Mta-türk videolar için tıklayınız.

Çocuğun dini  eğitimi de dahil olmak üzere tüm eğitimi anne karnında iken başlar. Buna dikkat ederek aşağıdaki bilgilerden faydalanabilirsiniz.

Çocuğun Dini Eğitimi ve Terbiyesi İçin Yöntemler

1) Çocuk doğduktan sonra ilk uygulanması gereken yöntem ezandır. Bu çocuğun dünyaya gelir gelmez ilk Allah adını duyması hasebiyle önemlidir.

2) İkinci yöntem şudur ki çocuğun temiz tutulması gerekir. Birileri diyebilir ki bu kadınların işidir. Doğrudur. Ama önce erkeklerde bu fikrin iyice yerleşmesi gerekir, sonra kadınlarda da oluşur. Erkekler kadınlara bunu anlatsınlar ki temiz olmayan bir bebeğin düşünceleri nasıl temiz olsun? Oysa görünen şudur ki aileler bunu hiç umursamazlar. Sohbetin ortasında eğer çocuk dışkısını yaparsa anneler sadece bir kumaşla silip, kumaşı da koltukaltlarına koyarlar. Hatta Kadiyan’ın etrafındaki köylerde bazı kadınlar çocuklarını temizlemek için ayakkabılarını bile kullanırlar. Sonra bir şekilde sağa sola atarlar, sözde görevlerinden kurtulmuş olurlar. Çocuğun bedeni temiz değilse ruhu nasıl temiz olsun? Oysa bedeni temiz olan bir çocuğun bu temizliği onun ruhunu da etkileyecektir, pak ve tertemiz kılacaktır. Pis kalmanın doğurduğu günahlardan kurtulmuş olacaktır. İlk günah meyillerinin pis kalma durumundan oluştuğu tıpa göre ispatlanmıştır. Çocuğun cinsel organları temiz olmazlarsa çocuk onlara dokunur. Bu ona bir haz verir ve şehvetin gücünü hissetmiş olur. Eğer çocuk her zaman temiz tutulursa ve büyüdükçe de ona “bak belli bölgelerin temiz tutulması, yıkanması şarttır” dense büyük ölçüde şehvetle alakalı günahlardan korunmuş olacaktır. Bu eğitimin de ilk günden başlanması gerekir.

3) Çocuğa yemek zamanında verilmelidir. Bu çocuğa istek ve arzuları bastırabilme gücü verir. Böylece birçok günahtan sakınabilir hale gelir. Hırsızlık, yağmacılık vs. gibi birçok günah aslında arzulara hâkim olamamak, bastıramamaktan oluşur. Böyle bir insan duygularını kontrol altında tutma gücüne sahip değildir. Bunun sebebi de her ağladığında annesinin ona süt vermesidir. Böyle yapmamak gerek. Küçük çocuklara süt ve büyüklere de yemek sadece tayin edilmiş saatlerde verilmesi gerek. Bu ayrıca onda a) dakik ve zaman kavramına hassas olma b) istek ve arzuları bastırabilme c) genel sağlık d) iş birliğiyle çalışmanın alışkanlığı (böyle bir çocuk her seferinde herkesle birlikte yemek yiyeceği için bencil olmayacaktır) e) israf etmeme alışkanlığı (sürekli bir şeyler atıştıran çocuk muhakkak bir kısmını atacaktır, yemeyecektir. Bu da zamanla israf etme huyunu onda oluşturacaktır. Oysa yemek zamanında verilirse hepsini yiyecektir. Böylece azla yetinme alışkanlığını da kazanacaktır) f) hırsa karşı savaşmanın alışkanlığı (örneğin bir dükkanın önünden geçerken bir şey isteyecektir ama o ona verilmeyince arzusunu bastıracaktır. Bunu çok yapınca büyüyene kadar hırsa karşı savaşma gücünü kazanmış olacaktır. Aynı şekilde evde duran bir şey isterse de “yemek zamanında verilecektir” denmeli. Bu onu daha güçlü yapacaktır. Çiftçiler evde sürekli bulunan ürünler isteyince böyle yapabilirler) vs. kazandıracaktır.

