Mta-türk videolar için tıklayınız.

Naklettiğimiz bu hadiselerden açıkça anlaşılacağı gibi Mekkelilerin düşmanca davranışlarındaki bu durgunluk geçici idi. Mekke liderleri İslâmiyete karşı yeni bir saldırıya hazırlanıyorlardı. Ölüm yatağına düşen reisler, geride bıraktıklarından Hz. Peygamber (S.A.V.)’a düşman olacaklarına dair yemin alıyorlar ve onları Hz. Peygamber (S.A.V.) ve taraftarları ile dövüşe teşvik ediyorlardı. Medineliler, Müslümanlara karşı silaha sarılmaya çağırılıyordu. Bunu yapmazlarsa, Mekkelilerin ve Mekkelilerle müttefik bulunan kabilelerin Medine’ye saldırarak erkekleri kesecekleri kadınları köle yapacakları yolunda tehditler savuruyorlardı. Hz. Peygamber (S.A.V.) bir kenara çekilip Medine’nin savunması için hiç bir şey yapmasaydı, büyük bir sorumluluk altına girerdi. Binaenaleyh, Hz. Peygamber (S.A.V.) düşmanın durumunu anlamak için bir askerî keşif sistemi meydana getirdi. Savaş hazırlığı belirtilerine dair haber almak amacıyla Mekke dolaylarına keşif kolları gönderdi. Arasıra, bu keşif kolları ile Mekkeliler arasında ufak tefek çatışmalar vuku buluyordu. Avrupalı yazarlar bu hadiselerin Hz. Peygamber (S.A.V.) tarafından tahrik edildiğini, ve dolayısıyla bu yüzden ortaya çıkan savaşlarda Hz. Peygamber (S.A.V.)’ın mütecaviz sayılması lazım geldiğini söylerler. Fakat Mekkeliler on üç sene yaptığı zulümler, Medinelileri Müslümanlara düşman etmek için çevirdikleri entrikalar ve Medine’ye karşı saldıracakları yolunda savurdukları tehditler herkesçe malûmdur. Bunları göz önünde tutan bir kimse, mezkûr hadiseleri başlatmak sorumluluğunu Hz. Peygamber (S.A.V.)’a yükleyemez. Hz. Peygamber (S.A.V.) haber alma maksadı ile Müslümanlardan keşif kolları göndermişse bu sadece bir müdafaa tedbiri idi. On üç sene katlandıkları zulüm ve işkenceler, Müslümanların nefis müdafaası için yaptığı hazırlıkları mazur göstermeye kâfidir. Neticede Müslümanlarla Mekkeli düşmanları arasında savaşlar çıktıysa sorumluluk Müslümanlara ait değildir. Hıristiyan milletlerin, bugün birbirlerine karşı  savaşlar çıktıysa sorumluluk müslümanlara ait değildir. Hıristiyan milletlerin, bugün birbirlerine karşı savaş ilân etmek için ne kadar sudan sebepler ileri sürdüğü herkesçe bilinmektedir. Mekkelilerin Müslümanlara sebepler ileri sürdüğü herkesçe bilinmektedir. Mekkelilerin Müslümanlara yaptığını bugün bir Avrupalı millete yapsalar, o millet harp etmekte kendini haklı görür. Bir memleketin halkı başka bir memleketin halkını katl-i âm etmek için geniş ölçüde teşkilâtlanırsa, bir millet başka bir milleti yerinden yurdundan ayrılmaya zorlarsa, bu, mağdurlara harp etmek hakkını vermez mi? Müslümanların, Medine’ye göç ettikten sonra, Mekkelilere karşı harp açmak için başka sebep aramaya ihtiyaçları yoktu. Fakat Hz. Peygamber (S.A.V.) harp açmadı. Müsamaha gösterdi ve savunma faaliyetlerini keşif hareketlerine sınırlandırdı. Halbuki, Mekkeliler Müslümanları tahrik ve taciz etmeye devam ettiler. Medinelileri Müslümanlara karşı kışkırttılar ve Müslümanların hac için Kâbe’ye gelmek hakkına müdahale ettiler. Normal kervan yollarını değiştirerek, Medine etrafındaki kabilelere ait topraklar içinden geçmeye ve o kabileleri Müslümanlara karşı ayaklandırmaya başladılar. Medine’nin sükûn ve asayişi tehdit altında idi. Bu sebeple, Mekkelilerin on dört seneden beri ardı arkası kesilmeyen meydan okumalarını kabul etmek Müslümanlar için zarurî bir hale gelmişti. Bu şartlar altında, Müslümanların bu meydan okumayı kabul etmesi hakkına kimse itiraz edemez.

