Mta-türk videolar için tıklayınız.

Bu temel tartışmalardan geçince ve araştırmaktan başka çareleri olmadığı ispatlanınca Tanrı yoktur diyenler “peki biz kabul ederiz ama önce tanrıyı bize göster” diyorlar. Hatta bir hayli okumuş etmiş ateistler bile “gözümüzle bir görelim. Sonra inanırız” diyorlar.

Onlara göre eğer Tanrı olsaydı her gün göklerden “Ey evlatlarım toplanın. Size yüzümü göstereceğim” diye bir ses gelmesi gerekirdi. Öyle olsaydı herkes inanırdı. Böyle gösterirsen biz de inanırız diyorlar.

Kısa cevap:

Bu sorunun kısa cevabı sufilerin verdiği cevaptır. Yani O yakındır ve her şeyden daha yakındır. Aynı zamanda O uzaktır ve her şeyden daha uzaktır. Ne aşırı yakın olan bir şey görünür ne de çok uzak olan. Allah insandan o kadar uzaktır ki görünmemektedir ve aynı zamanda can damarından bile daha yakın olduğu için yine görünmemektedir. Kendi can damarını kim görmüştür. Dışarıdan baktığımız sürece suda yansımamızı görebiliriz ama yüzümüzü suyun içine sokarsak artık göremeyiz. Dolayısıyla prensip cevabımız budur.

Geçenlerde birisi Almanya’dan buraya gelmiş ve bizi namaz kılarken görünce “Böyle egzersizin ne faydası var. Bunun yerine faydalı bir egzersiz yapsanız daha iyi olmaz mı?” dedi. Bu egzersiz değil, ibadettir deyince o da “kimin ibadeti?” diye sordu. Allah’ın dedik. “Allah nerededir? Varsa gösterin. Güzeller kendilerini göstermek isterler. O en güzel ise neden saklanıyor?” dedi. Bizim bir arkadaşımız bir kâğıt üzerine “Allah” yazıp uzaktan ona gösterince o da “bir şey göremiyorum” dedi. Sonra aldı kâğıdı yüzüne yapıştırdı. “Bu sefer hiç bir şey göremiyorum” dedi. Sonra ona dendi ki eğer Allah bundan bile daha yakınsa bu gözlerle nasıl görürsün. Velhasıl bunun kısa ve özet cevabı budur. Allah her şeyden daha uzak ve aynı zamanda her şeyden daha yakın olduğu için bu gözlerle görünmüyor.

Gerçek cevap:

Ama bu sorunun gerçek cevabı başkadır. Dünyada her şeyi görmek veya keşfetmek için yollar farklıdır. Israrla “sadece görürsek inanırız” demek son derece beyhude ve mantığa aykırı bir davranıştır. Biz ne zaman Tanrı’nın maddi bir şey olduğunu iddia ettik ki maddi şeyler gibi gözlere gösterebilelim.

Bir hikâyeye göre birisi peygamber olduğunu iddia etmiş. Padişaha gitmiş ve “benim peygamber olduğumu kabul edin” demiş. Padişah da “senin gerçekten peygamber olduğunu nasıl bilelim” demiş. Bunun üzerine veziri hemen atlamış ve “bu hiç zor değil. Hemen buna bir çözüm bulabilirim” demiş. İddia edenin önüne bir kilit atmış ve “eğer gerçek bir peygamber isen bunu aç” demiş. Peygamber de “ben peygamber olduğumu iddia ediyorum. Çilingir değil” demiş. Allah’ı gözümüzle görmek istiyoruz diyenlerin durumu da hikâyedeki vezir gibidir. Bizim iddiamız hamur veya taştan yapma bir tanrının var olduğu değildir ki. Böyle tanrıları görmek istiyorlarsa Hinduların tapınaklarında görebilirler. Bizim iddiamız son derece latif ve maddi hislerin algılama sınırının ötesinde kalan bir tanrının var olduğudur.

Her şeye görerek mi inanıyoruz?

Apaçıktır ki her şeye görerek inanmıyoruz. Başka algılama yolları da vardır. Maddi dünyada bazı eşyaları koklayarak, bazılarını tadarak, bazılarını yoklayarak ve bazılarını duyarak algılarız. Gülün kokusunu görmeden inanmam veya sertlik kavramını gözümle görmeden inanmam ya da güzel bir sesi görmeden inanmam diyen, kendisini cahil sınıfına sokar. Maddi şeylerde bile her şeyi algılamanın yolu görmekten geçmiyorsa Tanrı hakkında böyle bir beklenti içerisinde olmak ne kadar büyük bir cahilliktir. Ayrıca bu beş adet algılama hislerimiz bile birçok yerde yetmiyor. Bazı şeyler kıyas yoluyla keşfediliyor. Böyle şeyler ne görülebiliyor ne duyulabiliyor ne dokunulabiliyor ne tadılabiliyor ne de koklanabiliyor. Örneğin kızgınlık diye bir şey var. Birisinin kızgın olduğunu nereden bilebiliriz? Yoklayarak mı? Tadarak mı? Koklayarak mı? Görerek mi? Duyarak mı? Hiç birisi işe yaramıyor. Öyleyse kızgınlık diye bir şeyin var olduğunu ve insanların bazı durumlarda kızgın olduğunu nereden anlayabiliriz? Bunun yolu basittir. İnsan kendisini inceliyor ve diyor ki ben bir insanım. Sonra etraftaki insanlara bakıyor ve onların da kendisi gibi birer insan olduğuna karar veriyor. Kendisi kızdığı zaman oluşan dış belirtileri diğerlerinde de zaman zaman görünce “herhalde bunlar da şu anda kızgınlar” diyebiliyor.

Bunun başka örnekleri de var. Örneğin acı. Bu da dokunma, koklama, tatma, görme ve duyma hislerini tetiklemiyor. Öyleyse başka birisinin gerçekten acı çekip çekmediğini veya ne tür bir acı çektiğini nasıl anlayabiliriz? Yine kıyas yoluyla değil mi? Kendimiz eğer benzer bir acı çekmişsek benzer dış belirtilerinden karşımızdakinin durumunu anlayabiliriz. Velhasıl duyu organlarını aşan bazı hislerimiz var. Bunlar kendi içerisinde ikiye bölünmekte.

Başkasının hislerini kıyas yoluyla öğrenebiliriz ama kendi iç durumumuzu ancak bu gizli iç duyularımızla keşfediyoruz. Aynı şekilde bazı dış gerçekler da sadece belirtilerinden kendilerini hissettirirler. Örneğin bir mıknatıs demire yaklaştırıldığında onu kendine çeker. Bizde bundan dolayı mıknatıslarda çekme kuvveti olduğuna inanırız. Tecrübe ettikçe bu inancımız kesinleşir. Bu çekme kuvvetini başka bir demir parçaya aktarabilirsek inancımız daha da artar. Bir yerden başka yere geçebilen bir şey muhakkak vardır. Bu kuvvet bir taraftan duyu organlarına meydan okurken diğer taraftan belirtilerinden dolayı kendini kabul ettiriyor. Bunun gibi yüz binlerce başka şeyler de var ve aklıselim olan bir insan bunların varlığını inkâr edemez. Madem maddi şeyleri bile bazen duyu organlarından vazgeçip başka yollarla bulmak gerekiyor, o zaman neden Tanrı hakkında görmek veya diğer maddi algılama hisleriyle keşfetmek konusunda ısrarcı olalım. İspat muhakkak şarttır. Ama ispat yöntemi iddiadan alakasız değil iddiaya uygun olmalı.


Related news items:
Newer news items:
Older news items:

İlgili Diğer Konular

Sosyal Medyamız

Ahmediyet'e Davet

Multimedya

Dergimiz 20 sayısı

Müslümanlar için Ahmediye Cemaati'nin fedakarlıkları

Kur'an Meali

Cemaatimiz tarafından hazırlanan İkinci Kuran Mealimiz Yayında

Her Sureden önce açıklaması, Arapçası ve Türkçesi aynı hizada, Geniş indeks, Geniş Dipnotlar

Kitap

Downloads: 222

İspanya, Seville Üniversitesi İslamî Bilimler Bölümünün l2 Mart l990 yılında yaptığı davet üzerine, Mirza Tahir Ahmed Hazretleri “

Video

Downloads: 75

Haremlik selamlık, namazın cem edilmesi, çorap üzerine mesh, mübarek geceler, mevlit okutma ...

Ses-mp3

Namaz Vakitleri

Bölge :

Üyelere Özel Hediye Kitap

Duyurular

Bu gece özellikle dünyanın batısı, dansla meşgulken, alkol tüketirken ve heyecanlanırken, biz yeni yılda O’nun emirlerine itaat duygusunu koruyarak, inancımızı geliştireceğize ve bütün davranışlarımızı Allah’ın emirleri doğrultusunda şekillendireceğimize, Allah’ın huzurunda söz vermeliyiz.

Allah’ın varlığı konusunu bir tarafa koyarsak, Kurtuluş sorusu belki de üzerinde durulması gereken en önemli konudur. Gerçek Kurtuluş nedir? İlahi Adalet ile birlikte orijinal günah ve reenkarnasyon kavramı gibi yanılgılar doğuran keyfi tanımları nedeniyle “Kurtuluş” konusu karışık bir hal aldı ve önemi anlaşılamadı. Öte yandan İslam, konu hakkında aslında tutarlı ve rasyonel bir anlayış sunuyor. Diğer taraftan günümüz dünyasında karşılaşılan sorunlara yer veren:

-          Dünyevi sıkıntılardan necat mümkün müdür?

-          İbtila ve azabın farkınedir?

-          Günahtan tamamen kurtulmak; necat bulmak mümkün müdür?