 

4) Çocuğa ihtiyaç giderme konusunda da saatlere tabi olma eğitimi verilmelidir. Bu sağlığı için de iyi olduğu gibi bedeninin uzuvlarına da dakik olma alışkanlığı kazandıracaktır. Belli saatlerde tuvalete gidince bağırsakları da belli saatlerde çalışmaya alışacaklardır. Böyle yaptıkça zaten ihtiyaç da o saatlerde olmaya başlayacaktır. Avrupa’da bazı insanlar tuvalete gitme ihtiyacından saatin ne olduğunu söyleyebilirler. “Saat herhalde şu kadar oldu” derler çünkü bağırsakları ancak o saatte çalışırlar. Çocuk için bu son derece önemlidir. her şeyi zamanında yapan çocukta namaz ve diğer ibadetlerin alışkanlığı iyice oturur. Millet ve kavmin bir parçası olduğu için ona düşen milli görevleri ihmal etmeme alışkanlığını da kazanacaktır. Yersiz coşmalar ve heyecanlanmalar da azalacaklardır. Yersiz heyecanlanmaların ana sebebi dakik olmamak ve zaman kavramına karşı hassas olmamaktır. Özellikle zamanında yemek yememek ve arada atıştırmak bu konuda çok tehlikelidir. Örneğin çocuk oynamak için dışarı çıkar. Yemek saati gelince annesi çağırır ama gelmez, oynamaya devam eder. Sonra alakasız bir saatte gelip isteyince annesi “dur otur biraz. Isıtıp vereyim” der ama çocuk artık açlığa dayanamadığı için bağırır çağırır ve böylece heyecanlarını kontrol edemez hale gelir.

5) Aynı şekilde verilen yemeğin gerektiğinden fazla olmaması gerekir. Bu kanaati öğretir ve hırs yok edilir.

6) Verilen yemek çeşit çeşit olmalı. Et, sebzeler ve meyveler hepsi verilmeli, çünkü gıdalardan da çeşitli ahlaklar doğar. Muhtelif ahlakları elde etmek için farklı gıdaların verilmesi şarttır. Ama çocukluk dönemi için etin oranı sebzelere göre az olmalıdır çünkü et heyecan yaratan bir gıdadır ve fazla heyecan çocukluk dönemi için uygun değildir.

7) Çocuk biraz büyüyünce oyun oynar gibi ona bazı küçük işler verilmelidir. “Şunu getir, onu götür oraya bırak, bunu ona ver” denmeli. Benzer şeyler yaptırılmalı. Bir yere kadar da bağımsız olarak oynamaya da izin verilmeli.

8) Çocuğa kendi nefsine güvensin diye özel eğitim verilmelidir. Örneğin bir şey ortada olursa ve çocuk onu isterse ona “şimdi değil, falanca saatte vereceğim” denmeli. O şey de saklanmamalı, ortada bırakılmalı. her şeyin saklandığını gören çocuk kendisi de böyle yapacaktır ve hırsızlığı öğrenecektir.

9) Çocuğu çok fazla sevmek de doğru değildir. Sürekli öpülen çocuk çok kötü alışkanlıklar kazanır. Gittiği her yerde sevilmek ister ve bu ciddi ahlaki sorunlar doğurur.

10)  Anne baba çocuğa karşı fedakârlık yapmalıdırlar. Örneğin çocuk hastalandığı zaman eğer onun için bazı yiyecekler yasak ise anne baba da yememelidirler. Hatta o dönemde eve bile getirmemelidirler. Çocuğa “sana yasak olduğu için bizde yemiyoruz” demelidirler. Bu çocukta da fedakârlık yapabilme kabiliyetini oluşturacaktır.

