Mta-türk videolar için tıklayınız.

Ahmedi olan kişi “Ne eliyle ne diliyle ne de herhangi başka bir yolla hiç kimseye zarar vermeyeceğine" söz verir.

Buna daha da açıklık getirmek istiyorum. Adı geçen hadisi göz önünde tutun. Yüce Peygamber Efendimiz, “Sakın haset etmeyin,” der. Haset öyle bir şeydir ki, gitgide düşmanlığa dönüşür. Haset eden kişi, başkasına daima zarar vermeyi düşünür durur. Doğrusu haset bir hastalıktır. Haset başkasına zaten zarar verir. Haset edenin yüreği de kıskançlık ve çekememezlik ateşinde daima yanar durur. Haset bazen çok küçük önemsiz şeylerden de olur.

Örneğin; Filan kişinin ticareti neden benimkinden daha üstündür? Filan kişinin cebinde benden daha fazla para var. Falan kişinin evi benimkinden daha güzeldir. Filan kimsenin çocukları benimkinden daha iyidir. Kadınlar birbirlerini, takıları ve ziynet eşyası yüzünden kıskanırlar. Bu dünya eşyası şöyle dursun, din hususunda da bazı kimseler kıskanırlar. Din konusunda gıpta edip daha da ilerleyerek hizmet etmeye çalışmalıyız. Bazı kimseler hizmet edecekleri yerde hizmet edenlere çelme takmaya çalışırlar. Ona karşı şikâyetlerde bulunup din hizmetinden mahrum etmeye çalışırlar.

Yine adı geçen hadiste “kavga etmeyin” diye nasihatler vardır. Bazen çok ufak ve önemsiz şeylerden kavgalar, çekişmeler meydana gelir. Örneğin yıllık konferans (calsa salana) esnasında görev başında olan bir delikanlıya sürekli haylazlıklarından dolayı yetkilinin biri biraz sert kelimelerle tembihlerde bulunur ve ona “Bundan sonra aynı hareketi tekrarlarsan seni cezalandırırım,” diye uyarıda bulunursa yanıbaşında oturan ebeveyn kavga etmek için hemen kollarını sıvarlar. Bu durum kaç kere denenmiştir. Artık o yetkili görevliyi öylesine hırpalarlar ki, el-aman! Bir taraftan bu hareketinizle biat sözleşmesini çiğnediniz. Biat ahdine aykırı hareket ederek kendi ahlakınızı bozdunuz. Diğer yandan yeni kuşağın kalbinden nizam saygınlığını silip yok ettiniz. Onun kafasından eğriyle doğruyu ayırt etme gücünü de törpülediniz.

Yine Yüce Peygamber Efendimiz, “Düşmanlıkları ortadan kaldırın!” der. Çok ufak ve önemsiz şeylerden düşmanlıklar meydana gelir. Yürekler kin, hınç ve nefretlerle dolar. Bazı kimseler düşmanlık öcünü alabilmek için fırsat kollar. Oysa “Hiç kimse ile düşmanlık etmeyin! Kin gütmeyin!” diye buyrulmuştur. Şöyle bir hadis vardır. Sahabenin biri, “Ya Resulüllah! Bana şöyle kısaca hiç unutmayacağım bazı öğütler verin,” diye ricada bulunur. Yüce Peygamber de, “Sakın öfkelenme! Sakın öfkelenme,” diye iki kere tekrarladı. Öfkelenmemeyi aklımıza koysak, kin, nefret ve hınçlar kendiliğinden ortadan kalkar. Bazen başkasına salt zarar vermek gayesiyle birinin satışı üzerine satış yaparlar. Adı geçen hadiste bu da yasak edilmiştir. Bazen başkasının satışını bozmak amacıyla bir şeyin değerini olduğundan çok abartarak söylerler. Bundan herhangi bir kâr elde etmek değil, sırf başkasını zarara uğratmak için bu yola başvururlar. Yeri gelmişken şunu da söylemek isterim. Bazı kimseler evlilik için mesaj üstüne mesaj gönderirler, bu da yasaktır. Ahmediler bundan vazgeçmelidirler. 

