Mta-türk videolar için tıklayınız.

İslamiyet “günah oluştuktan sonra tedavi yöntemi nedir?” sorusundan önce “günahın hiç oluşmaması için ne yapabiliriz?” sorusunu gündeme getirmiştir. Hiç şüphe yoktur ki bu sorunun cevabı günah sıkıntısından kurtulmak için bir anahtar gibidir. Kumaş kirlendikten sonra onu yıkamaktansa hiç kirletmemek mümkünse bu daha iyi değil mi? Muhakkak ki en önemli ve güzel başlangıç noktası budur. Dolayısıyla görüyoruz ki İslamiyet diğer dinler gibi sadece oluşmuş olan günahı yok etmenin yöntemlerini değil, hiç oluşturmamaya yönelik tavsiyeler de beyan etmiştir.

Ama ne yazıktır ki Kur’ân-ı Kerîm ilgimizi bu noktaya çevirmesine rağmen ve bazı evliyaların da bu konuya dikkat çekmelerine rağmen ümmet ve kavim olarak Müslümanlar bunu pek önemsememişlerdir. Günahın tohumlarının reşit olma yaşından çok önce atıldığını tamamen göz ardı etmişlerdir. İnsanlar “falanca kişi şimdi günahı işleyecek” deyince aslında bu cümlenin gerçek anlamı “içine çok önce atılmış olan günah tohumu şimdi büyüyüp bir ağaç olmuştur. Artık kendisini göstermeye hazırdır” şeklindedir. Tohum olmadan ağaç olur mu?  Kesinlikle hayır. Eğer reşit olmadan önce gizli günah kabiliyeti olmasaydı birden bire nereden oluşurdu? Gerçek şudur ki her tür günah aslında çocukluk döneminin sonucudur. Her tür kötülük ergenlik çağından önce insanın kalbinde yerleşir, yeşerir. Hatta bazı durumlarda bazı kötülükler doğumdan önce bile yerleşirler. Ergenlik çağına geldikten sonra ulemaların (alimlerin) “şimdi bunu günahtan kurtar” demesi abestir. Bu aşamada o artık tamamen şeytanın pençesindedir. Ben “her tür günaha karışmıştır” demiyorum. Günahın kabiliyeti ve onlara yenik düşmenin meyli oluşmuştur diyorum. Anlattığım gibi tüm ahlaklar maddenin bazı özelliklerinden oluşurlar. Bunların dengesi küçük yaşta bozulursa çocuk son derece masum durmasına rağmen, günah işlemenin tüm kabiliyetlerini barındırıyor olacaktır.

Bir düşününüz; günah nereden geliyor? Genetik yollar da yollardan birisi değil mi? Belli konularda belli özellikleri olan kavimlerin evlatları da aynı özellikleri taşır. Nesiller boyunca korkak davranan bir kavime cesaret eğitimi verilse bile zor anlarda korkaklık gösterecektir. Ya da en azından cesur kavimler gibi davranamayacaktır. Islahı mümkün olsa da genetik etkilerin varlığı şüphesizdir.

Sonra hırs, öfke, korku, sevgi, arzular, bunların hepsi günahı doğuran şeylerdir. Şimdi bir inceleyin. Bahsedilen konuların hepsi çocukken öğrenilir. Önemsenmeyecek kadar küçük hatta şirin gibi görünen hareketlerinin arkasında tüm bunlar yer almıyor mu? Anne baba “çocuktur, yapar” derler ama en derin etkiler ve izlenimler çocukluk dönemine ait olmazlar mı? Birisinin malını alıp götüren birisi eğer çocukken nefsine hakim olma konusunda eğitilseydi bunu yapar mıydı? Cihat için giden birisi savaş meydanından korkarak kaçarsa “ne alçak birisidir” deriz ama bir düşünün; onu oradan kaçırtan çocukluk döneminde annesi tarafından ona anlatılan ve korkaklık yaratan hikâyeler değil mi?

Öfke de aynı şekildedir. Anne baba dikkat etmezler ve çocuk büyüyünce kavgacı oluverir, her şeyde ses tonunu yükseltir.

Sonra günah irade gücünün zayıflığından da oluşur. Peki, bunun bir sebebi yok mudur? İnsan neden sürekli “bu sefer yapacağım” desin ama kısa süre sonra vazgeçsin, bir şeyi başaramasın? Bu irade eksikliği bir günün ürünü değildir. Bilin ki bu da çocukluk döneminin bir mirasıdır. Yoksa neden tüm iyi niyetine rağmen bir türlü başaramaz? Eğer çocukluk döneminin terbiyesi eksik olmasaydı büyüyünce sadece “şunu yapma, bu iyi değildir” demesi yeterli olacaktı. Bunu duyan genç söylenen şeyi yapmayacaktı. “Bu da iyidir, bunu yap” deyince de doğrudan yapacaktı.

