Mta-türk videolar için tıklayınız.

Hıristiyanlık sadece iddialar üzerinde kurulmuş olan bir dindir ve her iddia delile muhtaçtır. Yoksa herkes kalkıp “efendim ben ilahım”, “benim inandığım şey ilah” diyebilir.

Bunların hepsi iddia! İddia delile muhtaçtır ve bu devirde Vâdedilen Mesih-i Mevud (a.s.) Hıristiyanlarla, Hindularla ve diğer dinlerle tartışırken onlara dediği bir şey vardı: O dedi ki “İddianız ne ise iddianızı kutsal kabul ettiğiniz ilahi kitabınızda göstermeniz lazım bir. İkincisi; o iddiayı destekleyen delilleri de o kitaptan göstermeniz lazım.”

Eğer sen bir şeyler iddia ediyorsan, fakat senin kitabında o iddia yoksa o zaman bu senin iddiandır kitabın iddiası değildir. Veya eğer sen bir şeyler yazılı olan kitabından gösterip diyorsun ki “şu şu benim dediğim şu iddianın delilidir” ama kitapta öyle bir iddia yok; o zamanda kitabın eksiktir. Kamil olan bir kitap, ilahi olan bir kitap hem iddiayı sunar hem delili sunar. Kendi iddiasını kendi delilleriyle kendisi destekler.

Hz. Mesih-i Mevud (a.s) 1893 senesinde Hıristiyanlarla aşağı yukarı iki hafta süren bir münazara yaptı. Bu münazarada geçenleri anlatmak tarih bilgisi açısından faydalıdır.

Hz. Mesih-i Mevud (a.s) Mesihlik iddiada bulunmadan önce Hıristiyanların durumu Hindistan’da ne idi?

 

“The Missions” diye Hıristiyanlıkta bir kitap var. Robert Clark bunun yazarı. 1888 senesinde Pencap valisi Şimla diye bir şehirde bir makamda bir konuşma yapıyor ve büyük bir kibirle diyor ki:

“Bakın efendim Hindistan’ın nüfusu ne kadar hızlı çoğalıyorsa onun 4-5 katı daha hızla Hıristiyanlığın nüfusu Hindistan’da çoğalmaktadır. Nitekim 1851 senesinde 91.092 Hıristiyan varken, 1881 senesinde 417.372 Hıristiyan vardı.”

Şimdi bu dönemde Hz. Mesih-i Mevud (a.s)’ı Allahü Teâlâ gönderdi. Hz. Mesih-i Mevud (a.s)  Hıristiyanlara demin bahsettiğim kuralı prensip olarak ortaya koydu ve dedi ki:

“Hem iddia kitap tarafından gelecek hem onu destekleyecek olan delillerin kitap tarafından gelmesi lazım.”

Şimdi, Hz. Mesih-i Mevud (a.s)’ın bu taktiği Hıristiyanları,  Hinduları, gayrimüslim ve diğer dinlerin hepsini çok sıkıştırdı. Çünkü yapacakları bir şey yoktu. Bu soru, bu tartışmada da; 14-15 gün süren bu tartışmada da yöneltildi. Bu nedir bunun delili nedir diye?

Hz. Mesih-i Mevud (a.s) Kur-an’ı Kerim’den bir delil sundu. Bakın Kur-an’ı Kerim Hz. İsa (a.s.)’ın ilah olmadığını söylüyor. Öyleyse O ilah değildir demiyor. Bunu delillerle açıklıyor. Delil nedir?

Diyor ki:

Allah’ü Teâlâ Maide suresi 76. ayeti kerimesinde:

“Mesih ibni Meryem yalnız Allah’ın bir peygamberi idi”

Şimdi burada ne anlatmak istiyor? Diyor ki:

“Siz diyorsunuz ki bu devirde insanlığı hidayete kavuşturmak için Allah’ın oğlu geldi. Ama bu güne dek ne zamandan beri peygamberlik silsilesi başladı ise hiçbir zaman oğlu değil, bir insan ve peygamber insanların hidayetine geldi. Eğer siz efendim bu sefer Allah’ın oğlu geldi ise bunu bir delille ispatlamanız lazım ki; öncede birkaç kere Allah’ın oğlu ve Allah’ın kendisi gelmiş. Eğer bu güne dek sadece Allah’ın sadece peygamberleri gelmiş ise ve o zaman mesihi de Allah’ın bir peygamberidir. Bundan fazlası olamaz.”

Bir insan, bir eşek için örnek olabilir mi? Olamaz. Bir eşek insan için örnek teşkil edemez. Peki, Allah’ın oğlu geldi ise o insanoğlu için nasıl örnek teşkil edecek?

