklerin ve tüm insanların lâneti onların üzerindedir. Onlar ebediyen lânet içinde kalırlar.”[7] “Apaçık gösterdiğimiz hidâyet yolunu gizleyenlere hem Allah hem de bütün lânet ediciler lânet eder”[8] demektedir. Aynı şekilde bir insana hayvan demek de bir nevi küfür olmasına rağmen Kur’ân-ı Kerim: “Allah katında hayvanların en kötüsü kâfirlerdir.”[9] buyurmaktadır.

Bugünlerde kültürlü denilen insanlara göre, açık olarak yahut ima yoluyla belli bir kişiyi hedef alıp küfretmek, terbiye kurallarına aykırıdır ama Kur’ân-ı Kerim bazı kişilere “Ebu Leheb”, “köpek”, “domuz” vb. demiştir. Ayrıca Müslümanlar arasında Amr bin Hişam’a “Ebu Cehil” yani cahilliğin atası denmiştir ve bu isim Müslümanlar arasında çok meşhurdur. Bundan başka Velid Bin Muğire hakkında şu âyetler inmiştir: “Alabildiğine yemin eden, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan laf götürüp getiren, iyiliği hep engelleyen, mütecaviz, günaha dadanmış, kaba ve haşin, bütün bunlardan sonra zani ve veledüzzina…”[10] Şimdi itiraz eden hoca efendi bana: Bu kelimelerin, hangi küfrü kapsam dışı bıraktığını söyleyebilir mi? Ne kadar ilginçtir ki, Velid Bin Muğire’nin istediği sadece, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve müşriklerin, karşılıklı olarak birbirlerine yumuşak davranmalarıydı ama bunun sonucunda Allah (c.c.) onun bütün sırlarını ve kirli çamaşırlarını ortaya döküverdi. Bundan Allah’ın (c.c.) anlatmak istediği şudur ki, “hiç kimse müminlerden din konusunda bir taviz koparabileceğini ummasın.”[11]

Her peygamber, hâlim (şefkatli) olmasına rağmen, karşılaştığı olaylardan dolayı, düşmanlarına karşı bu tür kelimeler kullanmak zorunda kalmıştır. Nitekim İncil’in öğretisi çok yumuşak olmasına karşın, Yahudi bilginleri hakkında, İncil’de: “hileci, tuzak kuran, dolandırıcı, fesatçı, yılan yavruları, kurt, necis (pislik), içleri pis” denmiştir. Ayrıca, fahişelerin bile onlardan önce cennete girecekleri bildirilmiştir. Aynen bu şekilde Kur’ân-ı Kerim de muhaliflerine “Zenim” (zani) demiştir. Tüm bunlardan da açıkça anlaşılıyor ki, yerli yerinde olup gerçeği yansıtan kelimelere küfür denmez. Hiçbir Peygamber, bu tür kelimeleri kullanmakta öncülük etmemiştir. Tam tersine, kötü huylu kâfirlerin sövmeleri nihaî noktaya varınca, onlar, Allah’ın (c.c.) izni veya vahyiyle, (muhaliflerine karşı) bu tür kelimeler kullanmışlardır.[12]

Hz. Mirza Gulam Ahmed Kadiyani

Eserlerden Seçmeler Kitabından
 


[1] Malfuzat; s.8, c.1

[2] Enbiya Suresi a.98[3] El-Beyyine Suresi a.6

[4] Tövbe Suresi a.73

[5] Fetih Suresi a.29

[6] İyiliğin emredilmesi ve kötülüğün menedilmesi

[7] Bakara suresi; l6l–162

[8] Bakara suresi; 159

[9] Enfâl Suresi;55

[10] Kalem suresi; 9–15[11] İzale-yi Evham;  Ruhani Hazain; s.108–117, c.3

[12] Hakikat-ül Vahiy; Ruhani Hazain, s.452, c.22


Related news items:
Newer news items:
Older news items:

İlgili Diğer Konular

Sosyal Medyamız

Ahmediyet'e Davet

Multimedya

Dergimiz 20 sayısı

Müslümanlar için Ahmediye Cemaati'nin fedakarlıkları

Kur'an Meali

Cemaatimiz tarafından hazırlanan İkinci Kuran Mealimiz Yayında

Her Sureden önce açıklaması, Arapçası ve Türkçesi aynı hizada, Geniş indeks, Geniş Dipnotlar

Kitap

Downloads: 1676

Cemaatimiz tarafından hazırlanan İkinci Kuran Mealimiz Yayında Her Sureden önce açıklaması, Arapçası ve Türkçesi aynı hizada, Geniş indeks, Geniş Dipnotlar

Video

Ses-mp3

Namaz Vakitleri

Bölge :

Üyelere Özel Hediye Kitap

Duyurular

Bu gece özellikle dünyanın batısı, dansla meşgulken, alkol tüketirken ve heyecanlanırken, biz yeni yılda O’nun emirlerine itaat duygusunu koruyarak, inancımızı geliştireceğize ve bütün davranışlarımızı Allah’ın emirleri doğrultusunda şekillendireceğimize, Allah’ın huzurunda söz vermeliyiz.

