Mta-türk videolar için tıklayınız.

“Yalan yere şahitlik etmeyenler de (Allah'ın gerçek kullarıdır). Saçma sapan şeylerin yanından geçerken (ona asla katılmayıp) pek ağırbaşlı olarak geçerler.” (Furkan Suresi 25:73)

Bugünkü hutbemin konusu demin okuduğum ayeti kerimedir. Bu ayette Allah c.c. Ebadürrahman yani Rahman’ın kullarının vasıflarını anlatmaktadır. O şöyle buyurmaktadır:

“Vellezine La yeşhedunezzüre ve iza merru billağvi merru kirama”

Yani “Ebadürrahman” (Rahman’ın kulları) yalan şahitlik etmez veya yalanı ziyaret etmezler, onun yüzünü dahi görmezler. “Yeşhedunezzur” yukarıda belirtilen her iki anlamı taşımaktadır. Nitekim Kuran-ı Kerim Ramazan hakkında şöyle der: “Femen şehide Minkümüşşehr” kim ramazanın yüzünü görürse... Şimdi “la yeşhedunezzur”un bilinen bir meali “Ebadürrahman yalan şahitlik etmez” şeklindedir. Ama bu ayette vurgulanan konuyu göz önünde bulundurursak bunun birinci derecedeki meali şöyledir: “Ebadürrahman yalanın yüzünü dahi görmez”.

Bu ayetin son bölümü olan “ve iza merru billağvi merru kirama”nın meali şöyledir: “Ve lağv (boş, lüzumsuz) şeylerin yanından geçerken pek ağırbaşlı olarak geçerler.”

Lağv olan her şey de bir çeşit yalandır. İşte bundan dolayı sözün gelişi ve ayetin anlatım biçimi “Ebadürrahman yalanın yüzünü dahi görmez” şeklindeki meali doğrulamaktadır.

Bu çağda özellikle doğulu milletler yalana avlanmışlardır. Batılı milletler ise gün geçtikçe bu hastalığa yakalanmaktadır. Ama bilfiil her ikisinin hastalıkları arasında büyük fark vardır. Pakistan, Hindistan, Bangladeş ve Afrika’nın büyük bir kısmında yalan söylemek alışkanlık haline gelmiştir. Ama yalan dünyadan (huzur, barış ve emniyeti) yok edip onu felakete götüren insanoğlunun en büyük zaaftır. Bu hastalık başlangıçta alelade bir zaafmış gibi görünür. Ama bu zaaf belli bir zaman diliminde büyük günahların en büyüğü oluverir.

Nitekim Habibi Kibriya Hz. Muhammed Mustafa’nın (S.A.V.) bizi yalandan uzaklaştırmak için verdiği öğütler arasından bir tanesi şöyledir: Hz. Ebu Bikre’nin (R.A.) rivayet ettiğine göre Hz. Resulüllah şöyle buyurdu:

“Ben sizi günahların en büyüğünden haberdar edeyim mi? Biz “buyurun ya Resulüllah” dedik. Bunun üzerine Resulüllah şöyle buyurdu: Allah’a ortak koşmak, ana babaya isyan etmek, Ebu Bikre’(r.a.) diyor ki, Resulüllah yaslanıyordu. O birden coşkuyla doğruldu ve üst üste bu kelimeler tekrarladı: “Ela ve kevlezzur, Ela ve kevlezzur, Ela ve kevlezzur, Ela ve kevlezzur” İyi dinleyin bir de yalan söylemek, dikkat ediniz bir de yalan söylemek. Resulüllah durmadan bu sözü o kadar tekrarladı ki biz “keşke Resulüllah sussa” dedik. (Buhari Kitab-ül edeb Bab ukukul valedeyn)

Bu hadiste yalan üçüncü sırada zikredilmesine rağmen, yalan söz konusu olunca Resulüllah kendini tutamadı ve büyük bir coşku içinde: “Sakın yalana yaklaşmayın” buyurdu. Neden?  Çünkü her çeşit günahın kökü yalandır. Allah’a ortak koşmak ve ana babaya isyan etmek de yalanın ikinci ismidir. Yalan gerçeğini inceleyin.  Onu incelediğiniz her merhalede siz, günahın her çeşidinin yalan toprağında kökleştiğini göreceksiniz. Her günah yalan toprağında filizlenir. İşte bundan dolayı Resulüllah yalana yaklaşmayın, yalana yaklaşmayın ve yalana yaklaşmayın diye sık sık nasihatte bulundu.

