Mta-türk videolar için tıklayınız.

Bu tedbirlerin hepsi de isabetli idi. Mekke’de Müslümanlara eziyet yapıldığı günlerde, çok zulüm ve işkenceye maruz kalan Hz. Bilâl (R.A.)’i elleri ve ayakları iple bağlı olarak sokaklarda sürüklemişlerdi. Mekkeliler Bilal (R.A.)’e aman vermemişler, ona hakaret ve eziyet etmişlerdi. Bilâl (R.A.)’in, bu kurtuluş günü, içinde taşıdığı intikam hissi her halde şiddetli idi. Mekkede maruz kaldığı barbarca, zulümlerin intikamını almasına müsaade etmek lâzımdı. Fakat bu, İslâmiyetin tayin ettiği hudutları aşmamalı idi. Binaenaleyh, Bilâl (R.A.)’e kılıcını çekip eski düşmanlarının boynunu vurmasına izin vermedi. Böyle bir davranış Müslümanlığa aykırı idi. Onun yerine, Hz. Resulüllah (S.A.V.) Bilâl (R.A.)’in kardeşine Sancağı Şerifi teslim etti ve Bilâl (R.A.)’e kardeşinin taşıdığı Sancak altında bütün eski düşmanlarına aman vermek vazifesini de ona verdi. Bu intikam şeklinde hem güzellik ve hem de cazibe vardı. Kardeşinin önünde yürüyen ve eski düşmanlarını aman çağıran Bilâl (R.A.)’in tablosunu hayalimizde canlandırabiliriz. Onun intikama susamışlığı her halde çok devam etmemiş, ve Mekkelileri kardeşinin yüksekte tuttuğu Sancak altında amana çağırarak yürürken zail olmuştu.

Müslümanlar Mekke’ye doğru ilerlerken Hz. Resulüllah (S.A.V.), Ebu Süfyan ile arkadaşlarının Müslüman ordusunu ve Müslüman ordusunun davranışını kolayca seyredebilecekleri bir yere götürülmesi için, Abbas (R.A.)’a talimat vermişti. Abbas (R.A.) bu emri yerine getirdi; ve Ebu Süfyan ile arkadaşları, yüksek bir yerden, Mekkelilerce İslâmiyete karşı bir fesat aleti olarak kullanılan arap kabilelerinin geçişini seyrettiler. Fakat, o kabileler, bugün, küfrün değil, imanın askerleri olarak geçiyorlar; ve putperestlik günlerinin harp nidalarını değil, İslâmiyetin harp nidalarını yükseltiyorlardı. Onlar, yürüyüş nizamında, Hz. Resulüllah (S.A.V.)’ın hayatına son vermek niyetiyle değil, bilâkis onun uğrunda hayatlarını feda etmek niyetiyle ilerliyorlardı. Bugün onların gayesi, Hz. Resulüllah (S.A.V.)’ın tebliğine karşı koyup kabileler arasındaki sathi ve zahirî dayanışmayı korumak değil, bilâkis şimdiye kadar karşı koydukları o tebliği bütün dünyaya yaymaktı. Gayeleri insanlar arasında birlik ve dayanışma yaratmaktı. Yürüyüş kolları birbirini takip etti ve bir aralık Eşca kabilesi Ebu Süfyan’ın gözüne ilişti. Kabile efradının yüzlerinde ve söyledikleri savaş türküleri ile savurdukları harp naralarında İslâmiyete karşı bağlılıklarının ve fedakâr ruhlarının nişanesi görülebiliyordu.

Ebu Süfyan sordu: “Bunlar kim?”

“Eşca kabilesi”

Ebu süfyan hayrette kaldı ve “Bütün Arabistan da Muhammed’e bunlardan daha fazla düşman olan yoktu” dedi.

Hz. Abbas (R.A.) “Bunu Allah’ın lütfuna borçluyuz. Allah, münasip gördüğü anda, İslâmiyet düşmanlarının fikrini değiştirdi” karşılığını verdi.

