Mta-türk videolar için tıklayınız.

Konuya girmeden önce şunu ilan edeyim: Hz. İsa (as)’ya düşman olan Yahudiler onu idam etmeyi tasarlıyordular, fakat Allah’ın (C.C.) tasarladığı ise onu kurtarmaktı ve O tasarlayıcıların en üstünüdür. Hz. Muhammed (s.a.v.)’e Allah (c.c.) tarafından vahyedilen Kuran, Hz. İsa (as)’nın haç’ta ölmediğini ilan ediyor. Çarmıha gerilip orada baygınlık geçirmesine rağmen orada ölmüş gibi göründüyse de canlı olarak indirildi.

Sonra yerleştirildiği kubbeli mezarında tedavi görerek iyileşti. Havarilerine daima gizlice görünürdü ve bir müddet sonra Filistin ve Afganistan üzerinden Keşmir’e hicret edip oranın yerli Yahudilerine İncil’i tebliğ etti. Keşmir’de 120 yaşında vefat edip orada defnedildi.

Binlerce sene, çarmıh olayının içyüzünü bilen pek az kişi oldu. Fakat İsa (as)’nın çarmıh’a gerilmesi vasıtasıyla insanlığın günahlarının affolunacağı dogmasının kırılması günümüze kısmetmiş. Allah (c.c.) Hz. Muhammed (s.a.v)’e işbu çağımızda çarmıh’ı kıracak İsa (as)’nın ikinci zuhurunun vuku bulacağını bildirmişti. Çarmıhı kırmanın anlamı İsa (as)’dan sonra bazı Hıristiyanlar tarafından üretilegelmis Hıristiyanlığın yanlış inançlarını delillerle çürütmektir.Yani İsa (as)’nın çarmıhta can vermesi vasıtasıyla insanlığın günahlarından arınması inancı.

 

Hz. İsa (as)’nın zamanında, vadedilen Hz. İlyas (as)’ın ikinci gelişi nasıl Hz. Yahya (as)’nın görevlendirilmesi şeklinde gerçekleştiyse biz de aynen bu şekilde Hz. İsa (as)’nın ikinci gelişinin 100 yıl önce Hz. Mirza Gulam Ahmed (as)’ın görevlendirilmesiyle gerçekleştiğine inanıyoruz. Nitekim İsa (as)’nın zamanındaki Yahudiler Mesih’in gelmesinden önce İlyas (as)’ın tekrar dünyaya geleceğine inanıyorlardı. Hz. İlyas (as) daha ikinci defa dünyaya gelmedi diye İsa (as)’nın Mesih olduğuna inanmadıkları için Yahudiler bugün hala İlyas (as)’ın tekrar dünyaya gelmesini bekliyorlar. Oysa İsa (as), İlyas (as)’ın ikinci zuhurunun Yahya (as) ile gerçekleştiğini ve kendisinin Mesih olduğunu bildirmişti. İsa (as) güya çarmıhta idam edilerek melun oldu diye Yahudiler onun Mesihliğine inanmıyorlar. Bu şekilde ölerek melun olmanın ne anlama geldiği konusunu daha sonra aydınlatacağım.

 

Hıristiyanlar ve Müslümanlar ise İsa (as)’nın gerçek Mesih olduğuna inanırlar. Kendisinin ahir zamanda tekrar dünyaya geleceğine de inanırlar. Fakat bu ikinci gelişi kanlı canlı eski İsa (as) ile vuku bulacağına inanarak Yahudilerin yaptığı hatayı şimdi Hıristiyan ve Müslümanlar da yapıyorlar. Hz. İsa (as) ve Ahmediyye Müslüman Cemaati olarak bizim temsil ettiğimiz gerçek İslam ise İsa (as)’nın ikinci gelişinin onun yerine benzer görevi olan bir başka insanla gerçekleşeceği kanaatindedir. Bu da Hz. Mirza Gulam Ahmed (as) ile gerçekleşmiş bulunuyor. Bunun delillerini uzun uzadıya kitaplarımızda bulabilirsiniz. Maalesef konferansımın kapsamını göz önünde tutarak bunlara açılamayacağım.

Daha önce söylediğim gibi İsa (as)’nın başlıca görevlerinden biri çarmıhı kırmaktı. İsa (as) gibi mübarek biri olsa da bir insanın ölümü hiç bir zaman başka insanların günahlarını temizleyemez. Günah yalnız insanın kendi pişmanlığı, tövbesi ve sonunda Allah (c.c.)’ın merhametiyle tedavi olabilecek bir hastalıktır. Allah (c.c.)’ın yüce adaleti bir kişiye bir başkasının günahı için asla acı çektirtmez. O masumları günahkârların yerine cezalandırmaz. Kuran-ı Kerim’de yazıyor ki:

“Yük yüklenen bir kimse başkasının yükünü taşıyamaz.” (53:39)

veya:

“Kim kötülük işlerse, ancak kendi canına etmiş olur.” (4:112)

Bu konuda Tevrat’ta da şöyle yazıyor:

“Ne babalar oğulları için ne de oğullar babaları için ölümle cezalandırılsın. Herkes ancak kendi suçundan cezalandırılmalı.” (5:Musa 24:16)

İsa (as) kendisi öğrencilerine demişti ki:

“Ardımdan gelmek isteyen, kendini inkar etsin, çarmıhını yüklenip beni izlesin.” (Matta 16:24).