Yine Yüce Peygamber Efendimiz, “Sakın zulüm etmeyin! Hiç kimseyi hor görmeyin! Hiç kimseyi aşağılamayın!” der. Zalim bir kimse hiçbir zaman Allah’a yakınlık elde edemez. Nasıl olur da bir yandan siz Allah’ın hoşnutluğu için biat olup çağın yüce görevlisine inanıyorsunuz; diğer yandan zulmedip milletin haklarını gaspediyorsunuz. Kardeşlerinize haklarını vermiyorsunuz. Kız kardeşlerinize mal varlığınızdan hiçbir pay vermiyorsunuz. Neden? Çünkü onlar evlenip başka aileye gidecekler. Atalarınızdan sahip olduğunuz mal, mülk ve arazi başka aileye geçmesin diye kızkardeşlerinizin haklarını yiyorsunuz. Kırsal bölgelerde bu âdet pek yaygındır, olmaz böyle bir şey. Düpedüz zulümdür bu. İster hanımlarına zulmeden ve onların haklarını çiğneyen erkekler olsun, ister beylerin haklarına hiç aldırış etmeyen kadınlar olsun, hepsi yazık etmiş olurlar. 

Görüyorsunuz, günlük hayatınızda zulüm dairesine giren nice şeyler ortaya çıkar. Nice davranışlardan da anlaşılır ki, biri ötekini hor görmekte veyahut küçük düşürmektedir. Bir yandan biat ederek her türlü kötülükten vazgeçeceğine söz vermekten dem vurmak, diğer yandan adı geçen şu çirkin hareketler! Bir müslümanın öteki müslüman’ı hor görmesi asla caiz değildir. Müslümanların kanı, malı ve ırzı öteki müslümanlara kesinlikle haramdır diye açıkça buyrulmuştur. Sizler, bu çağın yüce görevlisine inanıp İslam talimatını en iyi tatbik eden bir kimse olduğunuzu iddia ediyorsunuz. Bir de adı geçen çirkin davranışların sizden sergilenmesi asla beklenmez ve dayanılmaz doğrusu. Buna rağmen kendinizi Vâdedilen Mesih hazretlerinin cemaatinden sayıyorsunuz! Sakın bu hareketleri küçümsemeyin. Yüce Peygamber Efendimizin ashabının davranışı neydi acaba? İslamiyet’i kabul ettikten sonra içlerini nasıl değiştirdiler? Bu hususta birkaç hadis daha arz etmek isterim.

Hz. Ebûzer Gaffarî’nin rivayetine göre onların bir havuzu vardı. Herkes gelir oradan su doldururdu. Günün birinde bir aileden birkaç kişi oraya gelip “içinizden hanginiz Ebûzer’in saçlarından tutup sorgulayabilir? Dediler. Birileri “Ben yaparım bu işi,” dedi. Ebûzer, “O adam bana sataşmaya başladı. Ben de havuz başında duruyordum. Benimle çekişmeye başladı, beni hırpalamak istedi. Ama ben önce ayaktaydım, sonra yere oturdum. Sonra da yere uzandım. Bunun üzerine o adam bana “Ey Ebûzer! Sen önce yere oturdun sonra da yere yattın, neden?” diye sordu. Ben de, “Yüce Peygamber Efendimiz bize, “içinizden biri kızdığı zaman, ayakta ise yere oturmalı, yine de kızgınlığı geçmezse yere yatmalı,” diye bize nasihat etti. Ben de onun için yere yattım,” dedim.[1]

Bir hadiste şöyle bir rivayet vardır. Ravi, “Biz Urve bin Zübeyr’in yanında oturuyorduk. Adamın biri yanına gelip çekişmeye başladı. Urve bin Zübeyr de pek sinirlendi. Bunun üzerine ayağa kalktı, abdest aldı ve yanımıza gelip “Babam, Üteyh’in aracılığıyla (Üteyh ashab-ı Kiram’dandı) şu rivayeti anlattı. “Yüce Peygamber Efendimiz, “öfke şeytandan gelir. Şeytan da ateştendir. Ateş su ile söndürülür. Onun için, içinizden biri öfkelenirse gidip abdest almalı” dedi.[2]

Hz. Ziyad, amcası Utbe’den şöyle rivayet eder: Yüce Peygamber Efendimiz, “Ey Allah’ım! Ben, her türlü kötü ahlak, kötü amel ve kötü isteklerden sana sığınırım,” diye hep dua ederdi.[3]

