14.08.2020 – Hz. Sâd bin Ebi Vakkas

Hz. Halifetü’l Mesih 5 (Allah yardımcısı olsun) 14 Ağustos 2020’de İslamabad (UK) Mübarek Camisinde Cuma Hutbesi verdi. Hutbe çeşitli dillerde tercüme ile birlikte MTA televizyonunda canlı olarak yayınlandı. Huzur-i Enver, kelime-yi şehadet ve Fatiha suresinden okuduktan sonra şöyle buyurdu:

İki hafta önce Hz. Sâd bin Ebi Vakkas’tan bahsediyordum, yine onunla ilgili biraz daha anlatılacaklar var:

Ebu Mahcen Sekfi, içki içme suçundan dolayı ceza olarak zincirlerle mahpus edilmişti. Savaş sırasında Ebu Mahcen, Hz. Sâd’ın hanımı Selma Binti Hafsa’dan, kendisinin de savaşa katılabilmesi için serbest bırakılmasını rica etti, ayrıca dedi ki eğer ben sağ kurtulabilirsem geri gelip tekrar zincirlerimi takacağım. Ebu Mahcen Hz. Sâd’ın atına binip savaş meydanına vardı ve çok cesurca savaştı.  Hz. Sâd hasta olduğu için bizzat savaşa katılamamıştı, uzaktan gözetiyordu. O, kendi atını tanıdı ve dedi ki at benim atım, öyle anlaşılıyor ki onu süren Ebu Mahcen’dir. Savaş üç gün devam etti ve ondan sonra Ebu Mahcen geri gelip tekrar zincirleri kendine taktı.

Hz. Muslih Mevud (ra) bayanlara yaptığı bir konuşmada bu olayı anlatarak kadınlara şöyle nasihat etti: Kadınlar bugün de Hz. Sâd’ın hanımının bu cesur örneğini gözlerinin önünde tutmalılar. Aynı şekilde meşhur hanım şair Hz. Hensa’nın dört oğlu, annelerinin vasiyetine uygun davranarak Kadisiye savaşında canlarını ortaya koyarak savaştılar ve şehit oldular. O gün akşam olmadan önce Kadisiye’de İslam sancağı dalgalanıyordu. Hz. Hensa (ra), dört oğluna şehitlik makamı lütfettiği için Allah’a şükretti.

Kadisiye’nin fethinden sonra İslam ordusu Babil ve daha sonra da tarihi şehir Kosi’yi fethetti. Buradan İslam orduları Behra Şîr denilen yere ulaştı. Orada Kisra’nın avcı aslanı vardı. Hz. Sâd’ın askerleri yakına gelince İranlılar o vahşi hayvanı askerlerinin üstüne saldılar. Aslan kükreyerek askerlere saldırıya geçince Hz. Sâd’ın kardeşi Haşim Bin Ebi Vakkas aslana kılıcıyla öyle bir saldırdı ki aslan oracığa yığılıp kaldı.

Yine bu savaş esnasında Medain muharebesi meydana geldi. Medain, Kisra’nın başkentiydi ve orada beyaz sarayı vardı. İranlılar Müslümanlarla Medain arasındaki Dicle Nehrinin üstündeki bütün köprüleri yıktılar. Hz. Sâd, İslam askerlerine yüzerek nehri geçmelerini emretti ve atını nehre sürdü. Hz. Sâd’ın sipahileri onu takip ederek atlarını nehre sürdüler. Bu heybetli manzaradan İranlılar öyle korktular ki kaçmaya başladılar. Müslümanlar ilerleyip şehri ve Kisra’nın sarayını ele geçirdiler böylece Hz. Resulüllah’ın (sav) vermiş olduğu bir gaybi haber gerçekleşti.