Nitekim Kuran dedi ki

“O bir peygamber idi. Ondan önce gelen geçenlerde hep peygamberler idiler.

Oğlu hiçbir zaman gelmedi. Nitekim o bir peygamber idi.

Sonra ikincisi şu, yine Kuran’da Meryem için diyor ki: “ümmuhu sıddıka”. O’nun onun annesi “sıddıka” yani dosdoğru olan bir kadındı.

Ne demektir bu?

İkinci bir delilde budur. “ümmuhu” yani onun annesi vardı. Hiç Allah’ın annesi olur mu? Kur-an’ı Kerim bunu reddederken delille reddediyor.  Diyor ki: Allah’ın annesi olur mu?

Ayrıca bir cins öteki cinsten doğabilir mi? Bu mümkün mü? Mümkün değildir.

O zaman efendim bir gün attan tavuk doğacak, başka bir gün tavuk yumurtasından at çıkacak bu olmaz mümkün değil.

3. delile bakın.

Kuran diyor ki:

“her ikisi yemek yerlerdi”

Allah ve Allah’ın oğlu niye yemek yesinler efendim? Ne ihtiyaçları var yemek yemeye? İhtiyaç yok

Yine diyor ki:

“Sen bir bak Biz onlar için nasıl bu ayetleri açıklıyoruz ama onların nasılda sık, sık saptıklarına bak. Yüz çeviriyorlar.”

Şimdi Kur-an’ı Kerim nerede bir iddiada bulunuyorsa delil de gösteriyor.

Burada Kur-an’ı Kerim dedi ki: o bir resuldü. Resul olduğuna dair delil getirdi.

Dedi ki: Dünya yaratıldığından beri hep resuller peygamber gelmiştir. Allah’ın oğlu hiçbir zaman gelmedi.

Onun annesi vardı. Nasıl ki diğer peygamberlerin annesi olduğu gibi. Dedi ki : “onlar yemek yerlerdi” ikisi. Allah’ın yemek yemesine ihtiyacı yok. Kur-an’ı Kerim bunu delillerle bu şekilde destekledi kendi iddiasını ve Hz. İsa (a.s.)’ın gerçeğini ortaya koydu.

Gelelim Hıristiyanların bu iddialarına; Hz. İsa (a.s.) Allah mıdır değil midir? Tevrat, Yahudilere gelmiş bir kitaptır. Yahudilere gelmiş olan bir kitabın varisi de Yahudilerdir. Onlar bir mesihin geleceğini Tevrat’ta okudular. Ne onların bir peygamberi, ne peygamberlerin herhangi birisi, ne de Yahudi bir rahip haham ne de rabbani, hiç birisi efendim bundan kastedilen Allah ve Allah’ın oğlunun kendisinin gelmesidir demedi, öyle anlamadı.

Şu olabilir. Nasıl ki müslümanlar arasında bir Mesih gelecektir deniliyorsa,  öyle olabilir. Kimsenin Allah ve Allah’ın oğlu gelecektir diye aklına dahi gelmiyor. Şu değil de şu kişi gelebilir deniyor ama beklenen kişi bir insan. Hıristiyanlar bu konuda dediğim gibi iddiadan öte bir şey sunamıyorlar.

Yahudiler arasında o kadar peygamber geldi bu konuyla ilgili hiç birisi bir işarette dahi, imada dahi bulunmadı.  Herkes bir insan bekliyordu.

Eğer Yahudiler bir insan beklerken çıkıp Allah’ın oğlu geldi ise o zaman onlar reddetmekte haklıdırlar. Diyecekler ki sen nereden çıktın. Biz insan bekliyoruz. Öyle değimli?

Yahudilerle Hz. İsa (a.s.) arasında bir tartışmada yaşandı ve Hz. İsa (a.s.) kendini savunmak için çok güzel bir delil verdi ve dedi ki:

“Bakın ben oğlu değilim” aslında ben oğlu değilim.

Kur-an’ı Kerim’de bir ayet var. Allah’ü Teâlâ diyor ki:

“Yahudiler biz Allah’ın oğullarıyız ve onun sevdikleriyiz.” Yani O bizi çok sever diyorlar.

Yani Allah’ü Teâlâ demek istiyor ki Yahudilerin hiç birisi oğuluz derken efendim gerçekten manada oğullarıyız demiyor.

Oğul nasıl olur?

Birisi bir çocuk benim çok hoşuma gider. Ben diyorum ki ah yavrum oğlum nasılsın? O bir sevgi belirtisidir.