Son olarak, Muhacirin ve Ensarın teşkil ettiği yürüyüş kolları arasında, Hz. Resulüllah (S.A.V.) gelmişti. Bu kollarda  yiğit Ömer (R.A.)’in kumanda ettiği iki bin kadar zırhlı asker vardı. Öteki kollara nazaran çok daha heybetli bir manzara arzediyordu. Bu Müslümanların gayret ve hamiyetleri ve sadakatları yüzlerinde parlıyordu. Şahit olduğu bu manzara Ebu Süfyan’a çok tesir etti ve “Bunlar kim?” diye sordu.

Abbas “Resulüllah’a refakat eden Muhacirin ve Ensar” cevabını verdi.

Ebu süfyan “dünyada hiçbir kuvvet bu orduya karşı duramaz” dedi, ve abbas (R.A.)’a dönerek, daha kesin bir ifadeyle “Yeğenim, dünyanın en kudretli kralı oldu” diye ilâve etti.

Hz. Abbas (R.A.) “Hakikatı hâlâ anlayamadın, Ebu Süfyan! O, bir kral değil, bir peygamberdir. Allah’ın bir elçisidir” cevabını verdi.

Ebu Süfyan, “Evet, evet. Dediğin gibi olsun. O, bir kral değil bir peygamberdir” diye mırıldandı.

İslâm ordusu Ebu süfyanın yanından geçerken, Ensara komuta eden Saad bin Ubade (R.A)’ın gözü tesadüfen Ebu Süfyana ilişti. Saad (R.A.), Müslümanların o gün cebren Mekke’ye girmelerine Allah’ın izin verdiğini ve Kureyşlilerin hakkından gelineceğini söylemekten kendini alamadı.

Hz. Resulüllah (S.A.V.) yaklaşınca, Ebu Süfyan yüksek sesle Resulüllah'a hitaben şunları söyledi: “Kendi yakınlarının ve akrabalarının kılıçtan geçirilmesine müsaade ettin mi? Ensarın komutanı Saad’dan ve arkadaşlarından böyle işittim. Onlar bu günün bir katliam günü olacağını söylediler. Ya Resul Allah! Sen insanların en hayırlısı, en merhametlisi ve en saygılısısın. Kavminin yaptıklarını unutmayacak mısın ve affetmeyecek misin?”

Ebu Süfyan’ın yalvarışı tesirli oldu. Vaktiyle Mekke sokaklarında dövülen ve hakaret gören, malları ellerinden alınıp evlerinden atılan Mekkeli Müslümanlar düşmanlarına acımaya başladılar. Hz. Resulüllah (S.A.V.)’a “Ye Resul Allah! Ensar Mekkelilerin evvelce bize reva gördüğü taşkınlıklar ve eziyetler hakkında çok şey işittiler ve bu yüzden intikam almaya kalkabilirler. Davranışlarının ne kadar ifrata kaçacağını bilemeyiz” dediler.

Hz. Resulüllah (S.A.V.) bunu biliyordu. Ebu Süfyan’a dönerek “Saad’ın söyledikleri doğru değil. Bu gün bir katliam günü değildir. Eskiden yapılanların affedileceği bir gündür. Allah Kâbe’nin ve Kureyşin şerefini yükseltecektir” dedi.