11) Çocuk hastaysa çok dikkat edilmeli. Korkaklık, bencillik, huysuzluk, duygulara hâkim olamama vs. gibi birçok kötülük genellikle uzun süren hastalıklar neticesinde oluşurlar. Bazı hastalar etraftakileri çağırıp “ne olur gel yanımda otur” derken diğerleri yanlarından geçenlere “dikkat etsene, görmüyor musun? Kör müsün?” derler. Uzun hastalıklar bu gibi ahlaki bozukluklara sebebiyet verir. Hastalanınca insan iyi bakılıyor ve bu uzun sürerse iyi bakılmayı bir hak gibi görmeye başlar. İyileştikten sonra bile aynı şekilde devam eder.

12) Çocuklara korkutan hikâyeler okunmamalı. Bu korkaklığı doğurur ve böyle insanlar büyüyünce cesur davranamazlar. Eğer bir şekilde korkaklık oluşursa çocuğa kahramanların hikâyeleri anlatılmalı, cesur çocuklarla birlikte oynatılmalı.

13) Çocuğun arkadaşlarını da çocuk değil anne baba seçmeli. Hangi çocukta ahlaklar daha ala ise onunla arkadaşlık kurmasına izin vermeliler. Bu aynı zamanda anne babanın kendi eğitimi için de faydalı olacaktır. Aileler arasında bir nevi iş birliği de başlayacaktır çünkü falanca çocukla oyna dedikten sonra artık anne babalar daha yakından takip de edecekler.

14)  Çocuğa yaşına uygun sorumluluk gerektiren işler verilmeli ki sorumluluk nedir anlasın. Hikayeye göre birisinin iki çocuğu vardı. İkisini çağırdı ve birisinin eline bir elma verip “paylaşıp yiyin” dedi. Çocuklar elmayı alıp giderken babası “nasıl paylaşacağınızı biliyor musunuz?” diye sormuş. Çocuklar “hayır” cevabını verince o da “kesen az olan tarafı alsın, diğeri de çok olanı” demiş. Elinde elma olan çocuk bunu duyunca “o zaman o kessin” demiş. Sanırım o fedakârlık yapma alışkanlığını kaybetmişti ama şunu da biliyordu ki eğer sorumluluk bana verilirse az almak zorunda kalacağım. Sorumluk sahibi yapmak için bazı oyunlar çok faydalıdır, özellikle futbol vs. Ama oyunlarda ayrıca kötü alışkanlıklar kazanmasın diye de dikkat etmek gerekir. Genellikle anne babalar kendi çocuğunun taraftarlığını yaparlar ve başkalarının çocuklarını zorla kabul etmeye mecbur bırakırlar. Böyle anne babaların çocuğu da inatçılığı öğrenir, “ille de benim dediğim olacak” demeye alışır.

15)  Çocuğa “sen iyi birisisin” denmeli. Peygamber efendimiz (sav) “çocuklarınıza küfür etmeyin. Böyle yaparsanız melekler de ‘o zaman bu gerçekten de böyle olsun’ diyecekler ve çocuk gerçekten de öyle olacak” diyerek ne kadar ince bir noktaya temas etmiştir. Melekler bizim amellerimizi sonuçlandıran varlıklardır. Çocuğa “sen çok kötüsün” deyince o da zihninde “ben gerçekten de kötüyüm” düşüncesini yerleştirir ve yavaş yavaş öyle olur. Bu yüzden çocuğa hiç küfür edilmemelidir. Sadece iyi şeyler söylenmeli, “sen iyi birisisin” denmeli, iyi ahlaklar öğretilmeli. Bugün kızım benden biraz para istedi. Sol elini uzatınca ben “bu doğru değil” dedim. O da hemen “evet fark ettim. Bir daha yapmayacağım” dedi. Yani anlatınca hemen anladı[1].

16)  Çocukta inatçılık oluşmasın diye özel çaba gösterilmeli. Bir konuda inat ederse hemen başka şeylerle meşgul edilmelidir. Sonra inat etmenin gerekçesi öğrenilip yok edilmelidir.

