Mta-türk videolar için tıklayınız.

Yahudiler ve diğer düşmanlar, evvelce belirttiğimiz gibi, kabileleri Müslümanlar aleyhinde kışkırtmakla meşguldüler. Artmakta olan İslâm gelişmesine karşı Arabistan’ın karşı koyamayacağına ve Arap kabilelerinin Medine’ye saldıramayacağına artık kanaat getirmişlerdi. Binaenaleyh, Yahudiler, Bizans İmparatorluğunun güney sınırına yerleşmiş bulunan Hıristiyan kabileleri arasında entrika çevirmeğe teşebbüs ettiler. Aynı zamanda, Iraktaki Yahudilere Resulüllah (S.A.V.) aleyhinde mektuplar yazmaya başladılar. Muhabere yoluyla yaptıkları kötü niyetli propaganda vasıtasıyla Kisrayı (İran İmparatorunu) İslâmiyet aleyhine tahrik etmeye çalıştılar. Yahudi entrikaları neticesinde, Kisra Müslümanların aleyhine döndü ve hatta Hz. Resulüllah (S.A.V.)’ın tevkif edilmesi için Yemen valisine emir gönderdi. Allah’ın hususî müdahalesi ve inayeti sayesinde Resulüllah (S.A.V.) selâmete erişti ve İran İmparatorunun iğrenç planı başarısız kaldı. Kolayca anlaşılabileceği veçhile, Allah’ın Habibi (S.A.V.) bütün hayatı boyunca Allah’tan yardım görmeseydi, başlangıçtaki nazik İslâmiyet fidanı Bizans ve İran İmparatorluklarının düşmanlık ve muhalefeti karşısında kuruyup giderdi. Kisra, Hz. Resulüllah (S.A.V.)’ın tevkifini emrettiği sıralarda, bu emir henüz yerine getirilmeden, öz oğlu Kisrayı tahttan indirip öldürmüş ve Hz. Resulüllah (S.A.V.)’ın tevkifine dair olan emri iptal etmişti. Yemen memurları üzerinde bu mucize çok büyük bir tesir bırakmış ve Yemen vilâyeti kolayca İslâm İmparatorluğunun bir parçası haline gelmişti. Yahudilerin Müslümanlar aleyhinde ve Müslüman şehri Medine aleyhinde çevirmeğe devam ettikleri entrikalar, onların Medine’den daha da uzaklara sürülmesini gerekli kılmıştı. Medine civarında oturmalarına müsaade edilseydi, bu entrikalar yüzünden daha fazla kan akmasına ve fesat baş göstermesine muhakkak surette yol açılmış olacaktı.

Hudeybiyeden dönüşünde Hz. Resulüllah (S.A.V.) beş ay bekledi ve ondan sonra Yahudileri Hayberden sürüp uzaklaştırmaya karar verdi. Hayber Medine’ye çok yakın olduğu için, Yahudiler buradan entrikalarını kolayca yürütebiliyorlardı. Hz. Resulüllah (S.A.V.) kararını uygulamak üzere, Milâdî 628 yılının Ağustos ayı içinde Hayber üzerine yürüdü. Maiyetinde bin altı yüz kişi vardı. Hayber, evvelce söylediğimiz gibi, iyi tahkim edilmiş bir kasaba idi. Her taraftan kayalarla çevrilmişti ve kayaların üzerine inşa edilmiş, küçük istihkâmlar vardı. Böyle bir mevkii az bir kuvvetle ele geçirmek kolay bir iş değildi. Hayberin varoluşlarındaki küçük mevziler az bir çatışmadan sonra zaptedildi. Fakat Yahudiler kasabasının merkez kalesi içine çekildikleri vakit, oraya karşı yapılan saldırılar ve başvurulan bütün tedbirler başarısızlığa uğrayacak gibi göründü. Bir gün Hz. Resulüllah (S.A.V.) Hayberin Hz. Ali (R.A.) eliyle değişeceği hakkında bir vahiy aldı. Ertesi sabah Allah’ın Habibi (S.A.V.) bunu sahabelere açıkladı ve “Bu gün İslâmiyetin siyah bayrağını Allah’ın, Resulünün ve bütün Müslümanların sevdiği birine teslim edeceğim. Allah Hayberde zaferimizin Ali (R.A.) eliyle kazanılmasını takdir buyurmuştur” dedi. Ertesi gün Hz. Ali (R.A.)’yi çağırttı ve bayrağa ona teslim etti. Hz. Ali (R.A.) beklemedi. Adamlarını aldı ve Hayberin merkezî kalesine saldırdı. Yahudilerin bütün kuvvetleriyle bu kaleye toplanmış olmasına rağmen, Hz. Ali (R.A.) ve komutasındaki askerler onu karanlık basmadan evvel zaptetmeğe muvaffak oldu. Bir barış imzalandı. Yahudilerin, karıları ve çocukları ile, Hayberi terk etmeleri ve Medine’den uzak bir mevkide yerleşmeleri şart koşulmuştu. Onların malları ve eşyaları Müslümanlara kalacaktı. Mallarını ve eşyalarını saklayanlar veya bunlara dair yanlış beyanda bulunanlar anlaşmanın sağladığı amandan faydalanmayacaklardı. Bu gibiler, taahhütlerine ve vaadlerine riayet etmeyenler için konulan cezaya çarptırılacaklardı.