Ne İncil’de ne de Kuran-ı Kerim’de İsa (as)’nın çarmıhta öldüğü inancının bir kökü bulunmuyor. Yahudi, Hıristiyan ve Müslümanların inancını tekrar özetleyeyim.Yahudilerin inancına göre İsa (as) peygamber değildi, bekledikleri Mesih bugüne kadar hala çıkmamıştır ve İsa (as) sahte bir peygamber olarak çarmıhta melun bir şekilde ölmeyi hak etmiştir. Hıristiyanlar ise İsa (as)’ın tanrı’nın oğlu olduğuna ve çarmıhta ölmek suretiyle tüm insanların günahlarını üstlenmiş olduğuna inanırlar. Müslümanların çoğu ise, Allah (c.c.)’ın, Yahudiler İsa (as)’yı çarmıha asmak istedikleri zaman İsa (as)’ya benzer birini yarattığını ve Yahudilerin onu İsa (as) sanarak astıklarını, İsa (as)’nın ise canlı olarak göğe kaldırıldığına inanırlar. Böylece Allah (c.c.) İsa (as)’yı çarmıhta melun ölümden kurtardığına inanırlar. İslam’ın dünya çapında barışsever Ahmediyye Müslüman harekatı üyeleri ise İsa (as)’nın çarmıh’a asılıp fakat üç saat içinde baygın olarak indirildiğini ve Allah (c.c.)’ın onu böylece melun çarmıhta ölümden kurtardığına inanırlar. Kuran-ı Kerim bu olay hakkında şöyle bildiriyor:

“Halbuki onu ne öldürdüler ne de çarmıha gerip öldürebildiler. Fakat onlara (çarmıhta ölmüşe) benzer gibi göründü” (4:158)

O zaman çarmıhta nasıl öldürülürdü size kısaca izah edeyim. Çarmıhta ölüme mahkum edilenler üç dört gün içinde çektikleri ızdıraptan, açlık ve susuzluktan yavaş yavaş can verirlerdi. Mahkumlar ellerine ve ayaklarına çiviler çakılı bir vaziyette ahşap bir direğe asılıp öylece ızdıraplar içinde ölene kadar asılı bırakılırlardı. Ölmesini hızlandırmak için sık sık da bacakları kırılırdı.

Kuran-ı Kerimin, Yahudilerin Hz. İsa (as)’yı çarmıhta öldürmeyi başaramadıkları iddiası İncil’i dikkatlice gözden geçirmekle ispat edilebilir. Nitekim İncil’de anlatılan hadiseler İsa (as)’ın çarmıh’ta ölmüş olabilmesine ihtimal vermiyor. Mesela İncil’de İsa (as)’nın çarmıh’ta sadece bir kaç saat asılı kaldığını yazıyor. İsa (as)’nın o zamanlar olduğu gibi genç ve kuvvetli bir adamın bu kısa süre içinde ölmüş olabilmesi ihtimal dışı bir şey. Çarmıh’a gerilme olayı İsa (as)’nın Yahudi rahipleri tarafından takip edilme döneminin sadece doruk noktasıydı. Kuran-ı Kerim şöyle yazıyor:

“(İnkarcı) kullara yazıklar olsun! Kendilerine her ne zaman bir peygamber gelse, onu hor görüp alay ederler.“ (36:31)

İsa (as) kendisinin vadedilen mesih olduğunu ilan ettiğinde Yahudi rahipler ve din bilginleri buna inanmak istemedikleri için ona karşı cephe kurdular. İsa (as)’yı sahte bir peygamber ilan edip onu idam ettirmek istediler. Matta yazıyor ki:

“Sabah olunca başkahinlerle halkın ihtiyarları, İsa’yı ölüm cezasına çarptırmak konusunda anlaştılar. Onu bağladılar ve vali Pilatus’a teslim ettiler.“ (Matta 27:1,2)

Dört İncil’in son bölümleri Yahudi din adamlarının, resmi makamları İsa (as)’yı idam ettirmeye zorlamak için ellerinden geleni yaptıklarını yazıyor. Luka yazıyor ki:

“İsa’yı salıvermek isteyen Pilatus onlara yeniden seslendi. Onlar ise, “O’nu çarmıh’a ger, çarmıh’a ger!” diye bağrışıp durdular. Pilatus üçüncü kez onlara, “Bu adam ne kötülük yaptı ki?” dedi. “Ölüm cezasını gerektirecek hiçbir suç bulamadım onda. Bu nedenle o’nu dövdürüp salıvereceğim.” Ne var ki onlar, yüksek sesle bağrışarak İsa’nın çarmıha gerilmesi için direttiler. Sonunda bağrışları baskın çıktı ve Pilatus, onların isteğinin yerine getirilmesine karar verdi” (Luka 23:20-24)

Fakat Allah (c.c.)’ın planı sevdiklerine ve elçilerine harikulade yollarla yardım etmektir. Kuran-ı Kerimde Allah (c.c.)’ın elçilerine verdiği şu vaadi okuyoruz:

“Biz, peygamberlerimize ve onlara inananlara bu dünyada da, şahitlerin ayağa kalkacakları gün de mutlaka yardım edeceğiz”(40:52)

Allah (c.c.), İsa (as)’ya onu çarmıh’ta ölümden kurtaracak şartlar vererek yardım etti. Mesela İsa(as)’nın masumiyetinden emin olan Pilatus kendisini halka karşı çaresiz görerek çarmıhta ölüm cezasını istemeyerek verdi. Matta yazıyor ki:

“Onlar ise daha yüksek sesle, “Çarmıh’a gerilsin!” diye bağrışıp durdular. Pilatus, elinden bir şey gelmediğini; tersine, bir kargaşalığın başladığını görünce su aldı, kalabalığın önünde ellerini yıkayıp şöyle dedi: “Bu adamın kanından ben sorumlu değilim. Bu işe siz bakın!” (Matta 27:23,24)

Pilatus’un eşi daha önce bir rüya görmüştü ve İsa (as)’nın mukaddes bir insan olduğu ve cezalandırılmaması gerektiği kanaatindeydi. Matta yazıyor ki:

“Pilatus yargı kürsüsünde otururken karısı ona, “O doğru adama dokunma. Dün gece rüyamda o’nun yüzünden çok sıkıntı çektim” diye haber gönderdi.” (Matta 27:19)

Pilatus’un İsa (as)’ya karşı sempatisi inkar edilebilinecek gibi değil. Pilatus İsa (as)’nın çarmıh’ta asılı kalacağı süreyi mümkün olduğu kadar ve İsa (as) gibi bir insan’ın ölümüne sebep olmayacak kadar kısa tutmak için elinden geleni yaptı. Yuhanna yazıyor ki:

“O gün Fısıh bayramına hazırlık günüydü. Saat on iki sularıydı. Pilatus Yahudilere, “İşte, sizin kralınız!” dedi.” (Yuhanna 19:14)

Cuma günü ikindi vaktiydi. Matta saat üçe doğru İsa (as)’nın haykırdığını yazıyor ki bu “ölüm haykırışı” diye anılmakta:

“Bütün ülkenin üzerine öğleyin saat on ikiden saat üçe kadar süren bir karanlık çöktü. Saat üçe doğru İsa yüksek sesle, “Tanrım, Tanrım, beni niçin terk ettin?“ diye bağırdı. (Matta 27:45)

Yani İsa (as) üç saatten fazla çarmıhta gerili kalmadı, nitekim Yahudilerin kanunlarına göre hiç kimsenin Sept günü denilen, Yahudilerin kutsal cumartesi günü bayramında çarmıhta gerili kalması caiz değildi. Aramatyalı Yusuf İsa (as)’nın bedenini çarmıhtan indirdi. Pilatus bu haberi alınca İsa (as)’nın ölmüş olmasına çok şaşırdı. Matta’da şöyle yazıyor:

“Pilatus, İsa’nın bu kadar çabuk ölmüş olmasına şaştı. Yüzbaşıyı çağırıp, “Öleli çok oldu mu? diye sordu.” (Markos 15:44,45)

Sadece üç saat boyunca çarmıhta gerili kalmanın İsa (as) gibi dinç bir adamı öldüremeyeceğinden maada, ölümü hızlandırmak için İsa (as)’nın yanında asılı bulunan mücrimlerinki gibi bacaklarının kırılmadığını da biliyoruz. Yuhanna yazıyor ki:

“Yahudiler Pilatus’tan çarmıh’a gerilmiş adamın bacaklarının kırılmasını ve cesetlerin kaldırılmasını istediler. Hazırlık günü olduğundan, cesetlerin Sept günü çarmıh’ta kalmasını istemiyorlardı. Çünkü o Sept günü büyük bayramdı. Bunun üzerine askerler gidip birinci adamın, sonra da İsa’yla birlikte çarmıha gerilmiş olan öteki adamın bacaklarını kırdılar. İsa’ya gelince o’nun ölmüş olduğunu gördüler. Onun için bacaklarını kırmadılar. (Yuhanna 19 : 31-33)