Şimdi de çocuklarda oluşan bu eksikliklerin ilacını anlatayım. İlk günah kapısını açan çocuğun doğumundan önceki dönemlerde anne babanın düşünceleridir. Her şeyden önce bu kapının kapanması gerekir. Bu sebepten çocuklarının iyiliği için anne baba düşüncelerini pak ve tertemiz hale getirmek zorundadırlar. Bunu sürekli yapamıyorlarsa en azından İslamiyet’in sunduğu ilaçtan faydalansınlar ki evlatları bir yere kadar korunmuş olsun. Genetik olarak aktarılan günahlardan korunmak için İslamiyet bir dua öğretiyor. Erkek ve kadın çocuk yapma amacıyla birleşince bir dua etsinler diyor;

“Ey Allah bizi şeytandan koru, bize vereceğin evladı da şeytandan koru.” [1]

Bu bir üfürük, okus pokus değildir. Arapça olarak okunması da şart değildir. İnsan kendi dilinde “Ya Rabbi, günah son derece kötü bir şeydir. Bundan bizi de koru, çocuğumuzu da” diyebilir. O anda anne babanın zihinlerinde oluşan bu düşünce bir temizlik ve paklık verecektir ve şeytanla çocuk arasında bir duvar oluşacaktır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Bu duadan sonra doğan çocuk şeytanın etkisinden kurtulacaktır” demiştir.

Bazıları diyebilir ki biz de bu duayı okuduk ama netice alamadık. Bunun ilk cevabı şudur ki onlar gerçekten inanarak değil, sadece üfürükler gibi okurlar. Kaldı ki burada bahsedilen sadece genetik olarak aktarılan günahlardan korunmaktır. Doğumdan sonra oluşan günahları kapsamamaktadır.

Genetik olarak aktarılan günahlardan sonra çocuğun düşüncelerinin kirliliği çocukluk döneminden başlayabilir. Önlem almak için İslamiyet çocuk doğar doğmaz terbiyesini başlatmıştır. Sanırım mümkün olsaydı Peygamber Efendimiz doğumdan da önce başlatırdı ama bu mümkün olmadığı için doğar doğmaz başlattı. Çocuk doğar doğmaz çocuğun kulağına ezan okunsun diye buyurdu[2]. Bu bir sihir değildir. Amaç anne babaya “sanmayın ki bu daha küçüktür. Eğitimi şimdiden başlamalıdır” mesajını vermektir.

Ezandan sonra Peygamber Efendimiz çocukluk döneminde edep ve saygının öğretilmesini söylemiştir. Kendi akrabalarına öğreterek de bunun nasıl yapılacağını göstermiştir. İmam Hasan (r.a.) çocuktu. Bir seferinde yemek yerken ona “Sağ elinle ye ve önünden ye”[3] dedi. Bunu söylendiği zaman İmam Hasan’ın yaşı yaklaşık ikibuçuktu. Ülkemizde eğer çocuk elini her şeye karıştırırsa, her tarafını batırıp başkalarının üstüne de dökerse anne babaları sadece gülerler ve umursamazlar. En fazla azıcık azarlarlar ama amaçları çocuğun eğitimi değil, sadece başkalarına göstermektir. Hadislerde başka rivayetler de vardır. Bir seferinde İmam Hasan (r.a.) çocukken sadaka olarak verilen hurmalardan birisini alıp ağzına koymuş. Peygamber Efendimiz de parmağıyla ağzından çıkarmış. Bundan vermek istediği mesaj “Sen kendin çalışıp karnını doyurmalısın. Başkalarına yük olarak değil[4]” şeklindeydi.