Hayber kuşatması esnasında üç enteresan olay cereyan etmişti. Bir tanesi Allah’tan bir ayettir. Diğer iki tanesi Hz. Resulüllah (S.A.V.)’ın yüksek ahlâki karakterini anlamağa yaramaktadır.

Hayber reislerinden Kinana’nın dul karısı Hz. Safiye (R.A.) Hz. Resulüllah (S.A.V.) ile evlenmişti. Hz. Resulüllah (S.A.V.) onun yüzünde el izini andıran bazı bereler gördü ve “Ya Safiye! Nedir bu yüzündekiler?” diye sordu.

Hz. Safiye (R.A.) “Sebebini anlatayım. Rüyamda ayın gökten kucağıma düştüğünü görmüş ve bunu kocama nakletmiştim. Sözümü bitirdiğimde, kocam yüzüme dehşetli bir şamar atmış ve “ ‘Demek ki sen Arabistanın kralı ile evlenmek istiyorsun ha!’ demişti” cevabını verdi (Hişam). Ay Arabistanın millî sembolü idi. Ayın kucakta bulunması Arabistan kralı ile mahremiyet ve sıkı münasebete delâlet ediyordu. Ayın parçalanması veya düşmesi Arap devletinde tefrikalar baş göstereceğine veya onun yıkılacağına işaretti.

Hz. Safiye (R.A.)’nin rüyası Hz. Muhammed (S.A.V.)’in gerçekliğine bir burhandır. Keza, Allah’ın, rüyalar vasıtasıyla geleceği kullarına bildirdiğini de göstermektedir. Müminler bu İlâhi lûtuf ve ihsana gayrı müminlerden daha ziyade nail olurlar. Hz. Safiye (R.A.) bu rüyayı gördüğü vakit bir Yahudi kadını idi. Kocası Hayber kuşatmasında öldürülmüştü. Bu kuşatma Yahudilerin ahde vefa etmemesine, taahhütlerini de bozmasına karşı bir ceza idi. Hz. Safiye (R.A.) esir alınmış ve esirler dağıtılırken sahabelerden birine verilmişti. Sonradan bir reisin dul karısı olduğu anlaşıldı ve Hz. Resulüllah (S.A.V.)’ın evinde oturmasının içtimaî mevkiine daha uygun olacağı düşünüldü. Lâkin, Hz. Resulüllah (S.A.V.) Hz. Safiye (R.A.)’yi zevce olarak almayı teklif etti ve Hz. Safiye (R.A.) de bunu kabul etti. Böylece Hz. Safiye (R.A.)’nin rüyası doğru çıktı.

Diğer iki hadiseye gelince: Bir tanesi Yahudi reislerinden birinin koyunlarına bakan bir çoban ile ilgilidir. Bu çoban Müslüman olmuştu. İhtida ettikten sonra Hz. Resulüllah (S.A.V.)’a “Artık ben kavmimin yanına dönemem, Ya Resul Allah! Fakat eski efendimin koyunlarını ve keçilerini ne yapacağımı da bilmiyorum” dedi.

Hz. Resulüllah (S.A.V.) “Hayvanların yüzünü Hayber tarafına doğru çevir ve yürümeğe başlamaları için kendilerini bir kere dürtüştür. Allah onları sahiplerine ulaştırır” karşılığını verdi. Çoban Hz. Resulüllah (S.A.V.)’ın dediğini yaptı ve sürü Yahudi kalesine ulaştı. Kaledeki muhafızlar sürüyü içeri aldı (Hişam, Cilt 2, Sayfa 191). Bu hadise Hz. Resulüllah (S.A.V.)’ın ferde ait haklar meselesini ne kadar ciddiye aldığını ve kendisine bir mal ve mülk emanet edilen kimsenin bu emanete iyi bakmasına ve emanete hıyanet etmemesine, ne kadar ehemmiyet verdiğini göstermektedir. Savaşta mağlûp tarafa ait mal ve mülke galip tarafın el koyması caizdir. Bu asır, medeniyet ve kültür asrıdır. Fakat zamanımızda Hz. Resulüllah (S.A.V.)’ın bu asîl hareketine benzer bir şey gösterebilir miyiz? Geri çekiliş halindeki bir düşmanın geride bıraktığı eşyayı sahibine geri vermek, düşmana aylarca yetecek kadar yiyecek teslim etmek demekti. Böylece, düşman kuşatmayı aylarca mukavemet edebilecekti. Buna rağmen, Hz. Resulüllah (S.A.V.) hayvanları geri gönderdi; ve bunu, emanete hıyanet etmemenin önemini yeni bir mühtediye iyice anlatmak için yaptı.

Üçüncü hâdise, Allah’ın Habibini (S.A.V.) zehirlemeye teşebbüs eden bir Yahudi kadını ile ilgilidir. Bu kadın, Hz. Resulüllah (S.A.V.)’ın kesilmiş bir hayvanın hangi tarafını yemekten hoşlandığını sahabelerden sordu. Kendisine, koyun veya keçinin kol tarafını sevdiğini söylediler. Bunun üzerine, Yahudi kadını bir keçi kesti ve sıcak taşlar üzerinde külbastı dilimleri hazırladı. Ondan sonra bunlara ve Hz. Resulüllah (S.A.V.)’ın hoşlanacağını hesaplayarak, bilhassa koldan kestiği parçalara şiddetli bir zehir kattı.

Hz. Resulüllah (S.A.V.) akşam namazını cemaatle kıldıktan sonra çadırına döndüğünde, bu kadının orada kendisini beklemekte olduğunu gördü ve “Benden istediğin bir şey mi var?” diye sordu.

“Evet, ya Ebul Kasım! Benden bir hediye kabul etmeni istiyorum.”

Hz. Resulüllah (S.A.V.) getirilen her ne ise kadından almasını bir sahabeye emretti. Sofraya oturduğunda, bu hediye külbastıyı da Hz. Resulüllah (S.A.V.)’ın önüne koydular. Hz. Resulüllah (S.A.V.) ağzına bir lokma aldı. Bişr ibn El-Bara ibn El-Maz’rur (R.A.) adındaki sahabe de bir lokma aldı. Sofrada hazır olan öteki sahabeler de ellerini uzatıp birer parça et almak üzere idiler. Fakat Hz. Resulüllah (S.A.V.) sanırım bu et zehirlidir, diyerek onları yemekten alıkoydu. Bunun üzerine Bişr (R.A.) Hz. Resulüllah (S.A.V.)’ın fikrine iştirak ettiğini söyledi. Bişr eti ağzından çıkarıp atmak istemiş, fakat bunun Resulüllah (S.A.V.)’ı rahatsız etmesi ihtimalinden çekinmişti. “Sizin bir parça aldığınızı görünce ben de aldım, fakat hemen arkasından keşke almasaydınız diye düşünmeye başladım” dedi. Bişr çok geçmeden hastalandı, ve bir rivayete göre, hemen oracıkta ölüverdi. Bazı rivayetlere göre de, bir müddet hastalık çektikten sonra öldü. Hz. Resulüllah (S.A.V.) kadını çağırttı ve ete zehir kattı mı diye sordu. Kadın, Hz. Resulüllah (S.A.V.)’ın bunu nasıl keşfettiğini sordu. Elinde zehirli etten bir parça tutan Hz. Resulüllah (S.A.V.) “Onu bana elim söyledi” dedi. Bununla, zehri lezzetinden fark ettiğini anlatmak istemişti. Kadın yaptığını itiraf etti.