Benim de söylediğim gibi her hastalığın kökü yalandır. Şirk (Allah’a ortak koşmak) de yalandan filizlenir. Doğrusu şirkin en büyüğü yalanın ta kendisidir.

Bu gerçeği anlamak için keskin bir gözle günlük hayatınızı inceleyin! Söylenen her yalanın yalancı bir ilah uğruna söylendiğini ve insanın durup dururken yalan söylemeye ihtiyacı olmadığını göreceksiniz. Daima doğruyu söylemek insan yaradılışının gereğidir. O yaradılış gereği doğruyu söylemeye meylidir. Bir insan günlük hayatında ne kadar yalana meyilliyse o, o kadar çok sahte ilahlara tapmaktadır. Yalan daima sahte bir ilaha kul olmak ve tapmak niyetiyle söylenir.

Mesela insan günlük alelâde konuşmaları esnasında, bir suçunu gizlemek istediğinde yalana sığınarak gerçeği gizlemeye çalışır. Böylece o gerçeklere sırt çevirerek dünyayı kandırıp bir amaca ulaşır.

Şimdi Allah’a ibadet edenin bir amacı vardır. O da her güzelliği ve iyiliği ibadet yoluyla elde etmektir. Ama Allah ile bağlarını büsbütün koparan kimseler aynı amaca yalan vasıtasıyla ulaşmaya çalışır ve her hedefe ulaşmak için yalanı bir araç olarak kullanırlar. Sonra bu alışkanlık hayatın her bölümünü kapsayacak kadar ilerler. Nitekim siyaset ve ticaret yalan etrafında dolaşır. Karı-koca, anne baba ve çocukları arasındaki ilişkiler yalanın ta kendisi olur. Arkadaşlık ve dostluk yalandan ibaret olur. Böylece hayat riyakârlıktan öte bir şeyi ifade etmez. İnsan ömür boyu yalana tapar. O kendinin bir müşrik (Allah’a ortak koşan) olduğunu bilmez. Hâlbuki canını Allah’a teslim ederken bir müşrik olarak ölmüştür.

Bu temel gerçeği unutmayınız ki, çıkarının bulunmadığı bir şey için insan yalan söylemez. İkincisi insan her yalan söylediğinde şirk etmiş olur. Bir insanın Tevhidinin (Allah’tan başka kimseye tapmamak) ölçüsü işte budur. Onun muvahhıd (Allahtan başka hiçbir şeyi tapıp tapmadığı) olup olmadığı yalan veya doğruyu tercih etme alışkanlığından belli olur. (Yukarda yalanın belli bir amaç için söylendiğini zikretmiştik.)

Bunda bir istisna da mevcuttur: bir insan yalan söylemeye alışınca, bu alışkanlık onları amacı belli olmayan yalanlar söylemeye mecbur eder. Bundan dolayı bu duruma “amacı belli olan yalana tapılmıştır” denemez. Bilindiği gibi bazen bir kişi namaza alışır. O namaza alıştığı için bazen, orada ne yapıp düşündüğünün farkında bile olmadan alışkanlık gereği namaz kılar. Ama bazen bilinçli olarak namaz kılınır. İşte gerçek ibadet bilinçli olarak kılınan namazdır. Adet gereği kılınan namaz farzın yerine getirilmesi sayılabilmesine rağmen ibadetin özü ve ruhundan yoksundur. Menfi yönden yalanın durumu da aynen böyledir. Bilinçli olarak belli bir amacı için söylendiği zaman yalanla sahte ilahlar bütün ihlâsla tapılır.  Ama adet gereği söylenen yalan sahte ilahlara ibadet olduğu halde daha ziyade adet konumundadır.

Nitekim Kuran-ı Kerim: "Allah sizin yeminlerinizden sizi sorumlu tutacak ama lağv yeminlerinizi göz ardı edecek.” diyerek bu konuya açıklık getirmektedir. Lağv yeminler yani yalan olup boş yere edilen yeminlerden dolayı Allah bizi sorumlu tutmayacak.  O bu yeminlerin adet gereği edildiğini yani yalanın alışkanlık gereği söylendiğini bildiği için lütuf edip onlardan bizi sorumlu tutmayacak.