-          Günaha olan meyilden kurtulmak mümkün müdür?

-          Necata doğru ilerliyor olmanın belirtileri nelerdir?

Sorularına da bu kitabımızda cevap bulacaksınız.

 

Kitap için tıklayın

Namaza yeni başlayacaksanız, veya zaten kılıyorsanız,

bilmeniz gerekenleri bulacağınız bölümümüz açıldı.

TIKLAYIN...

Bu kitap, manevi arayış içindekiler için ilmi gerçekleri çok pratik ve herkesin anlayabileceği bir dille anlatan ve manevi yolculuğunuza rehberlik vasfı olan bir kitaptır. Ahmediye Cemaati’nin İkinci Halifesi olan kitabın sahibi Hz. Mirza Beşiruddin Mahmud Ahmed, kitabında konunun ehemniyetini şu sözlerle dile getirmiştir:

“Bu öyle bir konudur ki her insanın aklına gelir, kalbini gıdıklar. Birçok insan bunu bana sormuş ve varsa bir reçete talep etmiştir. Soru şudur;

“İnsan hangi yöntemlerle kötülükten arınabilir, iyilikleri cezp edebilir? “

Genellikle verilen cevap. “İyilik yap işte, kötülüklerden de sakın” şeklindedir. Ama herkesin çok iyi bildiği gibi birçok insan “biz Kûr’ân-ı Kerîm’i okuduk, hadis kitaplarını ezberledik, Vâdedilen Mesih’in yazdığı kitapları da okuduk ama tam olarak günahtan arınmış, iyilikleri cezp etmiş sayılamayız. Şimdi söyleyin; bizim ilacımız nedir?” diyorlar.”

Umarız manevi yolculuğunuzda yolunuzu aydınlatmaya vesile olur.

Kitap için tıklayın

Bir sonraki yemeğin nereden geleceğini 1 milyar kişi bugün merak ediyor, hatta güvenli içme suyu, uygun barınak, tıbbi yardımı da. 1 milyar kişi herhangi bir umut olmadan mücadele ederek bekliyor. Humanity First Yoksul insanların yoksulluğunu azaltmak için Afrika, Asya ve Latin Amerika bölgelerinde genelinde çalışıyor. Bu ay, yardımına ihtiyacım var, diyor...

Haydi yardım elini uzatın:

Fazal Ahmad is fundraising on JustGiving for Humanity First

 

Berakat-üd Dua

Yazan: Mirza Gulam Ahmed

Aligarh Müslim Üniversitesi’nin kurucusu Sir Seyyid Ahmed Han, Hindistan’daki Müslümanların çok önemli bir lideriydi. O, yeryüzünde meydana gelen her olayın kaza ve kadere tabi olarak gerçekleştiğine inanmaktaydı. Başka bir ifadeyle onun düşüncesine göre; Yüce Allahccher şeyi önceden tayin ettiği için, dua eden bir kimse, ettiği duanın sevabını ancak ahiret yaşamında bulacaktır ve dua vasıtasıyla bu dünyada bir değişiklik yaratmak mümkün değildir.

Berekâtü’d Dua, Müslüman Ahmediye Cemaatinin kurucusu Vadedilen Mesih ve Mehdi Hz. Mirza Gulam Ahmed Kadiyani’ninas, Sir Seyyid Ahmed Han’ın yukarıda beyan edilen inancını reddetmek üzere kaleme aldığı eseridir. Eser ilk olarak Kadiyan’da bulunan Riyaz-ı Hind Matbaasında, Hicri 1310 senesinin mübarek Ramazan ayında yayınlanmıştır. Kitap için tıklayın...


Namaz

Namaz nedir?

·     Namaz, bir kimsenin ihtiyaçlarını gidermesi için, tevazu ve acz ile Allah'ıncc huzurunda, O'na boyun eğmesidir.

·     Namaz,  Allah'acc karşı duyulan aşk, O'nun korkusu keza kalbin onun zikri ile meşguliyetidir.

·     Namaz bir insanın, O olmadan gerçekten hayat bulamayacağı ve de emniyet ile mutluluk yollarına erişemeyeceği, yüce şanlı Rabbinecc hitaben yalvarışıdır.

·     Namaz en yüce düzeyde bir ibadettir.

·     Namaz sadece bedeni bir durum ve hareket değildir. Farklı namaz hareketleri saygı, tevazu ve aczin göstergeleridir.

·     Namaz, günahtan uzaklaşmanın bir aracıdır. Hiçbir yol insanı, namazdaki kadar Allah'acc yakın kılmaz.

·     Namaz, ibadette bulunan bir kimsenin takvasının etkin bir ölçütüdür.

·     Yüce Allah'ıncc  lütfu ancak namaz yoluyla elde edilir. Kitap için tıklayın...

Suriye'ye Humanity First ile yardım ulaştırın

Humanity First Web sayfası için tıklayın.

Galerimiz Resimler