01.05.2020 – Örnek Merhumlar

Emir-ül Müminin Hz. Halife-tül Mesih 5 (Eyyedehullahi bi nasrihil aziz), 1 Mayıs 2020’de İslamabad Mübarek Camisinde Cuma hutbesi verdi. MTA (Muslim Television Ahmadiyya) vasıtasıyla bütün dünyada canlı olarak yayınlandı. Kelime-yi şehadet ve Fatiha suresinden sonra Huzur-i Enver şöyle buyurdu:

Şu anda ben, geçen günlerde vefat eden birkaç merhumdan bahsetmek istiyorum. Onların her biri farklı mesleklerdendi. Meşguliyetleri ve eğitim durumları farklıydı. Ancak bir şey onlarda ortaktı. Dini dünyadan üstün tutmakla ilgili biat sözünü yerine getirmek, Hz. Mesih-i Mevud (as) ve Ahmediye Hilafetine karşı kâmil vefa ve ihlas beslemek, hukukulibad (kul haklarını) eda etmek, (onların ortak özelliğiydi). Onların hikayelerini duyunca, bu çağda Hz. Mesih-i Mevud (as) ile birleşerek kul ve Allah arasında gerçek ilişki kurma yolunu öğrenebileceğimize kesin inancımız oluşur.

Bahsedeceğim merhumlardan birisi bizim cemaatimizin, Endonezya’daki bölgesel mürebbisi Zülfikar Ahmed sahiptir. Kendisi 21 Nisanda 42 yaşında vefat etti. İnna lillahi ve inna ileyhi raciun. Merhum, 24 Mayıs 1978’de kuzey Sumatra’da doğdu. Onun ailesi Ahmediyetle 1944 yılında dedesi vasıtasıyla tanıştı ve Ahmediyeti kabul etti. Zülfikar sahip 1997’den 2002’ye kadar Camia Ahmediye Endonezya’da okudu. Arkasında hanımı muhterem Sıddıka hanımefendi ile dört çocuğunu bıraktı. Merhum çok başarılı ve çalışkan bir mürebbi idi. Herkes ile yumuşak lisan ile konuşur ve herkes ile dostane ilişkiler kurardı. Kendisi, çok sayıda biate vesile olma saadetine eren mürebbilerden birisiydi. Bu yüzden kendisi, cemaatin organizasyonu ile 2018 yılında buraya calsa salanaya gelme imkanı buldu. İlişkisi kesilmiş yeni ahmedilerle irtibat kurma çalışmalarında, tekne ile küçük küçük adalara gitmek zorunda kalırdı. Hasta olmasına rağmen çaba sarfeder ve içimde hizmet etme gücü olduğu müddetçe son nefesime kadar hizmet etmeye devam edeceğim, derdi. Diyaliz nedeniyle hastanede tedavi altındaydı. Bu haldeyken yerel bir toplantıya katıldı. Birisi, niye bu kadar sıkıntıya giriyorsunuz, diye sorduğunda aynı şekilde cevap vererek şöyle dedi: Hasta olmasına hastayım, ancak daima dine hizmet ile meşgul olmak benim arzumdur. Huzur-i Enver şöyle buyurdu: İşte her vakfe zindigide olması gereken vakıf aşkı budur. Merhumun tebliğ görevini yerine getirmek konusunda özel bir coşkusu vardı. Tebliğciler ve yerel mübelliğlerin programını hoş bir tarzda ve beceri ile yerine getirirdi. O, biat sözünü ve vakıf sözünü en güzel şekliyle tamamladı. Allah onun mertebesini yükseltsin, hanımını ve çocuklarını koruması altında tutsun ve bizzat onların koruyucusu olsun.