17)  Çocukla saygılı bir şekilde konuşulmalıdır. Ona sen diye hitap edersek o da her şeyi taklit ettiği için herkese sen diye hitap edecektir.

18)  Çocuğun önünde yalan söylenmemeli, kibir gösterilmemeli, sert dil kullanılmamalı, yoksa o da bunları öğrenecektir. Genellikle çocuğu yalancı yapan anne babalardır. Örneğin anne çocuğun önünde bir şey yapmıştır ama sorulunca “ben yapmadım” der. Bu çocuğa yalan söylemeyi öğretir. Çocuk ortalıkta yokken yalan söylesinler demek istemiyorum tabi. Demek istediğim şudur ki eğer anne babalar kendi kötü alışkanlıklarından kurtulamıyorlarsa en azından çocukların önünde dikkat etsinler ki bir sonraki nesil kurtulmuş olsun.

19)  Çocuk her tür uyuşturuculardan korunmalıdır. Uyuşturucular çocukların sinirlerini zayıflatırlar. Yalan söyleme alışkanlığı da bunların kullanımının sonucudur. Uyuşturucu kullanan birisi hiç düşünmeden taklit etme alışkanlığını kazanır. Vaat edilen Mesih’in birinci halifesi olan Mevlevi Nuruddin’in dinden uzaklaşmış, alakasını kesmiş ve uyuşturucu bağımlısı olan bir akrabası vardı. O bir seferinde yanında birini getirmiş ve “bunu da kendim gibi yapacağım” demiş. Birinci halife ona “sen kendin bozulmuşsun, bunu niye bozuyorsun?” demiş ama o dinlememiş. Sonra bir gün Mevlevi Nuruddin o çocuğu çağırmış ve “neden onunla birliktesin? O işi gücü olmayan bir uyuşturucu bağımlısıdır. Sen bir mesleği öğren ve ayrıl” demiş. Bunun üzerine o çocuk ondan ayrılmış ve gitmiş. Ama belli bir müddet sonra uyuşturucu bağımlısı olan, başka bir çocuğu bulup getirmiş ve birinci halifeye “bunu da bozarsan o zaman anlarım” demiş. Yani onun gözünde “uyuşturucu kullanmak” demek bozmaktı. Birinci halife yeni gelen çocuğa da çok anlatmış, “benden para al ama bundan ayrıl” demiş ama o dinlememiş. Bir gün artık uyuşturucu bağımlısına “sen ne yaptın da bunu bu hale getirdin?” diye sormuş. O da “ben buna da uyuşturucu veriyorum ve neticesinde bunun irade gücü kalmamıştır. Bana mahkûmdur” dedi. Yani uyuşturucular insanın temel irade gücünü zayıflatan şeylerdir. Sonra en tehlikeli olan ahlaksal hastalık yalandır. Bu inanılmaz ince ve fark edilmez yollarla sirayet eder. Çocuk muhakkak bundan korunmalıdır. Bazı durumlarda bu hastalık kendi kendine bile oluşabilir. Çocukların hayal etme kabiliyeti inanılmazdır. Ne duyarsa ona zihninde bir şekil verir. Kız kardeşimiz küçükken her gün uzun rüyalar anlatırdı. Biz de bu kadar uzun rüyalar nasıl görüyor diye hayret ederdik. Sonradan öğrendik ki gece uyumadan düşündüğü şeyleri rüya sanırdı. Aynı şekilde çocuk düşündüğü her şeyi gerçek sanır ve bu yavaş yavaş onda yalan söyleme alışkanlığını doğurur. Bu yüzden çocuğa sürekli “bak hayal başka şeydir, gerçek ise başka” denmelidir. Hayal’ın ne olduğunu çocuk iyice anlarsa yalan söylemekten de kurtulabilir.

20)  Çocuk ayrı (ve görünmediği) bir yerde oynamamalıdır.

