Sözüyle birisini sevdiğini belirttikten sonra Allah ameliyle de belirtir. Şimdi de bunu anlatayım. İmandan sonra hiç geri çekilmeyen ve hep ileri adım atan birisi hakkında Kûr’ân-ı Kerîm şöyle der;

نَحْنُ اَوْلِيَاؤُكُمْ فِى الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَفِى ا لْاٰخِرَةِ وَلَكُمْ فٖيهَا مَا تَشْتَهٖى اَنْفُسُكُمْ وَلَكُمْ فٖيهَا مَا تَدَّعُونَ  [1]

Hem bu dünyada hem ahirette Biz arkadaşınız. Ahirette nefisleriniz neyi arzu ederse verilecektir. Yani fiili şehadeti bu dünyada böyle insanlara bir arkadaş gibi yardım ederek verir. Bunun birçok yöntemi vardır;

1. Böyle birisinin duaları kabul olur; Allah onun sözüne değer verir; dinler. Burada iki sorunun cevaplanması uygun olur. Birincisi şudur ki acaba böyle insanların tüm duaları mı kabul olur? Cevabı şudur ki tüm duaları değil bazı duaları kabul görür. İkinci soru da şudur ki bunlar dışında bu seviyeye varmamış olan diğer insanların duaları kabul olmuyor mu? Cevabı şudur ki “Hayır; Allah kâfirlerin dualarını bile kabul eder.” Bu iki soru yan yana getirilince bir üçüncü soruyu doğurur. O da şudur ki “eğer böyle insanların tüm duaları kabul olmayıp sadece bazı duaları kabul oluyorsa ve bu durum sıradan insanlar için de geçerliyse o zaman farkı nedir? Diğerleri üzerinde ne gibi bir fazilete sahipler?” Cevabı şudur ki bunların dualarının kabulüyle diğerlerin duaların kabulü arasında çok büyük farklar vardır. Bu farkları şöyle sıralayabiliriz;

2. İkinci fiili şehadeti şudur ki Allah böyle birisine yardım eder; başarmasını sağlar. Bunun anlamı para pul veya şan şöhret değildir. Kastedilen şudur ki böyle birisinin hayatının ana gayesini yerine getirir. Zaten böyle insan dünyevi nimetlere hiç ama hiç meraklı olmazlar; istedikleri tek şey Allah’ın tevhidinin dünyada kurulmasıdır ve bu istekleri yerine getirilir. Böyleleri hakkında “neden Allah onlara para pul vermiyor” diyenin misali bir küçük çocuğun birisi hakkında “iyi birisidir; neden kimse ona şeker vermiyor; oyuncak almıyor” demesi gibidir.

Hikâyeye göre birkaç köylü oturup kralın ne yediğini tartışıyorlardı. Her ağızdan başka ses çıkıyordu. Birisi “herhalde bunu yiyordur” derken diğeri de “bence bunu yiyordur” diyordu. İhtiyar birisi bir süre bunları yok saymış ama sonra dayanamamış,“Siz ne saçmalıyorsunuz. Hiç söylediklerinizi yer mi? Eminim sarayında şeker dolusu iki oda yaptırmıştır. Bir tarafa yürürken birinden bir parça alıp yiyordur. Dönerken de diğerinden alıyordur” demiş. “Falanca kişiye Allah ne yardım etti ki? Ne mal verdi ne de hükümet” diyenin misali de o ihtiyar gibidir. Allah’ı sevenler bu seviyeleri çoktan geçmiş oluyorlar. Onlar için yardım kalplerinde alevlenen tevhit arzularının yerine getirilmesidir. Kûr’ân-ı Kerîm mal mülk elde etmeye başarı bile demez. Şöyle buyurur;

اَيَحْسَبُونَ اَنَّمَا نُمِدُّهُمْ بِهٖ مِنْ مَالٍ وَبَنٖينَ  ۞نُسَارِعُ لَهُمْ فِى الْخَيْرَاتِ بَلْ لَا يَشْعُرُونَ  [2]

İnsanlar onlara verilen mal ve erkek evlatlarının onlara gerçek mutluluk vereceklerini mi sanırlar? Demek ki Allah sevgisinin ne kadar mutluluk veren bir şey olduğunu bilmezler bile.

Yani asıl başarı getirdikleri öğretiyi dünyada yayabilmektir. Oysa tam ters yöne giden dünya bunun imkân dâhilinde olduğunu bile sanmaz; “kesinlikle olamaz” der.

3. Üçüncü fiili şehadeti şudur ki eğer düşmanları rahatsız edip şerlerini yaymaya devam ederlerse eninde sonunda helak edilirler. Yani onların düşmanlığı Allah’ın sevdiği kulu öldürecek seviyeye gelirse Allah devreye girer; onları öldürür.

4. Dördüncü fiili şehadeti şudur ki iyi kalpli insanlar böyle birisini sevmeye başlarlar. Bunun sebebi şudur ki benzer sevgilerle dolmuş kalpler birbirine çekilirler. Allah birisini sevmeye başlayınca temiz insanlar da onu sevmeye başlarlar. Hadis’e göre Allah birini severse meleklere haber verir ve bu haber yayıldıkça dünyadakilerin kalplerini de etkiler. İyi olan herkes onu sevmeye başlar.

Necatın sunduğu bu seviyeyi ki bunda insan necatı bulmuş olduğundan emin olur; ancak İslamiyet sunar. Diğer dinler iddia bile etmezler. Yani gerçek necat sadece İslamiyet’tedir; diğer dinler daha düşüğünü bile sunamazlar çünkü iddia etmek için örnek gerekir ama onlar örnek sunabilmekten yoksunlar; insanlar için necatı vaat edemezler.


[1] Hâ mim Secde (41) sûresi, ayet 32

[2] Mü’minûn (23) sûresi, ayet 56-57


Newer news items:
Older news items: