Mta-türk videolar için tıklayınız.

Bu ilkeler uluslararası barış içindir. Uluslararası barış sağlanmadan iç barışla fayda sağlanamaz. Ama bununla beraber iç ıslah yani ferdin ıslahı da gereklidir. Bunun için ben şimdi İslam’ın iç ıslah için önerdiklerini sunacağım.

Verasetin dağıtılması

Bu gaye için İslam dört prensip ortaya koymuştur. Bunların her birinin gayesi fakirlerin sıkıntılarını kaldırmaktır. Toplumsal dengelerin bozulmasının büyük sebeplerinden birtanesi mirasın dağıtılmamasından kaynaklanıyor. Bunun neticesinde servet birkaç kişinin elinde toplanıyor, fakirler ise servet elde etmenin imkanlarından mahrum bırakılıyor. İslam bu kusuru ortadan kaldırmak için verasetin dağıtılmasını emretmiştir. Nitekim her ölünün serveti İslamî emirlere göre varisleri arasında dağıtılır. Netice olarak anne, baba, oğul, karı-koca, kısacası herkese belirlenmiş olan payı verilir. Hiç kimse bu payları arzuladığı gibi değiştirme hakkına sahip değildir. Tersine mirası Kuran-ı Kerim’in emrine göre dağıtmayan kimse günahkardır. İslamiyet haricindeki dinlerin bazısında sadece en büyük oğul mirasçı olur. Diğer dinlerde de durum pek farklı değildir. Mesela Manu’da  yazılanlara göre sadece erkek çocuklar mirasçı olarak kabul edilmiştir ve kızlara hiçbir şey verilmez. Bunun neticesinde bütün servet bir veya birkaç kişinin elinde toplanır ve fakirlerin gelişmesi engellenmiş olur. İslam’ın emrettiğine göre servet insanlar arasında dağıtılmadığı müddetçe ulusal ilerleme sağlanamaz. Mesela on erkek çocuğu olan birisinin elinde yüz bin lira varsa her birisine onbin lira verilecektir. Onların da üçer dörder oğlu olursa bu onbin daha da bölünecektir. Böylelikle servet elde etmek için herkes yeniden çabalamak zorunda kalacak ve atalarının servetinden güç alıp tembel oturmayacaklardır. İngilizler Pencap’ta toprak dağıttıklarında sadece en büyük oğul mirasçı olacaktır diye şart koşmuşlardı ama onlar şimdi bu şartı kaldırdılar.

Para biriktirmenin yasak olması

İkinci olarak İslam paranın yastık altında saklanmasını yasaklamıştır. O, parayı harcamaya veya onu bir şekilde çalıştırmaya insanları mecbur eder. Her iki şekilde de para elden ele dolaşacaktır ve insanlar ondan istifade edecektir. Ama birisi bunu yapmazsa İslam’a göre kıyamet gününde ona ceza verilecektir. Kuran-ı Kerim’in buyurduğuna göre bu dünyada altın ve gümüş biriktiren kimse kıyamet gününde onunla dağlanacaktır. Bu emrin hikmetine gelince insanlar altın ve gümüş biriktirmeye başlarlarsa fakir fukara iş bulamayacaktır. Ama eğer bu servet çalıştırılırsa alışverişte bulunan insanlar, aylıklarını veya yevmiyelerini alanlar bundan istifade edeceklerdir. Mesela birisi bir bina inşa etmeye başlarsa bunu kendisi için inşa etmesine rağmen, para harcandığı için birçok insanın rızıklanmasına vesile olacaktır. İslam boşu boşuna binalar inşa edip servetin yok edilmesinden de men etmektedir. Ama eğer birisi boş yere değil gerekli olduğu için bunu yaparsa demir ustaları, inşaat ustaları, işçiler vs. gibi insanlar iş bulacaklardır. Ama bunun tersine eğer birisi altın ve gümüşü evde biriktirmeye başlarsa diğer insanlar bundan faydalanamaz. Kısacası İslam para biriktirmeyi yasaklamaktadır. Aynen bunun gibi hanımların bir miktar takı yaptırmaları caiz ise de yüklü miktarda ziynet eşyası yaptırmalarını hoş görmez.

