Emir’ül Müminin 5. Halifetü’l Mesih hazretleri, 10 Nisan 2026 tarihinde İngiltere’nin Tilford şehrindeki İslamabad Mübarek Camii’nde Cuma Hutbesi irat etti. Hutbe, Müslüman Ahmediye Televizyonu (MTA) aracılığıyla tüm dünyaya yayınlandı.
Teşehhüd, Teavvuz ve Fatiha Suresi’nin tilavetinden sonra Huzur-ı Enver (Allah yardımcı olsun) şöyle buyurdu:
Kendi Efendisi’ne (sav) tabi olarak, Vaat Edilen Mesih’in (as) tevhidin ikamesi için gösterdiği gayreti, onun ameli örneğini, kendisine tabi olanlara nasihatlerini ve onları nasıl terbiye ettiğine dair bazı olayları sunacağım. Hz. Mesih-i Mev’ud (as) şöyle buyururdu: Bir kişinin oğlu vefat etmişti, bir dostu ona taziyeye gittiğinde o kişi feryat ederek ağlamaya başladı ve şöyle dedi: “Allah bana büyük zulmetti.” Sanki onun düşüncesine göre, Allah Teala onun bir hakkını elinden almıştı. Fakat düşünmek gerekir ki, kulun Allah üzerinde hangi hakkı vardır?
İnsan her an şunu akılda tutmalıdır: Bize verilen nimetler ve evlatlar Allah’ın lütfu sayesinde verilmiştir. Bu durum, her daim Allah’ın önünde eğilmemizi, O’nun tevhidini her sözümüz ve fiilimizle belli etmemizi ve içimizde en ufak bir şirk şaibesinin bile oluşmamasını gerektirir. Hiçbir zaman Allah Teala üzerinde bir hakkımız olduğunu düşünmemeliyiz. Birazcık ibadet etmekle hiçbir hak eda edilmiş olmaz, bilakis biz bunu kendi faydamız için yaparız.”
Mübarek Ahmed, Vaat Edilen Mesih’in (as) en küçük oğluydu. Onu çok severdi ve hastalığında ona büyük bir özenle baktı. Öyle ki, 1. Halifetü’l Mesih hazretleri bile, eğer Mübarek Ahmed vefat ederse Vaat Edilen Mesih’in (as) büyük bir üzüntü duyacağını düşünüyordu. Ancak Hazreti Vaat Edilen Mesih (as) Mübarek Ahmed’in vefat ettiğini öğrendiğinde, o an büyük bir sabırla dostlarına mektup yazmaya başladı: ‘Mübarek Ahmed vefat etti ancak bu konuda telâşa kapılmamak gerekir. Allah’ın dileği böyleydi, sabretmeliyiz.’ Sonra dışarı çıkıp gülümseyerek bir konuşma yaptı ve ‘Mübarek Ahmed hakkındaki Allah’ın vahyi gerçekleşti’ dedi. Nitekim onun bir beyiti de şöyledir:
Çağıran, en sevilen olandır;
Ey gönül, sen canını O’na feda et.
Vaat Edilen Mesih (as) baş dönmesi rahatsızlığı yaşıyordu. Bir hekimin bu konuda uzman olduğu ve baş dönmesi tedavisinde çok mahir olduğu duyulmuştu, o çağrıldı. Uzak bir yerden yol masrafı gönderilerek davet edildi. Hekim Huzur’u muayene etti ve dedi ki: ‘İki günde sizi iyileştiririm, ‘ Bunu duyan Hz. Mesih-i Mev’ud (as) içeri girdi ve Mevlevi Nuruddin Bey’e bir not yazdı: ‘Bu şahsa kesinlikle tedavi olmak istemiyorum, bu ne biçim bir ilahlık iddiasıdır? Yol masrafını ve ek olarak 25 rupiyi kendisine verin ve gönderin.
Vaat Edilen Mesih (as) buyururdu ki: Allah, O’nun azameti ve izzeti için coşku duyanları sever. Böyle insanlar ince bir yoldan giderler ve her önüne gelen onlarla yürüyemez. Allah için coşku olmadıkça insan hiçbir lezzet alamaz. İnsanın kalbinde Allah-u Teala için şahsi bir coşku olmadıkça ve nefsin karışıklığından ve dünyevi menfaat düşüncelerinden arınmadıkça, onun hiçbir ibadeti ve sadakası kabul olmaz.
