03.04.2020 – Hz. Talha bin Ubeydullah’ın (ra) Cemel savaşında şehit oluşu

Huzur-i Enver 3 Nisan 2020’de İslamabad’da Mübarek camisinde Cuma hutbesi verdi. Hutbe, çeşitli dillerde tercüme ile MTA televizyonunda canlı olarak yayınlandı. Kelime-yi şehadet ve Fatiha suresini okuduktan sonra Huzur-i Enver şöyle buyurdu:

 Bugünlerdeki duruma ve devletin burada yaptığı kanuna göre, normal bir şekilde cemaat burada oturarak, dinleyenler karşımızda hazır olarak hutbe verilemez. Kanunun sınırları içinde kalarak verilen izine uygun olarak, camide hutbe vereceğim şekilde bugün burada bir düzenleme yapıldı. Çünkü dünyanın her yerinde, ne olursa olsun bu vakitte hutbeyi dinleyen binlerce, yüzbinlerce kimse var. Camide benim karşımda şimdi birisi olsun yahut olmasın. Bu birliği devam ettirmek için bizim daima çaba sarf etmemiz lazım ve dua etmeye de devam etmeliyiz. Allah-u Teala durumu düzeltsin, bu salgını da uzaklaştırsın ve böylece yeniden camilerin canlılığı geri gelsin.

Şimdi ben hutbenin konusuna başlıyorum. Hz. Talha bin Ubeydullah’tan iki hafta önceki Cuma hutbesinde bahsedilmişti yahut bahsediliyordu. Onun, Cemel savaşında şehit oluşu ile ilgili olarak daha sonra anlatacağımı söylemiştim. Bu yüzden bugün bu konuyu anlatacağım. Cemel savaşı hakkında ortaya atılan bazı soruların cevapları da bir dereceye kadar bunda yer alacak.

Hz. Ömer vefatından önce hilafet için bir komite oluşturmuştu. Bununla ilgili Sahih-i Buhari’nin naklettiği bir rivayette şu ayrıntılar yazılıdır: Hz. Ömer’in vefat zamanı yaklaşınca insanlar, Emir-ül Müminin, vasiyet yazınız ve birini halife tayin ediniz, dediler. O şöyle buyurdu: Ben, bu işe Resulullah’ın (sav) kendilerinden razı olarak öldüğü şu altı kişiden daha layık birini bilmiyorum. Ve sonra o, yani hz. Ömer, hz. Ali, hz. Osman, hz. Zübeyr, hz. Talha, Hz. Saad ve hz. Abdurrahman bin Avf’ın ismini söyledi ve dedi ki Abdullah bin Ömer sizinle birlikte olacak ve fakat hilafette onun hiçbir hakkı olmayacak. (Sanki bunu Abdullah’ı teselli etmek için söylemişti.) Eğer hilafet Saad’a geçerse zaten o halife olacak, öyle olmazsa aranızdan kim halife olursa o Saad’dan yardım almaya devam etsin, çünkü ben onu, herhangi bir işi yapmaktan aciz olduğu için ya da herhangi bir hainlik yaptığı için azletmedim. Ayrıca şöyle buyurdu: Benden sonra halife olacak kişiye muhacirlerle ilgili olarak onların haklarına ve onurlarına riayet etmesini vasiyet ediyorum, ayrıca Ensar’a iyi davranmasını vasiyet ediyorum ki onlar muhacirlerden önce evlerinde imana yer açtılar. Onlar arasından kim iş yaparsa kabul edilsin. Ayrıca ben ona, bütün şehir halkına iyi davranmasını vasiyet ediyorum. Çünkü onlar İslam’a arka çıkan, mal toplayan ve düşmanı kıskandıranlardır, onlardan kendi rızaları ile sadece ihtiyaçlarından arta kalan (zekat ve sadaka olarak) alınsın. Ayrıca ben ona köylü Araplara iyi davranmasını vasiyet ediyorum, çünkü onlar Arapların köküdür ve İslam’ın özüdür, onlardan, onların işine lazım olmayan maldan alınsın ve yine onlar arasında muhtaç durumda olanlara verilsin. Ve ben onu Allah ve O’nun Resulüne havale ediyorum, kimlerle anlaşma yapıldıysa o anlaşmalara bağlı kalınsın ve onları korumak için onlar müdafaa edilsin. Ve onlardan da güçleri yettiği kadar mal  alınsın. Kendisi vefat edince biz onu alıp çıktık ve yaya yürümeye başladık. Hz. Abdullah bin Ömer hz. Aişe’ye Esselamu aleyküm dedi ve Ömer bin Hattab izin istiyor dedi.(Hz. Ömer vefat etmeden hemen önce, Hz. Aişe’den izin istetmişti.) O dedi ki, onu içeri getirin. Nitekim kendisi içeri götürüldü orada iki dostunun yanına konuldu. Defin işlemi bitince hz. Ömer’in isimlerini söylediği kişiler toplandı. Hz. Abdurrahman bin Avf, kendi aranızdan üç kişi seçin, dedi. Hz. Zübeyr, ben kendi rey hakkımı hz. Abdurrahman bin Avf’a verdim, dedi. Hz. Abdurrahman, hz. Ali ve hz. Osman’a dedi ki, Hanginiz bu işten (halife adaylığından) çekilir, böylece, halifemizi belirleme işini ona bırakırız. Allah ve Müslümanlar onun üzerinde gözeticidir. O da Allah’ın nazarında en iyi olanı araştıracaktır” dedi. Ancak bu iki şeyh (Hz. Ali ve Hz. Osman (ra) sükût ettiler. Sonra hz. Abdurrahman dedi ki, acaba sizler bu işlemi bana mı yüklüyorsunuz. Bunun üzerine Abdurrahman onlara: “Seçme işini bana bırakır mısınız? Allah en faziletli olanınızı seçmem hususunda benim üzerimde gözeticidir, ben bu konuda hiçbir eksiklik yapmayacağım, dedi. Her ikisi de tamam dediler. Sonra Abdurrahman onlardan birinin elini tutup ayrı bir yere götürdü ve şöyle dedi: Sizin Peygamber Efendimizle akrabalık bağınız var ve İslam’da sizin de iyi bildiğiniz bir yeriniz var. Allah sizi görmektedir, söyleyin, eğer ben sizi halife yaparsam siz kesinlikle insaflı davranacak mısınız ve eğer ben Osman’ı halife yaparsam siz onun sözünü dinleyecek misiniz ve onun emrini kabul edecek misiniz? Sonra hz. Abdurrahman diğerini ayrı bir yere götürdü ve ona da buna benzer şeyler söyledi. Her ikisinden de kesin söz aldıktan sonra: “Ey Osman kaldır elini!” dedi ve ona biat etti. Hz. Ali de biat etti ve ev halkı da içeri gelip biat ettiler. Bu, Sahih Buhari’nin rivayetidir.

