Mta-türk videolar için tıklayınız.

Maddi olmayan bir Tanrıya ortak koşmak ne demektir? Bu soru da asırlardır insanlığı düşündürüp durmuştur. Tek Tanrıya inananlar bile bazen müşrik olmakla suçlanmışlardır. Gerçekten de böyle insanların hayatlarında, kalbimizin derinliklerinde hor gördüğümüz veya hoşlanmadığımız bazı unsurlar görürüz. Unutulmamalıdır ki şirk meselesi o kadar basit bir mesele değildir. Tersine son derece ayrıntılı ve ince bir konudur. Bu sebeptendir ki inanç olarak şirke karşı olmalarına rağmen davranış olarak birçok kavim şirkin içinde olur. Böyle olmaları şirkin anlamını tam anlayamadıklarındandır. Gerçek şudur ki şirkin tek bir tarifi yoktur. Ancak farklı durumlar için farklı bakışlar yaratarak bunu anlamak mümkündür. İnsanlar bunu tek bir cümleyle toparlamaya çalıştıkça bu mesele ellerinden kaçmaya mahkûmdur. Bana göre bu meseleyi anlamak için aşağıdaki sınıflandırma çok faydalıdır.

Birincisi; Aynı anda birden fazla ve güçleri eşit olan, kâinatın sahibine ve hükümdarına inanmak şirktir. Bu şirk filzat tır.

İkincisi; Aynı anda birden fazla ama güçleri paylaşılmış varlıklara inanmak da şirktir. Bu durumda hepsi neyin yapılacağı konusunda fikir yürütmelerine rağmen paylaşılmış güçlerine göre hareket ederler. Bu da şirk filzat tır.

Üçüncü olarak çeşitli kavimlerde insanın aciz olduğunu gösteren hareketler arasında en acze düşürenlerini, Tanrıdan başkasına göstermek şirktir. Örneğin secdedir. Bu aşağılanma ve aczin sınırlarını temsil eder. İnsan bundan daha fazla kendini başkasına karşı düşüremez. Secdedeyken insan kendini toprakla bir ediyor ki insan aklı bunun ötesinde bir acizlik hayal edemiyor. Bu sebepten secde sadece Tanrıya yapılmalı ki Tanrı ve diğer varlıklar arasında bir ayrım kalsın. Sanki Tanrı “çeşitli durumlarda aciz kalabilirsin; Bu durumlarda yaptığın hareketlerden birisini Benim için ayır ve onu kimse için yapma; Benim için ayırdığını başkası için kullanma çünkü bu şanıma aykırıdır. Eğer benim için ayırdığını başkaları için de kullanırsan Bana ortak koştuğunu anlayacağım.” diyor. Çeşitli kavimlerde acizliğin en son noktasını temsil eden hareketler farklıdır. Bunların arasında elleri bağlayıp durmak, eğilmek ve dizlere çökmek dâhildir. Bu sebepten Allah bütün bu hareketleri ibadetin içinde dâhil edip Kendisine mahsus kılmıştır.

Dördüncü tip şirk Zahiri ve görünen sebepleri her şey sanmak şirktir. Bu sebeplerin iplerinin Allah’ın elinde olduğunu unutmak ve ne elde edilecekse zahiri sebeplerden elde edileceğini düşünmek bu sınıfa girer. Örneğin ekmeği ağzına attıktan sonra “artık karnım muhakkak doyacaktır. Bu noktadan sonra Allah’ın bir müdahalesi olamaz” diye düşünen şirk etmektedir. Aynı şekilde kalın bir elbise giyip “bu mutlaka beni soğuktan koruyacaktır” diyen de şirke yakalanmıştır. Benzer şekilde herhangi bir iş için gerekeni yapıp “artık işimin olmaması imkânsızdır” diyen müşriktir. 

Ama aynı işleri “Allah bu sebeplere belli güçler vermiştir; madde için belli davranışları vaat etmiştir. Dolayısıyla Onun fiili ve iradesi gereğince belli neticeler beklenir” diyerek yaparsa bu şirk değildir. Yani son ipin her zaman Allah’ın elinde olduğunu unutup sebepler silsilesini maddenin görünen sıfatlarında bitirmek şirktir. Son tasarrufu Yaratan’ın elinden alıp yaratılana vermek şirktir.