Hz. Peygamber (S.A.V.) askerî keşif hareketleri ile meşgul iken, Medine’deki taraftarlarının normal ihtiyaçlarını ve keza ruhî ve manevî ihtiyaçlarını da ihmal etmiyordu. Medine halkının büyük ekseriyeti Müslümanlığı, hem lisanen ikrar ederek ve hem de kalben bağlanarak, kabul etmişti. Bazıları sadece ağzından Müslüman olmuşlardı. Binaenaleyh, Hz. Peygamber (S.A.V.) küçük cemaati arasında İslâmî Hükümet şeklini kurmaya başladı. İlk zamanlarda, Araplar anlaşmazlıkları kılıç ile ve zor kullanarak hallederlerdi. Hz. Peygamber (S.A.V.) adlî ve hukukî usül ve kaideler vaz’eyledi. Fertlerin veya zümrelerin birbirlerine karşı ileri sürdüğü iddiaları hal ve fasletmek üzere hakimler tayin olundu. Bir hakim bir iddianın âdilâne ve haklı olduğunu beyan etmedikçe, o iddia kabul edilmezdi. Eskiden, fikrî ve zihnî meşgalelere hakaretle bakılırdı. Hz. Peygamber (S.A.V.) okuryazarlığı ve ilim sevgisini teşvik için tedbir aldı. Okuma yazma bilenlerden, bunu başkalarına öğretmelerini istendi. Haksızlığa ve zulme son verildi. Kadın hakları ihdas edildi. Zenginler, fukaranın ihtiyaçları ve Medine’de hayatı kolaylaştıracak içtimaî imkânların ve vasıtaların ıslâhı için para ödemekle mükellef tutuldu. İşçiler, sömürülmekten korundu. Âciz ve ehliyetsiz mirasçılara vasi ve mutemet tayini için tertibat alındı. Ödünç alıp verme muameleleri yazılı olarak yapılmaya başlandı. Girişilen bütün taahhütleri yerine getirmenin önemi zihinlere yerleştirildi. Kölelere karşı eziyet ve kötü muamele yasak edildi. Halk sağlığına ve sağlık bilgisine önem verilmeye başlandı. Nüfus sayımı yapıldı. Yolların ve sokakların genişletilmesi emrolundu ve bunların temiz tutulması için tedbir alındı. Hulâsa, ideal bir aile hayatı ve içtimaî hayat yaratmak için kanunlar vaz’olundu. Vahşi Araplara, tarihlerinde ilk defa olarak, nezaket ve medenî hayat kaideleri öğretildi

Sosyal Medyamız

Ahmediyet'e Davet

Multimedya

Namaz Vakitleri

Bölge :

Üyelere Özel Hediye Kitap

Duyurular

Bu gece özellikle dünyanın batısı, dansla meşgulken, alkol tüketirken ve heyecanlanırken, biz yeni yılda O’nun emirlerine itaat duygusunu koruyarak, inancımızı geliştireceğize ve bütün davranışlarımızı Allah’ın emirleri doğrultusunda şekillendireceğimize, Allah’ın huzurunda söz vermeliyiz.

Allah’ın varlığı konusunu bir tarafa koyarsak, Kurtuluş sorusu belki de üzerinde durulması gereken en önemli konudur. Gerçek Kurtuluş nedir? İlahi Adalet ile birlikte orijinal günah ve reenkarnasyon kavramı gibi yanılgılar doğuran keyfi tanımları nedeniyle “Kurtuluş” konusu karışık bir hal aldı ve önemi anlaşılamadı. Öte yandan İslam, konu hakkında aslında tutarlı ve rasyonel bir anlayış sunuyor. Diğer taraftan günümüz dünyasında karşılaşılan sorunlara yer veren:

-          Dünyevi sıkıntılardan necat mümkün müdür?

-          İbtila ve azabın farkınedir?

-          Günahtan tamamen kurtulmak; necat bulmak mümkün müdür?

-          Günaha olan meyilden kurtulmak mümkün müdür?

-          Necata doğru ilerliyor olmanın belirtileri nelerdir?

Sorularına da bu kitabımızda cevap bulacaksınız.

 

Kitap için tıklayın

Namaza yeni başlayacaksanız, veya zaten kılıyorsanız,

bilmeniz gerekenleri bulacağınız bölümümüz açıldı.

TIKLAYIN...