Vâdedilen Mesih Hazretlerinin bu hususta neler söylediğini ve cemaatinden neler beklediğini size arz edeyim: Vâdedilen Mesih hazretleri, “Benim cemaatimin fertleri, ister burada bulunanlar, ister başka yerlerde yaşamlarını sürdürenler olsun, benim şu tavsiyeme kulak versinler, dikkatle dinlesinler; Bu cemaate katılıp benimle müritlik bağı kurmaktan gaye, iyilik, bahtiyarlık ve takvanın zirvesine ulaşmaktır. Bunlara herhangi bir fesat, kötülük ve ahlaksızlık yaklaşmasın. Beş vakit namazı cemaatle kılsınlar. Yalan söylemesinler. Hiç kimseye dilleriyle eziyet etmesinler. Herhangi bir ahlaksızlık yapmasınlar. Herhangi bir kötülük, zulüm, fesat ve fitne düşüncesine gönüllerinde bile yer vermesinler. Her türlü günah ve suç işlemekten,  yapılması ve söz edilmesi ayıp olan davranışlardan, bütün nefsanî duygular ve uygunsuz hareketlerden uzak kalsınlar. Yüce Allah’ın gönlü tertemiz, zararsız, yumuşak başlı ve uysal mizaçlı kulları olsunlar. Tabiatlarında zehirli bir maya bulunmamalıdır. Bütün insanlara karşı sempati duymak prensipleri olmalıdır. Allah’tan korksunlar. Dillerini, ellerini ve gönül düşüncelerini her türlü yakışıksız, fesat ve hıyanet yolarından uzak tutsunlar. Beş vakit namazlarını devamlı olarak bilip isteyerek kılsınlar. Her türlü zulüm, zorbalık, gasp, rüşvet, başkalarının haklarını çiğnemek ve haksız yere taraf tutmaktan vazgeçsinler. Kötü dostların sohbetinden uzak kalsınlar. Eğer biri devamlı olarak size gelip gidiyorsa, daha sonraları o adamın, Allah’ın ahkâmına bağlı olmadığı veyahut kul haklarına hiç aldırmadığı, zalim tabiatlı, fitneci, ahlaksızın biri olduğu ispatlanırsa veyahut sizin biat olup müritlik bağı kurduğunuz şahıs hakkında ileri geri konuştuğu, aleyhinde yersiz ve gereksiz abuk sabuk, saçma sapan konuştuğu, dil uzattığı, kendisine karşı asılsız suçlamalarda bulunup iftira etmeye devam ettiği ve böylece Allah’ın kullarını aldatmak istediği ispatlanırsa, böyle bir kötülüğü aranızdan uzaklaştırmak sizin için şart olacaktır. Böyle tehlikeli bir adamdan uzak durmanız gerekir. Hiçbir din, millet ve topluluğa bağlı bir kimseye zarar vermeyi düşünmeyin bile. Herkes için hayırlı kişi olun. Haylazlar, kabadayı, fesatçı ve ahlaksız kimseler, toplantılarınıza sakın gelmesinler. Evlerinizde sakın ikamet etmesinler. Yoksa böyle kimseler ilerde sizin için tökezlenme sebebi olabilirler,” der.

Yine Vâdedilen Mesih hazretleri, “Bu gibi işler ve koşullar hakkında baştan beri size anlatmaya çalıştım. Cemaatimin her ferdi bütün tavsiyelerime bağlı kalmalıdır. Toplantılarınızda hiçbir çirkeflik, alay etmek ve dalga geçmek gibi hareketler asla olmamalıdır. Yeryüzünde temiz kalpli, temiz huylu, temiz fikirli olarak yürüyün. Unutmayın ki, her kötülüğe karşılık vermeye değmez. Onun için genellikle affetmeyi ve bağışlamayı âdet edinin. Sabır ve yumuşak başlılıkla hareket edin. Hiç kimseye haksız yere sakın saldırmayın. Nefsanî duyguları bastırmaya çalışın. Herhangi bir bahse girdiğinizde veyahut dini konuşmalarda tartıştığınız zaman daima yumuşak sözlü, uslu ve edepli olun. Biri size karşı cahillik gösterirse, ona selam verip o toplantıyı hemen terk edin. Eğer eziyet edilecek, sövülüp sayılacak olursanız, size karşı en ağır söz kullanılsa dahi sakın alçaklığa karşı alçaklıkla karşılık vermeyin. Yoksa sizler de onların seviyesine düşersiniz. Cenab-ı Hak sizi bütün dünya için iyilik ve doğrulukta örnek olacak bir cemaat yapmak ister. Öyleyse aranızdan kötülük, huysuzluk, fitnecilik ve ahlaksızlık örneği olan kimseyi çabuk uzaklaştırın. Cemaatimizde alçak gönüllülükle, iyilik, efendilik, dürüstlük, uysallık, yumuşak başlılık ve yumuşak sözlü, iyi huylu ve iyi karakterli olarak yaşamak istemiyorsa hemen bizden ayrılsın. Çünkü Yüce Tanrımız böyle kimsenin aramızda bulunmasını asla istemez. Hiç şüphesiz böyle bir kimse, bahtsızlık içinde ölecektir. Çünkü böyle bir kişi iyilik yolunu seçmedi. Onun için dikkatli olun. Gerçekten iyi kalpli yumuşak huylu ve dürüst kimse olun. Sizler beş vakit namazınızla ve güzel ahlakınızla tanınacaksınız. İçinde kötülük tohumu olan kimse bu nasihat üzerinde asla duramaz.[4]