Dolayısıyla, duanın kabulü için tevhide kâmil bir yakin ve imana sahip olmak ve Allah Teala’nın sevgisini kazanmak için dua etmek her şeyden önce gelir. Çok dua ettik, şunu yaptık, nafile kıldık, sadaka verdik ama duamız kabul olmadı” diye yazanlar şu hususu düşünsünler; bu reçeteyi Vaat Edilen Mesih (as) söylemiştir.
Allah Teala Hz. Mesih-i Mev’ud’a hitaben şöyle buyurur: ‘Mademki sen bu zamanda benim tevhidimin sancaktarısın ve tevhidin kaybolmuş sermayesini dünyada yeniden kuruyorsun; ey Mesih-i Muhammedî, sen benim için tıpkı benim tevhidim ve ferdiyetim gibi sevgilisin. Ve mademki Hristiyanlar yalan ve iftira ile kendi Mesihlerini Allah’ın gerçek oğlu yapmışlardır, benim bu konudaki hassasiyetim seninle bir evladın hakkı olan sevgi gibi bir sevgi kurmamı gerektirdi ki dünyaya; Muhammed Resulullah’ın (sav) talebelerinin bile ‘Allah’ın çocukları’ (sevgilileri) makamına ulaşabileceği aşikâr olsun.
Hz. Mesih-i Mev’ud (as) şöyle buyurur:
“Allah Teala istiyor ki; Avrupa’da olsun Asya’da olsun dünyanın değişik yerlerinde yaşayan bütün o temiz fıtratlı ruhları tevhide çeksin ve kullarını tek bir din üzerinde toplasın. Benim dünyaya gönderiliş amacım budur; öyleyse siz de bu amaca uyun ama yumuşaklık, güzel ahlak ve dualara ağırlık vererek.”
Yine şöyle buyurur:
“Benim bütün sevincim ve gönderilişimin asıl gayesi, Allah’ın tevhidinin ve Resul-i Ekrem’in (sav) saygınlığının dünyada kökleşmesidir.”
Vaat Edilen Mesih’in (as) Piran Ditta (manası şeyhin verdiği) adında bir hizmetçisi vardı. Hepimiz ona bu isimle seslenirdik. Fakat Huzur (as) onu çağırdığında Piran Ditta değil ‘Piri Ditta’ derdi. Yani ‘Benim Pirim Allah’ın verdiği’.
Allah Teala Huzur’a şöyle buyurur:
خُذُوا التَّوْحِيدَ التَّوْحِيدَ يَا بَنِيَ الْفَارِسِ
Ey Fars oğulları, tevhide sarılın, tevhide sarılın. Dolayısıyla bu vahiy, hem bekâ hem de içsel gelişim için onun nesli ve her inananı tarafından akılda tutulmalıdır. Onun biatine giren herkes ondandır, yani onun çocuklarına ve nesline dahil olmuştur. Eğer tevhide sarılırsalar din ve dünyada saygınlık bulurlar, aksi halde ne kan bağı fayda verir ne de sadece biat etmiş olmak fayda verir.
Hafız Muhammed İbrahim Sahip (ra) anlatıyor: “İlk kez Hakim Abdülaziz ve Hakim Ata Muhammed Sahip ile birlikte Vaat Edilen Mesih’in (as) huzuruna gittiğimizde, o günlerde kendisi Gurdaspur’daydı. Huzur odadan dışarı çıkarken biz üçümüz kapının yanında duruyorduk. Ben ve Hakim Abdülaziz Bey selam verip tokalaştık ama Ata Muhammed kardeşimiz Vaat Edilen Mesih’in (as) ayaklarına kapandı. Huzur onu kolundan tutup kaldırdı ve şöyle buyurdu: ‘Allah Teala beni bu zamanda işte bu şirki yok etmek için gönderdi. Pirlerin ayağına kapanmak şirktir.’ Sonra onunla da tokalaştı.
