24.06.2016 – Allah’a ibadetin özü

Duaların kabulü için Allah’ın emirlerine göre hareket etmek şarttır. Gerçek iman budur.

Seyyidna Hazret Halifetü’l Mesihi’l Hamis Atba, 24 Haziran2016’da Beytü’l Futuh Camiinde Cuma Hutbesi irşad etti. Hutbe, çeşitli dillerdeki tercümesi ile birlikte MTA’da canlı olarak yayınlandı.

Huzur-i Enver hutbenin başında şöyle buyurdu: Geçen Cuma hutbesinde ben, duanın kabulü için Allah-u Teala’nın emirlerini kabul etmenin ve ona göre davranmanın şart olduğunu söylemiştim. Kuran-ı Kerim’de bütün emirler ve yasaklar mevcuttur. Kimler onlara göre davranırsa onlar hidayete kavuşacaklar ve duaların kabulü ve Allah’a yakınlığın manzaralarını görecekler, dahası üstün ahlak üzerinde yürüyerek birbirinin hakkını eda eden kimseler olacaklardır. Ramazanda terbiyet mücahedesine girerek (yani manevi ve ahlaki çabalar sarfederek) Allah’a yaklaşmaya çalışın. Kuran-ı Kerim’de birçok hükümler vardır ki bizim onları peyderpey tekrarlamamız gerekir. Onlardan en temel olanı Allah-u Teala’ya ibadet etmektir. Bazı vakfe zindigiler (yani hayatlarını dine hizmete adamış olanlar) ve dini bilgiye sahip olan bazı Cemaat yöneticileri bile bu temel emire ilgi göstermezler. Hz. Mesih-i Mevud (as) buyurur ki, sizin maksadınız dünya zevklerini elde etmek olmasın. Müminin odaklandığı ilk şey onun yaratılış maksadı yani ibadet olmalı. Bu yüzden bütün vakfe zindigiler ve cemaat yöneticilerinin bir örnek olması lazım. Ramazandaki terbiyet ve mücahedeyi hayatlarının bir parçası yapmak için onların tam bir çaba içinde olmaları gerekir.

Huzur-i Enver şöyle buyurdu: Hadislerde, nefsinizin de sizin üzerinizde hakkı vardır, denilerek, nefsin haklarını eda etmekten de hadislerde bahsedilmiştir. Ancak bu konuda da dengeli ve orta yolu benimseyen olmak gerekir. Bu hakları insanın yaratılışına Allah-u Teala koydu, bu yüzden onları eda etmek de şarttır. İnsanın her zaman sadece ibadet ile meşgul olması da uygun değildir. Sizin nefsinizin de, eş ve çocuklarınızın da sizin üzerinizde hakları vardır. İnsanın yaratılışının asıl gayesi Rabbini tanımasıdır. Aramızdan her birinin, ramazandan sonra da aynen bu şekilde camileri doldurması gerekir. İnsanın olgunluğu dünyevi işleri de yapması ve Allah-u Teala’yı da unutmamasıdır. İslam’da ruhbanlık yoktur, tersine bütün farzları yerine getirmek ve dini üstün tutmak şarttır. Namazların korunması hakkında Allah-u Teala buyurur ki, namazlarınızı koruyun, özellikle de orta namazı. Orta namaz, insanın iş ile meşgul olduğu anlarda gelen namazdır ve bunun için mücadele etmesi gerekecektir.

Kuran-ı Kerim’de bir diğer emir, sözlerinizi yerine getirin, diye bildirilmiştir. Buna, Allah-u Teala’ya ve insanlara verilen  sözlerin her ikisi de dahildir. Biz Ahmedilerin, özellikle hz. Mesih-i Mevud’a (as) biat sözü ve İslamî öğretiye göre davranma sözü vardır. Birbiriniz arasında verdiğiniz sözleri de yerine getirin. Eğer bu konu anlaşılırsa, bizim ortamımız her türlü kavgadan kurtulabilir. Bugünlerde, dünya hırsı yüzünden sözleri yerine getirmeme olayları artmaktadır. Bu yüzden cemaatin ismi bile kötüye çıkar ve iman da zayi olur. Doğruluğun kanını akıtmayın. Eğer bir çocuk bile doğru bir şey söylüyorsa onu kabul edin. Hiçbir kin ve düşmanlık bizi doğruluktan uzaklaştırmasın. Sözün özü, tevazu ile günahlardan bağışlanmayı dilememiz gerekir ki herhangi bir gizli günah yüzünden azaba yakalanmayalım.

Huzur-i Enver şöyle devam etti: Allah-u Teala takva sahibi kimsenin bir alametini, öfkelerini bastıranlar olarak bildirmiştir. Hz. Mesih-i Mevud (as), affeden bir kimseye bir nur ihsan edilir, der. Öfkesine yenik düşenlerin ağzından arifane sözler çıkamaz. Böyleleri marifet çeşmelerinden mahrum edilir, iyi sözlerden mahrum olur. Hiddet ve hikmet bir arada olamaz. Onların içindeki düşünme ve anlama kabiliyeti bile yok olur. Kendi iç kuvvetlerinizi dengede tutmanız gerekir. Muhaliflerle dahi öfke ile konuşmamak gerekir. Allah-u Teala’nın emirleri bir yandan  bizim ahlak seviyemizi yükseltirken öbür taraftan aklımızı da cilalayıp parlatır. İki kuvvet insanı deli eder, birisi suizan ve diğeri ise hiddettir. Velhasıl, bir müminin suizan ve hiddetten çok sakınması lazımdır. Suizan insanı kör ederek felaketin karanlık kuyularına atar. Eğer suizan oluşuyorsa çok istiğfar edin. Allah’a dua edin ki suizannın lekesinden ve günahından korunabilesiniz. Sonra ikinci şey, tecessüs (yani başkalarının ayıplarını araştırmaktır). Bir müminin bundan da sakınması gerekir. Üçüncü emir gıybetin yasak oluşudur. Bu öyle bir şeydir ki, sanki ölü kardeşinin etini yemektir. Resulüllah (sav), gıybet etmek takva sahibi birisinin yapacağı bir şey değildir, buyurdu. Velhasıl, eğer biz ramazanda Allah-u Teala’ya yakın olmak istiyorsak bu kötülüklerden kaçınmamız ve Allah’ın emirlerine göre hareket etmek için çok çaba sarfetmemiz gerekir. Allah-u Teala, bizi gerçek abid (hakiki manada ibadet eden) yapsın ve bizler Allah’a itaat edenler olalım.

Huzur-i Enver hutbenin sonunda Karaçi’den muhterem Çodri Halik Ahmed beyin şehid edilmesinden dolayı merhumu hayırla yad etti ve gaip cenaze namazını kıldıracağını bildirdi.

Kaynak: Roznama Alfazl, 28 Haziran 2016

Print Friendly, PDF & Email

Önceki Yazı

17.06.2016 – Ramazan; Allah’ın huzurunda yaşamak

Sonraki Yazı

01.07.2016 – Cuma namazının önemi