Peygamber Efendimizin Yüce Ahlakı (sav)​ - Müslüman Ahmediye Cemaati

Peygamber Efendimiz'in (sav)​ Yüce Ahlakı

Resulullah’ın (s.a.v.) Şahsiyeti ve Karakteri

İlk olarak, peygamberliğini ilân etmeden evvel onun karakteri hakkında kavminin bir bütün olarak ne düşündüğüne dair elimizde delil mevcuttur. Bu devrede, kavmi arasında "Emin" ve Sadık" diye tanınmıştı (Hişam). Her devirde namussuzluk ve sahtekârlık ithamı altında kalmamış olan bir çok insan vardır. Keza, fazla mihnet ve keder yüzü görmeksizin veya kötülük işlemeğe dürten sebeplerin çekici

Resulullah’ın Nezih Lisanı ve Temiz Vücudu

Rivayete göre, Peygamber Efendimiz (S.A.V.) konuşurken daima nezih  bir lisan kullanırdı ve çağdaşlarından çoğunun tersine, ikide bir  küfreden ve buna yemin şeklinde Allah’ın (C.C.) adını da karıştıran  küfürbazlardan değildi (Tirmizi). Bir Arap için, bu müstesna bir şeydi.  Biz, bununla, Hz. Muhammed Resulüllah (S.A.V.) zamanındaki Arapların  daima iğrenç bir lisan kullanmağa düşkün olduklarını kastetmiyoruz. Ancak,  sözlerini

Resulullah’ın (s.a.v.) Sade Yaşayışı

Hz. Resulüllah (S.A.V.)’ın yemesi ve içmesi son derece sade idi. İyi  pişirilmemiş veya iyi hazırlanmamış yemeklerden şikayet etmezdi. Böyle  yemekleri hazırlayan şahıs hayal kırıklığına uğramasın diye, mümkün  olduğu kadar yerdi. Ancak bir yemek yenilemeyecek gibi ise onu yemekten  kaçınırdı; fakat beğenmediğini asla söylemezdi. Sofraya oturunca önüne  konan yemekle ilgilenirdi, ve yemek yiyen şahsın sanki yiyecek

Yüce Allah ile Münasebeti

Hz. Resulüllah’ın (S.A.V.) hayatının her cephesinde Allaha karşı sevginin  ve bağlılığın hâkim olduğu görülüyor. Taşıdığı mesuliyetlerin ağırlığına  rağmen, hem gece ve hem de gündüz, vaktinin büyük bir kısmını Yüce  Allah’a (C.C.) ibadet ve hamd-ü sena ile geçirirdi. Gece yarısı yatağından  kalkar ve sabah namazı için mescide gidinceye kadar ibadet ve taatla meşgul  olurdu. Bazen, gece

Zühd-ü Takva Maksadile Nefse Eziyet Takbihi

Bununla birlikte, Hz. Resulüllah (S.A.V.) ibadet meselesinde merasim ve  tekellüfü asla tasvip eylemez ve bir ibadet şekli olarak nefse eziyeti  hoş görmezdi. Gerçek ibadet Yüce Allah’ın (C.C.) insana bahşettiği zihnî  kuvvetleri ve kabiliyetleri iyi ve faydalı bir şekilde kullanmaktan ibarettir,  derdi. Yüce Allah (C.C.) insana görmek için göz bahşettikten sonra onları  kapalı tutmak veya çıkarmak

Zevcelerine Muamelesi

Zevcelerine (R.A.) karşı son derece şefkatli ve insaflı davranırdı.  Onlardan biri bazen kendisine karşı gereği gibi hürmet ve riayette kusur  ederse sadece gülümser ve aldırmazdı. Bir gün Hz. Ayşe’ye (R.A.): "Ayşe!  Bana ne zaman dargın olsan bunun farkına varabiliyorum" dedi. Hz. Ayşe  (R.A.) "Nasıl?" diye sordu. Resulüllah (S.A.V.) "Dikkat ettim ki, benden  hoşnut olduğun vakit