Allah’ın varlığı konusunu bir tarafa koyarsak, Kurtuluş sorusu belki de üzerinde durulması gereken en önemli konudur. Gerçek Kurtuluş nedir? İlahi Adalet ile birlikte orijinal günah ve reenkarnasyon kavramı gibi yanılgılar doğuran keyfi tanımları nedeniyle “Kurtuluş” konusu karışık bir hal aldı ve önemi anlaşılamadı. Öte yandan İslam, konu hakkında aslında tutarlı ve rasyonel bir anlayış sunuyor. Diğer taraftan günümüz dünyasında karşılaşılan sorunlara yer veren:

-          Dünyevi sıkıntılardan necat mümkün müdür?

-          İbtila ve azabın farkınedir?

-          Günahtan tamamen kurtulmak; necat bulmak mümkün müdür?

-          Günaha olan meyilden kurtulmak mümkün müdür?

-          Necata doğru ilerliyor olmanın belirtileri nelerdir?

Sorularına da bu kitabımızda cevap bulacaksınız.

 

Kitap için tıklayın

Namaza yeni başlayacaksanız, veya zaten kılıyorsanız,

bilmeniz gerekenleri bulacağınız bölümümüz açıldı.

TIKLAYIN...

Bu kitap, manevi arayış içindekiler için ilmi gerçekleri çok pratik ve herkesin anlayabileceği bir dille anlatan ve manevi yolculuğunuza rehberlik vasfı olan bir kitaptır. Ahmediye Cemaati’nin İkinci Halifesi olan kitabın sahibi Hz. Mirza Beşiruddin Mahmud Ahmed, kitabında konunun ehemniyetini şu sözlerle dile getirmiştir:

“Bu öyle bir konudur ki her insanın aklına gelir, kalbini gıdıklar. Birçok insan bunu bana sormuş ve varsa bir reçete talep etmiştir. Soru şudur;

“İnsan hangi yöntemlerle kötülükten arınabilir, iyilikleri cezp edebilir? “

Genellikle verilen cevap. “İyilik yap işte, kötülüklerden de sakın” şeklindedir. Ama herkesin çok iyi bildiği gibi birçok insan “biz Kûr’ân-ı Kerîm’i okuduk, hadis kitaplarını ezberledik, Vâdedilen Mesih’in yazdığı kitapları da okuduk ama tam olarak günahtan arınmış, iyilikleri cezp etmiş sayılamayız. Şimdi söyleyin; bizim ilacımız nedir?” diyorlar.”

Umarız manevi yolculuğunuzda yolunuzu aydınlatmaya vesile olur.

Kitap için tıklayın

Bir sonraki yemeğin nereden geleceğini 1 milyar kişi bugün merak ediyor, hatta güvenli içme suyu, uygun barınak, tıbbi yardımı da. 1 milyar kişi herhangi bir umut olmadan mücadele ederek bekliyor. Humanity First Yoksul insanların yoksulluğunu azaltmak için Afrika, Asya ve Latin Amerika bölgelerinde genelinde çalışıyor. Bu ay, yardımına ihtiyacım var, diyor...

Haydi yardım elini uzatın:

Fazal Ahmad is fundraising on JustGiving for Humanity First

 

Berakat-üd Dua

Yazan: Mirza Gulam Ahmed

Aligarh Müslim Üniversitesi’nin kurucusu Sir Seyyid Ahmed Han, Hindistan’daki Müslümanların çok önemli bir lideriydi. O, yeryüzünde meydana gelen her olayın kaza ve kadere tabi olarak gerçekleştiğine inanmaktaydı. Başka bir ifadeyle onun düşüncesine göre; Yüce Allahccher şeyi önceden tayin ettiği için, dua eden bir kimse, ettiği duanın sevabını ancak ahiret yaşamında bulacaktır ve dua vasıtasıyla bu dünyada bir değişiklik yaratmak mümkün değildir.

Berekâtü’d Dua, Müslüman Ahmediye Cemaatinin kurucusu Vadedilen Mesih ve Mehdi Hz. Mirza Gulam Ahmed Kadiyani’ninas, Sir Seyyid Ahmed Han’ın yukarıda beyan edilen inancını reddetmek üzere kaleme aldığı eseridir. Eser ilk olarak Kadiyan’da bulunan Riyaz-ı Hind Matbaasında, Hicri 1310 senesinin mübarek Ramazan ayında yayınlanmıştır. Kitap için tıklayın...


Namaz

Namaz nedir?

·     Namaz, bir kimsenin ihtiyaçlarını gidermesi için, tevazu ve acz ile Allah'ıncc huzurunda, O'na boyun eğmesidir.

·     Namaz,  Allah'acc karşı duyulan aşk, O'nun korkusu keza kalbin onun zikri ile meşguliyetidir.

·     Namaz bir insanın, O olmadan gerçekten hayat bulamayacağı ve de emniyet ile mutluluk yollarına erişemeyeceği, yüce şanlı Rabbinecc hitaben yalvarışıdır.

·     Namaz en yüce düzeyde bir ibadettir.

·     Namaz sadece bedeni bir durum ve hareket değildir. Farklı namaz hareketleri saygı, tevazu ve aczin göstergeleridir.

·     Namaz, günahtan uzaklaşmanın bir aracıdır. Hiçbir yol insanı, namazdaki kadar Allah'acc yakın kılmaz.

·     Namaz, ibadette bulunan bir kimsenin takvasının etkin bir ölçütüdür.

·     Yüce Allah'ıncc  lütfu ancak namaz yoluyla elde edilir. Kitap için tıklayın...

Suriye'ye Humanity First ile yardım ulaştırın

Humanity First Web sayfası için tıklayın.

Galerimiz Resimler