Başka bir çocuk var ben onu evlatlık alıyorum. Ona evladım çocuğum diyorum ama benim gerçek çocuğum değildir.

Üçüncüsü benim neslimden olan benim kanımdan olan benim hanımımdan olan bir çocuk o benim çocuğumdur.

Şimdi Hz. İsa(a.s.)’la ilgili bu tartışma yaşanırken veya bu iddiada bulunurken bunu ispat etmeleri lazım.

Hz. İsa (a.s.)’a Allah’ü Teâlâ eğer böyle bir şey dediyse, sevgiden dolayı mı dedi sevgi ifadesi midir? Nasıl ki Yahudiler diyorlar “nahnu abnaullah” biz Allah’ın oğullarıyız.

Veya Allah’ü Teâlâ hâşâ evlatlık mı almıştı?

Ve ya Hâşâ Allah’ü Teâlâ’nın gerçek evladımıdır?

Bu tartışma konusu. Gelelim biz eski ahide. Tesniye; Eski Ahit’te bir kitaptır. Yani kutsal kitabın bir bölümüdür.

Eski Ahit’ten (Tevrat) Deliller:

Tesniye 4. bab, 35 ayette şöyle yazıyor:

“Rab, kendisi Allah’tır. Ondan başkası yoktur.” Çok açık. Tevrat’ta böyle yazıyor. Ondan başkası yoktur. Bir tek O, Allah’tır.

Tesniye onun 6. bölümünde şöyle diyor:

Yahudilere hitapta bulunuyor:  “Dinle ey İsrail Allah’ı, Rab’bı bir olan Rab’dır.” Çok açık bir ifade bunun ikinci bir manası yok.

Aynı kitap Tesniye 33. bölüm ayet 26:

“Allah’a benzeyen yoktur.” Eğer Hz. İsa (a.s.) Allah’ü Teâlâ’nın bazı sıfatlarını taşıyorsa o zaman Allah’a benziyor. Ama Tevrat diyor ki Allah’a benzeyen yoktur.

Sonra Tevrat’ta Birinci Samuel de, diyor ki:

“Kimse Rab gibi mukaddes değildir. Çünkü Senden başka yoktur.” Çok açık.

Sonra 2. Samuel 8. bölüm ayet 22

“Bunun için Ya Rab büyüksün. Kulaklarımla işittiklerimizin hepsine göre Senin gibisi yoktur ve Senden başka Allah yoktur.”

Sonra 2. Samuel 22. bölüm ayet 32:

“Çünkü rabden başka ilah kimdir?” Soru soruyor. Kimdir Rabden başka ilah? Var mıdır?

Sonra 1. Krallar 8. bölüm ayet 23 şöyle diyor:

“Ya Rab İsrail’in Allah’ı ne yukarda gökte ve ne aşağıda yerde senin gibi Allah yoktur.”

İkinci Krallar da diyor ki:

“Hizkiya Rabbin önünde yalvarıp dedi ey Kerubiler üzerinde oturan İsrail’in Allah’ı Rab, bütün dünya krallıklarının Allah’ı Sen ancak Sensin. Gökleri ve yeri sen yarattın.”

Birinci Tarihler 17. bölüm ayet 20:

“ Ya Rab! Kulaklarımızla işittiklerimizin hepsine göre Senin gibisi yoktur ve Senden başka Allah yoktur.”

İkinci Tarihler 6. Bölüm ayet 14:

“Ya Rab!  İsrail’in Allah’ı ne gökte ve ne yerde Senin gibi Allah yoktur.” Bakın İsrail oğullarına Yahudilere devamlı öğretilen nedir: Allah birdir. Onun gibisi yoktur.

Sonra Mezmurlar 50. bölüm ayet 7:

“Ey kavmim dinle de söyleyeyim. Ey İsrail ve sana şahadet edeyim. Senin Allah’ın benim.” Allah’ü Teâlâ diyor ki senin Allah’ın benim, başka yok.

Mezmurlar 86. bölüm 10. ayet:

“Çünkü büyüksün ve şaşılacak işler yapan sensin. Yalnız Allah sensin.” Hiçbir yerde kuşkuya mahal bırakmayacak şekilde, açıkça Tevrat diyor ki Allah birdir. Eşi ve benzeri yoktur.

Sonra Mezmurlar 90. bölüm ayet 2:

“Dağlar doğmadan önce ve yeri ve dünyayı yaratmadan önce ezelden ebede kadar Sen Allahsın.” Bu demek değil ki bugün Allah’sın yarın ey Allah sana ortak olan birisi de gelir.

İşaya 43. bölüm ayet 10:

“Rab diyor: Benden önce Allah olmadı ve benden sonra olmayacaktır.”