Allah’ın Habibi (S.A.V.) “Bunu niçin yaptın?” diye sordu.

“Kavmim seninle harp ediyordu ve akrabalarım bu harpte ölmüşlerdi. Seni zehirlemeye karar verdim. Çünkü, eğer yalancının biri isen öleceğini ve bizim de kurtulacağımızı ve fakat gerçekten bir peygambersen Allah’ın seni koruyacağını düşündüm”.

Bu açıklamayı dinledikten sonra Hz. Resulüllah (S.A.V.) kadını affetti. Halbuki kadın ölüm cezasını hak etmişti (Müslim). Hz. Resulüllah (S.A.V.) her zaman affetmeliydi. Cezayı, ancak gerektiğinde ve suçlunun kötülük yapmaya devam etmesinden korktuğunda verirdi.

Sosyal Medyamız

Ahmediyet'e Davet

Multimedya

Dergimiz 20 sayısı

Müslümanlar için Ahmediye Cemaati'nin fedakarlıkları

Kur'an Meali

Cemaatimiz tarafından hazırlanan İkinci Kuran Mealimiz Yayında

Her Sureden önce açıklaması, Arapçası ve Türkçesi aynı hizada, Geniş indeks, Geniş Dipnotlar

Kitap

Downloads: 278

1896 yılının Aralık ayında, Hindistan’ın Lahor Şehrinde (bugün Pakistan sınırları içinde bulunuyor) Büyük Dinler Konferansı toplan...

Video

Ses-mp3

Namaz Vakitleri

Bölge :

Üyelere Özel Hediye Kitap

Duyurular

Bu gece özellikle dünyanın batısı, dansla meşgulken, alkol tüketirken ve heyecanlanırken, biz yeni yılda O’nun emirlerine itaat duygusunu koruyarak, inancımızı geliştireceğize ve bütün davranışlarımızı Allah’ın emirleri doğrultusunda şekillendireceğimize, Allah’ın huzurunda söz vermeliyiz.

Allah’ın varlığı konusunu bir tarafa koyarsak, Kurtuluş sorusu belki de üzerinde durulması gereken en önemli konudur. Gerçek Kurtuluş nedir? İlahi Adalet ile birlikte orijinal günah ve reenkarnasyon kavramı gibi yanılgılar doğuran keyfi tanımları nedeniyle “Kurtuluş” konusu karışık bir hal aldı ve önemi anlaşılamadı. Öte yandan İslam, konu hakkında aslında tutarlı ve rasyonel bir anlayış sunuyor. Diğer taraftan günümüz dünyasında karşılaşılan sorunlara yer veren:

-          Dünyevi sıkıntılardan necat mümkün müdür?

-          İbtila ve azabın farkınedir?

-          Günahtan tamamen kurtulmak; necat bulmak mümkün müdür?

-          Günaha olan meyilden kurtulmak mümkün müdür?

-          Necata doğru ilerliyor olmanın belirtileri nelerdir?

Sorularına da bu kitabımızda cevap bulacaksınız.

 

Kitap için tıklayın

Namaza yeni başlayacaksanız, veya zaten kılıyorsanız,

bilmeniz gerekenleri bulacağınız bölümümüz açıldı.

TIKLAYIN...