Ondan sonra, Hz. Resulüllah (S.A.V.) Saad (R.A.)’ı çağırttı ve Ensarın sancağını kendi oğlu Kays (R.A.)’a teslim eylemesini emretti (Hişam, Cilt 2). Ensar komutanlığı böylece Saad (R.A.)’a geçti. Bu, isabetli bir tedbirdi. Mekkelilerin hatırını hoş ettiği gibi Ensarı da hayal kırıklığına uğramaktan kurtardı. İmanı kavi bir delikanlı olan Kays (R.A.)’a Resulüllah’ın tam güveni vardı. Ömrünün son günlerinde geçen bir hadise onun ne derece dindar ve müttaki bir karakteri olduğunu göstermektedir. Kays (R.A.) ölüm döşeğinde yatıyorken dostlarının ziyaretini kabul ediyordu. Dostlarından bazısı ziyarete gelmiş, bazısı da gelmemişti. Bunun sebebini anlayamadı ve birisinden sordu. Aldığı cevap şu idi: “Çok hayırsever bir insansınız. Muhtaç olanlara borç vererek yardım ediyorsunuz. Şehirde çoklarının size borcu var. Bazıları, borcun ödenmesini istersiniz diye, ziyaretinize gelmekten çekinmiş olabilirler.”

“Öyle ise, dostlarımın yanıma gelmemelerinin sebebi benmişim. Artık kimsenin Kays’a borcu olmadığını herkese ilân ediniz.”

Bu haberin ilân edilmesinden sonra, Kays (R.A.)’a son günlerinde o kadar ziyaretçi geldi ki, evinin merdivenleri çöktü.

İslâm ordusu yanlarından geçtikten sonra, Abbas (R.A.) Ebu Süfyandan acele Mekke’ye gitmesini, Hz. Resulüllah (S.A.V.)’ın geldiğini Mekkelilere duyurmasını ve aman ve barışa kavuşabileceklerini onlara anlatmasını istedi. Ebu Süfyan bu barış ve aman haberini alarak Mekke’ye vardı. Fakat, Müslümanlara düşmanlığı ile tanınmış olan karısı Hind karşısına dikildi. Koyu bir kâfir olmakla beraber, bu kadın çok da cesurdu. Ebu Süfyan’ı sakalından yakaladı ve korkak kocasını öldürmeleri için Mekkelileri teşvik etmeye başladı. Çünkü Ebu Süfyan Mekkelileri, kasabanın şerefi ve müdafaası uğrunda hayatlarını feda etmeye çağıracak yerde, barışa çağırıyordu.

Fakat, Ebu Süfyan Hind’in ne kadar budalaca hareket ettiğini biliyordu. Karısına “Artık o günler geçti. Eve gidip kapıları sımsıkı kapasan ve dışarı çıkmasan senin için daha iyi olur. Ben Müslüman ordusunu gördüm. Artık bütün Arabistan bile onlara karşı duramaz” dedi.

Ondan sonra, Hz. Resulüllah (S.A.V.)’ın hangi şartlarla Mekkelilere barış vaat ettiğini anlattı. Mekkeliler bu şartları öğrenince, Hz. Resulüllah (S.A.V.)’ın ilânında bildirilen yerlere sığınmak için koşuştular. Onbir erkek ve dört kadın bu barış ve aman ilânının dışında bırakılmıştı. Bunların işlediği suç çok ağırdı. Sorumlu tutuldukları bu suç İslâmiyeti kabulden uzak durmaları veya İslâmiyet aleyhindeki savaşlara katılmaları değildi; affedilmeyecek insaniyetsizlikler ve gaddarlıklar irtikâp etmiş olmaları idi. Mamafih, bunlardan ancak dördü idam edildi.

Allah’ın Habibi (S.A.V.) Müslümanlar saldırıya uğramadıkça ve kavgaya evvela Mekkeliler başlamadıkça, döğüşe müsaade etmemesini Halid bin Velid (R.A.)’e emreylemişti. Halid (R.A.)’in şehre girdiği semtte oturanlar barış şartlarını işitmemişlerdi. Bu semtte mevzilenen Mekkeliler Halid (R.A.)’e meydan okudular ve kendisini döğüşe davet ettiler. Bu yüzden vuku bulan çatışmada on iki veya on üç kişi öldü (Hişam,Cilt 2, Sayfa 217). Halid (R.A.) sinirli bir mizaca sahip olan ve çabuk kızan bir adamdı. Bu hadiseyi haber alan birisi hemen Hz. Resulüllah (S.A.V.)’a koştu ve Halid’i dövüşmekten alıkoymasını Peygamberden rica etti. bu adam, Halid (R.A.)’in önüne geçilmediği takdirde, bütün Mekkelilerin kılıçtan geçirileceğini söyledi.