Hz. Muslih Mevud (ra) hz. Osman’ın halife seçilmesinin ayrıntılarını beyan ederek bu olaydan şöyle bahseder: Hz. Ömer yaralanıp da son saatlerinin yaklaştığını hissedince altı kişi ile ilgili olarak vasiyet etti ki onlar kendi aralarından birinin halife seçsinler. O altı kişi şunlardı: Hz. Osman, hz. Ali, hz. Abdurrahman bin Avf, hz. Saad bin Vakkas, hz. Zübeyr ve hz. Talha. Aynı zamanda Abdullah bin Ömer’i de bu kurula dahil etti fakat hilafete hakkı olmadığını bildirdi. Ve vasiyet etti ki bu altı kişi üç gün içinde karar versin ve üç günlüğüne Suheyb’i namazlarda imam olarak tayin etti ve istişare kurulunun gözlemciliğini Mikdad bin Esved’e verdi ve ona dedi ki sen hepsini bir yerde toplanıp karar vermeye mecbur et ve sen de bizzat kılıç kuşanıp kapıda nöbet tut. Buyurdu ki en çok oyu kim alırsa herkes ona biat etsin ve eğer birisi reddederse onu öldürün. Fakat eğer her iki taraf üçer üçer olursa o zaman Abdullah bin Ömer kimi seçerse o halife olsun. Eğer onlar bu karara razı olmazsa o takdirde Abdurrahman bin Avf hangi tarafta ise o halife olsun. Nihayet o beş sahabe istişarede bulundular, çünkü hz. Talha o sırada Medine’de değildi. Fakat bu istişareden herhangi bir netice çıkmadı. Çok uzun bir görüşmeden sonra hz. Abdurrahman bin Avf dedi ki, peki kim çekilmek istiyorsa konuşsun. Herkes sessiz kalınca hz. Abdurrahman bin Avf, en önce ben ismimi geri çekiyorum, dedi. Sonra hz. Osman da aynısını söyledi sonra diğer ikisi aynını söylediler, hz. Ali sessiz kaldı. Sonunda onlar, hz. Abdurrahman bin Avf’tan, karar verirken asla taraf tutmayacağına dair söz aldılar. O söz verdi ve böylece bütün işlem Abdurrahman bin Avf’a yüklendi. Hz. Abdurrahman bin Avf, üç gün boyunca Medine’de ev ev dolaştı ve erkeklere ve kadınlara, halife konusundaki reylerini sordu, hepsi de hz. Osman’ın hilafetini kabul ettiklerini söylediler. Nitekim o da hz. Osman lehinde kararını verdi ve o halife oldu. Bu, tarihi delillere dayanarak hz. Muslih Mevud’un açıklamasıdır.