Vaat Edilen Mesih (as) fotoğraf hakkında da açıklama yaparak şöyle buyurur:
“Ben, birinin benim resmimi çekmesine ve onu putperestler gibi yanında tutmasına veya yayınlamasına şiddetle karşıyım. Asla böyle bir emir vermedim. Putperestliğin ve resimperestliğin benden daha büyük bir düşmanı olamaz. Ancak gördüm ki bugünlerde Avrupa insanı, birinin eserini incelemek istediğinde önce onun resmini görmeyi arzuluyor. Çünkü Avrupa ülkelerinde yüz okuma ilmi çok gelişmiştir ve birçoğu sadece resme bakarak o iddiacının sadık mı yoksa yalancı mı olduğunu teşhis edebilir. Binlerce mil uzakta oldukları için bana ulaşamıyorlar, yüzümü göremiyorlar; bu yüzden o ülkenin firaset ehli, resim aracılığıyla benim iç dünyamı inceliyorlar. Avrupa ve Amerika’dan bana mektup yazan birçok kişi, ‘Resminizi dikkatle inceledik ve yüz okuma ilmi sayesinde anladık ki bu resmin sahibi yalancı olamaz’ dediler. Hatta Amerikalı bir kadın benim resmimi görünce ‘Bu İsa’nın resmidir’ dedi. İşte bu amaçla ve bu sınırda kalmak kaydıyla, maslahat gereği bu yolun devam etmesine sessiz kaldım. Ameller niyetlere göredir.’
Bazı Hindularda görülen, vefat edenlerin resimlerine çiçek asmak gibi adetler bizde de bazen görülüyor; aile fotoğrafı çekilirken vefat eden büyüğün çerçeveli resmini de yanlarına koyup “o da bizimle” demek… Bunların hepsi Hz. Mesih-i Mev’ud’un belirttiği gibi şirktir, bidattır ve bunlardan sakınmak gerekir. Sadece güzel bir amaçla veya hatıra olarak albümlerde saklamak caizdir ama bunu bir bidat haline getirmek, her sabah kalkıp ona bakıp selam vermek yanlıştır.
Keşmir’den Mir Abdürrahman Bey şöyle yazmıştır; “Babam önce Hanefi idi, sonra ehl-i hadis oldu. O zaman ismi Muhammed Hasan olan bir dostuna ‘Biz büyük muvahhid olduğumuzu iddia ediyoruz ama gün gelir başka bir grup çıkar bizi de müşrik sayar’ dermiş. Nitekim öyle oldu, çünkü biz Hazreti İsa’yı (as) ölüleri dirilten ve kuşları yaratan biri olarak kabul ediyorduk. Ancak ne zaman ki Vaat Edilen Mesih’in (as) şu şiirini duydum:
Kuşların çoğunun tanrısı Allah’tır diyorsun,
Allah’ı bu şekilde tanımana yazıklar olsun
Ey molla, tevhid bu mudur?
Doğru söyle, hangi tanrıçanın peşinden gidiyorsun?
İşte o an kendime geldim, çocuklarımı bırakıp yürüyerek Kadiyan’a gittim ve biat ettim.
Velhasıl, bu Tevhid mesajını ulaştırmak ve onu hayatımızın bir parçası yapmak için tüm güçle çabalamak, bugün Muhammedi Mesih’e tabi olanların görevidir. Allah bize bu görevi yerine getirme başarısı nasip etsin.
Dünyanın durumuna ve özellikle İslam dünyasının durumuna gelince; neler olduğunu herkes biliyor, çokça duaya ihtiyaç var. Ateşkes deniliyor ama bu kalıcı görünmüyor, aksine şimdiden çatlaklar oluşmaya başladı. İsrail hükümeti bir şekilde Lübnan’a saldırarak İranlıları kışkırtmaya ve karşılık vermelerini sağlamaya çalışıyor. Şimdi bazı Avrupalı liderler bile bu eylemi kınadı; en azından bir ses yükselttiler, bir miktar ahlak gösterdiler. Ancak bu sadece burada kalacaktır, ahlakları bu kadardır. Bundan daha fazlası için ne çaba göstermek isterler ne de buna cesaretleri ve güçleri vardır. Her halükarda biz dua etmeliyiz; Allah Müslüman dünyasına merhamet etsin.