Faizin Yasak olması

Üçüncüsü İslam faizi yasaklamıştır. Faiz de paranın birkaç elde toplanmasına sebep olur. Sermayesi tükenmiş veya az olan ama itibarlı görünen ve kafası iyi çalışan bir kimse banka yetkilileriyle iyi ilişkiler kurmak suretiyle sermayeyi elde edip az bir müddet içinde beşe katlar ve birkaç sene içinde milyarder olur. Bu sistem dünyada büyük zararlara yol açmaktadır. Ülkemizdeki çiftçiler paralarının nasıl tefecilerin eline geçtiğini iyi bilirler. Eğer faize bulaşmadan idare etselerdi her çiftçi ailenin mali durumu bugünkünden çok daha iyi olurdu. Ama faiz sisteminden dolayı bir çiftçi tefeciden iki bin lira borç aldığı takdirde birkaç sene sonra bazen on bin lira sadece borç faizi olarak ödemesine rağmen alınan borcun ana parası hala ortada durmaktadır. Kısacası faiz insanoğlunun başına musallat olan büyük bir lanettir. O bir sülük gibi fakirin kanını emmektedir. Dünya, barışı teneffüs etmek istiyorsa faizi kaldırıp, sermayenin birkaç elde toplanmasına engel olmak zorundadır.

Zekat ve sadakaların ödenmesi

İslam, servetin birkaç elde toplanmasını yasaklamaktadır. Onun dağıtılmasını emrederek biriktirilmesinden meneder ama bununla fakirliğe çare bulunamaz diye bir soru ortaya atılabilir. Bunun cevabına gelince, İslam, fakirlerin haklarının ödenmesi için zekat ve sadakayı emretmiştir. Eğer bir kimsede altın, gümüş, ticari mal vesair şeklinde ne kadar servet bulunuyorsa ve üzerinden bir sene geçmişse, hükümet ondan yüzde iki buçuk yıllık vergi olarak tahsil ederek hazineye aktaracak ve ülkenin fakirlerinin refahı için harcayacaktır. Zekat adı verilen bu vergi sadece gelir üzerinden alınmayıp, sermaye ve kar, hepsinin toplamı üzerinden alınır. Böylelikle bazen yüzde iki buçuk, karın yüzde ellisi hatta daha fazlasına bile tekabül edebilir. Zekat emrine göre bir kimsede yüz lira birikmişse, bu birikim üzerinden bir sene geçtikten sonra iki buçuk lira zekat ödeyecektir. Böyle bir kimse eğer serveti bu şekilde biriktirmeye devam edersem az bir müddet sonra bütün servetim vergi şeklinde ödenip bitecektir, diye düşünecek ve netice olarak o, farkı kapatmak için birikimini ticarete yatıracaktır. Yatırım yapılınca sermaye dolaşmaya başlayacaktır. Böylece onun servetinden yüzde iki buçuk fakirlere dağıtılmasına ilaveten bu servetin yastık altında saklanmasından doğacak zararlardan ülke ve millet korunmuş olacaktır. Bu günlerde özellikle insanlar altın ve gümüş biriktirmeyi bir hastalık haline getirmişlerdir. Fakir fukaranın birçok ihtiyacı vardır. Onlar bugünlerde altının pahalı olduğunu biliyorlar. Netice olarak onlar, ihtiyaçlarını karşılamak için ellerindeki yüzük, küpe, kolye gibi az miktardaki ziynet takılarını satıyorlar. Bu şekilde satılan altın ve gümüşün hepsi, tefecilerin elinde birikmektedir. Bazı kimseler, Japonlar Hindistan’ı ele geçirirse paranın değeri kalmaz korkusuyla altın ve gümüş biriktirmektedirler. Ama bunlar, ülkeyi istila ettiği takdirde Japonların ilk olarak altın ve gümüşü talan edeceğini unutup, altının evlerinde korunmuş olacağını ama para sahiplerinin elinde hiçbir şey kalmayacağını düşünüyorlar. Bu sebepten dolayı altın fiyatları gitgide yükselmektedir. Kırk rupiden başlayan fiyatları 70 Rupiye kadar yükselmiştir. Ben, tefecilerin altın fiyatlarını yüz Rupiye yükselteceğiz dediklerini duydum. Bunun tersine İslam, paranın biriktirilmesini yasaklamakta, ama eğer gene de bir şekilde birikmiş ise onun üzerinden yüzde iki buçuk zekat olarak almaktadır. Böylelikle İslam, birikmiş olan sermayeyi, bundan istifade etsinler diye tekrar ülkenin fakirlerine aktarmaktadır. İslam dini insanları, sermayelerini mümkün olduğu kadar elden ele dolaştırmaya mecbur eder. İslamiyet’in emirlerine uyulduğu takdirde en cimri olanın sermayesinden dahi dünya istifade edebilir, fakirlere iş imkanı sağlanır ve yüzde iki buçuk zekat ayrıca alınır.

