Mta-türk videolar için tıklayınız.

Fakat, Resulüllah (S.A.V.) hasta idi ve hastalık ilerliyordu. Ölüm yaklaştıkça yaklaşıyor ve sahabelerin kalplerini hüzün ve elem kaplıyordu. Medine’nin ufkunda her zamanki şa’şaası ve parlaklığı ile doğan güneş sahabelere gittikçe daha donuk ve daha sönük gözüküyordu. Gün her zamanki gibi ağarmıştı fakat aydınlık yerine karanlık getirmiş gibi idi. En nihayet Hz. Resulüllah (S.A.V.) ruhunun fâni bedeninden ayrılıp Yaratıcısının huzuruna çıkacağı an gelip çatmıştı. Güçlükle nefes alıyordu. Son günlerini Hz. Ayşe (R.A.)’nin bir hücresinde geçiren Resulüllah (S.A.V.) ona “Başımı biraz kaldır ve kendine yaklaştır. İyi nefes alamıyorum” dedi. Hz. Ayşe Anamız (R.A.) söylenileni yaptı. Dik oturdu ve Resulüllah (S.A.V)’ın başını ellerinin arasına aldı. Nezi haletinin belirtileri aşikâr surette görülebiliyordu. Fazla muzdarip ve halecanlı olan Resulüllah (S.A.V.) kâh bir yanına kâh öbür yanına bakıyor ve mütemadiyen “Hayf Yahudilere ve Hıristiyanlara! Peygamberlerinin mezarına tapınmaya teşvik ediyorlar” deyip duruyordu. Bu, onun ümmetine son tebliği idi, diyebiliriz. Ölüm döşeğinde iken ümmetine şöyle demek ister gibi görülüyordu: “Beni bütün öteki peygamberlerden  daha üstün tutmayı ve daha başarılı saymayı öğreneceksiniz. Fakat mezarımı bir tapınma yeri haline getirmemeye dikkat dikkat edin. Mezarım sadece bir mezar olarak kalsın. Başka ümmetler peygamberlerinin mezarına tapabilirler; onları ziyaretgâh merkezleri haline dönüştürebilirler; ve oralarda riyazet çekip takdimeler sunabilirler. Başkaları bunları yapsın, fakat siz yapmayın. Yegâne gayeniz bir olan Hz. Allah (C.C.)’a tapmak olduğunu hiçbir zaman hatırdan çıkarmayın.”

Güçlükle kazanılmış olan tek Allah (C.C.) fikrini korumak ve Allah (C.C.) ile insan arasında fark gözetmek hususundaki vazifelerini Müslümanlara ihtar ettikten sonra,  gözleri yavaş yavaş kapanmaya başladı. O esnada ağzından çıkan tek söz:

“Büyüklerin büyüğü olan Dostuma –Büyüklerin büyüğü olan Dostuma” olmuştu. Bununla her halde Allah (C.C.)’a doğru gitmekte olduğunu anlatmak istemiş ve o anda ruhunu teslim etmişti.

Haber mescide ulaştı. Sahabelerden çoğu işlerini güçlerini bırakıp oraya toplanmışlardı. Daha iyi haberler beklerken, Resulüllah’ın ölüm haberini almışlardı. Bu haber bulutsuz gökten yıldırım düşer gibi geldi. Hz. Ebu Bekir yakınlarda bulunmuyordu. Hz. Ömer (R.A.) mescitte idi, fakat şiddetli teessür neticesi aklı başından gitmişti. Biri, Resulüllah öldü, dedi mi gadaba geliyordu. Hatta kılıcını çekti ve bu lâfı ağzına alanları öldüreceğini söyledi. Hz. Resulüllah’ın yapacağı daha pek çok şey vardı; binaenaleyh ölemezdi. Ruhu gerçi bedeninden ayrılmıştı. Fakat bu, sadece Hâlikinin huzuruna çıkmak içindi. Hz. Musa (A.S.) nasıl bir müddet Yaratıcısının huzuruna çıkıp tekrar geri gelmişse, Resulüllah da yarım kalan işlerini bitirmek için her halde tekrar geri dönecekti. Meselâ, münafıkların hesabını henüz görmemişti. Hz. Ömer (R.A.) kılıç elde çılgın gibi dolaşıyor ve “Resulüllah (S.A.V.) öldü diyeni öldürürüm” diye tehdit savuruyordu. Sahabeler Hz. Ömer (R.A.)’e inanır gibi oldular ve ferahladılar. Evet, hakikaten Hz. Resulüllah (S.A.V.) ölmüş olamazdı. Bu işte bir yanlışlık olsa gerekti. Bu arada bazı sahabeler Hz. Ebu Bekir (R.A.)’i aramaya gittiler; onu buldular ve vakıadan kendisini haberdar ettiler. Hz. Ebu Bekir (R.A.) doğruca Medine’deki mescide gitti ve kimse ile konuşmadan Hz. Ayşe (R.A.)’nin hücresine girdi ve ona sordu “Resulüllah öldü mü?”