21)  Çıplak gezmemelidir.

22)  Her zaman hatasını kabul etsin diye alıştırılmalıdır. Bunun yöntemleri vardır. a) Onların önünde anne baba kendi hatalarını açıkça kabul etsinler b) eğer çocuk bir hata yaparsa ona öyle bir şekilde “biz senin iyiliğini düşünüyoruz” desinler ki çocuk gerçekten önemli bir şey kaybettiğini düşünmeye başlasın. “Bu kadar üzüldüklerine göre herhalde çok önemlidir” demeye başlasın c) bir daha olmasın diye onunla sürekli konuşmalıdırlar. Sorunun ciddi olduğunu göstermek için gerekirse çocuğun verdiği zararı çocuğun önünde bir şekilde ödesinler. Bunu gören çocuk olayın ciddiyetini anlayacaktır. Başkasının suçunun başkası tarafından ödenmesi (Küffare) son derece kötü bir şeydir ama çocuğun eğitimi için böyle yöntemler faydalıdır d) azarlanacaksa muhakkak kimsenin önünde değil, ayrı bir yerde azarlansın.

23)  Çocuklar biraz para sahibi yapılmalıdırlar. Bu onlara

a. sadaka verme alışkanlığı

b. azla yetinmek

c. akrabalara yardım etmek gibi konuları öğretecektir. Örneğin çocukta üç kuruş varsa ona “git bir kuruşluk bir şey al ve arkadaşlarınla paylaş. İkinci kuruşla kendine bir şey al ve kalanı da sadaka olarak bir fakire ver” denilebilir.

24)  Aynı şekilde çocukların ortak malları da olmalıdır. Örneğin bir oyuncak alınır ve “bu hepinizindir” denir. “Hepiniz bununla oynayın ve hiç kimse bozmasın, bozulmasın diye de dikkat etsin” denilebilir. Bu devletin mallarına karşı hassas davranma alışkanlığını da kazandıracaktır.

25)  Çocuğa temel adap ve medeni davranışlar öğretilmelidir.

26)  Çocuğun bedensel antrenmanı için de çaba gösterilmelidir. Zorluk çekebilen bir çocuk olmalıdır. Bu hem dünyevi anlamda ilerleme hem nefsin ıslahı, ikisi için de faydalıdır. Ahlak ve ruhaniyetle ilgili verdiğim tanımı hatırlayacak olursak ancak belli özellikleri kazanmış çocuk başarılı bir terbiyeden geçmiş sayılacaktır.

Çocuğunuz;

1)     Kendisi ahlaklı olsun ve ruhaniyet sahibi de olsun. Bu birinci şartın yerine getirilip getirilmediğinin kriterleri şunlardır;

a)     Çocuk büyüyünce şeriat (dini) kurallarına harfiyen inansın ve amele dönüştürsün

b)     Güçlü bir iradeye sahip olsun ki fitnelerden etkilenmesin

c)     Kendi zaruri ihtiyaçlarını karşılayabilecek seviyede olsun ve hayatını koruyabilen birisi olsun

d)     Kendi mal mülkünü koruyabilecek seviyede olsun ve bunun için gerekeni yapsın.

2)     Başkaları da kendisi gibi yapacak güce sahip olsun. İkinci şartın kıstasları şunlardır;

a)     Yüksek ahlakları sergilesin

b)     Başkalarının eğitimi ve terbiyesinde yer alsın, bunun için uğraşsın.

c)     İmkânlarını zayi etmesin. Hatta bunları cemaatin ve dinin faydası için kullansın.

3)     Cemaatimizin kurallarına göre hareket etme kabiliyetine sahip olsun. Üçüncü şartın kıstasları şunlardır;

a)     Kendi sağlığına dikkat eden birisi olsun

b)     Cemaatin mallarını ve haklarını koruyan birisi olsun

c)     Başkalarına zarar veren herhangi bir şey yapmasın

d)     Gerekirse tüm milletin çektiği bir cezayı çekmeye hazır olsun.