İşaya bölüm 45 ayet 5:

“Rab Benim ve başkası yoktur. Benden başka Allah yoktur. Sen beni tanımazken sana kuşak bağladım ki, şarktan ve garptan onlar benden başkası olmadığını bilsinler. Rab benim ve başkası yoktur.” Eski ahiddeki kitaplarda devamlı olarak Allah’ü Teâlâ’nın bir olduğu ve Yahudilere bunun öğretildiği hep söyleniyor.

Yeni Ahit’ten (İncil) Deliller

İncillerle ilgili de şunu söyleyelim: Hıristiyanlık iddialar üzerinde kurulmuş olan bir din, yani delil yok. Aşağı yukarı 62 tane İncil var. Onlar hiç delil yokken diğer İncilleri attılar bunlar kabul edilmez dediler. 4 tane incili aldılar.  Bunları kabul ediyorlar. Bunlardan bir tanesi Yuhanna’dır.

Markus 12.bölüm 29. ayet diyor ki:

Hz. İsa (a.s.) diyor ki:

“İsa cevap verdi. Dinle Ey İsrail Allahımız, Rab bir olan Rab’dır”

Sonra Hz. İsa (a.s.)’ı Yahudiler bir gün taşlamak istediler.

“Neden beni taşlayacaksınız” diye Hz. İsa (a.s.) sordu. Onlar Hz. İsa(a.s.)’a diyorlar ki:

“Sen insan iken, Allah olduğunu iddia ediyorsun. Onun için seni taşlayacağız.”

Hz. İsa (a.s.) kendini orada savunuyor. Hz. İsa (a.s.) kısacası dedi ki:

“Bakın sizin kitabınızda, şeraitinizde Allah’ın sevdiği kullarına hatta kadılara, bazı insanlara, âlimlere ilah denilmedi mi? Eğer onlara ilah denilebiliyorsa ben ondan aşağı mertebede ben kendime oğul diyorum. İlah demiyorum.” Hz. İsa (a.s.)’ın orada ne demesi lazımdı:

“Ey Yahudiler! Evet, ben Allah’ın oğluyum. Allah’ım dediğiniz doğrudur beni taşlayabilirsiniz. Ama ben hak üzerinde olduğum için her türlü sıkıntıya katlanmaya razıyım.” Ama Hz. İsa (a.s.) bunu demedi. Hz. İsa (a.s.) onların iddialarını reddetti. Dedi ki:

“Siz yanlış anladınız. Sizin kitabınızda Tevrat’ta bazı kimselere ilah denilmiştir. Ve siz onu hiçbir zaman gerçek manada ilah olarak anlamıyorsunuz taşlamıyorsunuz, o zaman benim suçum ne?”

Yuhanna, 6. bölümünde 44. ayette:

“Siz ki birbirinizden izzet kabul eder ve bir olan Allah’tan gelen izzeti aramazsınız. Nasıl iman edebilirsiniz?”

Burada, bir olan Allah kelimesi var.

Yuhanna bölüm 17. bölüm ayet 3:

“Ebedi hayatta şu ki; seni, yalnız gerçek Allah’ı ve gönderdiği İsa Mesihi bilsinler.”

Burada da yalnız gerçek Allah kelimesi var.

Yuhanna 21. bölüm 17.ayet:

“Benim babamın ve sizin babanızın, benim Allah’ımın ve sizin Allah’ınızın yanına çıkıyorum.”

Yani nasıl benim babamsa aynen onun gibi sizinde babanızdır. Denilmiyor ki benim için Onun özel babalığı vardır. Ama diyor ki O tek Allah’tır ben Onun böyle yanına çıkıyorum.

Yuhanna İncilin 10. bölümünde ayet 31 den 36 ya kadar bir olay geçiyor.

Hadise şu: Yahudiler İsa(a.s.)’ı taşlamak istiyorlar, recm etmek istiyorlar. Hz. İsa (a.s.) onlara soruyor diyor ki:

“Siz niye beni recm edeceksiniz? Ben ne yaptım? Benim suçum nedir? Ben o kadar iyi iş yaptım siz beni recm mi edeceksiniz?”

Dediler ki:

“Hayır, senin iyi yaptıklarından dolayı değil. Senin bu yanlış işler, küfrünle ilgili olan işlerden dolayı biz seni taşlayacağız.”

Hz. İsa (a.s.) diyor

“O nedir?”

Diyorlar ki:

“Sen ilah olduğun iddiasında bulunuyorsun.”

