Mta-türk videolar için tıklayınız.

Daha önce de söylediğim gibi ruhaniyetini düzeltmek isteyen birisi kalbinin temizliğini hedeflediği gibi amellerini de ıslah etmek ister[1]. Böyle birisi unutmamalıdır ki her ameli gerçekleştiren irade kuvvetidir. Önce irade gelir arkasından da amel. Oysa sürekli “yapacağım yapacağım” deyip yapamayanın bu konudaki çaresizliği gösterir ki;

a.       İradesi kontrolü altında değildir. Onun içindeki “ben” kendi iradesine hükmedemeyecek kadar zayıflamıştır[2]. Hatırlamaya değerdir ki insanın içindeki “ben” asıl patrondur. İrade ise bu patronun altında çalışan müdür gibidir. Bu durum patronun kendi müdürüne bile “git şunu yap” diyemeyecek kadar güçsüzleştiğini göstermektedir. Bu zayıflık müdürü de tembel hale getirmiştir.

b.      Ya da patron olan benlik duygusu sağlamdır ama müdür olan irade zayıflamıştır. Duyguları ve cezbeleri kontrol edemeyecek hale gelmiştir. Duygular müdürün altında çalışan memurlar gibidir. Müdür hastalanınca onlar da tembelleşirler, sözünü dinlemezler. Böylece patron olan benlik ve memur olan duyguların arası açılmış olur, bağlantıları kopar.

c.       Bu da değilse belki bir şey müdür ve memurun arasına girmiştir. Müdürün sağlam ve memurun çalışmaya hazır olmasına rağmen bir şey engel oluyordur. Şu veya bu şekilde müdürün emri memuruna ulaşmıyordur.

Günahın oluşması veya iyiliğin azalması işte bu üç sebeptendir.

Benliğin Tedavisi

Şimdi benliğin canlanmasını sağlayan ve iradeyi güçlendiren tedavileri anlatayım.

1.      Bunu sağlayan ilk şey insanın içinde olan baki kalma arzusudur. Bu arzu her şeyde vardır. Hiçbir şey yok olmak istemez. Sıradan bir karıncayı bile ezdiğimizde bin bir şekle girer; varlığını sürdürmeye çalışır. İşte bu baki kalma arzusudur. Ruhani olarak hastalanmış bir insan da kendine “böyle devam ederse ben ölürüm; yok olurum. Oysa ben yaşamak istiyorum” demelidir. Baki kalma arzusunu körüklemelidir. Bu doğal bir şey olduğu için çabuk tetiklenir ve hakkında düşünmek bunu güçlendirir. Nargileyi seven nargileyi görünce duracaktır; içkiyi seven de içkiye görünce dayanamayacaktır. Ama bu esnada birisi kılıcı alıp onlara saldırırsa ikisi arkaya bile bakmadan kaçacaklardır. Hatta deniliyor ki sarhoş birisini dövünce tüm sarhoşluğu uçup gidermiş. İşte bu her şeyi yenebilen baki kalma arzusudur.

2.      Sonra ifna[3] arzusunu güçlendirsin.  Bu aslında baki kalma isteğinin doğal neticesidir. İfna iradesi güçlenmedikçe İbka[4] yani baki kalma arzusu da yerine gelemez. Bu yüzden İfna isteğini de güçlendirmelidir. Yani sürekli “baki kalmam için gerekirse yoluma çıkan her engeli param parça edeceğim” demelidir.

3.      Benliği güçlendirmenin üçüncü yöntemi cezbetme kuvvetini güçlendirmektir. Yani insan “bu amacım uğruna neyi elde etmek gerekirse edeceğim” demelidir. Elde edilmesi zor olan şeyleri görünce kendi kendini bu şekilde motive etsin, kalbinde bu düşünceyi yerleştirsin. Yavaş yavaş benliği güçlenecektir.

4.      Yarışabilme kabiliyetini güçlendirsin. Yani kendine “yolumda neyle yarışmam gerekirse yarışacağım” desin.

5.      İstikrarlılığı güçlendirsin; bu da benliği için faydalı olacaktır. Bu bazen çok zordur, hatta bazıları için neredeyse imkânsız. Önemli olmasına rağmen bu konu bazen atlanıyor. Bazıları “neyse bu konuyu geçelim” deyip geçiştiriyorlar ama bu doğru değil. İstikrarsızlık çok zararlıdır. Hangi konuda olursa olsun istikrar göstersin. Bunun etkisi diğer konulara da sıçrayacaktır. Bunun verdiği özgüven benliği için faydalıdır.