Resulullah’ın (s.a.v.) Yüksek Ahlaki Vasıfları

Hz. Resulüllah (S.A.V.) felâket ve sıkıntı zamanlarında son derece sabırlı  idi. İşlerin aksi gitmesi karşısında cesaretini kaybetmez ve şahsî arzuların  esiri olmazdı. Kendisi doğmadan babasının öldüğünü ve henüz küçük bir  çocuk iken de annesini kaybettiğini daha önce de anlatmıştık. Sekiz yaşına  kadar Resulüllah’ı (S.A.V.) büyük babası himaye etmişti. Onun ölümünden  sonra amcası Ebu Talib, hem

Nefsine Hakimiyet

Hz. Muhammed Resulüllah (S.A.V.) her zaman nefsine son derece hâkim ve soğuk kanlı idi. Hatta bir hükümdar mertebesine yükseldiği zaman bile her kesin söylediğini sabırla dinler, ve küstahlık yapanlara tahammül edip mukabelede bulunmazdı. Doğu memleketlerinde bir insanla konuşurken ona şahsî ismi ile hitap etmemek saygı ve nezaket alâmetidir. Müslümanlar Resulüllah'a, "Ya Resul Allah" diye hitap

İnsaf ve Adaleti

Araplar iltimasa ve adam kayırmağa fazla düşkündüler, ve muhtelif insanlara muhtelif şekillerde muamele ederlerdi. Bu günün sözde medenî memleketlerinde bile tanınmış olan ve yüksek mevki işgal eden zatları icraatlarından dolayı hesaba çekmekten kaçınırlar; fakat kanunu alelâde yurttaşlar hakkında en şiddetli şekliyle uygularlar. Hz. Resulüllah’ın (S.A.V.) herkes hakkında aynı adalet ve insaf ölçüsünü uygulamak hususunda, benzeri

Fukaraya Karşı Saygısı

Hz. Resulüllah (S.A.V.) fakir zümrelerin durumunu düzeltmek ve toplum içindeki mevkilerini yükseltmek yolunda her türlü tedbire başvurmaktan bir an bile geri durmazdı. Bir gün sahabeleriyle otururken tesadüfen yanlarından zengin bir adam geçti. Hz. Resulüllah (S.A.V.) sahabelerden birine bu adam hakkında ne düşündüğünü sordu. Sahabe şu cevabı verdi: "Hali vakti yerindedir ve iyi ailedendir. Bir kızla

Fakirlerin Menfaatlerini Koruma

İslâmiyet Arabistan’ın büyük bir kısmında genel olarak yayılmaya başlayınca, Hz. Resulüllah (S.A.V.) almakta olduğu külliyetli miktarda malı ve parayı muhtaçlara derhal dağıtıyordu. Bir gün, kızı Hz. Fatma (R.A.), Hz. Resulüllah’ı (S.A.V.) görmeğe geldi, taşlarla hububat ezmekten nasırlaşan ellerini babasına göstererek, işini hafifletmek üzere kendisine bir köle tahsisini rica etti Hz. Resulüllah (S.A.V.) şu cevabı verdi:

Kölelere Muamale

Hz. Resulüllah (S.A.V.) kölelere şefkatle ve iyilikle muamele edilmesini, kölesi olanlara her zaman söylerdi. Bir köle sahibi kölesini döverse veya ona küfür ederse, kefaret olarak yapabileceği yegâne şey onu azat etmektir, demişti. (Muslim, Kitab el-İman). Her vesile ile kölelerin azat edilmesini teşvik etmiş ve bunun için imkânlar arayıp bulmuştu. "Bir şahıs kölesini azat ederse, kölenin

Resulullah’ın (s.a.v.) Kadınlara Muamelesi

Hz. Resulüllah (S.A.V.) kadınların cemiyetteki durumunu ıslah etmek ve onlar için vakar ve haysiyete, adalet ve hakkaniyete uygun bir mevki sağlamak hususunda çok gayret göstermişti. İslâmiyet kadına miras alma hakkı tanıyan ilk dindir. Kur'an-ı Kerim erkek evlâtlar gibi kız evlâtları da ebeveynden kalan mala vâris yapmıştır. Aynı şekilde, bir ana oğlunun veya kızının malına ve