Medain’in fethinden sonra Hz. Sâd, Hz. Ömer’den daha da ilerlemek için izin istedi. Bunun üzerine Hz. Ömer (ra) şöyle buyurdu: Artık bununla yetinilsin ve fethedilmiş bölgelerde nizam kurulmasına odaklanılsın. Hz. Sâd (ra) bu işi de güzelce yerine getirdi, Irak’da nüfus sayımı ve ölçüm yaptırdı. Huzur-i Enver şöyle dedi: Halk zanneder ki Müslümanlar fetihler yaparlar ama halkı umursamazlar, halbuki bu doğru değildir. Müslümanlar şehri fethettiklerinde orada yaşayanlara öncesinden daha fazla itina gösterdiler. Hz. Sâd, Hz. Ömer’in izni ile bir askeri karargah olan Kufe şehrini inşa etti, orada yüz bin asker yerleştirilmişti. Bu şehirde Arap kabileleri ayrı ayrı mahallelerde yerleştirildi ve şehrin ortasına büyük bir cami yapıldı ki bu camide aynı anda 40 bin kişi namaz kılabiliyordu. Caminin yakınına da Beyt-ül Mal’ı ve kendi sarayını yaptırdı. Bu saray “Kasr-ı Sâd” adıyla meşhurdu.

Hicri 21 yılında İranlıların 150 bin askeri ile İslam ordusu arasında Nihavend savaşı meydana geldi. Bu savaşta Hz. Ömer’in emri üzerine 30 bin kişilik İslam ordusuna Hz. Numan bin Makren Mezni komuta etti. Hz. Ömer’in hilafet döneminde bir defa Beni Esed’den bazı kimseler, doğru bir şekilde namaz kıldırmıyor diye Hz. Sâ’d’a itiraz ettiler. Hz. Ömer (ra), Hz. Muhammed Bin Mesleme’yi tahkikat yapması için gönderdiğinde bu şikâyetin haksız olduğu anlaşıldı. Buna rağmen Hz. Sâd, bazı hikmetler göz önünde tutularak Medine’ye geri çağrıldı. Hicri 23 yılında katilce bir saldırıdan sonra Hz. Ömer’in Hilafet Seçimi için oluşturduğu komitenin bir üyesi de Hz. Sâd (ra) idi. Hz. Ömer (ra) şöyle buyurdu: Eğer Sâd seçilirse halife o olacak, yoksa kim halife olursa o Sâd’dan yardım alsın.

Hz. Osman halife seçildikten sonra Hz. Sâd’ı yeniden Kufe valisi tayin etti, kendisi orada üç yıl görev yaptı. Ondan sonra kendisi ile Beytü’l Mal’ın başkanı Hz. Abdullah bin Mesud arasında ihtilaf oldu. Bunun üzerine Hz. Osman onu azletti. Azledildikten sonra Hz. Sâd (ra) Medine’de uzlete çekildi ve daima fitne fesattan uzak kaldı.

Hz. Sâd’ın vefat zamanı yaklaştığında başı, oğlu Mus’ab Bin Sâd’ın kucağındaydı. Mus’ab’ın gözlerinden akan yaşı görünce Hz. Sâd şöyle buyurdu: Allah bana asla azap vermeyecek ve ben cennetliklerdenim. Bir defa Hz. Sâd’ın oğlu ona şöyle sordu: Siz neden Ensar’a diğerlerine davranmadığınız kadar iyi davranıyorsunuz? Bunun üzerine o şöyle cevap verdi: Ben, Hz. Resulüllah’tan (sav) şöyle duydum: Mümin onlarla dost olur, münafık ise onlardan uzak durur.

Hz. Sâd’ın vefatı ile ilgili çeşitli rivayetler vardır. Rivayetlere göre o, hicri 51 ila 58 arasında 70 ila 80 yaşlarında vefat etti. Vefat ettiğinde 250 bin dirhem miras bıraktı. Mervan Bin Hekim cenaze namazını kıldırdı ve Cennetü’l Baki’ye defnedildi. Onun cenazesine Ezvac-ı Mutahherat (Peygamber Efendimizin mübarek eşleri) bile katıldılar. O, muhacirler arasında en son vefat etti.