Yani Yahudiler İsa (as)’yı ölmüş zannettiler. Fakat daha önce anlatılan durumlar itibariyle bu zannın doğru olamayacağı ortada. Kuran-ı Kerimin dediği gibi bu onlara benzer göründü. Bir sonraki ayet, İsa (as)’nın ölmediğinin ve sadece baygınlık geçirdiğinin bir delilini daha içeriyor:

“Ama askerlerden biri O’nun böğrünü mızrakla deldi. Böğründen hemen kan ve su aktı.” (Yuhanna 19 : 34)

Fakat bir insanın ancak kalbi çalıştıkça vücudunda kan dolaşımı olur. Ve ancak bu şartla bir yaradan kan ve su akabilir. İncil’in yazdığı gibi yaradan kan ve suyun akması, kalbinin çalışır durumda olduğunun tıbbi bir delilidir. Pilatusla İsa (as)’ya inanmış bazı Yahudilerin arasında bu konuda gizli bir anlaşma yapılmış olması gerek. Nitekim çarmıh’tan indirilir indirilmez İsa (as) tıbbi tedavi gördü. Çarmıhtan indirildikten sonra İsa (as)’nın bedeni Aramatyalı Yusuf ile Nikodim’e teslim edildi. Yuhanna yazıyor ki:

“Bundan sonra Aramatyalı Yusuf, İsa’nın cesedini kaldırmak için Pilatus’a başvurdu. Yusuf, İsa’nın öğrencisiydi, ama Yahudilerden korktuğundan bunu gizli tutuyordu. Pilatus izin verince, Yusuf gelip İsa’nın cesedini kaldırdı. Daha önce geceleyin İsa’nın yanına gelmiş olan Nikodim de otuz litre kadar karışık mür ve sarısabır özü alarak geldi.” (Yuhanna 19 : 38-39)

Nikodim bir hekim olsa gerek ki ağır yaraların pansumanı için hangi ilaçların kullanılması gerektiğini iyi biliyordu. Eğer İsa (as) ölmüş olsaydı ne ilaca ne de tedaviye hacet kalırdı.

İsa (as)’nın vadelilen ikinci zuhuru olan Müslüman Ahmediyye harekatının kurucusu mesih hz. Mirza Gulam Ahmed (as) “İsa Hindistan’da öldü” adlı kitabında bütün bir bölümü yalnız İsa (as)’ya verilen bu ilaca ayırdı.Hz. Ahmed (as) bu kitabında İsa (as)’nın yaralarına sürülen bu merhemin ünlü tıb kitaplarının hemen hemen hepsinde zikredildiğini ispat etti. İsa (as) bu merhemlerle tedavi gördü ve bir kaç gün içinde öğrencilerinin karşısına çıkabildi. Luka yazıyor ki:

“Bunları anlatırken İsa’nın kendisi gelip aralarına dikildi. Onlara, “Size esenlik olsun!” dedi. Ürktüler, bir hayalet gördüklerini sanarak korkuya kapıldılar. İsa onlara, “Neden telaşlanıyorsunuz? İçinizde neden böyle kuşkular doğuyor?” dedi. “Ellerime, ayaklarıma bakın; işte ben’im! Bana dokunun da görün. Bir hayalette et ve kemik olmaz, ama görüyorsunuz, bende var.” Bunu söyledikten sonra onlara ellerini ve ayaklarını gösterdi. Sevinçten hala inanamayan, şaşkınlık içinde olan öğrencilerine İsa “Sizde yiyecek bir şey var mı?” diye sordu. Kendisine bir parça kızarmış balık verdiler. İsa onu aldı ve gözleri önünde yedi.” (Luka 24: 36-43)

Bunlar İsa (as)’nın çarmıhta ölmediğini ispat edip Kuran-ı Kerimi tasdikliyor. Kuran’da çarmıh’a germe olayı hakkındaki gerçek yazıyor. Yahudiler İsa (as)’yı

“ne öldürdüler ne de çarmıh’a gerip öldürebildiler”. Allah (c.c.) Kuran’da diyor ki:

“(İsa’nın düşmanları) bir tertip hazırladılar. Allah da tedbir aldı, Allah tedbir alanların en iyisidir.” (3:55)

Başlarda da söylemiş olduğum gibi çarmıhta ölüm Yahudilere göre melun bir ölümdür. Böylece çarmıhta ölen melun olmuş demektir. Bunu Tevrat’ın şu ayetlerinden çıkarıyorlar:

“Ölüm cezasını gerektiren bir suçu olan suçlu öldürülmesi için bir tahta parçasına asıldığı zaman cesedi gece boyunca o tahtada asılı kalmasın,...çünkü asılarak öldürülen tanrı tarafından lanetlenmiştir...” (5. Musa 21: 22, 23)

Yani İsa (as)’nın çarmıhta ölmüş olduğuna inanan aynı zamanda onun melun olduğunu da kabullenmek zorunda kalıyor. Pavlus bu konuda Galatyalılara mektubunda şöyle yazıyor:

“İsa Mesih kendisi lanet olarak bizi kanunun lanetinden akladı” (Gal. 2:13)

Peki lanet denilen şeyin ve lanetlenmiş olmanın manası ne? Dini terim olarak melun olmanın manası insanın kalbinin tamamen kararması anlamına geliyor. Böyle bir insan Allah’tan uzaklaşmış ve O’nun rahmetinden tamamen mahrum olmuş demektir. Melun olan bir insan olmak Allah’tan yüz çevirmiş, O’nun düşmanı olmuş ve artık kaybolmuş bir insan olmak demektir. Fakat bize göre İsa (as) Allah (c.c.)’ın sevgili kulu ve seçkin bir peygamberiydi. Kuran-ı Kerim İsa (as) hakkında şöyle yazıyor:

“Aslında Allah onun şerefini kendi katında yüceltti.” (4:158)

Başka bir yerde de şöyle:

“Adı Meryem oğlu İsa Mesih olacak. Dünyada da, ahirette de şerefli ve Allah’a yakın olan kimselerden olacak.” (3:46) veya:

“Meryem oğlu İsa’ya apaçık deliller verdik. Onu Ruh-ül Kudüs’le güçlendirdik.”

(2:254) veya:

“Seni, kafirlerin (bütün töhmetlerinden) tertemiz kılacağım.” (3:56)

Kuran’ın bütün bu ayetleri İsa (as)’nın yüksek mertebesini kanıtlıyor. O Allah (c.c.) tarafından İsrailoğullarına gönderilen bir elçiydi. Allah (c.c.)’ın Tevrat’taki çarmıha gerilenin melun olması kanununu nasıl İsa (as)’ya tatbik ettiğini düşünebiliriz? Yahudilerin ispatlamak istedikleri gibi İsa (as)’nın kanuna göre lanetlenmiş olduğu nasıl düşünülebilir? İsa (as) kanunu ortadan kaldırmak için değil, aksine kanunu tamamlamak için gönderildiğini söylemişti. O zaferine inanıyordu. Fakat hiç bir zaman çarmıhta öleceğine ve böylece insanların günahlarını aklayacağına dair sevinç içinde değildi. Bilakis çarmıha gerilmekten tedirgin ve endişe içindeydi. Rabbiyle daima canlı bir ilişkisi ve dualara güveni vardı. Matta şöyle yazıyor:

“İsa onlara şu karşılığı verdi: “Size doğrusunu söyleyeyim, eğer imanınız olur da kuşku duymazsanız, yalnız incir ağacına olanı yapmakla kalmazsınız; şu dağa, “Kalk, denize atıl” derseniz, dediğiniz olacaktır. İman ederek dua ettiğinizde, dilediğiniz her şeyi alacaksınız.” (Matta 21:21,22)

Demek ki İsa (as) duanın en güçlü silah olduğunu ve bununla düşmanlara galip gelinebilineceğini biliyordu. Nitekim çarmıh’a gerilmesinden bir kaç saat önce sabır ve ciddiyetle kurtarılması için dua etmişti. Luka şöyle yazıyor:

“Onlardan bir taş atımı kadar uzaklaştı ve diz çökerek şöyle dua etti: “Baba, senin istediğine uygunsa, bu kaseyi benden uzaklaştır. Yine de benim değil, senin istediğin olsun.” Gökten bir melek İsa’ya görünerek onu güçlendirdi. Derin bir acı içinde olan İsa daha da hararetle dua etti. Teri, toprağa düşen kan damlalarına benziyordu.”

(Luka 22 : 41-44)

Matta da şöyle yazıyor:

“Onlara, “Yüreğim ölüm derecesinde kederli” dedi. “Burada kalın, benimle birlikte uyanık durun.” Biraz ilerledi, yüzüstü yere kapanıp dua etmeye başladı. “Baba” dedi, “mümkünse bu kase benden uzaklaştırılsın. Yine de benim değil, senin istediğin olsun.” (Matta 26 : 38)

Bu dua kesinlikle sadece formaliteden ibaret dua değildi. O öldürülmek değil, ölümden kurtarılmak istiyordu. Duasının sonunda söylediği “benim değil, senin istediğin olsun” sözleri “İnşallah” ile dualarını bitiren tüm muttakilerin adetidir. İsa (as) “Baba ile ben bir birliğiz” demişti. Bu nefsini yenmiş ve yalnız Allah (c.c.)’ın isteğine göre hareket eden tüm tasavvufçuların sözleridir. İsa (as) duasının kabul olduğuna inanıyordu ve çarmıhta Allah (c.c.)’ın tasarını henüz anlamamış olmasından dolayı şaşkınlık içinde “Tanrım, tanrım, beni neden terk ettin?” diye bağırdı. Fakat Allah (c.c.) onu terk etmemişti. O’nun tasarısı İsa (as)’yı en büyük tehlikeden kurtarmak ve Yahudilerin İsa (as)’yı ölü sandıkları halde baygın olarak çarmıhtan indirmeleriydi. İsa (as)’nın çarmıha gerilmesinden önceki gece Getsemani bahçesinde ettiği dualarının kabul olduğuna Pavlus bile ittifak ediyor. İbranilere yazdığı mektubunda şöyle yazıyor:

“Mesih, yeryüzünde olduğu günlerde kendisini ölümden kurtaracak güçte olan Tanrı’ya büyük feryat ve gözyaşlarıyla dua ve yakarışta bulunmuş ve Tanrı korkusu nedeniyle işitilmişti.”( Ibraniler 5:7)

İsa (as) ise Filistinde kendisinin ağır talihinin olacağını biliyordu fakat bununla beraber lanetli bir ölümle ölmeyeceğini de biliyordu. Bunu, kendisini bekleyen talihi hz. Yunus (as)’unkine benzetmesinden öğreniyoruz. Yahudiler İsa (as)’dan doğru olmasının bir delilini istemişlerdi. İsa (as) ise Yahudilere hz. Yunus (as) işaretini vadetmişti. Matta yazıyor ki:

“Bu arada bazı din bilginleri ve Ferisiler söz alarak şöyle dediler: “Öğretmenimiz, senden doğaüstü bir belirti görmek istiyoruz.” İsa onlara şu karşılığı verdi: “Kötü ve vefasız kuşak bir belirti istiyor! Ama ona Yunus peygamberin belirtisinden başka bir belirti gösterilmeyecek. Yunus, nasıl üç gün ve üç gece o koca balığın karnında kaldıysa, İnsanoğlu da üç gün ve üç gece yerin bağrında kalacak.” (Matta 38-40)

İsa (as)’nın Yahudilere bile doğruluğu için verdiği bu tek işaret çok büyük önem taşiyor. Bu işaret üç haber birden içeriyor. İsa (as)’nın kaderi Yunus (as)’unkine benzeyecek. Yunus (as) kavmi tarafından reddedilip denize atılmış, denizde de Yunus (as)’u bir balık yuttuktan sonra o balığın karnında kalmıştı. Aynen bunun gibi İsa (as)’da Yahudiler kendisini reddettikten sonra üç gün üç gece yerin bağrında kalacaktı -yani kubbeli mezarında, bu bir.

iki: Yunus (as) balığın karnında canlı fakat baygın kalmıştı. İsa (as)’da üç gün üç gece yerin bağrında canlı fakat baygın kalacaktı. Üç: Yunus (as) eninde sonunda kavmi tarafından kabul edilip saygı gördü. İsa (as)’da görevini başaracaktı. O zamanlar Filistin’de oniki israil kabilesinin sadece ikisi yaşıyordu. Tarihi bilimin kanıtladığı gibi diğer on kabile bugünkü Keşmir bölgesine kadar doğuya göç etmişlerdi. Bu kabileler “kaybolan İsrail kabileleri” olarak tanınıyor. İsa (as) bütün insanlara gönderilen bir peygamber değildi. O Yahudilerin Mesihiydi ve söylediği gibi sadece onlara gönderilmişti. Matta’da yazıyor ki:

“İsa, “Ben yalnız İsrail halkının kaybolmuş koyunlarına gönderildim” diye cevap verdi.” (Matta 15 : 24)

İsa (as)’nın Yunus (as)’un işareti diye verdiği işareti kabul etmek, kendisinin çarmıh’da ölmediğini kabullenmekten geçer. İsa (as) çarmıh’ta öldü diyen bu tek ve büyük işareti o’na bir anlam veremediğinden reddetmek zorunda kalır. Hıristiyanların dinlerinin temeli diye bildikleri İsa (as)’nın çarmıh’ta ölümü inancı Yunus (as)’un işaretine hiç bir benzerlik bırakmıyor. Eğer düşündükleri gibi İsa (as)’nın görevi çarmıh’ta ölerek bütün insanların günahlarını üstlenmek olsaydı, İsa (as)’nın bambaşka bir işaret vermesi gerekirdi. Bütün vaazlarını da bu kurtuluş inancına uygun vermesi gerekirdi. Fakat asıl görevinin insanları Allah (c.c.)’a yaklaştırmak olduğunu ve bir gün Filistin’den hicret edip diğer İsrail kabilelerini ziyaret etmek niyetinde olduğunu Yuhanna’nın şu ayetleri anlatıyor:

“Bu ağıldan olmayan başka koyunlarım var. Onları da getirmeliyim. Benim sesimi işitecekler ve tek sürü, tek çoban olacak.” (Yuhanna 10:16)

Kuran-ı Kerim de İsa (as)’nın görevinin tüm Yahudileri Allah (c.c.)’a yaklaştırmak olduğunu tasdik ediyor:

“Onu İsrailoğullarına bir peygamber olarak gönderecek.” (3:50)

Kuran bir de İsa (as) ile annesinin Filistin’i gizlice terk edip başka bir ülkeye hicret edip oraya iltica ettiklerini yazıyor:

“Biz Meryem oğluyla annesini birer nişane kıldık. İkisini de oturmaya değer, akarsuları olan yüksek bir tepeye yerleştirdik.” (23:51)

Muhtelif ilmi araştırmalar, Yahudi ve Hint tarihleri “akarsuları olan yüksek bir tepe” ile Keşmir’in kastedildiğinde hemfikirler. Çeşitli Yahudi oymaklarının yaşamış olduğu bu ülkeye yabancı bir ülkeden mecaz anlamlar kullanarak konuşan bir peygamberin geldiği belgelerle kanıtlıdır. Keşmir’in tarihine girmiş bu peygamber Hz. İsa (as) idi.

Hz. Muhammed (s.a.v.), Hz. İsa (as)’nın 120 yaşında vefat ettiğini bildirmişti. Ayrıca şöyle bir hadis de var:

“Ya İsa! Bir yerden başka bir yere git ki tanınıp takip edilmeyesin. İsa daima seyahat ederdi”

Eğer İsa (as) çarmıhta ölüp sonra göğe yükselseydi Filistinli olmayan koyunlarına Allah (c.c.)’ın mesajını ulaştırma görevini yerine getirmemiş olacaktı. Modern araştırmalar ise defalarca İsa (as)’nın Keşmir’de yaşamış, orada ölmüş ve orada gömülü olduğunu kanıtlıyor. Bu konu hakkında batılı yazarlar tarafından bir yığın kitap neşredilmiştir. Bunların hepsi İsa (as)’nın ikinci zuhuru olan Müslüman Ahmediyye Cemaatinin kurucusu Hz. Mirza Gulam Ahmed (as)’in Allah (c.c.) tarafından bilgi alarak ilan ettiklerini tasdik ediyor. Onun aracılığı ile Hıristiyanların İsa (as)’nın çarmıha gerilmesi vasıtası ile günahlarından aklanacakları hurafesi ve Müslümanların İsa (as)’nın yerine bir başkasının çarmıha gerildiği hurafesi aydınlanacaktı. Vadedilen Mesih Hz. Mirza Gulam Ahmed (as) “İsa Hindistan’da öldü” adlı kitabında ayrıntılı şekilde İncil’den, Kuran’dan, tıbbi ve tarihi ilim kitaplarından deliller ileri sürdü. Bu kitabın içinde beraberinde konuşmamı bitirmek istediğim şu satırlar yer alıyor:

“Vadedilen mesih idi ki elleriyle “çarmıhın kırılması” gerçekleşsin. “Çarmıhı kırma” kehanetinin maksadı Allah (c.c.)’nın vadedilen Mesih’in zamanında öyle şartlar yaratmasıdır ki İsa (as)’nın çarmıha gerilmesi olayının içyüzü aydınlansın. İşte o zaman çarmıh inancının sonu gelmiş olacaktır. Fakat harp ve şiddetle değil, kendisini dünyaya delil ve keşiflerle belli eden asumani bir tesir ile.” (İsa Hindistan’da öldü, S.73)

Abdul Basıt Tarık


Related news items:
Newer news items:
Older news items:

İlgili Diğer Konular

Sosyal Medyamız

Ahmediyet'e Davet

Multimedya

Namaz Vakitleri

Bölge :

Üyelere Özel Hediye Kitap

Duyurular

Bu gece özellikle dünyanın batısı, dansla meşgulken, alkol tüketirken ve heyecanlanırken, biz yeni yılda O’nun emirlerine itaat duygusunu koruyarak, inancımızı geliştireceğize ve bütün davranışlarımızı Allah’ın emirleri doğrultusunda şekillendireceğimize, Allah’ın huzurunda söz vermeliyiz.

Allah’ın varlığı konusunu bir tarafa koyarsak, Kurtuluş sorusu belki de üzerinde durulması gereken en önemli konudur. Gerçek Kurtuluş nedir? İlahi Adalet ile birlikte orijinal günah ve reenkarnasyon kavramı gibi yanılgılar doğuran keyfi tanımları nedeniyle “Kurtuluş” konusu karışık bir hal aldı ve önemi anlaşılamadı. Öte yandan İslam, konu hakkında aslında tutarlı ve rasyonel bir anlayış sunuyor. Diğer taraftan günümüz dünyasında karşılaşılan sorunlara yer veren:

-          Dünyevi sıkıntılardan necat mümkün müdür?

-          İbtila ve azabın farkınedir?

-          Günahtan tamamen kurtulmak; necat bulmak mümkün müdür?

-          Günaha olan meyilden kurtulmak mümkün müdür?

