Mta-türk videolar için tıklayınız.

Bugünün konusu iman meselelerinden birisidir. İslamiyet’in temeliyle alakalı olduğu için son derece önemlidir; ince bir konudur. Kader[1] meselesi de zordu ama herkesin ilgisini çektiği için ister istemez insanların dikkati dağılmadı. Ama bugün anlatacağım mesele imanla alakalı olmasına rağmen insanların ilgisini pek çekmemiştir. Kader kelimesi bile o kadar dilimizin ucundadır ki ne zaman iyi veya kötü bir şey olursa “kader işte” deriz. O konuşmamda sık sık “kader” kelimesi kullanıldığı için insanların dikkati dağılmıyordu. Ayrıca çoğu insan kaderin ne olduğunu çok merak eder ve fırsat bulunca merakla dinler. Aynı zamanda kader her gün cilvesini gösterdiği için hep ön plandadır. Ama bugün ele alacağım konu dediğim gibi imanın bir meselesi olmasına rağmen her gün insanların karşısına çıkmadığı için insanlar bunun öneminden tamamen habersizdirler. Neden imanın bir şartı olduğu konusunda en ufak bir fikirleri yoktur. Bu sebeple bu çok önemlidir. Bahsettiğim konu meleklerin varlığıdır.

Meleklere inanmak imanın bir parçasıdır: Allah (cc) meleklere inanmanın imanın bir parçası olduğunu söylemiştir. Yani meleklere inanmayan, kitaplara, peygamberlere ve ahirete inansa bile yine kafir sayılacaktır. Peygamber efendimizin Allah tarafından yollandığına inanmayan nasıl kafir ise hazreti Cebrail’e inanmayan da aynı şekilde kafirdir. Allah’ın gönderdiği semavi kitaplara inanmayan kafir olduğu gibi meleklere inanmayan da kafir sayılmaktadır. Aynı şekilde bir gün sorguya çekilip amellerimizin cevabını vereceğimize inanmayan nasıl kafir oluyorsa meleklerin varlığı konusunda şüpheli olan da kafirdir. Ama ne yazıktır ki bu denli önemli bir konu olmasına rağmen Müslümanlar bunu pek önemsememişlerdir; hak ettiği ilgiyi göstermemişlerdir.

Melekler nedir?

Neden bu kadar ısrarla inanmamız istenmiştir?

İnanmanın faydaları nelerdir?

İşte Müslümanlar tüm bu konulardan habersizdirler. Peygamber efendimizle Kuran-ı Kerime inanmak insana hidayet verir; doğru yolu gösterir. Öyle bir yol ki yürüdükçe insan ruhani olarak yükselir. Sorguya çekileceği bir günün var olmasına inanmak ise insanı sürekli düşündürür; kötü amelden caydırır; iyi ameli teşvik eder çünkü o gün kötü amellerin cezasını çekecektir ve iyi ameller mükâfatlandırılacaklardır.

Allah’ın varlığına inanmanın faydaları da barizdir. O Raziktır[2], Haliktır[3], Rahimdir, Kerimdir. Ona inanmak bu sıfatlardan faydalanabilmemizi sağlar ama melekler nedir? Onlara inanmak neden bu kadar önemlidir ve neden ısrarla inanmamız beklenmektedir.

Melekler konusunda halkın inanışı:

Herkes meleklerle ilgili inançlarının yok olduğunu bir düşünsün. Fark eden bir şey olacak mıdır? Bir şey eksik kalacak mıdır? Örneğin peygamber efendimizle ilgili Allah’ın resulü olduğuna dair inancı yok olursa getirdiği öğretiden de vazgeçmek zorunda kalacaktır. Aynı şey Kuran-ı Kerim hakkında da geçerlidir; ama meleklerden vazgeçince ne oluyor? Ne eksik kalıyor? Zararı nedir? İnsanların yüzde doksan dokuzunda meleklerle ilgili inanç o kadar yüzeyseldir ki olmasa da olur. Yok edilirse günlük hayatlarında herhangi bir değişiklik olmaz. Aynı şekilde inanmaları da ilave bir şey getirmemektedir. Oysa imanın bir parçası olan bir mesele bu kadar önemsiz olamaz[4].