Feth-ül Bari Şerh Sahih Buhari kitabında şöyle yazılıdır: Hz. Talha, hz. Ömer’in vasiyeti sırasında orada değildi. Onun, hz. Ömer vefat ettikten sonra gelmiş olması muhtemeldir. Şu da söyleniyor ki o, istişare sona erdiğinde oraya varmıştı. Daha doğru kabul edilen bir başka rivayete göre o, Hz. Osman’a biat edildikten sonra ulaşmıştı. Her ne ise hz. Osman Halife seçildi ve ondan sonra bu sistem genelleşti. Hz. Osman şehid olunca bütün insanlar koşarak hz. Ali’ye geldiler, aralarında sahabeler ve tabiinler de vardı. Hepsi, Ali Emir-ül Müminin’dir diyorlardı. Nihayet onlar hz. Ali’nin evine geldiler ve dediler ki biz size biat ediyoruz, elinizi uzatın, çünkü buna en fazla müstahak olan sizsiniz. Bunun üzerine Hz. Ali şöyle buyurdu: bu, sizin işiniz değil, aksine bu, “Ashab-ı Bedir”in işidir. Ashab-ı Bedir kimin üzerinde ittifak ederse o halife olacak. Velhasıl, bütün Ashab-ı Bedir hz. Ali’nin huzuruna geldiler ve şöyle arzettiler: Biz buna sizden daha müstehak olan başka birini görmüyoruz, elinizi uzatın ki size biat edelim. Hz. Ali, Talha ve Zübeyr nerededir dedi. İlk önce sözlü olarak hz. Talha, ve el tutarak da hz. Saad biat etti. Hz. Ali bunu görünce Cami’ye gitti ve minbere çıktı. Yanına ilk çıkan ve biat eden hz. Talha idi. Ondan sonra hz. Zübeyr ve diğer sahabeler hz. Ali’ye biat ettiler.

Hz. Talha, hz. Zübeyr ve hz. Aişe vesaire hz. Ali’ye biat etmişler miydi etmemişler miydi, konusundan hz.Muslih Mevud bahsetti. Kendisi, Hâca Kemalüddin beyin bazı itirazlarına cevaben bir konuşmasında bundan bahsetmektedir. Bunu açıklamak son derece önemli olduğu için anlatıyorum. O şöyle buyurdu: Talha, Zübeyr ve hz. Aişe’nin biat etmemesinden siz delil çıkartmayın, (yani Hâca Kemalüddin’e söylüyor.) Onların reddettikleri hilafet değildi, aksine takıldıkları yer hz. Osman’ın katillerinin (cezalandırılmasıydı). Sonra ben size şunu da söyleyeyim ki, onların hz. Ali’ye biat etmediklerini size kim söylediyse o yanlış söylemiş. Hz. Aişe kendi hatasını ikrar ederek Medine’ye gitti ve Talha ve Zübeyr ise biat etmeden ölmediler. Nitekim bununla ilgili bazı deliller aşağıdadır. Hasaisü’l Kübra’nın ikinci cildinde yer alan referanstır:

Ben bunun Arapçasını bırakıp tercümesini okuyorum. Hakim şöyle rivayet etti: Sor bin Mecza bana anlattı ki Cemel vakıası günü ben hz. Talha’nın yanından geçtim. O sırada o can çekişiyordu. Bana, sen hangi gruptansın diye sordu. Ben, hz. Emir-ül Müminin Ali’nin grubundanım dedim. Bunun üzerine o, güzel, elini uzat ki ben senin elinden biat edeyim, dedi. Nitekim o benim elimden biat etti ve sonra da ruhunu Allah’a teslim etti. Ben gelip hz. Ali’ye bütün olayı anlattım. Bunu duyunca hz. Ali şöyle dedi: Allahu ekber!  Allah’ın Resulü’nün sözü nasıl da doğru çıktı, Allah-u Teala, Talha’nın bana biat etmeden cennete gitmesini istemedi. Kendisi aşere-i mübeşşere’den (hayattayken cennetle müjdelenen on kişiden) idi. Hz. Aişe’nin yanında bir defa Cemel vakasından bahsedilince dedi ki insanlar Cemel vakasından mı bahsediyorlar, birisi evet dedi. Bunun üzerine o şöyle dedi: Keşke o gün diğer insanların oturup (geride kaldığı) gibi ben de otursaydım. Bu bana, hz. Resulüllah’a on tane çocuk doğurmaktan daha hoş gelirdi, hatta ki o çocuklardan her biri Abdurrahman bin Haris bin Hişam gibi olsaydı bile.