-          Necata doğru ilerliyor olmanın belirtileri nelerdir?

Sorularına da bu kitabımızda cevap bulacaksınız.

 

Kitap için tıklayın

Namaza yeni başlayacaksanız, veya zaten kılıyorsanız,

bilmeniz gerekenleri bulacağınız bölümümüz açıldı.

TIKLAYIN...

Bu kitap, manevi arayış içindekiler için ilmi gerçekleri çok pratik ve herkesin anlayabileceği bir dille anlatan ve manevi yolculuğunuza rehberlik vasfı olan bir kitaptır. Ahmediye Cemaati’nin İkinci Halifesi olan kitabın sahibi Hz. Mirza Beşiruddin Mahmud Ahmed, kitabında konunun ehemniyetini şu sözlerle dile getirmiştir:

“Bu öyle bir konudur ki her insanın aklına gelir, kalbini gıdıklar. Birçok insan bunu bana sormuş ve varsa bir reçete talep etmiştir. Soru şudur;

“İnsan hangi yöntemlerle kötülükten arınabilir, iyilikleri cezp edebilir? “

Genellikle verilen cevap. “İyilik yap işte, kötülüklerden de sakın” şeklindedir. Ama herkesin çok iyi bildiği gibi birçok insan “biz Kûr’ân-ı Kerîm’i okuduk, hadis kitaplarını ezberledik, Vâdedilen Mesih’in yazdığı kitapları da okuduk ama tam olarak günahtan arınmış, iyilikleri cezp etmiş sayılamayız. Şimdi söyleyin; bizim ilacımız nedir?” diyorlar.”

Umarız manevi yolculuğunuzda yolunuzu aydınlatmaya vesile olur.

Kitap için tıklayın

Bir sonraki yemeğin nereden geleceğini 1 milyar kişi bugün merak ediyor, hatta güvenli içme suyu, uygun barınak, tıbbi yardımı da. 1 milyar kişi herhangi bir umut olmadan mücadele ederek bekliyor. Humanity First Yoksul insanların yoksulluğunu azaltmak için Afrika, Asya ve Latin Amerika bölgelerinde genelinde çalışıyor. Bu ay, yardımına ihtiyacım var, diyor...

Haydi yardım elini uzatın:

Fazal Ahmad is fundraising on JustGiving for Humanity First

 

Berakat-üd Dua

Yazan: Mirza Gulam Ahmed

Aligarh Müslim Üniversitesi’nin kurucusu Sir Seyyid Ahmed Han, Hindistan’daki Müslümanların çok önemli bir lideriydi. O, yeryüzünde meydana gelen her olayın kaza ve kadere tabi olarak gerçekleştiğine inanmaktaydı. Başka bir ifadeyle onun düşüncesine göre; Yüce Allahccher şeyi önceden tayin ettiği için, dua eden bir kimse, ettiği duanın sevabını ancak ahiret yaşamında bulacaktır ve dua vasıtasıyla bu dünyada bir değişiklik yaratmak mümkün değildir.

Berekâtü’d Dua, Müslüman Ahmediye Cemaatinin kurucusu Vadedilen Mesih ve Mehdi Hz. Mirza Gulam Ahmed Kadiyani’ninas, Sir Seyyid Ahmed Han’ın yukarıda beyan edilen inancını reddetmek üzere kaleme aldığı eseridir. Eser ilk olarak Kadiyan’da bulunan Riyaz-ı Hind Matbaasında, Hicri 1310 senesinin mübarek Ramazan ayında yayınlanmıştır. Kitap için tıklayın...


Namaz

Namaz nedir?

·     Namaz, bir kimsenin ihtiyaçlarını gidermesi için, tevazu ve acz ile Allah'ıncc huzurunda, O'na boyun eğmesidir.

·     Namaz,  Allah'acc karşı duyulan aşk, O'nun korkusu keza kalbin onun zikri ile meşguliyetidir.

·     Namaz bir insanın, O olmadan gerçekten hayat bulamayacağı ve de emniyet ile mutluluk yollarına erişemeyeceği, yüce şanlı Rabbinecc hitaben yalvarışıdır.

·     Namaz en yüce düzeyde bir ibadettir.

·     Namaz sadece bedeni bir durum ve hareket değildir. Farklı namaz hareketleri saygı, tevazu ve aczin göstergeleridir.

·     Namaz, günahtan uzaklaşmanın bir aracıdır. Hiçbir yol insanı, namazdaki kadar Allah'acc yakın kılmaz.

·     Namaz, ibadette bulunan bir kimsenin takvasının etkin bir ölçütüdür.

·     Yüce Allah'ıncc  lütfu ancak namaz yoluyla elde edilir. Kitap için tıklayın...

Suriye'ye Humanity First ile yardım ulaştırın

Humanity First Web sayfası için tıklayın.

Galerimiz Resimler