Mta-türk videolar için tıklayınız.

Mehdi ve Mesih Mirza Gulam Ahmed (a.s.) diyor ki;

Ben büyük bir iddia ve kararlılıkla size: Doğruluk üzerinde olduğumu ve Allah’ın (c.c.) lütfuyla bu cephede sadece benim muzaffer kılınacağımı” söylüyorum. Ben bütün dünyanın doğruluğumun ayakları altında olduğunu görüyorum. Pek yakında bana azim-üş şan bir fetih nasip edilecektir. Çünkü benim dilimi desteklemek için başka bir dil konuşmakta ve elimi güçlendirmek için başka bir el hareket etmektedir. Dünya O’nu görememekte ama ben O’nu görebilmekteyim. Benim içimde âsumanî (Allah’ın desteklediği) ruh konuşmakta ve her harfime ve kelimeme hayat vermektedir. Bugün gökte bir coşku ve hareketlilik vardır. O bir kukla gibi cansız olan bir avuç toprağı (yani beni) görevlendirdi. Tövbe kapısı üzerine kapanmamış herkes, pek yakında benim iftiracı olmayıp Allah (c.c.) tarafından geldiğimi görecektir. Acaba sâdığı (Allah tarafından geleni) tanıyamayan göz aydın mıdır? Ve bu âsumanî sese (Allah’ın sesine) kulak asmayan diri midir?


Acaba yirmi seneden beri hiç durmadan (vahiy iddiasında bulunup) Allah (c.c.) adına yalan uyduran, benim gibi birinin,  zilletle helâk edilmemesi sizi hayrete düşürmüyor mu? Temeli böyle bir iftira ve yalan üzerine kurulan cemaatin ayakta durabilmesinin imkânsız olduğunu düşünemiyor musunuz? Çünkü Tevrat, İncil ve Kur’ân-ı Kerim, (Allah’tan vahiy alma iddiasında bulunup) Allah’a (c.c.) yalan isnat edenin adının, en kısa zamanda yeryüzünden silinip, onun helâk edileceğini söylemektedir. Kur’ân-ı Kerim’de Allah (c.c.):

“Eğer O yalancı ise yalanı kendisine çatar. Eğer doğru söylüyorsa tehdit ettiği azabın bir kısmı olsun, gelip size çatar. Allah (c.c.) haddi aşan, yalancı kimseye doğru yolu göstermez.”  buyurmaktadır.

Ey muhalif din bilginleri ve tarikat şeyhleri! Bugün sayısı üç-dört bini aşamamış bu cemaatin, cemaatleriniz nispetiyle, küçücük bir cemaat olması bir gerçektir. Ama bunu kesinlikle biliniz ki, bu Cemaat bizzat Allah’ın (c.c.) diktiği fidanıdır. O kendi eliyle dikmiş olduğu bu fidanın yok edilmesine kesinlikle müsaade etmeyecektir. O bu fidanı sulayacak, onu düşmanlarından korumak için etrafını çembere alacak ve bu fidanın kemale ermesinden başka hiçbir şeye razı olmayacaktır. Allah-ü Teâlâ, akıllara durgunluk verecek ve herkesi şaşırtacak başarıları bu cemaate nasip eyleyecektir. Siz bu cemaatin yok edilmesi için az mı uğraştınız? Eğer benim iddiam bir iftiracının iftirası olsaydı, bu ağaç çoktan kesilirdi ve izi bile bulunamazdı.

Aramızdaki tartışma çok uzadı ve beni gönderen Allah (c.c.): Doğruluğun düşmanı helâk edilsin ve karanlığı seven azap karanlıklarına mahkûm edilsin” diye sizi mübaheleye çağırmam için bana emretti. Bugüne dek ben hiç mübaheleye niyetlenmemiştim ve kimseye beddua etmemiştim. Ama çok incitildim ve bana eziyet edildi. Bana kâfir, deccal, şeytan, iftiracı ve yalancı denildi. İlanlarında lânetle anıldım ve meclislerinde kınandım. Kâfir olduğuma dair bir zerre kadar şüpheniz yokmuş gibi, işinizi gücünüzü bırakıp tekfirimle uğraştınız. Her biriniz bana küfretmenin büyük sevap olduğunu ve bana lânet etmenin İslâmiyet’in ta kendisi olduğunu söyledi.  Her eziyet çektiğim ve alay edildiğimde, Rabbim benimle olup bana itminan veriyor ve beni teselli ediyordu.