Ama Peygamber Efendimiz (S.A.V.) alışkanlık gereği söylenen yalanın büyük bir tehlike arz ettiğini söylemektedir. O, yalanın yavaş yavaş insana bir alışkanlık kazandıracağını ve bu alışkanlığın insanı cehennemlik edeceğini bildirmektedir.

Abdullah Bin Mesud’un rivayet ettiğine göre Resulüllah şöyle buyurdu:

"Doğruluk çünkü doğruluk insanı iyiliğe götürür ve iyilik cennete götürür. İnsan doğruyu söyler ve doğruyu söylemek için çaba harcar. Böylece bir gün Allah indinde ona sıddik isim verilir.”

Bu cümle dikkate değerdir. Resulüllah: "İnsan doğruyu söylemek için çaba sarfeder” buyurduktan sonra “Hatta Allah indinde ona sıddik ismi verilir” buyurdu.

Allah’ın Resulü bu hadiste bize büyük bir müjde vermektedir. O da şudur: Yalandan birden bire külliyeten kurtulamayan bir insan, kararlılıkla yalandan kurtulmak için niyetlendiği ve bunun için hiç aksatmadan çaba gösterdiği takdirde emeği boşa gitmeyecek. Bir gün Allah indinde ona sıddik yani hep doğruyu söyleyen ismi verilecek.

Hadis şöyle devem ediyor: “Yalandan uzak durunuz çünkü yalan insanı fisk ü fücur yani günaha ve günah ise cehenneme götürür.”

Allah-u Teâlâ hepimizi bu hastalıktan korusun. 

 

Hz. Mirza Tahir Ahmed

Cuma Hutbesinden alıntıdır.


Related news items:
Newer news items:
Older news items:

İlgili Diğer Konular

Sosyal Medyamız

Ahmediyet'e Davet

Multimedya

Dergimiz 20 sayısı

Müslümanlar için Ahmediye Cemaati'nin fedakarlıkları

Kur'an Meali

Cemaatimiz tarafından hazırlanan İkinci Kuran Mealimiz Yayında

Her Sureden önce açıklaması, Arapçası ve Türkçesi aynı hizada, Geniş indeks, Geniş Dipnotlar

Kitap

Downloads: 93

Bu kitap, manevi arayış içindekiler için ilmi gerçekleri çok pratik ve herkesin anlayabileceği bir dille anlatan ve manevi yolculuğunuza re...

Video

Downloads: 133

Kerbela'da İmam Hüseyin'in Şehit edilmesi.

Ses-mp3

Downloads: 86

Namaz Vakitleri

Bölge :

Üyelere Özel Hediye Kitap

Duyurular

Bu gece özellikle dünyanın batısı, dansla meşgulken, alkol tüketirken ve heyecanlanırken, biz yeni yılda O’nun emirlerine itaat duygusunu koruyarak, inancımızı geliştireceğize ve bütün davranışlarımızı Allah’ın emirleri doğrultusunda şekillendireceğimize, Allah’ın huzurunda söz vermeliyiz.

Allah’ın varlığı konusunu bir tarafa koyarsak, Kurtuluş sorusu belki de üzerinde durulması gereken en önemli konudur. Gerçek Kurtuluş nedir? İlahi Adalet ile birlikte orijinal günah ve reenkarnasyon kavramı gibi yanılgılar doğuran keyfi tanımları nedeniyle “Kurtuluş” konusu karışık bir hal aldı ve önemi anlaşılamadı. Öte yandan İslam, konu hakkında aslında tutarlı ve rasyonel bir anlayış sunuyor. Diğer taraftan günümüz dünyasında karşılaşılan sorunlara yer veren:

-          Dünyevi sıkıntılardan necat mümkün müdür?

-          İbtila ve azabın farkınedir?

-          Günahtan tamamen kurtulmak; necat bulmak mümkün müdür?

-          Günaha olan meyilden kurtulmak mümkün müdür?

-          Necata doğru ilerliyor olmanın belirtileri nelerdir?

Sorularına da bu kitabımızda cevap bulacaksınız.

 

Kitap için tıklayın

Namaza yeni başlayacaksanız, veya zaten kılıyorsanız,

bilmeniz gerekenleri bulacağınız bölümümüz açıldı.

TIKLAYIN...