Hz. İsa (a.s.) orada onlara kendini savunmak için cevap veriyor. Hz. İsa (a.s.) eğer ilah olma iddiasında olsaydı diyecekti ki:

“Doğruyu söylüyorsun ne yaparsanız yapın. Ben ilahım, bana hiç zarar veremezsiniz.  Ben Allah’ın oğluyum bana hiçbir şey yapamazsınız.” Öyle demesi lazımdı. Ama Hz. İsa (a.s.) böyle diyeceğine onlara dedi ki:

“Hayır, bakın sizin kitaplarında bazı kimselere ilah denilmiştir.”

Eski ahitte, Yahudilerin şeraitinde bazı kişilere Allah ve Allah’ın oğlu denilmiştir. Hz. İsa (a.s.) diyor ki:

“Yahudiler onu taşlamak için yine yerden taş kaldırdılar. Hz. İsa (a.s.) onlara cevap verdi. Size babadan birçok iyi işler gösterdim. Bu işlerden hangisi için beni taşlıyorsunuz.”

Yahudiler ona cevap verdiler.

“Seni iyi işten dolayı değil fakat seni küfürden dolayı ve sen insan iken kendini Allah ettiğinden dolayı taşlıyoruz.”

Suçlama bu. Hz. İsa (a.s.) onlara cevap verdi:

“Ben dedim, siz ilahlarsınız diye şeraitinizde yazılı değil mi? Kendilerine Allah sözü gelenlere ilahlar dediği halde,  Allah’ın oğluyum dediğim için siz babanın takdis edip dünyaya gönderdiği zata mı küfrediyorsun diyorsunuz?”

Yani diyor ki, “ben kendime ilah demiyorum ki, Allah bana oğul diyor. Siz bundan dolayı mı beni taşlıyorsunuz?”

Eğer bu suç ise eğer bu bir suçlama ise o zaman bu ondan daha aşağıdaki bir suç.

Benim bahsettiğim tartışmada da Vâdedilen Mesihi Mevud (a.s.) Hıristiyanların önüne bu olayı ve ayeti de koydu. Onlarda hiç cevap yoktu. Özellikle Hıristiyanlar Hz. İsa (a.s.) ilah dediği zaman, Yeni Ahitten Yuhanna 10. bölümün bu birkaç ayetini okursak onlarda bunun bir cevabı yoktur.

İncil ve Tevrat’a Göre “Sadece Hz. İsa ölüleri diriltmemiştir?”

Hıristiyanlar, Hz. İsa (a.s.) ölüleri diriltmiştir ve bu onun ilah olduğuna dair bir delildir derler.

Eğer Eski ve Yeni Ahit’e göre sadece Hz. İsa (a.s.) bu işi yapmış ise o zaman onun ilah olduğunu kabul ederiz.

Ama eğer hem eski Ahit’te hem Yeni Ahit’te Hz. İsa (a.s.)’ın haricinde diğer peygamberlerin, diğer kutsallarında bu işi yaptığı yazılı ise o zaman neden Hz. İsa (a.s.) ilah idi de diğerleri ilah değil? Hz. İsa (a.s.)’ın yaptıklarında fazla olan nedir? Daha çok ne yapmıştır? Daha alası ne yapmıştır ki Hz. İsa (a.s.) ilah oluyor öbürleri ilah değildirler?

Bunu bilelim ki maalesef Müslümanlarda Hıristiyanlardan etkilenerek Hz. İsa (a.s.)’ın gerçek manada ölüleri dirilttiğine inanıyorlar. Hâlbuki her peygamber ölüleri diriltir. Ama manen ölmüş olanları. Kur-an’ı Kerim’de de bundan bahsedilmiştir. Hz. Resulüllah (s.a.v.)’in ölüleri dirilttiğinden bahsedilmiştir. Ama bizim konumuz bu değil onun için ben ona dönmeyeceğim sadece bu konuya değindim ki Müslümanların da düşünmeleri lazım. Biz niye Hıristiyanlarla aynı inancı taşıyoruz, diye.

Benim elimde Kitabı Mukaddes var.

İkinci Krallar 5. bölüm:

Bir peygamberden bahsediliyor. Elyeşa bir peygamberdir ondan bahsediliyor. Ne yapmış o:

“Ve Elyaşa eve girdi ve işte çocuk ölmüştü. Onu yatağı üzerine yatırmışlar. Ve girip kapıyı kendi üzerlerine kapadı ve çocuk gözlerini açtı.”

Ölmüş olan çocuk gözlerini açıyor ve ondan sonra uzun bir hikâye yazıyor. Sonra o annesini çağırıp “niye üzülüyorsun al senin çocuğun dirildi götür,” diyor. Şimdi Elyeşa peygamber ölmüş olan bir çocuğu diriltmiş onu yeniden hayata kavuşturmuş o ilah değil de nasıl bu ilahlığın delili olabilir?