Beşinci tip şirk Allah’a mahsus ve insanlara verilmemiş olan bazı sıfatları insanlara vermek şirktir. Ölüleri diriltmek, yoktan yaratmak, hep var olmak ve ölüm lekesinden münezzeh olmak gibi konularda Allah’ın özelliğini ve tekliğini Ondan alıp başkasına vermek bunun örnekleridir. Bu konuda “Allah Kendi isteğiyle bu özellikleri başkasına vermiştir” demek mümkün değildir. Acı vericidir ki Müslümanlar bile apaçık bir şirk olmasına rağmen bundan kurtulamamışlardır. Müslümanlar genellikle Hz. İsa’nın hayatta olduğunu sanırlar. Oysa ölümden kurtulması kimse için mümkün değildir. Doğal olmayan bir müddet yaşamak ve bu süre boyunca ne yiyip içmek ne de herhangi bir beşeri ihtiyacını hissetmemek ebediyetin ta kendisidir. Oysa bu dünyada böyle bir hayat vaat edilmemiştir. Mümkün olacaksa ancak vefattan sonra olacaktır. Sonsuz yaşayan birisini gören birisi sadece Tanrının ebedi olması konusunda şüpheye düşmez mi?  Bu dünyada cenneti yaratıp herkese sonsuz hayat vermenin uygun olmayacağı düşüncesinin arkasında yatan hikmetlerden birisi de budur.

Altıncı tip şirk Bu dünyada her şeyi yapmak için Allah’ın tayin ettiği yollar ve yöntemler vardır. Bu yolları ve yöntemleri tamamen göz ardı edip bir şey yapmaya çalışmak veya birisinin bu yollara başvurmadan bir şeyi yapabildiğine inanmak şirktir. Örneğin ateş yakmak için yaratılmıştır. Şimdi birisi “falanca kişi ateşi veya benzeri yöntemleri kullanmadan bir şeyi yakarak doğanın kanunu bozmuştur” derse şirk etmiş olur. Bunda hipnotizma vb. ilimler dâhil değillerdir çünkü onlar doğa kanunlarının sınırları içerisindedirler. Bu özellikler az veya çok herkeste mevcuttur ve doğru eğitim ve antrenmanla kazanılabilir. Bunun gibi ilimlerle elde edilen, hisleri uyutmak, bayıltmak, bedeni sert hale getirmek gibi sonuçlara inanmak şirk sayılmaz.

Sözün özü, duanın neticesi dışında, görünen doğa kanunlarını hiçe sayarak bir şeyin insan tarafından kendi gücüyle yapıldığına inanmak şirktir.

Yedinci tip şirk Allah’ın birisini, dualarını ve isteklerini ret edemeyecek kadar sevdiğini düşünmek şirktir. Böyle düşünen birisi o kişiyi de Tanrı olarak kabul etmektedir, çünkü her istediğini yapabilen Tanrıdır. Onun dediği de her şey oluyor. Böyle birisine açık bir şekilde Tanrı demesine gerek yoktur. Allah’ın kulu olduğu konusunda ısrar etsek bile, istisnasız her dediğinin kabul gördüğüne inanmak şirk olur. Müritlerinin, şeyhleri ve pirleri hakkındaki düşünceleri bu sınıfa girer. Cemaatimiz de bu konuda dikkat etmelidir. Bazen bana “siz dua ederseniz muhakkak kabul olur” diye yazanlar oluyor. Allah hükümdardır, kölemiz değildir. Böyle düşünceler Onun şanına aykırı olup şirki doğurmaktadırlar. Ben kimim; ayaklarının tozu bile olmadığım insanlara bile böyle bir rütbe verilmemiştir.

Sekizinci tip şirk Doğanın kanununa göre bir şey yapmaya kudretli olmayan bir şeyi o konuda kudretli sanmak veya inanmak şirktir. Örneğin ölülere bu dünyada bir şey yapma kudreti verilmemiştir. Bunu bile bile gidip ölülerden bir şey isteyen şirk yapmaktadır. Aynı şekilde putlardan, denizlerden, yıldızlardan vs. bir şey istemek şirktir.

Dokuzuncu tip şirk Eski çağlarda müşriklerin adetlerinin bir parçası olan işleri bir gerekçe olmadan yapmak şirktir. Örneğin birisi bir mezara gidip ölüye dua etmesi için söylemese de veya ölünün Tanrı olduğuna inanmasa da, sadece orada bir mum yakıp gelirse bu bile şirk olur. Sebebi de şudur ki bu eskiden şirkin pençesine yakalanmış kavimlerin yaptığı bir şeydi. Onların inancına göre ölüler mezarlarına dönerler ve mezara iyi davrananların işini yaparlarmış. Bu sebepten bu eski kavimler mezarlara gidince orada mum veya başka hediyeler bırakıp dönerlerdi. Bu eski geleneklere benzeyen şeyler yapmak yok olmuş bir şirki bir daha canlandırmaya yardımcı olduğu için kendisi bir şirktir. Ağaçlara ip bağlamak, kabirleri kumaşlarla sarmak veya benzer hokkabazlıklar hepsi bu sınıfa girip İslamiyet’e göre tamamen haramdırlar. Başta “gerekçe olmadan” demiştim. Eğer bir yere giderken bir kabristanda konaklamak zorunda kaldıysak ve karanlık olduğu için mum yaktıysak caizdir. 

Onuncu tip şirk Herhangi bir amele dönüşmese bile kalbimizde herhangi bir varlığa karşı hissettiğimiz sevgi, saygı, korku veya umut Allah’a karşı hissettiğimizden fazla veya eşit olursa şirktir.

İncelediğim kadarıyla hiçbir şirk bu on tipin dışında kalmaz. Şüphesiz en doğrusunu Allah bilir ama benim araştırmalarıma göre bütün şirkler bir şekilde bu sınıflandırmaya uyarlar.

Ben hayatım boyunca şirk meselesini merak etmişimdir. Bazıları “bu basit bir konudur” derler ama ben öğrenciyken istememe rağmen tam anlayamamıştım. Neyin şirk olduğunu ve neyin olmadığını biliyordum ama hepsini kapsayacak bir tanım bulamıyordum. En sonunda böyle bir çaba içerisinde olmanın yanlış olduğuna karar verdim. Allah’ı da, bazen zatı itibariyle, bazen Kendisine has sıfatları itibarıyla ve bazen de insanların da biraz pay aldığı sıfatları itibarıyla anladığımız gibi, şirk konusu da ancak birden fazla farklı bakış açısıyla açıklanabilir.

Şirkin reddi

Şirkin ne olduğunu açıkladıktan sonra şimdi de nasıl reddedilmesi gerektiğini anlatacağım. Bu konuda da çok düşündüm ve bunun da karışık bir konu olduğu neticesine vardım. Kanımca halk bu konunun inceliklerini anlayamaz ama hep de inceliklerini tartıştıkları için çıkmaza girerler. Hâlbuki şirkle savaşmanın asıl yolu insanın yaratılışındaki meyillere başvurmaktır. Gerçek şudur ki Allah şirki hor görmek konusunu insanların hamuruna işlemiştir. Müşrik birisiyle karışık felsefi tartışmalar yapacağımıza aklını ve vicdanını yokladığımız vakit çabuk ikna olur. Kûr’ân-ı Kerîm de bu yöntemi daha çok vurgulamıştır. İkinci bir tanrının var olması mümkün müdür konusuna gireceğine Yaratanın hakkını unutmamaları gerektiğini ve bu hakkı başkasına vermemeleri gerektiğini hatırlatmıştır. Sonra tapılan diğer şeylerin zayıflıklarını hatırlatarak insanların vicdanını harekete geçirmiştir. Bu yöntem sayesinde şirkin içinden çıkamaz gibi görünen ülke, büsbütün tevhide dönmüştür. 

Gerçek şudur ki Allah doğanın kanununu yaratıp her şeye bazı özellikler ve kudretler vermiştir. Bu kanunları ve kudretleri aşan şeyler için gereken kudreti kimseye vermemiştir ki insanın işi zaman zaman Ona da düşsün. Eğer her şeyi insanlar yapabilseydiler Ona kim ilgi gösterirdi. İşte Allah doğanın kanununu yaratıp “bunun ötesinde bir şey isteyen bana dua etsin, çünkü bu gücü kimseye vermedim” demiş. Yani sadece dua kapısı açıktır ve dua sadece Allah’a edilir.[1]