Hz. Ayşe Anamız (R.A.) “Evet” diye cevap verdi. Bunun üzerine Ebu Bekir (R.A.) Hz. Resulüllah (S.A.V.)’ın naşının bulunduğu yere gitti, yüzünü açtı, eğildi ve alnını öptü. Gözlerinden sevgi ve elem dolu yaşlar boşanırken “Allah şahidim olsun, ölüm sana iki defa gelmeyecek” dedi.

Bu söz çok manidardı ve Hz. Ömer (R.A.)’in çılgınca bir teessür içinde söylediğine karşı Hz. Ebu Bekir (R.A.)’in cevabını teşkil ediyordu. Hz. Resulüllah (S.A.V.) bir defa ölmüştü. Bu cismanî bir ölüm, herkesin başına gelecek ölüm, idi. Fakat o, ikinci bir ölüm görmeyecekti. Manevi ölüm vuku bulmayacak – onun bunca zahmet ve ıstıraba katlanarak ümmetinin kalbine yerleştirdiği inançlar ölmeyecekti. Bu inançların önemlilerinden bir tanesi Hz. Resulüllah (S.A.V.)’ın insan olduğuna ve onların da öleceğine dairdi. Hz. Resulüllah (S.A.V.)’ın ölümünden bu kadar kısa bir zaman sonra Müslümanlar bu inancı nasıl unutabilirlerdi? Hz. Ebu Bekir (R.A.), Hz. Resulüllah (S.A.V.)’ın naaşı yanında o büyük ve mânidar sözü söyledikten sonra, Hz. Ayşe (R.A.)’nin hücresinden çıktı ve müminlerin teşkil ettiği safları yararak minbere doğru ilerledi. Hz. Ömer (R.A.), kılıcı yine elinde olduğu halde, minbere çıkan Hz. Ebu Bekir (R.A.)’in yanına geldi ve Resulüllah öldü dediği takdirde onun da kafasını uçurmaya azimli göründü. Hz. Ebu Bekir (R.A.) konuşmaya başlayınca Hz. Ömer (R.A.) onu susturmak için gömleğini çekti, fakat Hz. Ebu Bekir (R.A.) gömleğini kurtardı ve sözünü kesmeyerek şu ayeti okudu:

Muhammed, kendisinden evvel gelip geçen peygamberler gibi bir peygamberden başka bir şey değildir. Şayet o ölürse veya öldürülürse, siz tekrar geri mi döneceksiniz? (3:145)

Yani Hz. Muhammed (S.A.V.) Allah (C.C.)’ın emrini tebliğe memur edilmiş bir insandı. Ondan evvel de Allah (C.C.)’ın emirlerini tebliğe memur insanlar gelmiş ve hepsi de ölüp gitmişlerdi. Hz. Muhammed (S.A.V.) ölürse, ashabı tekrar geriye dönüp öğrendikleri her şeyi unutacaklar mıydı? Bu ayet Uhud muharebesi zamanında vahyedilmişti. Hz. Resulüllah (S.A.V.)’ın düşman tarafından öldürüldüğüne dair şayialar çıkmıştı. Müslümanlardan birçoğu ümitsizliğe düşmüş ve muharebe meydanından çekilmişti. Bu ayet, o zaman olduğu gibi, bu defa da Müslümanların moralini kuvvetlendirmişti. Hz. Ebu Bekir (R.A.) ayeti okuduktan sonra, sahabelere şu sözleri söylemişti: “İçinizde her kim Allah’a tapıyorsa, bilsin ki Allah diridir ve ebediyen diri kalacaktır. Fakat içinizden her kim Muhammed’e tapıyorsa, benden öğrensin ki Muhammed (S.A.V.) ölmüştür.” Sahabeler, Hz. Ebu Bekir (R.A.)’in yerinde ve zamanında söylediği bu sözü işitince biraz kendilerine gelmişlerdi. Hz. Ebu Bekir (R.A.)’den yukarıdaki ayeti işitmesi üzerine, Hz. Ömer (R.A.)’de bir değişiklik vuku bulmuş, aklı başına gelmiş ve muhakemesine tekrar sahip olmuştu. Hz. Ebu Bekir (R.A.) sözünü bitirdiğinde Hz. Ömer (R.A.)’in batın gözü açılmış ve Hz. Resulüllah (S.A.V.)’ın gerçekten öldüğünü anlamıştı. Fakat, bunu anlar anlamaz, sendeleyip bitkin bir halde yere yıkılmıştı. Yalın kılıçla Hz. Ebu Bekir (R.A.)’i tehdit etmek isteyen adam onun sözüyle doğru yola gelmişti. Bahis konusu bu ayette o derece bir tazelik ve çekicilik vardı ki, sahabelere bu ayet adeta ilk defa olarak o gün vahyedilmiş gibi görünmüştü. Kur’an’da böyle bir ayet bulunduğunu unutmaları âni ve şiddetli bir elem ve teessüre kapılmalarından ileri gelmişti.