Yine kendisi, “İnsan hiçbir zaman şımarmamalı, hayâsızlık etmemeli, başkalarına karşı kötü davranmamalı, herkese karşı sevgi ve iyilikle davranmalı, yalnız nefsanî çıkarları için kimseye karşı kin gütmemeli. İster sertlik olsun, ister yumuşaklık olsun, her ahlak yerli yerinde olmalıdır,” der[5]

Hz. Mirza Masroor Ahmed

Vadedilen Mesih'in 5. Halifesi

Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları kitabından


[1] Müsnet Ahmet bin Hanbel: c.5, s.153, Beyrut baskısı

[2] Müsnet Ahmet bin Hanbel: c.4, s.226 (Beyrut baskısı)

[3] Tirmizi, Ebvab-ud- davât Bâb câmiüd-davât

[4] İştihar, 29 Mayıs 1898, Tebliğ-i Risalet c.7, s.42-43

[5] Melfuzât.  c.5, s.609 (Yeni baskı)


Related news items:
Newer news items:
Older news items:

Sosyal Medyamız

Ahmediyet'e Davet

Multimedya

Dergimiz 20 sayısı

Müslümanlar için Ahmediye Cemaati'nin fedakarlıkları

Kur'an Meali

Cemaatimiz tarafından hazırlanan İkinci Kuran Mealimiz Yayında

Her Sureden önce açıklaması, Arapçası ve Türkçesi aynı hizada, Geniş indeks, Geniş Dipnotlar

Kitap

Downloads: 97

Bu kitap, manevi arayış içindekiler için ilmi gerçekleri çok pratik ve herkesin anlayabileceği bir dille anlatan ve manevi yolculuğunuza re...

Video

Downloads: 104

Cuma ve dua, cematimizin fedakarlıkları, şehitlerimiz

Ses-mp3

Namaz Vakitleri

Bölge :

Üyelere Özel Hediye Kitap

Duyurular

Bu gece özellikle dünyanın batısı, dansla meşgulken, alkol tüketirken ve heyecanlanırken, biz yeni yılda O’nun emirlerine itaat duygusunu koruyarak, inancımızı geliştireceğize ve bütün davranışlarımızı Allah’ın emirleri doğrultusunda şekillendireceğimize, Allah’ın huzurunda söz vermeliyiz.

Allah’ın varlığı konusunu bir tarafa koyarsak, Kurtuluş sorusu belki de üzerinde durulması gereken en önemli konudur. Gerçek Kurtuluş nedir? İlahi Adalet ile birlikte orijinal günah ve reenkarnasyon kavramı gibi yanılgılar doğuran keyfi tanımları nedeniyle “Kurtuluş” konusu karışık bir hal aldı ve önemi anlaşılamadı. Öte yandan İslam, konu hakkında aslında tutarlı ve rasyonel bir anlayış sunuyor. Diğer taraftan günümüz dünyasında karşılaşılan sorunlara yer veren:

-          Dünyevi sıkıntılardan necat mümkün müdür?

-          İbtila ve azabın farkınedir?

-          Günahtan tamamen kurtulmak; necat bulmak mümkün müdür?

-          Günaha olan meyilden kurtulmak mümkün müdür?

-          Necata doğru ilerliyor olmanın belirtileri nelerdir?

Sorularına da bu kitabımızda cevap bulacaksınız.

 

Kitap için tıklayın

Namaza yeni başlayacaksanız, veya zaten kılıyorsanız,

bilmeniz gerekenleri bulacağınız bölümümüz açıldı.

TIKLAYIN...