4)     Tüm sevgileri arka plana atabilen, bastırabilen bir Allah sevgisine sahip olsun. Dördüncü şartın kıstasları şunlardır;

a)     Kelam-ı İlahiye (Kuran-ı Kerim) karşı son derece saygılı ve öğrenmeye hevesli olsun

b)     Nerede olursa olsun Allah’ın ismi geçince sussun, saygıyla dinlesin.

c)     Dünyada yaşamasına rağmen dünyayla bir alakası olmasın

d)     Allah’ın sevgisinin doğurduğu alametler onda gözüksün, belli olsun


[1] İslamiyet’te bir şeyi almak için sağ el uzatılır*


Related news items:
Newer news items:
Older news items:

Sosyal Medyamız

Ahmediyet'e Davet

Multimedya

Dergimiz 20 sayısı

Müslümanlar için Ahmediye Cemaati'nin fedakarlıkları

Kur'an Meali

Cemaatimiz tarafından hazırlanan İkinci Kuran Mealimiz Yayında

Her Sureden önce açıklaması, Arapçası ve Türkçesi aynı hizada, Geniş indeks, Geniş Dipnotlar

Kitap

Downloads: 137

Bu kitap Vâdedilen Mehdi ve Mesih (a.s.)’ın Dördüncü Halifesi Mirza Tahir Ahmet hazretlerinin körfez savaşı esnasında vermiş olduğu cu...

Video

Downloads: 99

Hz. Resulüllah'ın (s.a.v.) yüce mertebesi

Ses-mp3

Namaz Vakitleri

Bölge :

Üyelere Özel Hediye Kitap

Duyurular

Bu gece özellikle dünyanın batısı, dansla meşgulken, alkol tüketirken ve heyecanlanırken, biz yeni yılda O’nun emirlerine itaat duygusunu koruyarak, inancımızı geliştireceğize ve bütün davranışlarımızı Allah’ın emirleri doğrultusunda şekillendireceğimize, Allah’ın huzurunda söz vermeliyiz.

Allah’ın varlığı konusunu bir tarafa koyarsak, Kurtuluş sorusu belki de üzerinde durulması gereken en önemli konudur. Gerçek Kurtuluş nedir? İlahi Adalet ile birlikte orijinal günah ve reenkarnasyon kavramı gibi yanılgılar doğuran keyfi tanımları nedeniyle “Kurtuluş” konusu karışık bir hal aldı ve önemi anlaşılamadı. Öte yandan İslam, konu hakkında aslında tutarlı ve rasyonel bir anlayış sunuyor. Diğer taraftan günümüz dünyasında karşılaşılan sorunlara yer veren:

-          Dünyevi sıkıntılardan necat mümkün müdür?

-          İbtila ve azabın farkınedir?

-          Günahtan tamamen kurtulmak; necat bulmak mümkün müdür?

-          Günaha olan meyilden kurtulmak mümkün müdür?

-          Necata doğru ilerliyor olmanın belirtileri nelerdir?

Sorularına da bu kitabımızda cevap bulacaksınız.

 

Kitap için tıklayın

Namaza yeni başlayacaksanız, veya zaten kılıyorsanız,

bilmeniz gerekenleri bulacağınız bölümümüz açıldı.

TIKLAYIN...