6.      Duruma göre hareket etmeyi öğrensin. Bu da baki kalma arzusunun neticesinde olur[5]. Pozitif olarak kullanıldığında insanda tedbirli olma, hikmetle davranma, sır saklayabilme ve nefse hâkim olabilme kabiliyetlerini geliştirir.

7.      İhtiyatlı davranmak, etrafın farkında olmak, uzun vadeli düşünmek ve uzağı görebilmek kabiliyetlerini geliştirmeye çalışsın. Bunlarda benlik için faydalıdırlar.

8.      Kendisinin övülmesinden nefret etsin. Birisi övmeye kalkışırsa hemen durdursun. Bu benlik için şarttır. Methedilmek ve övülmek benliği mahveden bir şeydir. Hatta onun şahdamarını kesen keskin bir bıçaktır diyebiliriz. Bakınız Kûr’ân-ı Kerîm ne kadar ince bir nokta beyan etmektedir;[6] Yani bazıları bazı şeyleri yapmamış olsalar da hakkında övülmeyi severler. Böylelerini birisi överse hemen kabullenirler. Nefsini yoklayıp “bunu gerçekten ben mi yaptım?” diye sormazlar. Kendileri çalışmazlar. Bir şekilde olan bir işi görünce mutlu olurlar. Başkalarının övmelerine hemen razı olurlar, inanmaya başlarlar. Gerçek olmayan övgünün yarattığı hayali saraylarda yaşarlar. Bu yüzden övülmekten nefret etmek çok gereklidir.

9.      Dokuzuncu yöntem kendi saygınlığını korumak için hassas olmaktır. Yani insan her tür zillet ve utanç getiren şeylerden sakınsın, “bunlar bana yakışmaz” desin. Bu yöntem nefsin namusunu tetiklemek için çok faydalıdır ve böyle yapınca insanın nefsi harekete geçer, güç kazanır ve altındaki iradeden iş almaya başlar.

10.  Onuncu ilacı şudur ki kendisini ilgilendirmeyen işlere boşuna karışmasın. Bu rezil bir davranıştır ve benliği yok eder.

11.  Onbirinci ilaç umuttur. İnsan umudu elden bırakmamalıdır ve hep “muhakkak işim olacaktır” demelidir. Bu özgüven kazandırır.

12.  Onikinci ilaç içtenlikle güler yüzlü olmaktır Bu insanın iç kuvvetlerini arttırır; zayi olmaktan korur. İçine atmak ve kendi kendini yemek insanın gücünü yok eder.

Bu yöntemlerin bazılarını uygulamak zordur ama insan birkaçını bile uygularsa takati geri gelmeye başlayacaktır. Ayrıca da bunların hepsi psikolojiktir. Uygulanınca insanın zihinsel kuvvetleri de artar, iradesine tabi olur. İnsan kendi insanlığı hakkında düşününce çabuk motive olur, gururu rezil bir hayata razı olmaz.

Ama tüm sıkıntılar benliğin zayıflamasıyla alakalı değiller. Bazen bu benlik zayıflayacağına aşırı bir hal alır ve bu da insanı günaha sürükler. Aynen boşu boşuna çalışanları döven patron gibi olur. Bu durumda Allah’ın Gâni olduğunu hatırlasın. “Benim herkesi acımasızca her hatada yakaladığım gibi Allah da beni yakalarsa halim ne olur” desin. “Bana verilen her şey aslında O’nun verdiği emanettir. Sahibi ben değilim. Oysa emanetler hakkında sorulacaktır. Benim de gereksiz yere sert davranmamam gerekir” desin.


Hz. Mirza Beşiruddin Mahmud Ahmed

Arayanların Yolu adlı eserinden


[1] Yani ilk engel sevememek idi. Bunun ilacı önceki paragraflarda geçti. Şimdi de amellerin ıslahıyla ilgili kısmı gelecek.

[2] Burada ki “ben” veya “benlik” genelde negatif anlamda kullanılan kibir içeren benlik değildir. Gururlu olmanın verdiği benliktir. “Bu bana yakışmaz” dedirten benliktir.*

[3] Düşmanını yok etme arzusu

[4] Baki kalma arzusu. Bu konular yazının başında ahlakların membası olan temel kuvvetleri anlatırken geçmişti.