Sonra bir başka konu şudur: Talha ve Zübeyr aşere-i mübeşşereden idi ki onlar hakkında hz. Resulüllah (sas) cennetlik olduklarını müjdeledi ve Peygamber Efendimizin müjdesinin doğruluğu kesindir. Bu kadar da değil, onlar (savaşa) çıkmaktan vazgeçmiş ve tövbe etmişlerdi. Hz. Muslih Mevud, bunun referansını da verdi.

Hz. Osman’ın şehit edilişi, Hz. Ali’ye biat ve Cemel Savaşını anlatarak hz.Muslih Mevud şöyle buyurur: Katillerin grubu çeşitli yönlere dağılmışlardı ve kendilerini suçlamalardan kurtarmak için diğerlerini suçluyorlardı. Onlar, Hz. Ali’nin Müslümanlardan biat aldığını öğrenince,  onu suçlamak için iyi bir fırsat yakaladılar. Çünkü hz. Ali’nin etrafında hz. Osman’ın katillerinden bazıları toplanmışlardı, bu doğruydu. Bu yüzden o muhaliflerin ve münafıkların elinde suçlama fırsatı vardı. Nitekim o suçlulardan Mekke’ye doğru gitmiş olan grup, hz. Osman’ın intikamının alınması için cihat ilan etmek konusunda hz. Aişe’yi ikna ettiler. Nitekim o, bunu ilan etti ve sahabeleri kendisine yardım etmeye çağırdı. Hz. Talha ve hz. Zübeyr, Hz. Osman’ın katillerinden biran evvel intikam alması şartıyla hz. Ali’ye biat etmişlerdi. Onların çabuktan anladıkları mana, hz. Ali’ye göre hikmete aykırı idi. Hz. Ali’nin düşündüğü şuydu ki önce bütün bölgelerde düzen sağlanmalı ondan sonra katilleri cezalandırmaya odaklanılmalı, çünkü öncelik İslam’ın korunmasıdır, katillerin muamelesinin gecikmesinin bir zararı yoktur. Aynı şekilde katillerin belirlenmesinde de ihtilaf vardı. Tabiidir ki son derece üzüntülü tavırlar takınarak herkesten önce hz. Ali’nin yanına gelen ve Müslümanlar arasında bölünmeler baş gösterecektir diye endişelerini sergileyenlerin, aslında fesadı çıkaranlar olduğundan hz. Ali şüphelenemezdi. Diğerleri ise onlardan şüpheleniyorlardı. Bu ihtilaflar nedeniyle hz. Talha ve hz. Zübeyr, hz Ali’nin sözünden döndüğünü zannettiler. Çünkü onlar bir şart ile biat etmişlerdi ve onların düşüncesine göre hz. Ali bunu yerine getirmemişti. Bu yüzden de onlar şer’î olarak kendilerini biat sorumluluğundan kurtulmuş olarak görüyorlardı. Hz. Aişe’nin cihad ilanını duyunca onlar da gidip Hz. Aişe’ye katıldılar ve hepsi birleşip Basra’ya doğru gittiler. Basra’nın valisi insanları, onlara destek vermekten alıkoydu. Ancak insanlar, Talha ve Zübeyr’in sadece bir şekilde ve tek bir şartla hz. Ali’ye biat ettiğini öğrenince çoğu insanlar onlara katıldı. Hz. Ali bu ordu hakkında bilgi edinince kendisi de bir ordu hazırladı ve Basra’ya doğru yola çıktı. Basra’ya varınca hz. Ali, bir adamı hz. Aişe, hz. Talha ve hz. Zübeyr’e yolladı. O adam önce hz. Aişe’nin huzuruna çıktı ve niyetinin ne olduğunu sordu. Hz. Aişe, bizim niyetimiz sadece ıslahtır, dedi. Ondan sonra o adam Talha ve Zübeyr’i çağırdı ve onlara, siz de aynı niyetle mi savaşa hazırlandınız, dedi. Onlar, evet söylenen sebeptir, dediler. O adam şöyle dedi: eğer istediğiniz ıslah ise bunun yolu seçtiğiniz bu yol değil, bunun neticesi fitne fesattır. Şu anda ülke öyle bir durumda ki eğer siz bir kişiyi öldürürseniz, onu desteklemek için binlercesi ayağa kalkacaklar ve karşı koyacaklar ve o durumda onlara yardım etmek için daha fazla insan ayaklanacak. Velhasıl ıslah şudur ki önce ülke birlik ipiyle bağlansın ondan sonra şerliler cezalandırılsın. Aksi takdirde bu kaosta birini cezalandırmak ülkeyi daha da fitneye sokacaktır. Önce hükümet kurulsun, o ceza verecektir. Bunu duyunca onlar dediler ki eğer Hz. Ali’nin fikri bu ise gelsin, biz onunla birlik olmaya hazırız. Bunun üzerine o adam hz. Ali’ye haber verdi ve tarafların temsilcileri birbiriyle buluştu ve savaşmanın doğru olmadığı, barış yapılması gerektiğine karar verdiler. Sebeilere, yani Abdullah bin Sebe’nin grubundan olan ve Hz. Osman’ın katillerinden olan kimselere bu haber ulaşınca onlar son derece rahatsız oldular ve onlardan bir grup istişarede bulunmak için gizlice toplandılar. İstişareden sonra şöyle karar verdiler: Müslümanlar arasında barış olması bizim için son derece zararlıdır, çünkü Müslümanlar aralarında savaşmaya devam etmedikçe hz. Osman’ı katletme cezasından kurtulamayız. Eğer barış ve emniyet olursa gidecek yerimiz olmaz. Bu yüzden nasıl olursa olsun, barış yapılmasına izin vermeyin. Bu arada hz. Ali de ulaştı ve onun varışının ertesi günü kendisiyle hz. Zübeyr arasında görüşme oldu. Görüşme sırasında hz. Ali şöyle buyurdu: Siz benimle savaşmak için ordu hazırladınız, peki Allah’ın huzuruna sunmak için bir mazeret de hazırladınız mı? Sizler, büyük bir meşakkatle hizmet ettiğiniz bu İslam’ı neden kendi elinizle yok etme peşindesiniz? Ben sizin kardeşiniz değil miyim? Daha birbirinizin kanını haram sayardınız, şimdi sebep ne ki helal oldu? Eğer yeni bir şey ortaya çıkmış olsaydı başkaydı fakat yeni bir şey ortaya çıkmadığına göre bu karşı koyma niye? Hz. Talha da hz. Zübeyr ile birlikteydi. Hz. Talha, siz hz. Osman’ın öldürülmesi için insanları kışkırttınız, dedi. Hz. Ali şöyle buyurdu: Ben, hz. Osman’ın öldürülmesine ortak olanlara lanet ediyorum. Sonra hz. Ali hz. Zübeyr’e şöyle dedi: Hatırlamıyor musun, Resulüllah (sas) buyurmuştu ki vallahi sen Ali ile savaşacaksın ve zalim olacaksın. Bunu duyunca hz. Zübeyr kendi askerlerinin yanına döndü ve hz. Ali ile asla savaşmayacağına yemin etti ve içtihatta hata yaptığını kabul etti. Bu haber askerler arasında yayılınca, artık savaş olmayacak aksine barış olacak diye herkes mutmain oldu. Fakat fesatçılar son derece rahatsız oldular ve barışı durdurmak için, hz. Ali’nin tarafında olan fesatçılar,  hz. Aişe, hz. Zübeyr ve hz.Talha’nın ordusuna gece vakti birdenbire saldırdılar. Ve Hz. Aişe’nin ordusu içindeki fesatçılar da hz. Ali’nin ordusuna gece vakti ansızın saldırdılar. Bunun neticesinde bir gürültü koptu ve her bir grup, diğer grubun kendilerini kandırdığını düşündü. Halbuki aslında bu sadece Sebeilerin bir planıydı. Savaş başlayınca hz. Ali şöyle seslendi: Birisi hz. Aişe’ye haber versin, belki onun sayesinde Allah-u Teala bu fitneyi giderir. Nitekim hz. Aişe’nin devesi öne getirildi fakat bunun sonucu daha da tehlikeli oldu. Fesatçılar planlarının tersine dönmek üzere olduğunu görünce hz. Aişe’nin devesine ok atmaya başladılar. Hz. Aişe, ey insanlar! Savaşı bırakın, Allah ve hesap gününü hatırlayın diye yüksek sesle seslenmeye başladı. Ancak fesatçılar vazgeçmediler ve sürekli olarak deveye ok atmaya devam ettiler. Basralılar da bu ordu ile birlikteydi ve hz. Aişe’nin etrafında toplanmışlardı. Onlar bu durumu görünce büyük bir öfkeye kapıldılar ve Ümmü’l Müminine yapılan bu saygısızlığı gördükten sonra öfkenin hiçbir sınırı kalmadı ve kılıçlarını çekip karşı orduya saldırıya geçtiler. Şimdi öyle bir durum oldu kiHz. Aişe’nin devesi savaşın tam ortasında kaldı. Sahabeler ve nice cesur kimseler onun etrafında toplandılar ve birbiri ardına ölmeye başladılar ama deveyi terk etmediler. Hz. Zübeyr savaşa zaten katılmadı ve bir tarafa çıkıp gitti, fakat kalleşin teki arkasından yaklaşıp, o namaz kılmakta iken onu şehit etti. Hz. Talha savaş meydanında fesatçılar tarafından öldürüldü. Savaş şiddetlenince, bazı kimseler, Hz. Aişe ortadan uzaklaştırılmadıkça savaşın bitmeyeceğini görüp onun devesinin ayaklarını kestiler ve eyeri indirip yere koydular. Ancak o zaman savaş sona erdi. Bu olayı görünce hz. Ali’nin çehresi üzüntüden kıpkırmızı oldu, fakat olan olmuştu çaresi yoktu. Savaş sona erdikten sonra ölenler arasında hz. Talha’nın naaşı bulununca hz. Ali çok üzüldü. Bütün bu olaylardan açıkça anlaşılıyor ki bu savaşta sahabelerin asla bir müdahalesi yoktu, aksine bu fitne de hz. Osman’ın katillerinin işiydi. Ayrıca hz. Talha ve hz. Zübeyr, hz. Ali’ye biat etmiş durumda vefat ettiler. Çünkü onlar kendi iradeleri ile vazgeçmişler ve hz. Ali ile birlik olacaklarını ikrar etmişlerdi. Ama bazı şerliler tarafından öldürüldüler. Nitekim hz. Ali onların katillerine lanet etti.