Sözün özü insan hayatta ne olup çıkarsa çocukluk döneminin terbiyesi yüzündendir. Bu sebeptendir ki Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur;

“Çocuk fıtrata uygun doğar. Sonra anne babaları onu Yahudi veya Nasranî veya Mecusi yaparlar”. [5]

Aynı şekilde Müslüman veya Hindu yapan da anne babalarıdır. Bu hadisin anlamı çocuk büyüyünce anne babaları çocuğu kiliseye götürüp Hıristiyan yaparlar değildir. Anlamı sadece şudur ki anne babanın amellerini inceleyip çocuk ta onlar gibi olur. Çocuk taklit etme kabiliyetine sahiptir. Eğer anne baba tarafından iyiliklere zorlanmayacaksa, başkalarının etkisinde kalacaktır, başkalarını taklit edecektir. Bazıları “bırakın çocukları. Büyüyünce kendileri Ahmedi Müslüman olurlar” derler. Ben de diyorum ki eğer başka hiçbir ses kulağına gitmeyecekse belki büyüyünce İslamiyet hakkında duyunca kabul edecektir ama etrafta bu kadar ters sesler varken o ancak gördüğünü taklit edecektir, duyduğunu kabul edecektir. Eğer melekler ona iyi şeyler söylemeyeceklerse şeytan onun arkadaşı olacaktır. Eğer kulağına iyilikler fısıldanmayacaklarsa, kötülükler fısıldanacaklardır. O da kötü olup çıkacaktır.

Eğer sizler çocuklarınızı günahlardan korumak istiyorsanız gerekirse çocuklarınızı tamamen kötü çevrelerden ayırın. Ne yapın edin yeni nesli kurtarın, günahtan koruyun.

Envâr-ül Ulûm’dan Derlemeler, ARAYANLARIN YOLU

 

Mirza Beşiruddin Mahmud Ahmed

Mehdi (a.s.)'ın 2. Halifesi


[1] Buhari

[2] Kanzul emal

[3] Buhari

[4] Buhari

[5] Buhari

Bir düşününüz; günah nereden geliyor? Genetik yollar da yollardan birisi değil mi? Belli konularda belli özellikleri olan kavimlerin evlatları da aynı özellikleri taşır. Nesiller boyunca korkak davranan bir kavime cesaret eğitimi verilse bile zor anlarda korkaklık gösterecektir. Ya da en azından cesur kavimler gibi davranamayacaktır. Islahı mümkün olsa da genetik etkilerin varlığı şüphesizdir.


Related news items:
Newer news items:
Older news items:

İlgili Diğer Konular

Sosyal Medyamız

Ahmediyet'e Davet

Multimedya

Dergimiz 20 sayısı

Müslümanlar için Ahmediye Cemaati'nin fedakarlıkları

Kur'an Meali

Cemaatimiz tarafından hazırlanan İkinci Kuran Mealimiz Yayında

Her Sureden önce açıklaması, Arapçası ve Türkçesi aynı hizada, Geniş indeks, Geniş Dipnotlar

Kitap

Downloads: 427

Ahmediler biat şartlarını kabul ederek cemaate katılırlar. Peki bu 10 biat şartı aslında nedir? Bilmeden bu şartlara uymak mümkünde de...

Video

Ses-mp3

Downloads: 86

Namaz Vakitleri

Bölge :

Üyelere Özel Hediye Kitap

Duyurular

Bu gece özellikle dünyanın batısı, dansla meşgulken, alkol tüketirken ve heyecanlanırken, biz yeni yılda O’nun emirlerine itaat duygusunu koruyarak, inancımızı geliştireceğize ve bütün davranışlarımızı Allah’ın emirleri doğrultusunda şekillendireceğimize, Allah’ın huzurunda söz vermeliyiz.

Allah’ın varlığı konusunu bir tarafa koyarsak, Kurtuluş sorusu belki de üzerinde durulması gereken en önemli konudur. Gerçek Kurtuluş nedir? İlahi Adalet ile birlikte orijinal günah ve reenkarnasyon kavramı gibi yanılgılar doğuran keyfi tanımları nedeniyle “Kurtuluş” konusu karışık bir hal aldı ve önemi anlaşılamadı. Öte yandan İslam, konu hakkında aslında tutarlı ve rasyonel bir anlayış sunuyor. Diğer taraftan günümüz dünyasında karşılaşılan sorunlara yer veren:

-          Dünyevi sıkıntılardan necat mümkün müdür?

-          İbtila ve azabın farkınedir?

-          Günahtan tamamen kurtulmak; necat bulmak mümkün müdür?

-          Günaha olan meyilden kurtulmak mümkün müdür?

-          Necata doğru ilerliyor olmanın belirtileri nelerdir?

Sorularına da bu kitabımızda cevap bulacaksınız.

 

Kitap için tıklayın

Namaza yeni başlayacaksanız, veya zaten kılıyorsanız,

bilmeniz gerekenleri bulacağınız bölümümüz açıldı.

TIKLAYIN...