[5] Kastedilen durum yalan söylenmesinin kişisel fayda vereceğini gösteriyorsa yalan söylesin değildir. Sadece şu ki düşünerek duruma uygun hareket etme kabiliyetini kazansın. Sağduyulu davransın*

[6] Al-i İmran (3) sûresi, ayet 189

Ya benlik zayıf düşer ya irade. İkisi değilse irade ve duyguların arasına bir şey girer ve engel olur. Kötü alışkanlıklar bunun bir örneğidir. Örneğin nargile kullanmaya alışmış birisi bir daha kullanmamak üzere irade eder ama görünce dayanamaz; yine başlar. 

Daha önce de söylediğim gibi ruhaniyetini düzeltmek isteyen birisi kalbinin temizliğini hedeflediği gibi amellerini de ıslah etmek ister[1]. Böyle birisi unutmamalıdır ki her ameli gerçekleştiren irade kuvvetidir. Önce irade gelir arkasından da amel. Oysa sürekli “yapacağım yapacağım” deyip yapamayanın bu konudaki çaresizliği gösterir ki;

a.       İradesi kontrolü altında değildir. Onun içindeki “ben” kendi iradesine hükmedemeyecek kadar zayıflamıştır[2]. Hatırlamaya değerdir ki insanın içindeki “ben” asıl patrondur. İrade ise bu patronun altında çalışan müdür gibidir. Bu durum patronun kendi müdürüne bile “git şunu yap” diyemeyecek kadar güçsüzleştiğini göstermektedir. Bu zayıflık müdürü de tembel hale getirmiştir.

b.      Ya da patron olan benlik duygusu sağlamdır ama müdür olan irade zayıflamıştır. Duyguları ve cezbeleri kontrol edemeyecek hale gelmiştir. Duygular müdürün altında çalışan memurlar gibidir. Müdür hastalanınca onlar da tembelleşirler, sözünü dinlemezler. Böylece patron olan benlik ve memur olan duyguların arası açılmış olur, bağlantıları kopar.

c.       Bu da değilse belki bir şey müdür ve memurun arasına girmiştir. Müdürün sağlam ve memurun çalışmaya hazır olmasına rağmen bir şey engel oluyordur. Şu veya bu şekilde müdürün emri memuruna ulaşmıyordur.


Ya benlik zayıf düşer ya irade. İkisi değilse irade ve duyguların arasına bir şey girer ve engel olur. Kötü alışkanlıklar bunun bir örneğidir. Örneğin nargile kullanmaya alışmış birisi bir daha kullanmamak üzere irade eder ama görünce dayanamaz; yine başlar.

Günahın oluşması veya iyiliğin azalması işte bu üç sebeptendir.

Benliğin Tedavisi

Şimdi benliğin canlanmasını sağlayan ve iradeyi güçlendiren tedavileri anlatayım.

1.      Bunu sağlayan ilk şey insanın içinde olan baki kalma arzusudur. Bu arzu her şeyde vardır. Hiçbir şey yok olmak istemez. Sıradan bir karıncayı bile ezdiğimizde bin bir şekle girer; varlığını sürdürmeye çalışır. İşte bu baki kalma arzusudur. Ruhani olarak hastalanmış bir insan da kendine “böyle devam ederse ben ölürüm; yok olurum. Oysa ben yaşamak istiyorum” demelidir. Baki kalma arzusunu körüklemelidir. Bu doğal bir şey olduğu için çabuk tetiklenir ve hakkında düşünmek bunu güçlendirir. Nargileyi seven nargileyi görünce duracaktır; içkiyi seven de içkiye görünce dayanamayacaktır. Ama bu esnada birisi kılıcı alıp onlara saldırırsa ikisi arkaya bile bakmadan kaçacaklardır. Hatta deniliyor ki sarhoş birisini dövünce tüm sarhoşluğu uçup gidermiş. İşte bu her şeyi yenebilen baki kalma arzusudur.

2.      Sonra ifna[3] arzusunu güçlendirsin.  Bu aslında baki kalma isteğinin doğal neticesidir. İfna iradesi güçlenmedikçe İbka[4] yani baki kalma arzusu da yerine gelemez. Bu yüzden İfna isteğini de güçlendirmelidir. Yani sürekli “baki kalmam için gerekirse yoluma çıkan her engeli param parça edeceğim” demelidir.