Sonra bakın Hezekiel diye bir kitap var. Bu peygamber ismi.

Hezekiel 37. Bölüm 9-10. ayet:

“ Sonra bana şöyle dedi: "Rüzgâra peygamberlik et, insanoğlu, peygamberlik et ve de ki, 'Rab Yahve şöyle diyor: Ey rüzgâr, gel dört yandan es. Bu öldürülmüşlerin üzerine üfle ki canlansınlar! Böylece bana verilen buyruk uyarınca peygamberlik ettim. Onların içine soluk girince canlanıp ayaklarının üzerinde durdular. Çok, çok büyük bir kalabalık oluşturuyorlardı.”

Hz. İsa (a.s.)’ın dirilttikleri birkaç kişi olabilir. Burada Hezekiel peygamber için diyor ki “büyük bir kalabalık dirildi”. Binlerce insandan söz ediliyor. Peki, efendim binlerce insanın hayata kavuşmasına sebep olan ilah olmuyor da, Hz. İsa (a.s.) nasıl ilah oluyor?

Sonra Birinci Krallar kitabında şöyle yazıyor:

İlya bir peygamber.

“ve Rab İlya’nın sesini işitti ve çocuğun canı kendi içine döndü ve çocuk dirildi ve İlya çocuğu aldı ve yukarı ki odadan eve indirdi ve onu anasına verdi.”

Sonra ikinci Krallar 14. Bölüm 21.ayet:

“ ve vakı oldu ki bir adamı gömerlerken işte bir çete gördüler ve o adamı Elişa’nın kabrine attılar ve adam düşüp Elişa’nın kemiklerine dokununca dirildi.”

Bu ilginç bir olay. Bir adamı gömerlerken şimdi Hz. İsa (a.s.) Allah bilir ne yaptı da bu Elyeşa’nın kemikleri sadece bu ölüye değmişte o ölü hayata kavuşmuş. Eğer birisinin kemikleri dahi bu kadar hayat veriyorsa bu kadar kutsalsa bu kadar güçlü ise ve o Allah değil ise (hâşâ), Hz. İsa (a.s.) nasıl ilah olabilir? Bize İsa (a.s.)’ın farklılığını söylemeleri lazım. Farkı bu demeleri lazım. İkna etmeleri lazım.

Sonra burada demin bahsettiğim Hıristiyanlarla yaşanan o münazara esnasında Hıristiyanlar, Hıristiyan papazlar Hz. Mesihi Mevud (a.s.)’a 3 hastayı getirmişler. Birisi diyelim kör, öbürü sakat, öbürünün başka bir hastalığı varmış. Hz. Mesih-i Mev-ud (a.s.)’a dediler ki

“Bak sen Mesih olmak iddiasındasın. Bizim mesihimiz hastalara şifa verirdi ölüleri diriltirdi. Sen eğer Mesih isen bunları iyileştir.”

Kendilerince Hz. Mesihi Mevud (a.s.)’ı aciz kılmak için büyük bir plan kurdular. Büyük bir hile yaptılar. Hz. Mesih-i (Mesihi)Mevud (a.s.) Allah’ın desteğiyle o meydandaydı ve dedi ki:

“Sizin kitabınıza göre Hz. İsa (a.s.) size demiştir ki: eğer içinizde zerre kadar iman varsa benim yaptıklarımın aynısı yaparsınız. Ama benim kitabım bunu demiyor. Benim kitabım iman belirtilerini bu şekilde açıklamıyor. Benim kitabım diyor ki: Kim Allah bizim rabbimizdir deyip sebat gösterirse onlar üzerine melekler iner. Ben bu belirtilere bu alametlere sahibim. Ama sizin kitabınız diyor ki: Eğer sizde zerre kadar iman varsa İsa’nın yaptıklarının aynısını yaparsınız. Onun için siz imanınızı ispatlayın.”

Papazlar oradan apar topar gittiler. Hiçbir iman belirtilerini bile göstermediler.Bizim bunu bugün bile Hıristiyanlara dememiz lazım.

Bakın Matta 17. bölüm ayet 19 diyor ki:

“O zaman şakirtler (Hz. İsa (a.s.)’ın öğrencileri, havarileri) ayrıca İsa’ya gelip dediler: “Niçin biz onu çıkaramadık.”