(Neden düşünmüyorsunuz ki,) Bir böcek bütün dünyayı karşısına alabilir mi? Ve bir zerre bütün kâinata meydan okuyabilir mi? Bir iftiracının pis ruhu bu derece sebat gösterebilir mi? Ve bir yalancıya bu güç ve yetenek nasip olabilir mi? Yakînen biliniz ki, siz benimle değil, (beni gönderen) Allah’la savaşıyorsunuz. Acaba siz güzel kokuyu pis kokudan ayırt edemiyor musunuz? Ve doğruluğun şevket, heybet ve ululuğunu göremiyor musunuz? Doğrusu korkmuş ve susamış bir kalple, benim doğru olup olmadığımı öğrenmek için, ağlaya sızlaya Allah (c.c.) huzurunda yalvarmanız, hakkınızda hayırlı olurdu. Böylece şüphelerden kurtulup yakîne uyacaktınız.

Şimdi dik durun ve kendinizi toparlayıp mübaheleye hazırlanın! Bildiğiniz gibi benim iddiam iki temele dayanmaktadır. Birincisi; Kur’ân nasları ile Hadis-i Şerif, ikincisi; Allah’ın (c.c.) bana indirdiği vahiyleri. Birinci temele gelince, siz Allah (c.c.) ve Resulü’nün kelamını değersiz bir çöpmüş gibi param parça edip hiçe saydınız. İddiamın ikinci temeline gelince, ben Allah (c.c.) adına yemin vererek sizi mübaheleye davet ediyorum. Çünkü hiçbir iman sahibi O’nun adıyla verdirilen yemini hiçe sayamaz.

Mübahelenin tarihi ve makamı belli olduktan sonra ben yukarıda yazdığım bütün vahiyleri elime alıp mübahele meclisine geleceğim ve Allah’a (c.c.) şöyle yalvaracağım: “Ya Rabbi! Elimde tutmakta olduğum bu sözler eğer benim uydurmam olup, bir iftira ise ve şeytanî vesvese olup Senin sözün değilse, o zaman bugünden itibaren bir sene geçmeden canımı al veya üzerime ölünceye dek kurtuluşu mümkün olmayan, ölümden de beter bir azap musallat et! Beni zillete düşür ki insanlar benim fitnemden kurtulsunlar. Çünkü ben kullarının benim yüzümden fitne ve delalete düşmelerine razı değilim. Böyle bir iftiracının sağ kalmasından ölmesi daha iyidir.  Ama ey bilici ve her şeyden haberi olan Allah (c.c.)! Eğer elimde tutmakta olduğum Senin ağzından çıkmış, Senin sözlerinse, o zaman bu mecliste mevcut olan muhaliflerimin üzerine çeşit çeşit azap musallat eyle! Yani bir kısmı kör olup cüzzama, bir kısmı felç olup deliliğe, diğer bir kısmı ise sara hastalığına yakalansın. Bazıları kudurarak ve kalanlar da yılan sokmasıyla ölüme teslim olsunlar.  Aynı şekilde can, mal ve onurları da zarar görsün.” Benim cemaatim ve muhaliflerim her ikisi de dua bittiğinde âmin diyecektir.

Orada mevcut olan muhaliflerim de aynı şekilde dua edip: “Ey bilici ve her şeyden haberdar olan Allah (c.c.)! Biz Mirza Gulam Ahmed’in gerçekten yalancı, iftiracı ve kâfir olduğuna inanıyoruz. Nitekim eğer bu kişi gerçekten yalancı, iftiracı, kâfir ve dinsiz olup elinde tutmakta olduğu sözler Senin tarafından olmayıp nefsinin iftirası ise, o zaman bunu bir sene içinde öldürmek suretiyle bu ümmet-i merhumeye iyilik ihsan eyle! Ama eğer o iftiracı olmayıp Senin tarafından ise ve elindeki sözler Senin vahyin ise, o zaman üzerimize çeşit çeşit azap musallat eyle! Yani bir kısmımız kör olup cüzzama, bir kısmımız felç olup deliliğe, bir kısmımız ise sara hastalığına yakalansın. Bazılarımız kudurarak ve kalanlarımız da yılan sokmasıyla ölüme teslim olsun.  Aynı şekilde can, mal ve onurlarımız da zarar görsün.” Benim cemaatim ve muhaliflerim her ikisi de dua bittiğinde âmin diyecektir. Onlardan biri eğer benim kâfir olmayıp sadece yalancı ve iftiracı olduğuma inanıyorsa o mübahele esnasında inandığı gibi benim için kâfir yerine yalancı ve iftiracı sözlerini kullanabilir.