İnanmanın faydaları büyük oldukları gibi inanmayıp terk etmenin zararları da büyüktür. İnanmak sadece boş ağızla “inandım” demek değildir. Öyle olursa ne inanmak fayda verir ne de terk etmek zarar. Bu şekilde boş ağızla Himalaya dağlarının varlığına da inanırız ama dağlara inanmak fayda getirmediği için veya inanmamak zararlı olmadığı için dinin bir parçası değillerdir. Oysa meleklere inanmak imanın temel meselelerinden birisidir ve bu inanmanın büyük fayda getirdiğini ve inanmamanın ciddi zarar verdiğini gösterir.

Meleklere neden inanalım

Sözün özü bu son derece önemli bir meseledir. Meleklere neden inanalım? Onlarla ne gibi ilişkimiz vardır? Eğer bize bir faydaları dokunmuyorsa neden inanmak bu kadar şiddetle istenmektedir? Denilebilir ki peygamber efendimize vahiy getiren varlıklar melekler idi ve bu yüzden inanmamız gerekir ama bu çok basit bir yaklaşım olur. Sonuçta bize ne? Vahyi getirenin melek olduğunu bilmeseydik ne değişirdi? İmanımızın nesi eksik kalırdı ve hangi amellerimiz nasıl etkilenirlerdi?

Varsayalım ki Allah’ın kelamı doğrudan peygamber efendimize (arada bir melek vesilesi olmadan) gönderilirdi. Bu neyi değiştirir? Kuran-ı Kerim yine aynı Kuran-ı Kerim olur; bir tarafı eksilmiş olmaz. Bu durumda Allah neden meleklerin varlığına bu kadar ısrarla inanmamızı istemektedir? İnanmazsak Müslümanlığımız bile elden gidiyor ve kafir sınıfına sokuluyoruz!

Bu gibi sorular bu konuyu zorlaştırmaktadır ve belki de bazıları için zevksiz hale getirmektedir; ilgilerini çekmemektedir. Melekler görünen varlıklar olmadıkları gibi basitçe baktığımızda bizimle bir alakaları da yoktur. Kader meselesi de zordu ama cehennemde yanmanın alın yazısı olmama meselesi ve insan için yükselmenin mümkün olması insanların üstünden sanki bir yükü kaldırmıştı çünkü bu konuda yaygın ama tamamen yanlış akideler vardı. Kaderin ne kadar faydalı bir şey olduğunu öğrenince insanların ilgileri dağılmamıştı ve dikkatle dinlemeye devam etmişlerdi ama melekler alakasız ve faydasız varlıklar sanıldıkları için sürekli dikkatle dinlemek konusunda zorlanabilirsiniz.

Sonra yazarlar da bu konuyu hiç ele almamışlardır. Doğrusu bu konunun faydalarını hiç anlamamışlardır. Oysa eğer faydaları bilinirse insanlar sabırsızlıkla bu konuya ışık tutan kitapları ararlar; okumadan bırakmazlar. Sufiler kitaplarında bu konudan bahsetmişlerdir ama yine de çok az. Peygamber efendimizden (sav) sonra eğer birisi bu konuyu beyan etmişse, derin sırrını açmışsa o da vaat edilen Mesih’tir. Peygamber efendimizle vaat edilen Mesih’in arasında kimse açamamıştır. Ya Kuran-ı Kerim bu konuyu ele almaktadır ya da peygamber efendimizin kelamı. Sufilerin kitaplarında dediğim gibi çok az bir beyan vardır; diğer yazarlardaysa hiç yoktur. Son derece sıradan şeylerle ilgili onlarca kıssalar beyan etmekten çekinmeyen yazarlar bu konuda tamamen sessiz bir şekilde hiç ele almadan geçmişlerdir. Sebebi de şudur ki bunun beyanı herkesin harcı değildi ve onların gücünü aşan bir konuydu. Ama günümüzde ilim iyice yerleştiği için Allah da her şeyin gerçeğini anlatmak istemiştir ki kimse itiraz etme cüretinde bulunmasın ve dünya meleklerin gerçeğini iyice anlasın diye yüce Allah gereken ortamı sağlamıştır.