Bu kitap, manevi arayış içindekiler için ilmi gerçekleri çok pratik ve herkesin anlayabileceği bir dille anlatan ve manevi yolculuğunuza rehberlik vasfı olan bir kitaptır. Ahmediye Cemaati’nin İkinci Halifesi olan kitabın sahibi Hz. Mirza Beşiruddin Mahmud Ahmed, kitabında konunun ehemniyetini şu sözlerle dile getirmiştir:

“Bu öyle bir konudur ki her insanın aklına gelir, kalbini gıdıklar. Birçok insan bunu bana sormuş ve varsa bir reçete talep etmiştir. Soru şudur;

“İnsan hangi yöntemlerle kötülükten arınabilir, iyilikleri cezp edebilir? “

Genellikle verilen cevap. “İyilik yap işte, kötülüklerden de sakın” şeklindedir. Ama herkesin çok iyi bildiği gibi birçok insan “biz Kûr’ân-ı Kerîm’i okuduk, hadis kitaplarını ezberledik, Vâdedilen Mesih’in yazdığı kitapları da okuduk ama tam olarak günahtan arınmış, iyilikleri cezp etmiş sayılamayız. Şimdi söyleyin; bizim ilacımız nedir?” diyorlar.”

Umarız manevi yolculuğunuzda yolunuzu aydınlatmaya vesile olur.

Kitap için tıklayın

Bir sonraki yemeğin nereden geleceğini 1 milyar kişi bugün merak ediyor, hatta güvenli içme suyu, uygun barınak, tıbbi yardımı da. 1 milyar kişi herhangi bir umut olmadan mücadele ederek bekliyor. Humanity First Yoksul insanların yoksulluğunu azaltmak için Afrika, Asya ve Latin Amerika bölgelerinde genelinde çalışıyor. Bu ay, yardımına ihtiyacım var, diyor...

Haydi yardım elini uzatın:

Fazal Ahmad is fundraising on JustGiving for Humanity First

 

Berakat-üd Dua

Yazan: Mirza Gulam Ahmed

Aligarh Müslim Üniversitesi’nin kurucusu Sir Seyyid Ahmed Han, Hindistan’daki Müslümanların çok önemli bir lideriydi. O, yeryüzünde meydana gelen her olayın kaza ve kadere tabi olarak gerçekleştiğine inanmaktaydı. Başka bir ifadeyle onun düşüncesine göre; Yüce Allahccher şeyi önceden tayin ettiği için, dua eden bir kimse, ettiği duanın sevabını ancak ahiret yaşamında bulacaktır ve dua vasıtasıyla bu dünyada bir değişiklik yaratmak mümkün değildir.

Berekâtü’d Dua, Müslüman Ahmediye Cemaatinin kurucusu Vadedilen Mesih ve Mehdi Hz. Mirza Gulam Ahmed Kadiyani’ninas, Sir Seyyid Ahmed Han’ın yukarıda beyan edilen inancını reddetmek üzere kaleme aldığı eseridir. Eser ilk olarak Kadiyan’da bulunan Riyaz-ı Hind Matbaasında, Hicri 1310 senesinin mübarek Ramazan ayında yayınlanmıştır. Kitap için tıklayın...


Namaz

Namaz nedir?

·     Namaz, bir kimsenin ihtiyaçlarını gidermesi için, tevazu ve acz ile Allah'ıncc huzurunda, O'na boyun eğmesidir.

·     Namaz,  Allah'acc karşı duyulan aşk, O'nun korkusu keza kalbin onun zikri ile meşguliyetidir.

·     Namaz bir insanın, O olmadan gerçekten hayat bulamayacağı ve de emniyet ile mutluluk yollarına erişemeyeceği, yüce şanlı Rabbinecc hitaben yalvarışıdır.

·     Namaz en yüce düzeyde bir ibadettir.

·     Namaz sadece bedeni bir durum ve hareket değildir. Farklı namaz hareketleri saygı, tevazu ve aczin göstergeleridir.

·     Namaz, günahtan uzaklaşmanın bir aracıdır. Hiçbir yol insanı, namazdaki kadar Allah'acc yakın kılmaz.

·     Namaz, ibadette bulunan bir kimsenin takvasının etkin bir ölçütüdür.

·     Yüce Allah'ıncc  lütfu ancak namaz yoluyla elde edilir. Kitap için tıklayın...

Suriye'ye Humanity First ile yardım ulaştırın

Humanity First Web sayfası için tıklayın.

Galerimiz Resimler