Bu mübaheleden sonra eğer ben bir sene içinde ölürsem veya kurtuluşu mümkün olmayan bir azaba yakalanırsam insanlar benim fitnemden korunmuş olacaklardır. Ama eğer ben bir sene içinde ölüm ve diğer bedenî afetlere yakalanmayıp muhaliflerimden her biri (duada beyan edilen) musibetlerden herhangi birine yakalanır ve duamın kabulü bütün parlaklığıyla ortaya çıkarsa, o zaman doğru aşikâr olacaktır. Tekrar söyleyeyim ki, ben bugüne dek sabredip hiçbir Müslüman’a beddua etmedim. Ama mübahele gününde Hak Teâlâ’nın ismeti ve izzetine sığınarak, İslâm dininin şerlilerin fitnesinden kurtulması için, aramızdan zalim olup yalancı olanın helâk edilmesini ve böylece nihai kararın verilmesini dileyeceğim.

Zikredilen müddet içinde benimle mübahele eden herkes, sayıları ister bin ister iki bin olsun, bu musibetlere yakalanacaktır. Aralarından bir tek kişi bile bu musibetlere yakalanmazsa ben yalancı olduğumu kabul edeceğim. Ayrıca ellerine el verip tövbe edeceğim. Ben öldüğüm takdirde dünya pis birinin ölümüyle rahat bir nefes alacaktır. Ey gökyüzü ile yeryüzü siz şahit olun ki, benim bu davetimi kabul etmeyen ve mübaheleye gelmeyip tekfir, saygısızlık ve alay etmekten vazgeçmeyen Allah’ın (c.c.) lâneti altındadır.

İçleri temiz olan sufi ve fukara için, bu bir fırsattır. Onlar Allah’a (c.c.) yalvararak, O’nun ilhamı ve keşfiyle bu konudaki sırrımı öğrenebilirler. Allah (c.c.) onlara benim hakkımda haber verince, takva şanına uygun olarak, sevgi, ihlâs, kâmil rücu ve doğruyu desteklemek gayesiyle şahitlik edip ahiret sevabına nail olsunlar. Maneviyattan yoksun kuru din bilginleri, binbir türlü hicaplar içinde olup, içlerinde âsumanî nur yoktur. Ama Allah’a (c.c.) yakın olup benlik karanlıklarından kurtulmuş olan fukara O’na daha yakındır. Onların sayıca çok az oldukları bir gerçektir. Ama buna rağmen bu ümmet-i merhume onların varlığından yoksun değildir.


Related news items:
Newer news items:
Older news items:

İlgili Diğer Konular

Sosyal Medyamız

Ahmediyet'e Davet

Multimedya

Dergimiz 20 sayısı

Müslümanlar için Ahmediye Cemaati'nin fedakarlıkları

Kur'an Meali

Cemaatimiz tarafından hazırlanan İkinci Kuran Mealimiz Yayında

Her Sureden önce açıklaması, Arapçası ve Türkçesi aynı hizada, Geniş indeks, Geniş Dipnotlar

Kitap

Downloads: 121

Müslüman Ahmediye Cemaati’nin kuruluşunun 100. Yıldönümü dolayısıyla; Kelime-i şahadet getirmelerinden dolayı "suçlanan" ve ağır e...

Video

Ses-mp3

Downloads: 73

Namaz Vakitleri

Bölge :

Üyelere Özel Hediye Kitap

Duyurular

Bu gece özellikle dünyanın batısı, dansla meşgulken, alkol tüketirken ve heyecanlanırken, biz yeni yılda O’nun emirlerine itaat duygusunu koruyarak, inancımızı geliştireceğize ve bütün davranışlarımızı Allah’ın emirleri doğrultusunda şekillendireceğimize, Allah’ın huzurunda söz vermeliyiz.

Allah’ın varlığı konusunu bir tarafa koyarsak, Kurtuluş sorusu belki de üzerinde durulması gereken en önemli konudur. Gerçek Kurtuluş nedir? İlahi Adalet ile birlikte orijinal günah ve reenkarnasyon kavramı gibi yanılgılar doğuran keyfi tanımları nedeniyle “Kurtuluş” konusu karışık bir hal aldı ve önemi anlaşılamadı. Öte yandan İslam, konu hakkında aslında tutarlı ve rasyonel bir anlayış sunuyor. Diğer taraftan günümüz dünyasında karşılaşılan sorunlara yer veren:

-          Dünyevi sıkıntılardan necat mümkün müdür?

-          İbtila ve azabın farkınedir?

-          Günahtan tamamen kurtulmak; necat bulmak mümkün müdür?

-          Günaha olan meyilden kurtulmak mümkün müdür?

-          Necata doğru ilerliyor olmanın belirtileri nelerdir?

Sorularına da bu kitabımızda cevap bulacaksınız.