Cemel savaşı ve hz. Talha’nın şehit oluşundan bahsederek hz. Muslih Mevud başka bir yerde şöyle buyurur: Peygamberler dünyaya geldiğinde, onların ilk günlerinde iman edenlerdir ki işte ancak onlar büyüklerden sayılır. Her Müslüman bilir ki Resulüllah’dan (sas) sonra, hz. Ebubekir, hz. Ömer, Hz. Osman, hz. Ali, Hz. Talha, Hz. Zübeyr, Hz. Abdurrahman bin Avf, hz. Saad ve hz. Said, büyüklerden kabul edilirdi. Ama onların büyük sayılmalarının sebebi, onlara daha fazla rahatlık nasip olduğu değildi, aksine onların büyük kabul edilmesinin sebebi şuydu ki onlar din için diğerlerinden daha fazla sıkıntılara katlanmışlardı. Hz. Talha, Peygamber Efendimizden sonra da yaşadı ve hz. Osman’ın şehit edilmesinden sonra Müslümanlarda ihtilaf ortaya çıkınca bir grup dedi ki hz. Osman’ın öldürenlerden intikam almamız lazım. Bu grubun başında hz. Talha, hz. Zübeyr ve hz. Aişe vardı ama diğer grup şöyle dedi: Müslümanlarda bölünme oldu, insanlar hep ölürler, bizim ilk önce bütün Müslümanları birleştirmemiz lazım ki İslam’ın heybeti ve şanı kökleşsin. Sonradan o katillerden intikam alacağız. Bu grubun lideri hz. Ali idi. Bu ihtilaf o kadar büyüdü ki hz. Talha, hz. Zübeyr ve hz. Aişe, hz. Ali’yi, hz. Osman’ı şehit edenleri korumak istemekle suçladılar. Ve hz. Ali ise onları, kendi kişisel isteklerini üstün tutup İslam’ın menfaatini göz ardı etmekle suçladı. Böylece ihtilaf son haddine vardı ve sonra aralarında savaş bile başladı. Öyle bir savaş ki hz. Aişe orduya komuta etti.