Bu kitap, manevi arayış içindekiler için ilmi gerçekleri çok pratik ve herkesin anlayabileceği bir dille anlatan ve manevi yolculuğunuza rehberlik vasfı olan bir kitaptır. Ahmediye Cemaati’nin İkinci Halifesi olan kitabın sahibi Hz. Mirza Beşiruddin Mahmud Ahmed, kitabında konunun ehemniyetini şu sözlerle dile getirmiştir:

“Bu öyle bir konudur ki her insanın aklına gelir, kalbini gıdıklar. Birçok insan bunu bana sormuş ve varsa bir reçete talep etmiştir. Soru şudur;

“İnsan hangi yöntemlerle kötülükten arınabilir, iyilikleri cezp edebilir? “

Genellikle verilen cevap. “İyilik yap işte, kötülüklerden de sakın” şeklindedir. Ama herkesin çok iyi bildiği gibi birçok insan “biz Kûr’ân-ı Kerîm’i okuduk, hadis kitaplarını ezberledik, Vâdedilen Mesih’in yazdığı kitapları da okuduk ama tam olarak günahtan arınmış, iyilikleri cezp etmiş sayılamayız. Şimdi söyleyin; bizim ilacımız nedir?” diyorlar.”

Umarız manevi yolculuğunuzda yolunuzu aydınlatmaya vesile olur.

Kitap için tıklayın

Bir sonraki yemeğin nereden geleceğini 1 milyar kişi bugün merak ediyor, hatta güvenli içme suyu, uygun barınak, tıbbi yardımı da. 1 milyar kişi herhangi bir umut olmadan mücadele ederek bekliyor. Humanity First Yoksul insanların yoksulluğunu azaltmak için Afrika, Asya ve Latin Amerika bölgelerinde genelinde çalışıyor. Bu ay, yardımına ihtiyacım var, diyor...

Haydi yardım elini uzatın:

Fazal Ahmad is fundraising on JustGiving for Humanity First

 

Berakat-üd Dua

Yazan: Mirza Gulam Ahmed

Aligarh Müslim Üniversitesi’nin kurucusu Sir Seyyid Ahmed Han, Hindistan’daki Müslümanların çok önemli bir lideriydi. O, yeryüzünde meydana gelen her olayın kaza ve kadere tabi olarak gerçekleştiğine inanmaktaydı. Başka bir ifadeyle onun düşüncesine göre; Yüce Allahccher şeyi önceden tayin ettiği için, dua eden bir kimse, ettiği duanın sevabını ancak ahiret yaşamında bulacaktır ve dua vasıtasıyla bu dünyada bir değişiklik yaratmak mümkün değildir.

Berekâtü’d Dua, Müslüman Ahmediye Cemaatinin kurucusu Vadedilen Mesih ve Mehdi Hz. Mirza Gulam Ahmed Kadiyani’ninas, Sir Seyyid Ahmed Han’ın yukarıda beyan edilen inancını reddetmek üzere kaleme aldığı eseridir. Eser ilk olarak Kadiyan’da bulunan Riyaz-ı Hind Matbaasında, Hicri 1310 senesinin mübarek Ramazan ayında yayınlanmıştır. Kitap için tıklayın...


Namaz

Namaz nedir?

·     Namaz, bir kimsenin ihtiyaçlarını gidermesi için, tevazu ve acz ile Allah'ıncc huzurunda, O'na boyun eğmesidir.

·     Namaz,  Allah'acc karşı duyulan aşk, O'nun korkusu keza kalbin onun zikri ile meşguliyetidir.

·     Namaz bir insanın, O olmadan gerçekten hayat bulamayacağı ve de emniyet ile mutluluk yollarına erişemeyeceği, yüce şanlı Rabbinecc hitaben yalvarışıdır.

·     Namaz en yüce düzeyde bir ibadettir.

·     Namaz sadece bedeni bir durum ve hareket değildir. Farklı namaz hareketleri saygı, tevazu ve aczin göstergeleridir.

·     Namaz, günahtan uzaklaşmanın bir aracıdır. Hiçbir yol insanı, namazdaki kadar Allah'acc yakın kılmaz.

·     Namaz, ibadette bulunan bir kimsenin takvasının etkin bir ölçütüdür.

·     Yüce Allah'ıncc  lütfu ancak namaz yoluyla elde edilir. Kitap için tıklayın...

Suriye'ye Humanity First ile yardım ulaştırın

Humanity First Web sayfası için tıklayın.

Galerimiz Resimler