Bahsedeceğim ikinci merhum, Pakistan İslamabad’dan doktor Pir Muhammed Nakiuddin sahiptir. O, korona virüs sebebiyle 18 Nisanda vefat etti. İnna lillahi ve inna ileyhi raciun. Merhum arkasında hanımından başka bir oğul ve dört kız evlat bıraktı. Bütün çocukları evlidir ve kendi evlerinde yaşamaktadır. Merhumun hem baba tarafı hem anne tarafı Hz. Mesih-i Mevud’un (as) sahabelerinin torunlarıydı. Merhumun soyu hz. Sufi Ahmed Can sahibe dayanmaktadır. Baba tarafından dedesi Hz. Pir Mazhar-ul Hak sahip ve anne tarafından dedesi Hz. Nezir Hüseyin Sahip, her ikisi de Hz. Mesih-i Mevud’un (as) ileri gelen sahabeleri arasında olma şerefine haizdir. Hz. Pir Mazhar-ul Hak sahib, Medrese Ahmediye’de Hz. Muslih Mevud’un (ra) sınıf arkadaşı olma şerefi de elde etti. Doktor bey, 1947’de Hindistan’ın bölünmesi sırasında yaklaşık bir yaşında iken ailesiyle birlikte Kadiyan’dan hicret ederek önce Lahor’a ve sonra da Vahari Melsi’ye yerleşti. 1970’de Neşter Medical Kolejinden MBBS tıp lisansı aldı ve birkaç yıl sonra İslamabad’a taşındı. Orada Devlet hastanesi polikliniğinde çalıştı. Uzun süre hizmet ettikten sonra iki-üç yıllığına İran’a gitti. Şimdi ise 25-30 yıldan beri İslamabad’da büyük bir başarı ile kendi kliniğini işletiyordu. Yoksullara çok hizmet ederdi.

İslamabad’ın Cemaat başkanı Emir sahip şöyle yazar: Merhum, geçen 12 yıldan beri Ahmediye Cemaati İslamabad’da kadılık görevi yapmaktaydı. Onun kararları daima Kuran ve Hadis ışığında olurdu. Son derece güzel ahlaklı, herkesle iyi geçinen, sevecen, şefkatli, yoksullara düşkün, herkes tarafından sevilen bir kişiliğe sahipti. Allah’ın mahlukatına hizmet etmek konusunda her zaman öne çıkardı. Cemaatin yoksulları ve fakir hastalar için onun kliniği her zaman açıktı. İnsanlara faydalı bir zattı. Gençliğinde doktorluk sınavını geçtikten sonra dedesi Hz. Pir Mazhar-ul Hak sahibin yanına gittiğinde o kendisine şöyle nasihat etti: Hastalara ilaç vermekle birlikte aynı zamanda onlar için dua da et. Doktor bey derdi ki, doktorluk mesleğini seçeli elli yıl oldu ve ben elli yıldır dedemin nasihatine göre hareket ederim ve hastaları sadece ucuza tedavi etmekle kalmam, ayrıca onlar için her gün hiç aksatmadan iki rekat nafile namaz kılar ve dua ederim.

Huzur-i Enver şöyle buyurdu: İşte bu, bizim her doktorumuzun, her tabibimizin benimsemesi gereken yoldur. Sadece mesleğinizdeki maharetinize itibar etmeyin, sadece ilaçlara güvenmeyin, aksine hastalara güzel ahlak ile de muamele edin, onlar için mutlaka dua da edin.

Merhumun hanımı Uzma Naki hanım şöyle der: Kocam son derece ihlaslı ve fedakar bir Ahmedi idi. Tebliğe delicesine şevk duyardı. Calsa Salanada cemaatten olmayan arkadaşlarını özellikle eve çağırır ve zahmetli yemeklerle onlara ikramda bulunurdu. Birçok biatlere vesile de oldu, birçoklarını da Ahmediyetin doğruluğuna ikna etti. Hay olan Allah ile çok derin ilişkisi vardı.

Merhum çok dua eden birisiydi. Evlilik ve diğer törenlerdeki kötü adetlere ve bidatlere şiddetle karşıydı. Kuran-ı Kerim’in derin bilgisine sahipti, çoğu uzun ayetler ezberindeydi. Huzur-i Enver bir çok dost ve arkadaşın anlattığı olayları sundu ki bunlardan anlaşıldığına göre Hay ve Kayyum olan Allah, onun dualarına cevap da verirdi. Allah merhumun mertebesini yükseltsin.