(Hz. İsa (a.s.)’ın bazı mucizelerini görmüşler. Hz. İsa (a.s.) kötü bir ruh çıkarmış. Niye biz çıkaramadık da sen çıkardın, diye soruyorlar,)

“İsa da onlara dedi: İmanınız az olduğu için.  Zira doğrusu size derim. Sizde bir hardal tanesi kadar iman olursa siz bu dağa buradan şuraya göç dersiniz ve göçer.  Ve size hiçbir şey imkânsız olmaz.”

Dağı yürütürsünüz. Hz. Mesihi Mevud (a.s.) dedi ki:

“Ben sizden dağ istemiyorum dağ buradan çok uzak. Allah razı olsun bana çok yardımcı oldunuz. Kendi elinizle bu sakatları buraya getirdiniz. Onun için gerçek manada iman sahibi olduğunuzu bize gösterin bizde anlayalım ve eğer iman sahibi değilseniz o zaman utanmanız lazım. Hıristiyanlık adına hem tartışıyorsunuz hem sizde iman belirtileri yok.”

Sonra Markos 16. Bölüm ayet 17 diyor ki:

“ Şu alametler iman edenlerle beraber gidecektir. Benim ismimle cinleri çıkaracaklar, yeni dillerle söyleyecekler, yalanları tutup kaldıracaklar, öldürücü bir şey içseler onlara hiç zarar etmeyecek, hastalar üzerine ellerini koyacaklar ve onlar iyi olacaklar.”

Hz. İsa (a.s.)’ın kendisi İncil’e göre iman sahiplerinin bu altı alamete sahip olacağını söylüyor. Şimdi bunu niye söyledim ben. Hz. Mesihi Mevud (a.s.)’ın başından geçen olayı da anlattım.

Eğer gerçekten Hz. İsa (a.s.) ölüleri diriltiyordu, hastaları iyileştiriyordu ise, Hz. İsa (a.s.) bizzat dedi ki “sadece ben değil imanlıysanız sizlerde bunu yaparsınız. Eğer hardal tanesi kadar içinizde iman varsa.”

O zaman hangi Hıristiyan bize gelip, efendim bizim Mesih böyle yaptı diyorsa ona diyelim ki gel iman belirtilerini sen de göster o zaman bizde senin iman sahibi olduğunu anlayalım.

Raşit Paktürk

MTATÜRK teki konuşmasından

İlgili Diğer Konular

Sosyal Medyamız

Ahmediyet'e Davet

Multimedya

Dergimiz 20 sayısı

Müslümanlar için Ahmediye Cemaati'nin fedakarlıkları

Kur'an Meali

Cemaatimiz tarafından hazırlanan İkinci Kuran Mealimiz Yayında

Her Sureden önce açıklaması, Arapçası ve Türkçesi aynı hizada, Geniş indeks, Geniş Dipnotlar

Kitap

Downloads: 85

Bu kitap, manevi arayış içindekiler için ilmi gerçekleri çok pratik ve herkesin anlayabileceği bir dille anlatan ve manevi yolculuğunuza re...

Video

Downloads: 54

2010 Yılı Uluslararası Yıllık Toplantıda Huzur'un (ATBA) Hanımlara Hitaben Yaptığı Konu...

Ses-mp3

Namaz Vakitleri

Bölge :

Üyelere Özel Hediye Kitap

Duyurular

Bu gece özellikle dünyanın batısı, dansla meşgulken, alkol tüketirken ve heyecanlanırken, biz yeni yılda O’nun emirlerine itaat duygusunu koruyarak, inancımızı geliştireceğize ve bütün davranışlarımızı Allah’ın emirleri doğrultusunda şekillendireceğimize, Allah’ın huzurunda söz vermeliyiz.

Allah’ın varlığı konusunu bir tarafa koyarsak, Kurtuluş sorusu belki de üzerinde durulması gereken en önemli konudur. Gerçek Kurtuluş nedir? İlahi Adalet ile birlikte orijinal günah ve reenkarnasyon kavramı gibi yanılgılar doğuran keyfi tanımları nedeniyle “Kurtuluş” konusu karışık bir hal aldı ve önemi anlaşılamadı. Öte yandan İslam, konu hakkında aslında tutarlı ve rasyonel bir anlayış sunuyor. Diğer taraftan günümüz dünyasında karşılaşılan sorunlara yer veren:

-          Dünyevi sıkıntılardan necat mümkün müdür?

-          İbtila ve azabın farkınedir?

-          Günahtan tamamen kurtulmak; necat bulmak mümkün müdür?

-          Günaha olan meyilden kurtulmak mümkün müdür?

-          Necata doğru ilerliyor olmanın belirtileri nelerdir?

Sorularına da bu kitabımızda cevap bulacaksınız.