Başkasına dua için rica etmek

Denilebilir ki bu durumda başkasına dua için rica etmek de yanlış olur. Oysa caizdir. Bunun cevabı şudur ki bunda bir hikmet gizlidir. Eğer bu hikmet olmasaydı bu da şirk olurdu. İnsanların önemli bir kısmı ruhani olarak zayıf olup kendi ayakları üzerinde duramamaktadır. Bir örneğe muhtaçtır. Bu örnek olmazsa onların ruhani yolculuğu zora düşer. Zayıf insanlar ermişlerin etrafına toplansınlar ve kötü insanların sohbetinden sakınsınlar diye bu izin verilmiştir. Ermiş birisinin duası doğal olarak daha çok kabul görür. Bunu gören birisi de “ne yapıyorlar da Allah’a yakın oluyorlar” diye onun sohbetini arar. Bu yakınlığın neticesinde onun amelleri de düzelir. Başkasına dua için rica eden, hiçbir zaman “onun özel güçleri vardır” diye düşünmemeli. Sadece iyilikleri fazla olduğu için Allah onun dualarını daha çok kabul ediyor diye bilmeli. Ayrıca “onun bütün duaları istisnasız kabul olur” şeklinde bir düşünceyi aklının ucundan bile geçirmemeli. Bu şirktir. Allah’ın Ganî olduğunu unutmamalıdır.

 


[1] Bu paragraftan sanki Allah’ın bizim Ona dönmemize ihtiyacı vardır gibi bir netice çıkmasın. Çok yüce amaçlar için yaratılmış olan insan zaman zaman mecbur kalmazsa bu amacı tamamen unutup çok alçak bir hayata razı olabilir. Bu büyük bir ziyan olur. Allah’ın merhameti bunu uygun görmemiştir ve zaman zaman insanı mecbur bırakıp Kendisine çekmiştir.*


Related news items:
Newer news items:
Older news items:

İlgili Diğer Konular

Sosyal Medyamız

Ahmediyet'e Davet

Multimedya

Dergimiz 20 sayısı

Müslümanlar için Ahmediye Cemaati'nin fedakarlıkları

Kur'an Meali

Cemaatimiz tarafından hazırlanan İkinci Kuran Mealimiz Yayında

Her Sureden önce açıklaması, Arapçası ve Türkçesi aynı hizada, Geniş indeks, Geniş Dipnotlar

Kitap

Downloads: 223

İspanya, Seville Üniversitesi İslamî Bilimler Bölümünün l2 Mart l990 yılında yaptığı davet üzerine, Mirza Tahir Ahmed Hazretleri “

Video

Downloads: 130

Cemaate katılmak gerekli midir sorusunun cevabını bu videoda izleyebilirsiniz.

Ses-mp3

Namaz Vakitleri

Bölge :

Üyelere Özel Hediye Kitap

Duyurular

Bu gece özellikle dünyanın batısı, dansla meşgulken, alkol tüketirken ve heyecanlanırken, biz yeni yılda O’nun emirlerine itaat duygusunu koruyarak, inancımızı geliştireceğize ve bütün davranışlarımızı Allah’ın emirleri doğrultusunda şekillendireceğimize, Allah’ın huzurunda söz vermeliyiz.

Allah’ın varlığı konusunu bir tarafa koyarsak, Kurtuluş sorusu belki de üzerinde durulması gereken en önemli konudur. Gerçek Kurtuluş nedir? İlahi Adalet ile birlikte orijinal günah ve reenkarnasyon kavramı gibi yanılgılar doğuran keyfi tanımları nedeniyle “Kurtuluş” konusu karışık bir hal aldı ve önemi anlaşılamadı. Öte yandan İslam, konu hakkında aslında tutarlı ve rasyonel bir anlayış sunuyor. Diğer taraftan günümüz dünyasında karşılaşılan sorunlara yer veren:

-          Dünyevi sıkıntılardan necat mümkün müdür?

-          İbtila ve azabın farkınedir?

-          Günahtan tamamen kurtulmak; necat bulmak mümkün müdür?

-          Günaha olan meyilden kurtulmak mümkün müdür?

-          Necata doğru ilerliyor olmanın belirtileri nelerdir?

Sorularına da bu kitabımızda cevap bulacaksınız.

 

Kitap için tıklayın

Namaza yeni başlayacaksanız, veya zaten kılıyorsanız,

bilmeniz gerekenleri bulacağınız bölümümüz açıldı.

TIKLAYIN...