Bu kitap, manevi arayış içindekiler için ilmi gerçekleri çok pratik ve herkesin anlayabileceği bir dille anlatan ve manevi yolculuğunuza rehberlik vasfı olan bir kitaptır. Ahmediye Cemaati’nin İkinci Halifesi olan kitabın sahibi Hz. Mirza Beşiruddin Mahmud Ahmed, kitabında konunun ehemniyetini şu sözlerle dile getirmiştir:

“Bu öyle bir konudur ki her insanın aklına gelir, kalbini gıdıklar. Birçok insan bunu bana sormuş ve varsa bir reçete talep etmiştir. Soru şudur;

“İnsan hangi yöntemlerle kötülükten arınabilir, iyilikleri cezp edebilir? “

Genellikle verilen cevap. “İyilik yap işte, kötülüklerden de sakın” şeklindedir. Ama herkesin çok iyi bildiği gibi birçok insan “biz Kûr’ân-ı Kerîm’i okuduk, hadis kitaplarını ezberledik, Vâdedilen Mesih’in yazdığı kitapları da okuduk ama tam olarak günahtan arınmış, iyilikleri cezp etmiş sayılamayız. Şimdi söyleyin; bizim ilacımız nedir?” diyorlar.”

Umarız manevi yolculuğunuzda yolunuzu aydınlatmaya vesile olur.

Kitap için tıklayın

Bir sonraki yemeğin nereden geleceğini 1 milyar kişi bugün merak ediyor, hatta güvenli içme suyu, uygun barınak, tıbbi yardımı da. 1 milyar kişi herhangi bir umut olmadan mücadele ederek bekliyor. Humanity First Yoksul insanların yoksulluğunu azaltmak için Afrika, Asya ve Latin Amerika bölgelerinde genelinde çalışıyor. Bu ay, yardımına ihtiyacım var, diyor...

Haydi yardım elini uzatın:

Fazal Ahmad is fundraising on JustGiving for Humanity First

 

Berakat-üd Dua

Yazan: Mirza Gulam Ahmed

Aligarh Müslim Üniversitesi’nin kurucusu Sir Seyyid Ahmed Han, Hindistan’daki Müslümanların çok önemli bir lideriydi. O, yeryüzünde meydana gelen her olayın kaza ve kadere tabi olarak gerçekleştiğine inanmaktaydı. Başka bir ifadeyle onun düşüncesine göre; Yüce Allahccher şeyi önceden tayin ettiği için, dua eden bir kimse, ettiği duanın sevabını ancak ahiret yaşamında bulacaktır ve dua vasıtasıyla bu dünyada bir değişiklik yaratmak mümkün değildir.

Berekâtü’d Dua, Müslüman Ahmediye Cemaatinin kurucusu Vadedilen Mesih ve Mehdi Hz. Mirza Gulam Ahmed Kadiyani’ninas, Sir Seyyid Ahmed Han’ın yukarıda beyan edilen inancını reddetmek üzere kaleme aldığı eseridir. Eser ilk olarak Kadiyan’da bulunan Riyaz-ı Hind Matbaasında, Hicri 1310 senesinin mübarek Ramazan ayında yayınlanmıştır. Kitap için tıklayın...


Namaz

Namaz nedir?

·     Namaz, bir kimsenin ihtiyaçlarını gidermesi için, tevazu ve acz ile Allah'ıncc huzurunda, O'na boyun eğmesidir.

·     Namaz,  Allah'acc karşı duyulan aşk, O'nun korkusu keza kalbin onun zikri ile meşguliyetidir.

·     Namaz bir insanın, O olmadan gerçekten hayat bulamayacağı ve de emniyet ile mutluluk yollarına erişemeyeceği, yüce şanlı Rabbinecc hitaben yalvarışıdır.

·     Namaz en yüce düzeyde bir ibadettir.

·     Namaz sadece bedeni bir durum ve hareket değildir. Farklı namaz hareketleri saygı, tevazu ve aczin göstergeleridir.

·     Namaz, günahtan uzaklaşmanın bir aracıdır. Hiçbir yol insanı, namazdaki kadar Allah'acc yakın kılmaz.

·     Namaz, ibadette bulunan bir kimsenin takvasının etkin bir ölçütüdür.

·     Yüce Allah'ıncc  lütfu ancak namaz yoluyla elde edilir. Kitap için tıklayın...

Suriye'ye Humanity First ile yardım ulaştırın

Humanity First Web sayfası için tıklayın.

Galerimiz Resimler