[1] Kader konusunun anlaşılması için aynı yazarın “Takdir-i İlahi” adlı eserine bakınız.

[2] Rızk veren

[3] Yaratan

[4] İslamiyet’te iman etmiş sayılmak için Allah’a, meleklere, tüm peygamberlere, semavi kitaplara, ahirete ve kadere anlayarak inanmış olmak şarttır. Bunların herhangi birisi olmazsa diğerleri olmalarına rağmen insan yine kafir sayılır. (Kafir kelimesinin anlamı inkar edendir.)

 


Related news items:
Newer news items:

Sosyal Medyamız

Ahmediyet'e Davet

Multimedya

Dergimiz 20 sayısı

Müslümanlar için Ahmediye Cemaati'nin fedakarlıkları

Kur'an Meali

Cemaatimiz tarafından hazırlanan İkinci Kuran Mealimiz Yayında

Her Sureden önce açıklaması, Arapçası ve Türkçesi aynı hizada, Geniş indeks, Geniş Dipnotlar

Kitap

Downloads: 327

İsa Mesih'in çarmıh hadisesi nasıl oldu. Peki çarmıhtan sonra göğemi yükseldi? Yoksa hayatına devammı etti. Şu an göktemi? Yoksa ve...

Video

Downloads: 74

Yüce Allah şirki Kendisine ortak koşulmasını affetmez. Bunun dışındaki günahları diledi...

Ses-mp3

Namaz Vakitleri

Bölge :

Üyelere Özel Hediye Kitap

Duyurular

Bu gece özellikle dünyanın batısı, dansla meşgulken, alkol tüketirken ve heyecanlanırken, biz yeni yılda O’nun emirlerine itaat duygusunu koruyarak, inancımızı geliştireceğize ve bütün davranışlarımızı Allah’ın emirleri doğrultusunda şekillendireceğimize, Allah’ın huzurunda söz vermeliyiz.

Allah’ın varlığı konusunu bir tarafa koyarsak, Kurtuluş sorusu belki de üzerinde durulması gereken en önemli konudur. Gerçek Kurtuluş nedir? İlahi Adalet ile birlikte orijinal günah ve reenkarnasyon kavramı gibi yanılgılar doğuran keyfi tanımları nedeniyle “Kurtuluş” konusu karışık bir hal aldı ve önemi anlaşılamadı. Öte yandan İslam, konu hakkında aslında tutarlı ve rasyonel bir anlayış sunuyor. Diğer taraftan günümüz dünyasında karşılaşılan sorunlara yer veren:

-          Dünyevi sıkıntılardan necat mümkün müdür?

-          İbtila ve azabın farkınedir?

-          Günahtan tamamen kurtulmak; necat bulmak mümkün müdür?

-          Günaha olan meyilden kurtulmak mümkün müdür?

-          Necata doğru ilerliyor olmanın belirtileri nelerdir?

Sorularına da bu kitabımızda cevap bulacaksınız.

 

Kitap için tıklayın

Namaza yeni başlayacaksanız, veya zaten kılıyorsanız,

bilmeniz gerekenleri bulacağınız bölümümüz açıldı.

TIKLAYIN...