Bu kitap, manevi arayış içindekiler için ilmi gerçekleri çok pratik ve herkesin anlayabileceği bir dille anlatan ve manevi yolculuğunuza rehberlik vasfı olan bir kitaptır. Ahmediye Cemaati’nin İkinci Halifesi olan kitabın sahibi Hz. Mirza Beşiruddin Mahmud Ahmed, kitabında konunun ehemniyetini şu sözlerle dile getirmiştir:

“Bu öyle bir konudur ki her insanın aklına gelir, kalbini gıdıklar. Birçok insan bunu bana sormuş ve varsa bir reçete talep etmiştir. Soru şudur;

“İnsan hangi yöntemlerle kötülükten arınabilir, iyilikleri cezp edebilir? “

Genellikle verilen cevap. “İyilik yap işte, kötülüklerden de sakın” şeklindedir. Ama herkesin çok iyi bildiği gibi birçok insan “biz Kûr’ân-ı Kerîm’i okuduk, hadis kitaplarını ezberledik, Vâdedilen Mesih’in yazdığı kitapları da okuduk ama tam olarak günahtan arınmış, iyilikleri cezp etmiş sayılamayız. Şimdi söyleyin; bizim ilacımız nedir?” diyorlar.”

Umarız manevi yolculuğunuzda yolunuzu aydınlatmaya vesile olur.

Kitap için tıklayın

Bir sonraki yemeğin nereden geleceğini 1 milyar kişi bugün merak ediyor, hatta güvenli içme suyu, uygun barınak, tıbbi yardımı da. 1 milyar kişi herhangi bir umut olmadan mücadele ederek bekliyor. Humanity First Yoksul insanların yoksulluğunu azaltmak için Afrika, Asya ve Latin Amerika bölgelerinde genelinde çalışıyor. Bu ay, yardımına ihtiyacım var, diyor...

Haydi yardım elini uzatın:

Fazal Ahmad is fundraising on JustGiving for Humanity First

 

Berakat-üd Dua

Yazan: Mirza Gulam Ahmed

Aligarh Müslim Üniversitesi’nin kurucusu Sir Seyyid Ahmed Han, Hindistan’daki Müslümanların çok önemli bir lideriydi. O, yeryüzünde meydana gelen her olayın kaza ve kadere tabi olarak gerçekleştiğine inanmaktaydı. Başka bir ifadeyle onun düşüncesine göre; Yüce Allahccher şeyi önceden tayin ettiği için, dua eden bir kimse, ettiği duanın sevabını ancak ahiret yaşamında bulacaktır ve dua vasıtasıyla bu dünyada bir değişiklik yaratmak mümkün değildir.

Berekâtü’d Dua, Müslüman Ahmediye Cemaatinin kurucusu Vadedilen Mesih ve Mehdi Hz. Mirza Gulam Ahmed Kadiyani’ninas, Sir Seyyid Ahmed Han’ın yukarıda beyan edilen inancını reddetmek üzere kaleme aldığı eseridir. Eser ilk olarak Kadiyan’da bulunan Riyaz-ı Hind Matbaasında, Hicri 1310 senesinin mübarek Ramazan ayında yayınlanmıştır. Kitap için tıklayın...


Namaz

Namaz nedir?

·     Namaz, bir kimsenin ihtiyaçlarını gidermesi için, tevazu ve acz ile Allah'ıncc huzurunda, O'na boyun eğmesidir.

·     Namaz,  Allah'acc karşı duyulan aşk, O'nun korkusu keza kalbin onun zikri ile meşguliyetidir.

·     Namaz bir insanın, O olmadan gerçekten hayat bulamayacağı ve de emniyet ile mutluluk yollarına erişemeyeceği, yüce şanlı Rabbinecc hitaben yalvarışıdır.

·     Namaz en yüce düzeyde bir ibadettir.

·     Namaz sadece bedeni bir durum ve hareket değildir. Farklı namaz hareketleri saygı, tevazu ve aczin göstergeleridir.

·     Namaz, günahtan uzaklaşmanın bir aracıdır. Hiçbir yol insanı, namazdaki kadar Allah'acc yakın kılmaz.

·     Namaz, ibadette bulunan bir kimsenin takvasının etkin bir ölçütüdür.

·     Yüce Allah'ıncc  lütfu ancak namaz yoluyla elde edilir. Kitap için tıklayın...

Suriye'ye Humanity First ile yardım ulaştırın

Humanity First Web sayfası için tıklayın.

Galerimiz Resimler