Hz. Talha ve hz. Zübeyr de bu savaşa katılmıştı. (Daha önce bahsedildiği gibi onlar başlangıçta muhaliflere dahil idiler, sonra hz. Zübeyr hz. Ali’nin sözlerini dinleyip ayrıldı ve diğeri de barış yapmak istiyordu fakat muhalifler, münafıklar, fitneciler fitne soktular. Ancak ne olursa olsun bunlar iki grup idiler savaşa dahildiler.) Her iki grup arasında savaş devam ediyorken bir sahabe hz. Talha’nın yanına geldi ve ona şöyle dedi: Talha! Hatırlarsan filanca vesileyle ben ve sen hz. Resulüllah’ın sohbet meclisinde oturuyorduk, Resulüllah (sas) buyurmuştu ki Talha, öyle bir zaman gelecek ki sen bir orduda olacaksın ve Ali başka bir orduda olacak ve de Ali hak üzerinde olacak sen hata üzerinde olacaksın. Hz. Talha bunu duyunca gözleri açıldı ve dedi ki ‘evet ben bunu hatırladım’ ve sonra hemen o anda ordudan çıkıp gitti. O, Peygamber Efendimizin sözünü gerçekleştirmek için savaşı bırakıp gidiyorken, Hz. Ali’nin ordusunda sipahi olan bir bedbaht insan, onun arkasından gidip hançerleyerek şehit etti. Hz. Ali, yerinde oturuyordu. Talha’nın katili, büyük bir ödül alacağım düşüncesiyle koşarak geldi ve hz. Ali’ye dedi ki ey Emir-ül Müminin! Size düşmanınızın öldürüldüğünü bildiriyorum. Hz. Ali, hangi düşman, dedi. O, ey Emir-ül Müminin! Ben Talha’yı öldürdüm, dedi. Hz. Ali şöyle buyurdu: Ey şahıs! Ben de sana hz. Resulüllah (sas) tarafından müjde veriyorum ki sen cehenneme atılacaksın. Çünkü Resulüllah (sas) bir defa, Talha da ben de orada iken buyurmuştu ki ey Talha! Sen bir defa hak ve insaf uğruna zillete katlanacaksın ve bir şahıs seni öldürecek ama Allah-u Teala o şahsı cehenneme sokacak. Bu savaşta hz. Ali, hz. Talha ve Hz. Zübeyr’in ordularının safları karşı karşıya geldiğinde hz. Talha kendini destekleyen deliller sunmaya başladı. Bu, bir sahabenin ona hadis-i şerifi hatırlatması ve bunun üzerine onun savaşı bırakıp gitmesinden önceki vakitti. O, deliller sunmakta iken hz. Ali’nin askerlerinden biri dedi ki, ‘hadi ordan çolak! Kes sesini.’ Hz. Talha’nın bir eli tamamıyla sakat idi, o eli hiçbir iş yapamazdı. O adam, çolak kes sesini deyince hz. Talha şöyle buyurdu: Sen dedin ki çolak kes sesini, ama haberin var mı bu nasıl çolak kaldı. Uhud savaşında Müslümanların ayakları kaymış ve hz. Resulüllah’ın yanında sadece on iki kişi kalmıştı, o zaman üç bin kafir bizi kuşatmıştı ve dört bir taraftan, onu öldürürsek bu iş sona erecek düşüncesiyle Peygamber Efendimize ok yağdırmaya başladılar. O zaman küffar ordusunun her askeri Peygamber Efendimizin yüzüne doğru ok atmaktaydı. İşte o zaman ben elimi Resulüllah’ın yüzünün önüne uzattım ve kafirlerin askerlerinin bütün okları benim bu elime isabet etti, sonunda benim elim tamamıyla işe yaramaz hale gelip çolak kaldı ama ben Resulüllah’ın yüzünün önünden elimi çekmedim.

Cemel savaşı ile ilgili başka bir yerde hz. Muslih Mevud şöyle der: Birisi, o çolak öldürüldü, dedi. Bunu duyan bir sahabe şöyle dedi: Bedbaht! Sen biliyor musun o çolak nasıl çolak oldu. Uhud savaşında bir yanlış anlama yüzünden sahabelerin ordusu savaş meydanından kaçtı ve kafirler, Resulüllah’ın sadece birkaç kişiyle savaş meydanında kaldığını öğrenince kafirlerin yaklaşık üç bin askeri dört bir taraftan Efendimize doğru şiddetle ilerlediler ve yüzlerce okçu yaylarını kaldırıp, ok yağmuruyla yaralamak için Peygamber Efendimizin yüzüne nişan aldılar. O zaman Peygamber Efendimizin mübarek yüzünü korumak için kendini siper eden Talha idi. Talha, elini Resulüllah’ın (sas) önüne koydu ve gelen her ok, Peygamber Efendimizin yüzüne geleceğine Talha’nın eline isabet ederdi. Bu şekilde oklar isabet etmeye devam etti ve sonunda yaralar normal bir yara olmaktan çıktı ve yaraların çokluğu sebebiyle Talha’nın eli sakatlandı ve felç oldu, sen ona hakaret ederek çolak diyorsun. Onun çolak olması öyle bir nimet ki aramızdan her biri bu bereket için gıpta etmektedir.