Ölülere Karşı Muamele

Hz. Resulüllah (S.A.V.) "Her şahıs, vefatı halinde hısım ve  akrabalarının asgarî zahmet çekmesi için, ölümünden sonra işlerinin ne  suretle tanzim edileceğine dair bir vasiyetname hazırlamalıdır" diye emir  vermişti.Ölenin aleyhinde konuşulmamasını, ancak iyi bir tarafı varsa  belirtilmesini de emretmişti. Çünkü ölünün kusurlarını ve ayıplarını  söylemekten kimseye bir fayda gelmezdi. Fakat onun meziyetleri ve  faziletleri belirtilirse, her

Komşulara Muamale

Komşularına her zaman son derece şefkat ve saygı ile muamele ederdi.  Cebrail Aleyhisselâmın komşulara saygı gösterilmesinden kendisine her  zaman önemle bahsettiğini ve bu yüzden komşunun mirasçılar arasına katılması  belki de lâzımdır, diye düşünmeye başladığını söylerdi. Hz. Ebu Zer’in (R.A.) rivayetine göre, bir gün Resulüllah (S.A.V.) kendisine "Ya Ebu Zer!  Ailen için et suyu pişirilirken içine

Akrabaya Muamele

Anayı ve babayı ihmal etmek, evlenip yuva kuran bir çok kimselerde  görülen bir kusurdur. Bundan dolayı, Hz. Resulüllah (S.A.V.) anaya ve  babaya hizmet etmenin ve onlara şefkat ve saygı ile muamelede bulunmanın  büyük fazileti üzerinde ehemmiyetle durmuştu. Hz. Ebu Hureyre (R.A.)  şöyle rivayet etmiştir: "Adamın birisi Resulüllah'a geldi ve şefkatle  muamele görmeğe en çok kimin

İyi İnsanlarla Görüşüp Konuşma

Hz. Resulüllah (S.A.V.) daima ahlâk ve fazilet sahibi kimselerle ahbaplık  etmeyi sever ve sahabelerden birinin her hangi zaafına şahit olsa ona  nazikâne ve gizlice nasihat ederdi. Hz. Ebu Musa Eş'ari (R.A.) şunu  nakletmiştir: "Hz. Resulüllah (S.A.V.) iyi dostlarla faziletli ahbaplardan  edinilecek faydayı ve kötü dostlarla çirkin işler işleyen tanıdıklardan gelecek  zararı şöyle açıklamıştı: Faziletli kimselerle

Başkalarının Kusurlarını Hoşgörme

Hz. Resulüllah (S.A.V.) başkalarının kusur ve kabahatlerini asla  açığa vurmaz, ve halka kendi kusurlarını açıkça söylememelerini tembih ederdi.  Her zaman "Bir insan başkasının kusurlarını örterse, Allah (C.C.) ta  kıyamet gününde onun kusurlarını örter" derdi. Bundan başka:  "Ümmetimden olanların hepsi işledikleri hataların mesuliyetinden (tövbe  etmek ve nefislerini ıslah eylemek suretiyle) kurtulacaklardır; fakat kendi  kabahatlerini ve kusurlarını

Kötü Günlerde Sabır ve Tahammül

Hz. Muhammed Resulüllah (S.A.V.) şöyle derdi: "Bir Müslüman için  hayat iyilikle doludur ve ancak hakikî bir mümin kendini böyle bir durumda  bulabilir; çünkü hakikî bir mümin başarıya ulaşsa Allah’a (C.C.)  şükreder  ve Allah’ın (C.C.) daha büyük nimetlerine nail olur. Öte taraftan, gerçek  mümin ıstırap ve mahrumiyetlerle karşılaşsa, bunlara sabır ile katlanır ve  yine Allah’ın (C.C.)

Halkın Emniyet ve İtimadını Kaybetmeme

Hz. Resulüllah (S.A.V.) muhtemel yanlış anlamaları önlemeye çok  dikkat ederdi. Bir gün zevcesi Hz. Safiye (R.A.) Mescitte kendisini görmeğe  gelmişti. Geri döneceği vakit karanlık bastığından, Hz. Resulüllah (S.A.V.)  eve kadar ona refakat etmeğe karar verdi. Yolda iki adama rastladılar.  Yanındakinin kim olduğu hakkında onların içine şüphe düşmesin diye,  Hz. Resulüllah (S.A.V.) kendilerini durdurdu ve zevcesinin