3.      Benliği güçlendirmenin üçüncü yöntemi cezbetme kuvvetini güçlendirmektir. Yani insan “bu amacım uğruna neyi elde etmek gerekirse edeceğim” demelidir. Elde edilmesi zor olan şeyleri görünce kendi kendini bu şekilde motive etsin, kalbinde bu düşünceyi yerleştirsin. Yavaş yavaş benliği güçlenecektir.

4.      Yarışabilme kabiliyetini güçlendirsin. Yani kendine “yolumda neyle yarışmam gerekirse yarışacağım” desin.

5.      İstikrarlılığı güçlendirsin; bu da benliği için faydalı olacaktır. Bu bazen çok zordur, hatta bazıları için neredeyse imkânsız. Önemli olmasına rağmen bu konu bazen atlanıyor. Bazıları “neyse bu konuyu geçelim” deyip geçiştiriyorlar ama bu doğru değil. İstikrarsızlık çok zararlıdır. Hangi konuda olursa olsun istikrar göstersin. Bunun etkisi diğer konulara da sıçrayacaktır. Bunun verdiği özgüven benliği için faydalıdır.

6.      Duruma göre hareket etmeyi öğrensin. Bu da baki kalma arzusunun neticesinde olur[5]. Pozitif olarak kullanıldığında insanda tedbirli olma, hikmetle davranma, sır saklayabilme ve nefse hâkim olabilme kabiliyetlerini geliştirir.

7.      İhtiyatlı davranmak, etrafın farkında olmak, uzun vadeli düşünmek ve uzağı görebilmek kabiliyetlerini geliştirmeye çalışsın. Bunlarda benlik için faydalıdırlar.

8.      Kendisinin övülmesinden nefret etsin. Birisi övmeye kalkışırsa hemen durdursun. Bu benlik için şarttır. Methedilmek ve övülmek benliği mahveden bir şeydir. Hatta onun şahdamarını kesen keskin bir bıçaktır diyebiliriz. Bakınız Kûr’ân-ı Kerîm ne kadar ince bir nokta beyan etmektedir;[6] Yani bazıları bazı şeyleri yapmamış olsalar da hakkında övülmeyi severler. Böylelerini birisi överse hemen kabullenirler. Nefsini yoklayıp “bunu gerçekten ben mi yaptım?” diye sormazlar. Kendileri çalışmazlar. Bir şekilde olan bir işi görünce mutlu olurlar. Başkalarının övmelerine hemen razı olurlar, inanmaya başlarlar. Gerçek olmayan övgünün yarattığı hayali saraylarda yaşarlar. Bu yüzden övülmekten nefret etmek çok gereklidir.

9.      Dokuzuncu yöntem kendi saygınlığını korumak için hassas olmaktır. Yani insan her tür zillet ve utanç getiren şeylerden sakınsın, “bunlar bana yakışmaz” desin. Bu yöntem nefsin namusunu tetiklemek için çok faydalıdır ve böyle yapınca insanın nefsi harekete geçer, güç kazanır ve altındaki iradeden iş almaya başlar.

10.  Onuncu ilacı şudur ki kendisini ilgilendirmeyen işlere boşuna karışmasın. Bu rezil bir davranıştır ve benliği yok eder.

11.  Onbirinci ilaç umuttur. İnsan umudu elden bırakmamalıdır ve hep “muhakkak işim olacaktır” demelidir. Bu özgüven kazandırır.

12.  Onikinci ilaç içtenlikle güler yüzlü olmaktır Bu insanın iç kuvvetlerini arttırır; zayi olmaktan korur. İçine atmak ve kendi kendini yemek insanın gücünü yok eder.

Bu yöntemlerin bazılarını uygulamak zordur ama insan birkaçını bile uygularsa takati geri gelmeye başlayacaktır. Ayrıca da bunların hepsi psikolojiktir. Uygulanınca insanın zihinsel kuvvetleri de artar, iradesine tabi olur. İnsan kendi insanlığı hakkında düşününce çabuk motive olur, gururu rezil bir hayata razı olmaz.