Hz. Resulüllah (S.A.V.)’ın ölümü karşısında Müslümanların duyduğu elem ve teessürü sözle ifade etmeye çalışan birçok kimseler olmuş, fakat bunu ilk İslâm şairlerinden Hz. Hassan (R.A.)’ın şu kıtası kadar beliğ bir şekilde ifade eden çıkmamıştır:

“Sen gözümüzün bebeği idin. Gözüm sen ölünce görmez oldu. Artık kimsenin ölümüne aldırmam. Çünkü yalnız senin ölmenden korkuyordum.”

Bu kıt’a bütün Müslümanların hislerine tercüman olmuş ve kadın erkek, çoluk çocuk herkese Medine sokaklarında aylarca Hassan bin Sabit (R.A.)’in bu kıtasını okuyup dolaşmıştı.

Sosyal Medyamız

Ahmediyet'e Davet

Multimedya

Dergimiz 20 sayısı

Müslümanlar için Ahmediye Cemaati'nin fedakarlıkları

Kur'an Meali

Cemaatimiz tarafından hazırlanan İkinci Kuran Mealimiz Yayında

Her Sureden önce açıklaması, Arapçası ve Türkçesi aynı hizada, Geniş indeks, Geniş Dipnotlar

Kitap

Downloads: 132

Dünya lanetlerinden korkmayınız, çünkü onlar duman gibi göz açıp kapayıncaya kadar dağılıverir ve gününüzü geceye çeviremezler. B...

Video

Ses-mp3

Namaz Vakitleri

Bölge :

Üyelere Özel Hediye Kitap

Duyurular

Bu gece özellikle dünyanın batısı, dansla meşgulken, alkol tüketirken ve heyecanlanırken, biz yeni yılda O’nun emirlerine itaat duygusunu koruyarak, inancımızı geliştireceğize ve bütün davranışlarımızı Allah’ın emirleri doğrultusunda şekillendireceğimize, Allah’ın huzurunda söz vermeliyiz.

Allah’ın varlığı konusunu bir tarafa koyarsak, Kurtuluş sorusu belki de üzerinde durulması gereken en önemli konudur. Gerçek Kurtuluş nedir? İlahi Adalet ile birlikte orijinal günah ve reenkarnasyon kavramı gibi yanılgılar doğuran keyfi tanımları nedeniyle “Kurtuluş” konusu karışık bir hal aldı ve önemi anlaşılamadı. Öte yandan İslam, konu hakkında aslında tutarlı ve rasyonel bir anlayış sunuyor. Diğer taraftan günümüz dünyasında karşılaşılan sorunlara yer veren:

-          Dünyevi sıkıntılardan necat mümkün müdür?

-          İbtila ve azabın farkınedir?

-          Günahtan tamamen kurtulmak; necat bulmak mümkün müdür?

-          Günaha olan meyilden kurtulmak mümkün müdür?

-          Necata doğru ilerliyor olmanın belirtileri nelerdir?

Sorularına da bu kitabımızda cevap bulacaksınız.

 

Kitap için tıklayın

Namaza yeni başlayacaksanız, veya zaten kılıyorsanız,

bilmeniz gerekenleri bulacağınız bölümümüz açıldı.

TIKLAYIN...