Allah’ın Habibi (S.A.V.) derhal Halid (R.A.)’i çağırttı ve “Seni dövüşten men etmedim mi?” dedi.

Halid (R.A.) “Evet, ya Resul Allah, menettin amma evvela bu adamlar bize saldırdılar ve üzerimize ok yağdırmaya başladılar. Bir müddet mukabelede bulunmadım ve dövüşmek istemediğimizi kendilerine söyledim. Fakat dinlemediler ve saldırıdan vazgeçmediler. Bunun üzerine karşı çıktım ve onları dağıttım” dedi.

Müslümanların Mekke’ye girişinde bundan başka aksi bir olay çıkmadı. Mekkenin fethi hemen hemen kan dökülmeksizin başarıldı.

Allah’ın Habibi (S.A.V.) Mekke’ye girdi. Nerede konaklamak istediğini kendisinden sordular.          Allah’ın Habibi (S.A.V.) “Akîl oturacağım bir ev bıraktı mı?” diye sordu. Akîl Hz. Resulüllah (S.A.V.)’ın amcazadesi idi. Hz. Resulüllah (S.A.V.) Medine’ye sığındıktan sonra, bütün mallarını akrabaları satmışlar ve oturacağı tek bir ev bile bırakmamışlardı. Bunun üzerine Hz. Resulüllah (S.A.V.) “Hif Beni Kinana’da konaklayacağım” dedi. Burası açık bir yerdi. Kureyş ve Kinana vaktiyle burada toplanmışlar ve Hz. Resulüllah (S.A.V.) diledikleri şekilde cezalandırılmak üzere, Beni Haşim ve Beni Abdul Muttalib tarafından kendilerine teslim edilmedikçe mezkûr iki kabile ile her türlü münasebeti kesmeğe ant içmişlerdi. Onlara hiçbir şey satmayacaklar ve onlardan hiçbir şey satın almayacaklardı. İşte bundan sonradır ki Hz. Resulüllah (S.A.V.) amcası, ailesi ve taraftarlarıyla birlikte Ebu Talib vadisine sığınmışlar ve üç sene süren şiddetli bir ablukaya ve boykota göğüs germişlerdi.

Binaenaleyh, Hz. Resulüllah (S.A.V.) orada konaklamaya niyet etmesi çok anlamlı idi. Mekkeliler vaktiyle aynı yerde toplanmışlar ve Hz. Resulüllah (S.A.V.) kendilerine teslim edilmedikçe onun kabilesi ile barış yapmamaya yemin etmişlerdi. Şimdi, aynı yerde, Hz. Resulüllah (S.A.V.) gelmiş bulunuyordu. Mekkelilere adeta şöyle demek istemişti: “Buraya gelmemi istemiştiniz. İşte geldim. Fakat, istediğiniz şekilde değil. Akıbeti tamamıyla insafınıza kalmış bir mağlûp gibi beni istiyordunuz. Lâkin, ben burada galip olarak bulunuyorum. Yalnız kendi kabilem değil, bütün Arabistan dahi şimdi benimle beraberdir. Kabilemin beni sizin elinize teslim etmesini istemiştiniz. Bunun aksine, onlar sizi benim elime teslim etti.” bu zafer günü bir pazartesiye rastlamıştı. Hz. Resulüllah (S.A.V.) ile Hz. Ebu Bekir (R.A.)’in Medine’ye gitmek üzere Sevr mağarasından yola çıktıkları gün de bir pazartesi günü idi. Hz. Resulüllah (S.A.V.) o gün Sevr tepesinde durarak Mekke’ye dönmüş ve şu sözleri söylemişti:

“Mekke! Seni her yerden çok severim. Fakat halkın burada kalmamı istemiyor.”