Ama tüm sıkıntılar benliğin zayıflamasıyla alakalı değiller. Bazen bu benlik zayıflayacağına aşırı bir hal alır ve bu da insanı günaha sürükler. Aynen boşu boşuna çalışanları döven patron gibi olur. Bu durumda Allah’ın Gâni olduğunu hatırlasın. “Benim herkesi acımasızca her hatada yakaladığım gibi Allah da beni yakalarsa halim ne olur” desin. “Bana verilen her şey aslında O’nun verdiği emanettir. Sahibi ben değilim. Oysa emanetler hakkında sorulacaktır. Benim de gereksiz yere sert davranmamam gerekir” desin.


Hz. Mirza Beşiruddin Mahmud Ahmed

Arayanların Yolu adlı eserinden


[1] Yani ilk engel sevememek idi. Bunun ilacı önceki paragraflarda geçti. Şimdi de amellerin ıslahıyla ilgili kısmı gelecek.

[2] Burada ki “ben” veya “benlik” genelde negatif anlamda kullanılan kibir içeren benlik değildir. Gururlu olmanın verdiği benliktir. “Bu bana yakışmaz” dedirten benliktir.*

[3] Düşmanını yok etme arzusu

[4] Baki kalma arzusu. Bu konular yazının başında ahlakların membası olan temel kuvvetleri anlatırken geçmişti.

[5] Kastedilen durum yalan söylenmesinin kişisel fayda vereceğini gösteriyorsa yalan söylesin değildir. Sadece şu ki düşünerek duruma uygun hareket etme kabiliyetini kazansın. Sağduyulu davransın*

[6] Al-i İmran (3) sûresi, ayet 189


Related news items:
Newer news items:
Older news items:

Sosyal Medyamız

Ahmediyet'e Davet

Multimedya

Dergimiz 20 sayısı

Müslümanlar için Ahmediye Cemaati'nin fedakarlıkları

Kur'an Meali

Cemaatimiz tarafından hazırlanan İkinci Kuran Mealimiz Yayında

Her Sureden önce açıklaması, Arapçası ve Türkçesi aynı hizada, Geniş indeks, Geniş Dipnotlar

Kitap

Downloads: 159

Müslüman Ahmediye Cemaati 3. Halifesi Hz. Mirza Nasır Ahmed’in bir konuşmasından metne aktarılmış olan bu kitapta Hz. Mirza Gulam Ahmed

Video

Downloads: 67

1 Ekim 2010 Cuma Hutbesi Ensarullah'a nasihatler

Ses-mp3

Namaz Vakitleri

Bölge :

Üyelere Özel Hediye Kitap

Duyurular

Bu gece özellikle dünyanın batısı, dansla meşgulken, alkol tüketirken ve heyecanlanırken, biz yeni yılda O’nun emirlerine itaat duygusunu koruyarak, inancımızı geliştireceğize ve bütün davranışlarımızı Allah’ın emirleri doğrultusunda şekillendireceğimize, Allah’ın huzurunda söz vermeliyiz.

Allah’ın varlığı konusunu bir tarafa koyarsak, Kurtuluş sorusu belki de üzerinde durulması gereken en önemli konudur. Gerçek Kurtuluş nedir? İlahi Adalet ile birlikte orijinal günah ve reenkarnasyon kavramı gibi yanılgılar doğuran keyfi tanımları nedeniyle “Kurtuluş” konusu karışık bir hal aldı ve önemi anlaşılamadı. Öte yandan İslam, konu hakkında aslında tutarlı ve rasyonel bir anlayış sunuyor. Diğer taraftan günümüz dünyasında karşılaşılan sorunlara yer veren:

-          Dünyevi sıkıntılardan necat mümkün müdür?

-          İbtila ve azabın farkınedir?

-          Günahtan tamamen kurtulmak; necat bulmak mümkün müdür?

-          Günaha olan meyilden kurtulmak mümkün müdür?

-          Necata doğru ilerliyor olmanın belirtileri nelerdir?

Sorularına da bu kitabımızda cevap bulacaksınız.

 

Kitap için tıklayın

Namaza yeni başlayacaksanız, veya zaten kılıyorsanız,

bilmeniz gerekenleri bulacağınız bölümümüz açıldı.

TIKLAYIN...