Bu kitap, manevi arayış içindekiler için ilmi gerçekleri çok pratik ve herkesin anlayabileceği bir dille anlatan ve manevi yolculuğunuza rehberlik vasfı olan bir kitaptır. Ahmediye Cemaati’nin İkinci Halifesi olan kitabın sahibi Hz. Mirza Beşiruddin Mahmud Ahmed, kitabında konunun ehemniyetini şu sözlerle dile getirmiştir:

“Bu öyle bir konudur ki her insanın aklına gelir, kalbini gıdıklar. Birçok insan bunu bana sormuş ve varsa bir reçete talep etmiştir. Soru şudur;

“İnsan hangi yöntemlerle kötülükten arınabilir, iyilikleri cezp edebilir? “

Genellikle verilen cevap. “İyilik yap işte, kötülüklerden de sakın” şeklindedir. Ama herkesin çok iyi bildiği gibi birçok insan “biz Kûr’ân-ı Kerîm’i okuduk, hadis kitaplarını ezberledik, Vâdedilen Mesih’in yazdığı kitapları da okuduk ama tam olarak günahtan arınmış, iyilikleri cezp etmiş sayılamayız. Şimdi söyleyin; bizim ilacımız nedir?” diyorlar.”

Umarız manevi yolculuğunuzda yolunuzu aydınlatmaya vesile olur.

Kitap için tıklayın

Bir sonraki yemeğin nereden geleceğini 1 milyar kişi bugün merak ediyor, hatta güvenli içme suyu, uygun barınak, tıbbi yardımı da. 1 milyar kişi herhangi bir umut olmadan mücadele ederek bekliyor. Humanity First Yoksul insanların yoksulluğunu azaltmak için Afrika, Asya ve Latin Amerika bölgelerinde genelinde çalışıyor. Bu ay, yardımına ihtiyacım var, diyor...

Haydi yardım elini uzatın:

Fazal Ahmad is fundraising on JustGiving for Humanity First

 

Berakat-üd Dua

Yazan: Mirza Gulam Ahmed

Aligarh Müslim Üniversitesi’nin kurucusu Sir Seyyid Ahmed Han, Hindistan’daki Müslümanların çok önemli bir lideriydi. O, yeryüzünde meydana gelen her olayın kaza ve kadere tabi olarak gerçekleştiğine inanmaktaydı. Başka bir ifadeyle onun düşüncesine göre; Yüce Allahccher şeyi önceden tayin ettiği için, dua eden bir kimse, ettiği duanın sevabını ancak ahiret yaşamında bulacaktır ve dua vasıtasıyla bu dünyada bir değişiklik yaratmak mümkün değildir.

Berekâtü’d Dua, Müslüman Ahmediye Cemaatinin kurucusu Vadedilen Mesih ve Mehdi Hz. Mirza Gulam Ahmed Kadiyani’ninas, Sir Seyyid Ahmed Han’ın yukarıda beyan edilen inancını reddetmek üzere kaleme aldığı eseridir. Eser ilk olarak Kadiyan’da bulunan Riyaz-ı Hind Matbaasında, Hicri 1310 senesinin mübarek Ramazan ayında yayınlanmıştır. Kitap için tıklayın...


Namaz

Namaz nedir?

·     Namaz, bir kimsenin ihtiyaçlarını gidermesi için, tevazu ve acz ile Allah'ıncc huzurunda, O'na boyun eğmesidir.

·     Namaz,  Allah'acc karşı duyulan aşk, O'nun korkusu keza kalbin onun zikri ile meşguliyetidir.

·     Namaz bir insanın, O olmadan gerçekten hayat bulamayacağı ve de emniyet ile mutluluk yollarına erişemeyeceği, yüce şanlı Rabbinecc hitaben yalvarışıdır.

·     Namaz en yüce düzeyde bir ibadettir.

·     Namaz sadece bedeni bir durum ve hareket değildir. Farklı namaz hareketleri saygı, tevazu ve aczin göstergeleridir.

·     Namaz, günahtan uzaklaşmanın bir aracıdır. Hiçbir yol insanı, namazdaki kadar Allah'acc yakın kılmaz.

·     Namaz, ibadette bulunan bir kimsenin takvasının etkin bir ölçütüdür.

·     Yüce Allah'ıncc  lütfu ancak namaz yoluyla elde edilir. Kitap için tıklayın...

Suriye'ye Humanity First ile yardım ulaştırın

Humanity First Web sayfası için tıklayın.

Galerimiz Resimler