Bu kitap, manevi arayış içindekiler için ilmi gerçekleri çok pratik ve herkesin anlayabileceği bir dille anlatan ve manevi yolculuğunuza rehberlik vasfı olan bir kitaptır. Ahmediye Cemaati’nin İkinci Halifesi olan kitabın sahibi Hz. Mirza Beşiruddin Mahmud Ahmed, kitabında konunun ehemniyetini şu sözlerle dile getirmiştir:

“Bu öyle bir konudur ki her insanın aklına gelir, kalbini gıdıklar. Birçok insan bunu bana sormuş ve varsa bir reçete talep etmiştir. Soru şudur;

“İnsan hangi yöntemlerle kötülükten arınabilir, iyilikleri cezp edebilir? “

Genellikle verilen cevap. “İyilik yap işte, kötülüklerden de sakın” şeklindedir. Ama herkesin çok iyi bildiği gibi birçok insan “biz Kûr’ân-ı Kerîm’i okuduk, hadis kitaplarını ezberledik, Vâdedilen Mesih’in yazdığı kitapları da okuduk ama tam olarak günahtan arınmış, iyilikleri cezp etmiş sayılamayız. Şimdi söyleyin; bizim ilacımız nedir?” diyorlar.”

Umarız manevi yolculuğunuzda yolunuzu aydınlatmaya vesile olur.

Kitap için tıklayın

Bir sonraki yemeğin nereden geleceğini 1 milyar kişi bugün merak ediyor, hatta güvenli içme suyu, uygun barınak, tıbbi yardımı da. 1 milyar kişi herhangi bir umut olmadan mücadele ederek bekliyor. Humanity First Yoksul insanların yoksulluğunu azaltmak için Afrika, Asya ve Latin Amerika bölgelerinde genelinde çalışıyor. Bu ay, yardımına ihtiyacım var, diyor...

Haydi yardım elini uzatın:

Fazal Ahmad is fundraising on JustGiving for Humanity First

 

Berakat-üd Dua

Yazan: Mirza Gulam Ahmed

Aligarh Müslim Üniversitesi’nin kurucusu Sir Seyyid Ahmed Han, Hindistan’daki Müslümanların çok önemli bir lideriydi. O, yeryüzünde meydana gelen her olayın kaza ve kadere tabi olarak gerçekleştiğine inanmaktaydı. Başka bir ifadeyle onun düşüncesine göre; Yüce Allahccher şeyi önceden tayin ettiği için, dua eden bir kimse, ettiği duanın sevabını ancak ahiret yaşamında bulacaktır ve dua vasıtasıyla bu dünyada bir değişiklik yaratmak mümkün değildir.

Berekâtü’d Dua, Müslüman Ahmediye Cemaatinin kurucusu Vadedilen Mesih ve Mehdi Hz. Mirza Gulam Ahmed Kadiyani’ninas, Sir Seyyid Ahmed Han’ın yukarıda beyan edilen inancını reddetmek üzere kaleme aldığı eseridir. Eser ilk olarak Kadiyan’da bulunan Riyaz-ı Hind Matbaasında, Hicri 1310 senesinin mübarek Ramazan ayında yayınlanmıştır. Kitap için tıklayın...


Namaz

Namaz nedir?

·     Namaz, bir kimsenin ihtiyaçlarını gidermesi için, tevazu ve acz ile Allah'ıncc huzurunda, O'na boyun eğmesidir.

·     Namaz,  Allah'acc karşı duyulan aşk, O'nun korkusu keza kalbin onun zikri ile meşguliyetidir.

·     Namaz bir insanın, O olmadan gerçekten hayat bulamayacağı ve de emniyet ile mutluluk yollarına erişemeyeceği, yüce şanlı Rabbinecc hitaben yalvarışıdır.

·     Namaz en yüce düzeyde bir ibadettir.

·     Namaz sadece bedeni bir durum ve hareket değildir. Farklı namaz hareketleri saygı, tevazu ve aczin göstergeleridir.

·     Namaz, günahtan uzaklaşmanın bir aracıdır. Hiçbir yol insanı, namazdaki kadar Allah'acc yakın kılmaz.

·     Namaz, ibadette bulunan bir kimsenin takvasının etkin bir ölçütüdür.

·     Yüce Allah'ıncc  lütfu ancak namaz yoluyla elde edilir. Kitap için tıklayın...

Suriye'ye Humanity First ile yardım ulaştırın

Humanity First Web sayfası için tıklayın.

Galerimiz Resimler