Bu kitap, manevi arayış içindekiler için ilmi gerçekleri çok pratik ve herkesin anlayabileceği bir dille anlatan ve manevi yolculuğunuza rehberlik vasfı olan bir kitaptır. Ahmediye Cemaati’nin İkinci Halifesi olan kitabın sahibi Hz. Mirza Beşiruddin Mahmud Ahmed, kitabında konunun ehemniyetini şu sözlerle dile getirmiştir:

“Bu öyle bir konudur ki her insanın aklına gelir, kalbini gıdıklar. Birçok insan bunu bana sormuş ve varsa bir reçete talep etmiştir. Soru şudur;

“İnsan hangi yöntemlerle kötülükten arınabilir, iyilikleri cezp edebilir? “

Genellikle verilen cevap. “İyilik yap işte, kötülüklerden de sakın” şeklindedir. Ama herkesin çok iyi bildiği gibi birçok insan “biz Kûr’ân-ı Kerîm’i okuduk, hadis kitaplarını ezberledik, Vâdedilen Mesih’in yazdığı kitapları da okuduk ama tam olarak günahtan arınmış, iyilikleri cezp etmiş sayılamayız. Şimdi söyleyin; bizim ilacımız nedir?” diyorlar.”

Umarız manevi yolculuğunuzda yolunuzu aydınlatmaya vesile olur.

Kitap için tıklayın

Bir sonraki yemeğin nereden geleceğini 1 milyar kişi bugün merak ediyor, hatta güvenli içme suyu, uygun barınak, tıbbi yardımı da. 1 milyar kişi herhangi bir umut olmadan mücadele ederek bekliyor. Humanity First Yoksul insanların yoksulluğunu azaltmak için Afrika, Asya ve Latin Amerika bölgelerinde genelinde çalışıyor. Bu ay, yardımına ihtiyacım var, diyor...

Haydi yardım elini uzatın:

Fazal Ahmad is fundraising on JustGiving for Humanity First

 

Berakat-üd Dua

Yazan: Mirza Gulam Ahmed

Aligarh Müslim Üniversitesi’nin kurucusu Sir Seyyid Ahmed Han, Hindistan’daki Müslümanların çok önemli bir lideriydi. O, yeryüzünde meydana gelen her olayın kaza ve kadere tabi olarak gerçekleştiğine inanmaktaydı. Başka bir ifadeyle onun düşüncesine göre; Yüce Allahccher şeyi önceden tayin ettiği için, dua eden bir kimse, ettiği duanın sevabını ancak ahiret yaşamında bulacaktır ve dua vasıtasıyla bu dünyada bir değişiklik yaratmak mümkün değildir.

Berekâtü’d Dua, Müslüman Ahmediye Cemaatinin kurucusu Vadedilen Mesih ve Mehdi Hz. Mirza Gulam Ahmed Kadiyani’ninas, Sir Seyyid Ahmed Han’ın yukarıda beyan edilen inancını reddetmek üzere kaleme aldığı eseridir. Eser ilk olarak Kadiyan’da bulunan Riyaz-ı Hind Matbaasında, Hicri 1310 senesinin mübarek Ramazan ayında yayınlanmıştır. Kitap için tıklayın...


Namaz

Namaz nedir?

·     Namaz, bir kimsenin ihtiyaçlarını gidermesi için, tevazu ve acz ile Allah'ıncc huzurunda, O'na boyun eğmesidir.

·     Namaz,  Allah'acc karşı duyulan aşk, O'nun korkusu keza kalbin onun zikri ile meşguliyetidir.

·     Namaz bir insanın, O olmadan gerçekten hayat bulamayacağı ve de emniyet ile mutluluk yollarına erişemeyeceği, yüce şanlı Rabbinecc hitaben yalvarışıdır.

·     Namaz en yüce düzeyde bir ibadettir.

·     Namaz sadece bedeni bir durum ve hareket değildir. Farklı namaz hareketleri saygı, tevazu ve aczin göstergeleridir.

·     Namaz, günahtan uzaklaşmanın bir aracıdır. Hiçbir yol insanı, namazdaki kadar Allah'acc yakın kılmaz.

·     Namaz, ibadette bulunan bir kimsenin takvasının etkin bir ölçütüdür.

·     Yüce Allah'ıncc  lütfu ancak namaz yoluyla elde edilir. Kitap için tıklayın...

Suriye'ye Humanity First ile yardım ulaştırın

Humanity First Web sayfası için tıklayın.

Galerimiz Resimler