Hz. Resulüllah (S.A.V.) devesine binili olarak Mekke’ye girerken, Ebu Bekir (R.A.) üzengisinden tutup yanında yürüyor ve Mekke’nin fethini yıllarca evvel müjdeleyen Fetih suresini okuyordu.


Newer news items:
Older news items:

Sosyal Medyamız

Ahmediyet'e Davet

Multimedya

Dergimiz 20 sayısı

Müslümanlar için Ahmediye Cemaati'nin fedakarlıkları

Kur'an Meali

Cemaatimiz tarafından hazırlanan İkinci Kuran Mealimiz Yayında

Her Sureden önce açıklaması, Arapçası ve Türkçesi aynı hizada, Geniş indeks, Geniş Dipnotlar

Kitap

Downloads: 158

Bu kitap “Davetü’l Emir” adı altında 1926’da bir mektup şeklinde Urdu dilinde yazılmış olup, Farsçaya çevrilerek eski Afgan Kralı Emanullah Han’a sunulmuştu. İlk İngilizce te...

Video

Downloads: 123

Sabır, sebat ve dua; başta Peygamber efendimiz (s.a.v.) olmak üzere, müminlerin en büyük ö...

Ses-mp3

Downloads: 76

Hz. İsa'nın bedenen bir daha dünyaya geleceğine dair yanlış anlaşılan ayetler ve cevapları Ali İmran Suresi 55. ayet Nisa Suresi 15...

Namaz Vakitleri

Bölge :

Üyelere Özel Hediye Kitap

Duyurular

Bu gece özellikle dünyanın batısı, dansla meşgulken, alkol tüketirken ve heyecanlanırken, biz yeni yılda O’nun emirlerine itaat duygusunu koruyarak, inancımızı geliştireceğize ve bütün davranışlarımızı Allah’ın emirleri doğrultusunda şekillendireceğimize, Allah’ın huzurunda söz vermeliyiz.

Allah’ın varlığı konusunu bir tarafa koyarsak, Kurtuluş sorusu belki de üzerinde durulması gereken en önemli konudur. Gerçek Kurtuluş nedir? İlahi Adalet ile birlikte orijinal günah ve reenkarnasyon kavramı gibi yanılgılar doğuran keyfi tanımları nedeniyle “Kurtuluş” konusu karışık bir hal aldı ve önemi anlaşılamadı. Öte yandan İslam, konu hakkında aslında tutarlı ve rasyonel bir anlayış sunuyor. Diğer taraftan günümüz dünyasında karşılaşılan sorunlara yer veren:

-          Dünyevi sıkıntılardan necat mümkün müdür?

-          İbtila ve azabın farkınedir?

-          Günahtan tamamen kurtulmak; necat bulmak mümkün müdür?

-          Günaha olan meyilden kurtulmak mümkün müdür?

-          Necata doğru ilerliyor olmanın belirtileri nelerdir?

Sorularına da bu kitabımızda cevap bulacaksınız.

 

Kitap için tıklayın

Namaza yeni başlayacaksanız, veya zaten kılıyorsanız,

bilmeniz gerekenleri bulacağınız bölümümüz açıldı.

TIKLAYIN...

Bu kitap, manevi arayış içindekiler için ilmi gerçekleri çok pratik ve herkesin anlayabileceği bir dille anlatan ve manevi yolculuğunuza rehberlik vasfı olan bir kitaptır. Ahmediye Cemaati’nin İkinci Halifesi olan kitabın sahibi Hz. Mirza Beşiruddin Mahmud Ahmed, kitabında konunun ehemniyetini şu sözlerle dile getirmiştir:

“Bu öyle bir konudur ki her insanın aklına gelir, kalbini gıdıklar. Birçok insan bunu bana sormuş ve varsa bir reçete talep etmiştir. Soru şudur;