Bir başka merhum, Londra’dan muhterem Gulam Mustafa beydir. Kendisi 25 Nisanda 69 yaşında vefat etti. İnna lillahi ve inna ileyhi raciun. Merhum Özel Sekreterlik ofisinde gönüllü çalışanlardandı.

Merhum, 1986’da Londra’ya geldikten sonra hayatını vakfetmek istedi, ancak öğrenim durumu ortalama idi. Yani fazla öğrenim görmüş değildi. Bu yüzden vakfetme isteği kabul edilmedi. Fakat daima bir vakfe zindigi gibi çalışmaya devam etti. Başlangıçta elinde bir şey yoktu, ancak sonra Allah-u Teala bereket verdi ve geniş bir işletmeye sahip oldu. Fakat vakf ruhu öyle bir seviyedeydi ki eğer iş sebebiyle bir dış ülkeye gitmek zorunda kalırsa yahut uzun bir izin yapmak isterse resmi olarak Halifet-ül Mesih’ten izin alırdı. Kısacası vakfe zindigi olmadığı halde de büyük bir vefa ile Allah’a verdiği sözü yerine getirdi. Arkasında hanımından başka iki kız ve bir oğul bıraktı.

Hanımı Mahmude Mustafa hanım şöyle yazdı: Merhumun her adımı Allah-u Teâlâ için olurdu. Sayısız vasıflara sahip ihlaslı bir eş, baba, kardeş ve arkadaştı. İleri görüşlü, özveriyle hizmet eden, cesur ve korkusuz bir insandı. Söz konusu Hilafet olunca hiçbir fedakarlıktan çekinmezdi. Derdi ki, ben Pakistan’da biat ettiğim zaman, daima hilafetin yakınında olacağıma dair kendi kendime söz verdim. Huzur-i Enver şöyle buyurdu: O zaman onun imkânı yoktu, ancak o Allah’ın lütfuyla o sözünü yerine getirdi. Mal fedakarlığında da çok ilerdeydi. Kendisi söz konusu olunca cimrilik derecesinde az harcardı, ama başkaları için harcamaya gelince hiç düşünmezdi bile. Çeşitli yollarla akrabalarına ve kardeşlerine yardım ederdi. Her zaman, bir şekilde Vadedilen Mesih’in (as) Halifesinin teberrüğüne nail olma çabasındaydı. Sonra teberrüğü insanlara da paylaştırır ve calsa misafirleri için de saklardı ki onlara da o teberrükten pay verebilsin. Misafirperverlik vasfı da ileri seviyedeydi, calsa misafirlerine fazlasıyla misafirperverlik yapardı.

Son hastalığı sırasında korona virüsün şiddetli sıkıntılarına sabırla katlandı. Son derece güçlü bir şekilde Allah’ın rızasına razı oldu. Sıkıntısı çok ileri seviyeye vardığında ailesi ona derdi ki, vaktin Halifesi, doktorların dediğine uygun davranın mesajı gönderdi. Bu mesaj ona ulaştığında birdenbire sakinleşirdi.

Hutbenin sonunda Huzur-i Enver, Hz. Mesih-i Mevud’un (as) sözüne istinaden buyurdu ki, bu insanlar şehitler zümresine dahildir. Allah-u Teala bütün merhumların mertebelerini yükseltsin. Onlar nasıl Allah-u Teala ve O’nun dinine vefalı kaldılarsa Yüce Allah ondan daha fazlasıyla onlara sevgi ile davransın. Allah onların evlatlarını da kendi korumasına alsın ve babalarının iyiliklerini benimsemeye ve devam ettirmeye muvaffak kılsın. Amin.

٭…٭…٭

 

Print Friendly, PDF & Email

Önceki Yazı

Hastalanan kişi orucu bozmalı mıdır?

Sonraki Yazı

Allah rızası bilek gücüyle elde edilmez, tersine itaat ile kazanılır