Bu kitap, manevi arayış içindekiler için ilmi gerçekleri çok pratik ve herkesin anlayabileceği bir dille anlatan ve manevi yolculuğunuza rehberlik vasfı olan bir kitaptır. Ahmediye Cemaati’nin İkinci Halifesi olan kitabın sahibi Hz. Mirza Beşiruddin Mahmud Ahmed, kitabında konunun ehemniyetini şu sözlerle dile getirmiştir:

“Bu öyle bir konudur ki her insanın aklına gelir, kalbini gıdıklar. Birçok insan bunu bana sormuş ve varsa bir reçete talep etmiştir. Soru şudur;

“İnsan hangi yöntemlerle kötülükten arınabilir, iyilikleri cezp edebilir? “

Genellikle verilen cevap. “İyilik yap işte, kötülüklerden de sakın” şeklindedir. Ama herkesin çok iyi bildiği gibi birçok insan “biz Kûr’ân-ı Kerîm’i okuduk, hadis kitaplarını ezberledik, Vâdedilen Mesih’in yazdığı kitapları da okuduk ama tam olarak günahtan arınmış, iyilikleri cezp etmiş sayılamayız. Şimdi söyleyin; bizim ilacımız nedir?” diyorlar.”

Umarız manevi yolculuğunuzda yolunuzu aydınlatmaya vesile olur.

Kitap için tıklayın

Bir sonraki yemeğin nereden geleceğini 1 milyar kişi bugün merak ediyor, hatta güvenli içme suyu, uygun barınak, tıbbi yardımı da. 1 milyar kişi herhangi bir umut olmadan mücadele ederek bekliyor. Humanity First Yoksul insanların yoksulluğunu azaltmak için Afrika, Asya ve Latin Amerika bölgelerinde genelinde çalışıyor. Bu ay, yardımına ihtiyacım var, diyor...

Haydi yardım elini uzatın:

Fazal Ahmad is fundraising on JustGiving for Humanity First

 

Berakat-üd Dua

Yazan: Mirza Gulam Ahmed

Aligarh Müslim Üniversitesi’nin kurucusu Sir Seyyid Ahmed Han, Hindistan’daki Müslümanların çok önemli bir lideriydi. O, yeryüzünde meydana gelen her olayın kaza ve kadere tabi olarak gerçekleştiğine inanmaktaydı. Başka bir ifadeyle onun düşüncesine göre; Yüce Allahccher şeyi önceden tayin ettiği için, dua eden bir kimse, ettiği duanın sevabını ancak ahiret yaşamında bulacaktır ve dua vasıtasıyla bu dünyada bir değişiklik yaratmak mümkün değildir.

Berekâtü’d Dua, Müslüman Ahmediye Cemaatinin kurucusu Vadedilen Mesih ve Mehdi Hz. Mirza Gulam Ahmed Kadiyani’ninas, Sir Seyyid Ahmed Han’ın yukarıda beyan edilen inancını reddetmek üzere kaleme aldığı eseridir. Eser ilk olarak Kadiyan’da bulunan Riyaz-ı Hind Matbaasında, Hicri 1310 senesinin mübarek Ramazan ayında yayınlanmıştır. Kitap için tıklayın...


Namaz

Namaz nedir?

·     Namaz, bir kimsenin ihtiyaçlarını gidermesi için, tevazu ve acz ile Allah'ıncc huzurunda, O'na boyun eğmesidir.

·     Namaz,  Allah'acc karşı duyulan aşk, O'nun korkusu keza kalbin onun zikri ile meşguliyetidir.

·     Namaz bir insanın, O olmadan gerçekten hayat bulamayacağı ve de emniyet ile mutluluk yollarına erişemeyeceği, yüce şanlı Rabbinecc hitaben yalvarışıdır.

·     Namaz en yüce düzeyde bir ibadettir.

·     Namaz sadece bedeni bir durum ve hareket değildir. Farklı namaz hareketleri saygı, tevazu ve aczin göstergeleridir.

·     Namaz, günahtan uzaklaşmanın bir aracıdır. Hiçbir yol insanı, namazdaki kadar Allah'acc yakın kılmaz.

·     Namaz, ibadette bulunan bir kimsenin takvasının etkin bir ölçütüdür.

·     Yüce Allah'ıncc  lütfu ancak namaz yoluyla elde edilir. Kitap için tıklayın...

Suriye'ye Humanity First ile yardım ulaştırın

Humanity First Web sayfası için tıklayın.

Galerimiz Resimler