 

Kitap için tıklayın

Namaza yeni başlayacaksanız, veya zaten kılıyorsanız,

bilmeniz gerekenleri bulacağınız bölümümüz açıldı.

TIKLAYIN...

Bu kitap, manevi arayış içindekiler için ilmi gerçekleri çok pratik ve herkesin anlayabileceği bir dille anlatan ve manevi yolculuğunuza rehberlik vasfı olan bir kitaptır. Ahmediye Cemaati’nin İkinci Halifesi olan kitabın sahibi Hz. Mirza Beşiruddin Mahmud Ahmed, kitabında konunun ehemniyetini şu sözlerle dile getirmiştir:

“Bu öyle bir konudur ki her insanın aklına gelir, kalbini gıdıklar. Birçok insan bunu bana sormuş ve varsa bir reçete talep etmiştir. Soru şudur;

“İnsan hangi yöntemlerle kötülükten arınabilir, iyilikleri cezp edebilir? “

Genellikle verilen cevap. “İyilik yap işte, kötülüklerden de sakın” şeklindedir. Ama herkesin çok iyi bildiği gibi birçok insan “biz Kûr’ân-ı Kerîm’i okuduk, hadis kitaplarını ezberledik, Vâdedilen Mesih’in yazdığı kitapları da okuduk ama tam olarak günahtan arınmış, iyilikleri cezp etmiş sayılamayız. Şimdi söyleyin; bizim ilacımız nedir?” diyorlar.”

Umarız manevi yolculuğunuzda yolunuzu aydınlatmaya vesile olur.

Kitap için tıklayın

Bir sonraki yemeğin nereden geleceğini 1 milyar kişi bugün merak ediyor, hatta güvenli içme suyu, uygun barınak, tıbbi yardımı da. 1 milyar kişi herhangi bir umut olmadan mücadele ederek bekliyor. Humanity First Yoksul insanların yoksulluğunu azaltmak için Afrika, Asya ve Latin Amerika bölgelerinde genelinde çalışıyor. Bu ay, yardımına ihtiyacım var, diyor...

Haydi yardım elini uzatın:

Fazal Ahmad is fundraising on JustGiving for Humanity First

 

Berakat-üd Dua

Yazan: Mirza Gulam Ahmed

Aligarh Müslim Üniversitesi’nin kurucusu Sir Seyyid Ahmed Han, Hindistan’daki Müslümanların çok önemli bir lideriydi. O, yeryüzünde meydana gelen her olayın kaza ve kadere tabi olarak gerçekleştiğine inanmaktaydı. Başka bir ifadeyle onun düşüncesine göre; Yüce Allahccher şeyi önceden tayin ettiği için, dua eden bir kimse, ettiği duanın sevabını ancak ahiret yaşamında bulacaktır ve dua vasıtasıyla bu dünyada bir değişiklik yaratmak mümkün değildir.

Berekâtü’d Dua, Müslüman Ahmediye Cemaatinin kurucusu Vadedilen Mesih ve Mehdi Hz. Mirza Gulam Ahmed Kadiyani’ninas, Sir Seyyid Ahmed Han’ın yukarıda beyan edilen inancını reddetmek üzere kaleme aldığı eseridir. Eser ilk olarak Kadiyan’da bulunan Riyaz-ı Hind Matbaasında, Hicri 1310 senesinin mübarek Ramazan ayında yayınlanmıştır. Kitap için tıklayın...


Namaz

Namaz nedir?

·     Namaz, bir kimsenin ihtiyaçlarını gidermesi için, tevazu ve acz ile Allah'ıncc huzurunda, O'na boyun eğmesidir.

·     Namaz,  Allah'acc karşı duyulan aşk, O'nun korkusu keza kalbin onun zikri ile meşguliyetidir.

·     Namaz bir insanın, O olmadan gerçekten hayat bulamayacağı ve de emniyet ile mutluluk yollarına erişemeyeceği, yüce şanlı Rabbinecc hitaben yalvarışıdır.

·     Namaz en yüce düzeyde bir ibadettir.

·     Namaz sadece bedeni bir durum ve hareket değildir. Farklı namaz hareketleri saygı, tevazu ve aczin göstergeleridir.

·     Namaz, günahtan uzaklaşmanın bir aracıdır. Hiçbir yol insanı, namazdaki kadar Allah'acc yakın kılmaz.

·     Namaz, ibadette bulunan bir kimsenin takvasının etkin bir ölçütüdür.

·     Yüce Allah'ıncc  lütfu ancak namaz yoluyla elde edilir. Kitap için tıklayın...

Suriye'ye Humanity First ile yardım ulaştırın

Humanity First Web sayfası için tıklayın.

Galerimiz Resimler