Bu kitap, manevi arayış içindekiler için ilmi gerçekleri çok pratik ve herkesin anlayabileceği bir dille anlatan ve manevi yolculuğunuza rehberlik vasfı olan bir kitaptır. Ahmediye Cemaati’nin İkinci Halifesi olan kitabın sahibi Hz. Mirza Beşiruddin Mahmud Ahmed, kitabında konunun ehemniyetini şu sözlerle dile getirmiştir:

“Bu öyle bir konudur ki her insanın aklına gelir, kalbini gıdıklar. Birçok insan bunu bana sormuş ve varsa bir reçete talep etmiştir. Soru şudur;

“İnsan hangi yöntemlerle kötülükten arınabilir, iyilikleri cezp edebilir? “

Genellikle verilen cevap. “İyilik yap işte, kötülüklerden de sakın” şeklindedir. Ama herkesin çok iyi bildiği gibi birçok insan “biz Kûr’ân-ı Kerîm’i okuduk, hadis kitaplarını ezberledik, Vâdedilen Mesih’in yazdığı kitapları da okuduk ama tam olarak günahtan arınmış, iyilikleri cezp etmiş sayılamayız. Şimdi söyleyin; bizim ilacımız nedir?” diyorlar.”

Umarız manevi yolculuğunuzda yolunuzu aydınlatmaya vesile olur.

Kitap için tıklayın

Bir sonraki yemeğin nereden geleceğini 1 milyar kişi bugün merak ediyor, hatta güvenli içme suyu, uygun barınak, tıbbi yardımı da. 1 milyar kişi herhangi bir umut olmadan mücadele ederek bekliyor. Humanity First Yoksul insanların yoksulluğunu azaltmak için Afrika, Asya ve Latin Amerika bölgelerinde genelinde çalışıyor. Bu ay, yardımına ihtiyacım var, diyor...

Haydi yardım elini uzatın:

Fazal Ahmad is fundraising on JustGiving for Humanity First

 

Berakat-üd Dua

Yazan: Mirza Gulam Ahmed

Aligarh Müslim Üniversitesi’nin kurucusu Sir Seyyid Ahmed Han, Hindistan’daki Müslümanların çok önemli bir lideriydi. O, yeryüzünde meydana gelen her olayın kaza ve kadere tabi olarak gerçekleştiğine inanmaktaydı. Başka bir ifadeyle onun düşüncesine göre; Yüce Allahccher şeyi önceden tayin ettiği için, dua eden bir kimse, ettiği duanın sevabını ancak ahiret yaşamında bulacaktır ve dua vasıtasıyla bu dünyada bir değişiklik yaratmak mümkün değildir.

Berekâtü’d Dua, Müslüman Ahmediye Cemaatinin kurucusu Vadedilen Mesih ve Mehdi Hz. Mirza Gulam Ahmed Kadiyani’ninas, Sir Seyyid Ahmed Han’ın yukarıda beyan edilen inancını reddetmek üzere kaleme aldığı eseridir. Eser ilk olarak Kadiyan’da bulunan Riyaz-ı Hind Matbaasında, Hicri 1310 senesinin mübarek Ramazan ayında yayınlanmıştır. Kitap için tıklayın...


Namaz

Namaz nedir?

·     Namaz, bir kimsenin ihtiyaçlarını gidermesi için, tevazu ve acz ile Allah'ıncc huzurunda, O'na boyun eğmesidir.

·     Namaz,  Allah'acc karşı duyulan aşk, O'nun korkusu keza kalbin onun zikri ile meşguliyetidir.

·     Namaz bir insanın, O olmadan gerçekten hayat bulamayacağı ve de emniyet ile mutluluk yollarına erişemeyeceği, yüce şanlı Rabbinecc hitaben yalvarışıdır.

·     Namaz en yüce düzeyde bir ibadettir.

·     Namaz sadece bedeni bir durum ve hareket değildir. Farklı namaz hareketleri saygı, tevazu ve aczin göstergeleridir.

·     Namaz, günahtan uzaklaşmanın bir aracıdır. Hiçbir yol insanı, namazdaki kadar Allah'acc yakın kılmaz.

·     Namaz, ibadette bulunan bir kimsenin takvasının etkin bir ölçütüdür.

·     Yüce Allah'ıncc  lütfu ancak namaz yoluyla elde edilir. Kitap için tıklayın...

Suriye'ye Humanity First ile yardım ulaştırın

Humanity First Web sayfası için tıklayın.

Galerimiz Resimler