Rebii bin Harac’dan şöyle rivayet edilmiştir: Ben hz. Ali’nin yanında oturuyordum ki İmran bin Talha geldi ve hz. Ali’ye selam verdi. Hz. Ali ona, merhaba İmran bin Talha merhaba, dedi. İmran bin Talha, ey Emir-ül Müminin! Siz bana merhaba diyorsunuz, halbuki siz benim babamı öldürdünüz ve benim malımı aldınız. Hz. Ali şöyle dedi: Senin malın Beytül Mal’da ayrı olarak durmaktadır, sabahleyin malını al götür. Bir rivayette hz. Ali şöyle buyurdu: Ben onu, millet kapıp götürmesin diye aldım ve senin, sen benim babamı öldürdün, lafına gelince ben senin babanı öldürdüm ama ümit ediyorum ki ben ve senin baban, Allah-u Teala’nın

وَنَزَعْنَا مَا فٖى صُدُورِهِمْ مِنْ غِلٍّ اِخْوَانًا عَلٰى سُرُرٍ مُتَقَابِلٖينَ

“ve Biz onların kalbinden kini çıkarıp atacağız onlar kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşılıklı oturuyor olacaklar,” buyurduğu kimselerden olacağız.

Muhammed Ensarî babasından şöyle rivayet eder: Cemel savaşı günü bir adam hz. Ali’nin yanına geldi ve Talha’nın katilinin içeri girmesine izin verin, dedi. Ravi şöyle diyor: Ben hz. Ali’nin, bu katile cehennem kabrini haber verin, dediğini duydum. Hz. Talha şehit olduğunda ve Hz. Ali onu öldürülmüş olarak gördüğünde, hz. Talha’nın yüzündeki tozları silmeye başladı ve şöyle buyurdu: Ey ebu Muhammed! Seni göğün yıldızları altında toza bulanmış görmek benim için çok zordur. Sonra şöyle dedi: Allah’ın huzuruna ayıplarımı ve üzüntülerimi arz ediyorum. Sonra hz. Talha için rahmet duasında bulundu ve keşke ben bu günden yirmi sene önce ölmüş olsaydım, buyurdu. Hz. Ali ve yanındakiler çok ağladılar. Hz. Ali bir defa bir adamı şu şiiri okurken duydu:

فتى كان يدنيه الغنى من صديقه … إذا ما هو استغنى ويبعده الفقر

O öyle bir gençti ki zenginlik ve bolluk durumunda dostlarıyla bir arada olurdu ve darlık zamanlarında bir kenara çekilirdi.

Hz. Ali şöyle buyurdu: Bu şiir tam olarak Ebu Muhammed Talha bin Ubeydullah’a uymaktadır. Allah ona rahmet etsin.

Burada onunla ilgili anlatılanlar son buldu.

Şimdi, bugünlerdeki durumlarla ilgili hz. Mesih-i Mevud’dan (as) bir alıntı da sunacağım. Kendisi bir yerde Müftü sahib’e şöyle buyurdu:

Evleri aydınlık tutun ve bugünlerde evlerde iyi bir şekilde temizlik yapın. (Bu, vebanın yaygın olduğu günlerle ilgilidir.) Elbiseleri de tertemiz tutmak gerekir. Sonra hz. Mesih-i Mevud tekrar şöyle buyurdu: bugünlerde durum çok zordur ve hava zehirlidir ve de temiz tutmak sünnettir. Kuran-ı Kerim’de de yazılıdır ki

وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ  وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْ

Elbiselerini tertemiz kıl ve pisliği yok et.

Yine başka bir yerde şöyle buyurdu:

Şehirlerinde veya köylerinde şiddetli bir şekilde veba yayılan kimseler kendi şehrinden başka bir yere gitmesin, evlerini temizlesinler ve sıcak tutsunlar ve koruyucu önlemler alsınlar ve en önemlisi de içtenlikle tövbe etsinler. Tertemiz bir değişim meydana getirerek Allah-u Teala ile barışsınlar geceleri kalkarak teheccüd’de dualar etsinler.

Yine kendisi şöyle buyurdu:

Durumunuzdaki gerçek değişimdir ki ancak bu Allah’ın azabından kurtarabilecek. Vele niğme ma gile (ne güzel söylendi.)

Allah-u Teala her Ahmediye güç versin ki o, bu günlerde özel olarak dualara sarılsın, devletin talimatlarına göre de hareket etsin, evini de temiz tutsun, tütsü de kullansın, bulabildiği dezenfekte spreyleri de kullansın. Allah-u Teala hepinize rahmet ve merhamet etsin, ne olursa olsun özellikle bu günlerde dualara çok önem verin, Allah herkesi buna muvaffak kılsın.

Print Friendly, PDF & Email

Önceki Yazı

Eve girmeden önce selam verin ve izin isteyin hadisinin anlamı nedir?

Sonraki Yazı

24.04.2020 – Oruç ve Takva