“İnsan hangi yöntemlerle kötülükten arınabilir, iyilikleri cezp edebilir? “

Genellikle verilen cevap. “İyilik yap işte, kötülüklerden de sakın” şeklindedir. Ama herkesin çok iyi bildiği gibi birçok insan “biz Kûr’ân-ı Kerîm’i okuduk, hadis kitaplarını ezberledik, Vâdedilen Mesih’in yazdığı kitapları da okuduk ama tam olarak günahtan arınmış, iyilikleri cezp etmiş sayılamayız. Şimdi söyleyin; bizim ilacımız nedir?” diyorlar.”

Umarız manevi yolculuğunuzda yolunuzu aydınlatmaya vesile olur.

Kitap için tıklayın

Bir sonraki yemeğin nereden geleceğini 1 milyar kişi bugün merak ediyor, hatta güvenli içme suyu, uygun barınak, tıbbi yardımı da. 1 milyar kişi herhangi bir umut olmadan mücadele ederek bekliyor. Humanity First Yoksul insanların yoksulluğunu azaltmak için Afrika, Asya ve Latin Amerika bölgelerinde genelinde çalışıyor. Bu ay, yardımına ihtiyacım var, diyor...

Haydi yardım elini uzatın:

Fazal Ahmad is fundraising on JustGiving for Humanity First

 

Berakat-üd Dua

Yazan: Mirza Gulam Ahmed

Aligarh Müslim Üniversitesi’nin kurucusu Sir Seyyid Ahmed Han, Hindistan’daki Müslümanların çok önemli bir lideriydi. O, yeryüzünde meydana gelen her olayın kaza ve kadere tabi olarak gerçekleştiğine inanmaktaydı. Başka bir ifadeyle onun düşüncesine göre; Yüce Allahccher şeyi önceden tayin ettiği için, dua eden bir kimse, ettiği duanın sevabını ancak ahiret yaşamında bulacaktır ve dua vasıtasıyla bu dünyada bir değişiklik yaratmak mümkün değildir.

Berekâtü’d Dua, Müslüman Ahmediye Cemaatinin kurucusu Vadedilen Mesih ve Mehdi Hz. Mirza Gulam Ahmed Kadiyani’ninas, Sir Seyyid Ahmed Han’ın yukarıda beyan edilen inancını reddetmek üzere kaleme aldığı eseridir. Eser ilk olarak Kadiyan’da bulunan Riyaz-ı Hind Matbaasında, Hicri 1310 senesinin mübarek Ramazan ayında yayınlanmıştır. Kitap için tıklayın...


Namaz

Namaz nedir?

·     Namaz, bir kimsenin ihtiyaçlarını gidermesi için, tevazu ve acz ile Allah'ıncc huzurunda, O'na boyun eğmesidir.

·     Namaz,  Allah'acc karşı duyulan aşk, O'nun korkusu keza kalbin onun zikri ile meşguliyetidir.

·     Namaz bir insanın, O olmadan gerçekten hayat bulamayacağı ve de emniyet ile mutluluk yollarına erişemeyeceği, yüce şanlı Rabbinecc hitaben yalvarışıdır.

·     Namaz en yüce düzeyde bir ibadettir.

·     Namaz sadece bedeni bir durum ve hareket değildir. Farklı namaz hareketleri saygı, tevazu ve aczin göstergeleridir.

·     Namaz, günahtan uzaklaşmanın bir aracıdır. Hiçbir yol insanı, namazdaki kadar Allah'acc yakın kılmaz.

·     Namaz, ibadette bulunan bir kimsenin takvasının etkin bir ölçütüdür.

·     Yüce Allah'ıncc  lütfu ancak namaz yoluyla elde edilir. Kitap için tıklayın...

Suriye'ye Humanity First ile yardım ulaştırın

Humanity First Web sayfası için tıklayın.

Galerimiz Resimler