Bu kitap, manevi arayış içindekiler için ilmi gerçekleri çok pratik ve herkesin anlayabileceği bir dille anlatan ve manevi yolculuğunuza rehberlik vasfı olan bir kitaptır. Ahmediye Cemaati’nin İkinci Halifesi olan kitabın sahibi Hz. Mirza Beşiruddin Mahmud Ahmed, kitabında konunun ehemniyetini şu sözlerle dile getirmiştir:

“Bu öyle bir konudur ki her insanın aklına gelir, kalbini gıdıklar. Birçok insan bunu bana sormuş ve varsa bir reçete talep etmiştir. Soru şudur;

“İnsan hangi yöntemlerle kötülükten arınabilir, iyilikleri cezp edebilir? “

Genellikle verilen cevap. “İyilik yap işte, kötülüklerden de sakın” şeklindedir. Ama herkesin çok iyi bildiği gibi birçok insan “biz Kûr’ân-ı Kerîm’i okuduk, hadis kitaplarını ezberledik, Vâdedilen Mesih’in yazdığı kitapları da okuduk ama tam olarak günahtan arınmış, iyilikleri cezp etmiş sayılamayız. Şimdi söyleyin; bizim ilacımız nedir?” diyorlar.”

Umarız manevi yolculuğunuzda yolunuzu aydınlatmaya vesile olur.

Kitap için tıklayın

Bir sonraki yemeğin nereden geleceğini 1 milyar kişi bugün merak ediyor, hatta güvenli içme suyu, uygun barınak, tıbbi yardımı da. 1 milyar kişi herhangi bir umut olmadan mücadele ederek bekliyor. Humanity First Yoksul insanların yoksulluğunu azaltmak için Afrika, Asya ve Latin Amerika bölgelerinde genelinde çalışıyor. Bu ay, yardımına ihtiyacım var, diyor...

Haydi yardım elini uzatın:

Fazal Ahmad is fundraising on JustGiving for Humanity First

 

Berakat-üd Dua

Yazan: Mirza Gulam Ahmed

Aligarh Müslim Üniversitesi’nin kurucusu Sir Seyyid Ahmed Han, Hindistan’daki Müslümanların çok önemli bir lideriydi. O, yeryüzünde meydana gelen her olayın kaza ve kadere tabi olarak gerçekleştiğine inanmaktaydı. Başka bir ifadeyle onun düşüncesine göre; Yüce Allahccher şeyi önceden tayin ettiği için, dua eden bir kimse, ettiği duanın sevabını ancak ahiret yaşamında bulacaktır ve dua vasıtasıyla bu dünyada bir değişiklik yaratmak mümkün değildir.

Berekâtü’d Dua, Müslüman Ahmediye Cemaatinin kurucusu Vadedilen Mesih ve Mehdi Hz. Mirza Gulam Ahmed Kadiyani’ninas, Sir Seyyid Ahmed Han’ın yukarıda beyan edilen inancını reddetmek üzere kaleme aldığı eseridir. Eser ilk olarak Kadiyan’da bulunan Riyaz-ı Hind Matbaasında, Hicri 1310 senesinin mübarek Ramazan ayında yayınlanmıştır. Kitap için tıklayın...


Namaz

Namaz nedir?

·     Namaz, bir kimsenin ihtiyaçlarını gidermesi için, tevazu ve acz ile Allah'ıncc huzurunda, O'na boyun eğmesidir.

·     Namaz,  Allah'acc karşı duyulan aşk, O'nun korkusu keza kalbin onun zikri ile meşguliyetidir.

·     Namaz bir insanın, O olmadan gerçekten hayat bulamayacağı ve de emniyet ile mutluluk yollarına erişemeyeceği, yüce şanlı Rabbinecc hitaben yalvarışıdır.

·     Namaz en yüce düzeyde bir ibadettir.

·     Namaz sadece bedeni bir durum ve hareket değildir. Farklı namaz hareketleri saygı, tevazu ve aczin göstergeleridir.

·     Namaz, günahtan uzaklaşmanın bir aracıdır. Hiçbir yol insanı, namazdaki kadar Allah'acc yakın kılmaz.

·     Namaz, ibadette bulunan bir kimsenin takvasının etkin bir ölçütüdür.

·     Yüce Allah'ıncc  lütfu ancak namaz yoluyla elde edilir. Kitap için tıklayın...

Suriye'ye Humanity First ile yardım ulaştırın

Humanity First Web sayfası için tıklayın.

Galerimiz Resimler