 

Kitap için tıklayın

Namaza yeni başlayacaksanız, veya zaten kılıyorsanız,

bilmeniz gerekenleri bulacağınız bölümümüz açıldı.

TIKLAYIN...

Bu kitap, manevi arayış içindekiler için ilmi gerçekleri çok pratik ve herkesin anlayabileceği bir dille anlatan ve manevi yolculuğunuza rehberlik vasfı olan bir kitaptır. Ahmediye Cemaati’nin İkinci Halifesi olan kitabın sahibi Hz. Mirza Beşiruddin Mahmud Ahmed, kitabında konunun ehemniyetini şu sözlerle dile getirmiştir:

“Bu öyle bir konudur ki her insanın aklına gelir, kalbini gıdıklar. Birçok insan bunu bana sormuş ve varsa bir reçete talep etmiştir. Soru şudur;

“İnsan hangi yöntemlerle kötülükten arınabilir, iyilikleri cezp edebilir? “

Genellikle verilen cevap. “İyilik yap işte, kötülüklerden de sakın” şeklindedir. Ama herkesin çok iyi bildiği gibi birçok insan “biz Kûr’ân-ı Kerîm’i okuduk, hadis kitaplarını ezberledik, Vâdedilen Mesih’in yazdığı kitapları da okuduk ama tam olarak günahtan arınmış, iyilikleri cezp etmiş sayılamayız. Şimdi söyleyin; bizim ilacımız nedir?” diyorlar.”

Umarız manevi yolculuğunuzda yolunuzu aydınlatmaya vesile olur.

Kitap için tıklayın

Bir sonraki yemeğin nereden geleceğini 1 milyar kişi bugün merak ediyor, hatta güvenli içme suyu, uygun barınak, tıbbi yardımı da. 1 milyar kişi herhangi bir umut olmadan mücadele ederek bekliyor. Humanity First Yoksul insanların yoksulluğunu azaltmak için Afrika, Asya ve Latin Amerika bölgelerinde genelinde çalışıyor. Bu ay, yardımına ihtiyacım var, diyor...

Haydi yardım elini uzatın:

Fazal Ahmad is fundraising on JustGiving for Humanity First

 

Berakat-üd Dua

Yazan: Mirza Gulam Ahmed

Aligarh Müslim Üniversitesi’nin kurucusu Sir Seyyid Ahmed Han, Hindistan’daki Müslümanların çok önemli bir lideriydi. O, yeryüzünde meydana gelen her olayın kaza ve kadere tabi olarak gerçekleştiğine inanmaktaydı. Başka bir ifadeyle onun düşüncesine göre; Yüce Allahccher şeyi önceden tayin ettiği için, dua eden bir kimse, ettiği duanın sevabını ancak ahiret yaşamında bulacaktır ve dua vasıtasıyla bu dünyada bir değişiklik yaratmak mümkün değildir.

Berekâtü’d Dua, Müslüman Ahmediye Cemaatinin kurucusu Vadedilen Mesih ve Mehdi Hz. Mirza Gulam Ahmed Kadiyani’ninas, Sir Seyyid Ahmed Han’ın yukarıda beyan edilen inancını reddetmek üzere kaleme aldığı eseridir. Eser ilk olarak Kadiyan’da bulunan Riyaz-ı Hind Matbaasında, Hicri 1310 senesinin mübarek Ramazan ayında yayınlanmıştır. Kitap için tıklayın...


Namaz

Namaz nedir?

·     Namaz, bir kimsenin ihtiyaçlarını gidermesi için, tevazu ve acz ile Allah'ıncc huzurunda, O'na boyun eğmesidir.

·     Namaz,  Allah'acc karşı duyulan aşk, O'nun korkusu keza kalbin onun zikri ile meşguliyetidir.

·     Namaz bir insanın, O olmadan gerçekten hayat bulamayacağı ve de emniyet ile mutluluk yollarına erişemeyeceği, yüce şanlı Rabbinecc hitaben yalvarışıdır.

·     Namaz en yüce düzeyde bir ibadettir.

·     Namaz sadece bedeni bir durum ve hareket değildir. Farklı namaz hareketleri saygı, tevazu ve aczin göstergeleridir.

·     Namaz, günahtan uzaklaşmanın bir aracıdır. Hiçbir yol insanı, namazdaki kadar Allah'acc yakın kılmaz.

·     Namaz, ibadette bulunan bir kimsenin takvasının etkin bir ölçütüdür.

·     Yüce Allah'ıncc  lütfu ancak namaz yoluyla elde edilir. Kitap için tıklayın...

Suriye'ye Humanity First ile yardım ulaştırın

Humanity First Web sayfası için tıklayın.

Galerimiz Resimler