Meşhur müsteşrik Wiliam Mur şöyle yazar: Bedir sahabeleri, İslam toplumunun en seçkin bir parçası sayılır, nitekim vefat vaktinde Sâd Bin Ebi Vakkas, bana Bedir günü giydiğim örtüyü verin, dedi.

Sâd Bedir savaşı zamanında çok gençti, daha sonra onun eliyle İran fethedildi. O, Kufe’nin kurucusu ve Irak’ın valisi oldu, fakat onun gözünde bütün bunlar, Bedir savaşına katılmaktaki saygınlık ve gururun yanında bir hiç seviyesindeydi. Hz. Sâd değişik zamanlarda 9 evlilik yaptı ve Allah-u Teala kendisine 34 çocuk nasip etti,  bunlardan 17’si erkek 17’si kız idi.

Hutbenin ikinci kısmında Huzur-i Enver dört merhumdan hayırla bahsetti ve onların gaip cenaze namazlarını kıldıracağını duyurdu.

Bahsedilen ilk merhum saygıdeğer Safdar Ali Guccar bey idi. Merhum 25 Temmuz’da 79 yaşında vefat etmişti. İnna lillahi ve inna ileyhi raciun. O, Allah’ın lütfuyla musi idi ve 30 yıl İngiltere cemaatinin ziyafet şubesinde gönüllü hizmet etti. Uzun müddet Alfazl International ve Ahmediye Gazetesinde paketleme ve posta hizmeti yaptı. Merhum Hilafetin örnek gösterilecek bağlılarındandı ve daima Hilafete fedakâr idi. Arkasında hanımından başka dört oğul ve iki kız bıraktı.

İkinci cenaze Profesör Nasir Ahmed Han beyin hanımı sayın İffet Nasir hanımefendi idi. O, 3 Mayıs’ta 90 yaşında vefat etti. İnna lillahi ve inna ileyhi raciun. Merhume çok dua eden, ibadete düşkün, teheccüd namazı kılan bir hanımdı. Lacna İmaillah’da uzun müddet çeşitli hizmetlerde bulundu. Arkasında bir kız ve iki oğul bıraktı.

Üçüncü cenaze, 31 Mart’ta vefat eden sayın Abdurrahim Saki beyin cenazesi idi. İnna lillahi ve inna ileyhi raciun. Merhum, İngiltere cemaatinin Genel sekreterlik ofisinde çalışıyordu. Çok dua eden, Kuran okuyan, ibadete düşkün biri idi. Hilafete derinden bağlı ve seven biriydi.

Son olarak bahsedilen cenaze, sayın Said Ahmed Sekal bey idi. Privat Sekreter sevk şubesinde hizmet ediyordu. 12 Nisan’da 90 yaşında vefat etmişti. İnna lillahi ve inna ileyhi raciun. Merhum iki oğul ve iki kız bıraktı. Çok okumuş yazmış ve ilme dost birisiydi. Namaza bağlı ve Hilafete ölesiye bağlı idi. Çeşitli konularda çok iyi konuşmalar yapardı, özellikle Hıristiyanlık ve Yahudilik konularında çok derin ilim sahibiydi.

Huzur-i Enver, Allah-u Teala bütün merhumlara mağfiret etsin ve onların evlatlarına onların iyiliklerini devam ettirmeyi nasip etsin, diye dua etti.

٭…٭…٭

Print Friendly, PDF & Email

Önceki Yazı

7.08.2020 – Yıl boyunca Allah’ın Cemaatimize yaptığı lütuflar

Sonraki Yazı

21.08.2020 – Hz. Resulüllah’ın (sav) yüksek mertebeli Bedir sahabesi Hz. Zübeyr bin Avam’ın güzel vasıfları