İslam’da ferdi mülkiyet

İslam, sermayede herkesin hakkı olduğunu kabul etmesine rağmen, ferdi mülkiyet hakkını reddetmeyip tanımaktadır. Ama ferdi mülkiyete sahip olan kimse bir emanetçi hükmündedir. Bununla birlikte yukarda beyan edilenlerden anlaşıldığı gibi İslam, ferdi mülkiyete sahip olanın elinde toplanan gücü zayıflatmak için uygun tedbirlere başvurur.

Hz. Mirza Beşiruddin Mahmud Ahmed

İlgili Diğer Konular

Sosyal Medyamız

Ahmediyet'e Davet

Multimedya

Dergimiz 22. Sayısı

Hz. Resulüllah'ın Yüce Şanı


Kur'an Meali

Cemaatimiz tarafından hazırlanan İkinci Kuran Mealimiz Yayında

Her Sureden önce açıklaması, Arapçası ve Türkçesi aynı hizada, Geniş indeks, Geniş Dipnotlar

Kitap

Downloads: 378

İsa Mesih'in çarmıh hadisesi nasıl oldu. Peki çarmıhtan sonra göğemi yükseldi? Yoksa hayatına devammı etti. Şu an göktemi? Yoksa ve...

Video

Downloads: 184

Bu bölümde, kalbim temiz deyip ibadet yapmayanların durumu nedir, tesettürün anlamı ve hikm...

Ses-mp3

Üyelere Özel Hediye Kitap

Duyurular

Her Cumartesi Türkiye Saati ile 21:30, Almanya Saati ile 20:30 da

Her hafta değişik konularda sorularınızı cevaplandırıyoruz. Sorularınızı canlı olarak iletebilirsiniz.

Tek yapmanız gereken aşağıdaki web sayfamıza tıklamak:
www.islamiyetin-sesi.org

Bu gece özellikle dünyanın batısı, dansla meşgulken, alkol tüketirken ve heyecanlanırken, biz yeni yılda O’nun emirlerine itaat duygusunu koruyarak, inancımızı geliştireceğize ve bütün davranışlarımızı Allah’ın emirleri doğrultusunda şekillendireceğimize, Allah’ın huzurunda söz vermeliyiz.

Allah’ın varlığı konusunu bir tarafa koyarsak, Kurtuluş sorusu belki de üzerinde durulması gereken en önemli konudur. Gerçek Kurtuluş nedir? İlahi Adalet ile birlikte orijinal günah ve reenkarnasyon kavramı gibi yanılgılar doğuran keyfi tanımları nedeniyle “Kurtuluş” konusu karışık bir hal aldı ve önemi anlaşılamadı. Öte yandan İslam, konu hakkında aslında tutarlı ve rasyonel bir anlayış sunuyor. Diğer taraftan günümüz dünyasında karşılaşılan sorunlara yer veren:

-          Dünyevi sıkıntılardan necat mümkün müdür?

-          İbtila ve azabın farkınedir?

-          Günahtan tamamen kurtulmak; necat bulmak mümkün müdür?

-          Günaha olan meyilden kurtulmak mümkün müdür?

-          Necata doğru ilerliyor olmanın belirtileri nelerdir?

Sorularına da bu kitabımızda cevap bulacaksınız.

 

Kitap için tıklayın

Namaza yeni başlayacaksanız, veya zaten kılıyorsanız,

bilmeniz gerekenleri bulacağınız bölümümüz açıldı.

TIKLAYIN...

Bu kitap, manevi arayış içindekiler için ilmi gerçekleri çok pratik ve herkesin anlayabileceği bir dille anlatan ve manevi yolculuğunuza rehberlik vasfı olan bir kitaptır. Ahmediye Cemaati’nin İkinci Halifesi olan kitabın sahibi Hz. Mirza Beşiruddin Mahmud Ahmed, kitabında konunun ehemniyetini şu sözlerle dile getirmiştir:

“Bu öyle bir konudur ki her insanın aklına gelir, kalbini gıdıklar. Birçok insan bunu bana sormuş ve varsa bir reçete talep etmiştir. Soru şudur;

“İnsan hangi yöntemlerle kötülükten arınabilir, iyilikleri cezp edebilir? “

Genellikle verilen cevap. “İyilik yap işte, kötülüklerden de sakın” şeklindedir. Ama herkesin çok iyi bildiği gibi birçok insan “biz Kûr’ân-ı Kerîm’i okuduk, hadis kitaplarını ezberledik, Vâdedilen Mesih’in yazdığı kitapları da okuduk ama tam olarak günahtan arınmış, iyilikleri cezp etmiş sayılamayız. Şimdi söyleyin; bizim ilacımız nedir?” diyorlar.”

Umarız manevi yolculuğunuzda yolunuzu aydınlatmaya vesile olur.

Kitap için tıklayın

Bir sonraki yemeğin nereden geleceğini 1 milyar kişi bugün merak ediyor, hatta güvenli içme suyu, uygun barınak, tıbbi yardımı da. 1 milyar kişi herhangi bir umut olmadan mücadele ederek bekliyor. Humanity First Yoksul insanların yoksulluğunu azaltmak için Afrika, Asya ve Latin Amerika bölgelerinde genelinde çalışıyor. Bu ay, yardımına ihtiyacım var, diyor...

Haydi yardım elini uzatın:

Fazal Ahmad is fundraising on JustGiving for Humanity First

 

Berakat-üd Dua

Yazan: Mirza Gulam Ahmed

Aligarh Müslim Üniversitesi’nin kurucusu Sir Seyyid Ahmed Han, Hindistan’daki Müslümanların çok önemli bir lideriydi. O, yeryüzünde meydana gelen her olayın kaza ve kadere tabi olarak gerçekleştiğine inanmaktaydı. Başka bir ifadeyle onun düşüncesine göre; Yüce Allahccher şeyi önceden tayin ettiği için, dua eden bir kimse, ettiği duanın sevabını ancak ahiret yaşamında bulacaktır ve dua vasıtasıyla bu dünyada bir değişiklik yaratmak mümkün değildir.

Berekâtü’d Dua, Müslüman Ahmediye Cemaatinin kurucusu Vadedilen Mesih ve Mehdi Hz. Mirza Gulam Ahmed Kadiyani’ninas, Sir Seyyid Ahmed Han’ın yukarıda beyan edilen inancını reddetmek üzere kaleme aldığı eseridir. Eser ilk olarak Kadiyan’da bulunan Riyaz-ı Hind Matbaasında, Hicri 1310 senesinin mübarek Ramazan ayında yayınlanmıştır. Kitap için tıklayın...


Namaz

Namaz nedir?

·     Namaz, bir kimsenin ihtiyaçlarını gidermesi için, tevazu ve acz ile Allah'ıncc huzurunda, O'na boyun eğmesidir.

·     Namaz,  Allah'acc karşı duyulan aşk, O'nun korkusu keza kalbin onun zikri ile meşguliyetidir.

·     Namaz bir insanın, O olmadan gerçekten hayat bulamayacağı ve de emniyet ile mutluluk yollarına erişemeyeceği, yüce şanlı Rabbinecc hitaben yalvarışıdır.

·     Namaz en yüce düzeyde bir ibadettir.

·     Namaz sadece bedeni bir durum ve hareket değildir. Farklı namaz hareketleri saygı, tevazu ve aczin göstergeleridir.

·     Namaz, günahtan uzaklaşmanın bir aracıdır. Hiçbir yol insanı, namazdaki kadar Allah'acc yakın kılmaz.

·     Namaz, ibadette bulunan bir kimsenin takvasının etkin bir ölçütüdür.

·     Yüce Allah'ıncc  lütfu ancak namaz yoluyla elde edilir. Kitap için tıklayın...

Suriye'ye Humanity First ile yardım ulaştırın

Humanity First Web sayfası için tıklayın.

Galerimiz Resimler