Emir’ül Müminin 5. Halifetü’l Mesih hazretleri, 10 İha 1405 Hicri Şemsi) tarihinde İngiltere’nin Tilford şehrindeki İslamabad Mübarek Camii’nde Cuma Hutbesi irat etti. Hutbe, Müslüman Ahmediye Televizyonu (MTA) aracılığıyla tüm dünyaya yayınlandı.
Teşehhüd, Taavvuz ve Fatiha Suresi’nin tilavetinden sonra Huzur-i Enver (Allah desteklesin ve yardımcısı olsun) şöyle buyurdu:
Vadedilen Mesih’in Allah’a tevekkülüne dair olayları aktaran Hz. Mirza Beşir Ahmed Bey şöyle yazmaktadır: Dr. Mir İsmail Bey bana, Hz. Mesih-i Mev’ud’un tedavi hususundaki yönteminin hiçbir zaman tek bir tedavi türüyle sınırlı kalmamak olduğunu söyledi. Aynı hastalık için hem modern tıp ilaçları verir hem de aynı zamanda geleneksel tedavileri uygulardı. Faydalı bir şey söyleyen olursa onu da uygular, bazen rüyada birine bir şey malum olmuşsa onu da yerine getirirdi.
Bununla birlikte sürekli dua da ederdi; aynı anda hem doktorlara hem hekimlere danışır, tıp kitaplarına bakarak tedavide faydalanırdı. Kısacası tedaviyi harikulade bir karışım haline getirirdi; ancak asıl dayanağı ve tevekkülü daima Allah’a olurdu.
Peygamberlerin huzursuzluğu ve endişesi ile sıradan insanın endişesi arasındaki farkı açıklarken
Hz. Mesih-i Mev’ud (a.s.) bu farkı şöyle ifade buyurmaktadır: İnsanda beşeriyet gereği bir ızdırap ve huzursuzluk meydana gelmesi doğal bir durumdur. Ancak bu, beşeriyetin bir özelliği olup bütün peygamberler de bunda ortaktır. Nitekim Bedir Savaşı’nda Peygamber Efendimiz (sav)’de de bir ızdırap görülmüştü. Fakat sıradan insanlar ile peygamberler arasındaki fark şudur: Peygamberlerin ızdırabında asla ümitsizlik bulunmaz. Onlar, Allah’ın kendilerini asla zayi etmeyeceğinden tamamen emindirler.
Hz. Mesih-i Mev’ud (a.s.) şöyle buyurdu: “Benim durumum şöyledir: Beni alev alev yanan bir ateşe atsalar bile zayi olmayacağımı düşünürüm. Ateş insanı yaktığı için elbette bir ızdırap olur, fakat ‘Ey ateş! İbrahim’e karşı soğuk ve selamet ol’ nidasının geleceğine dair bir ümit vardır.
Hz. Birinci Halife (r.a.) şöyle anlatır: Hz. Mesih-i Mev’ud (as) şöyle buyururdu: “Kimisi malı olduğu için sevinir, kimisi evladı çok olduğu için sevinir, kimisi de taraftarı/grubu çok olduğu için sevinir. Ben ise Benim Allah’ımın Her Şeye Kadir olmasından dolayı sevinirim.”
Hz. Mesih-i Mev’ud (a.s.) şöyle buyurmaktadır: Asıl rızık veren Allah Teâlâ’dır. O’na güvenen bir kimse asla rızıktan mahrum kalmaz. O, kendisine tevekkül eden kişiye her şekilde ve her yerden rızık ulaştırır.
Allah Teâlâ şöyle buyurur: Kim Bana güvenir ve tevekkül ederse, Ben onun için gökten yağdırır ve ayaklarının altından çıkarırım. Bu yüzden herkesin Allah Teâlâ’ya güvenmesi gerekir.
Hz. Mesih-i Mev’ud (a.s.) şöyle buyururdu: Bana göre en büyük müşrikler simyacılardır. Çünkü rızık arayışında oradan oraya koşuştururlar da Allah Teâlâ’nın rızık elde etmek için meşru kıldığı sebeplere başvurmazlar ve tevekkül de etmezler. Takva öyle bir şeydir ki, onu elde eden sanki bütün dünyanın nimetlerini elde etmiş gibidir. Unutmayın, takva Beyi asla kimseye muhtaç olmaz; aksine öyle bir makamda olur ki, ne isterse Allah O istemeden önce hazırlar.
Huzur buyurdu ki: Bir keşif esnasında Allah Teâlâ’yı bir tecelli şeklinde gördüm; elini boynuma dolayarak şöyle buyurdu: “Eğer sen Benim olursan, bütün dünya senin olur.”
İşte bu, bütün peygamberlerin, velilerin ve salihlerin denediği reçetedir. Cahil insanlar ise bu hakikati bırakıp otların peşinde perişan olurlar. Eğer otları yaratan Zat için bu kadar çaba harcasalardı -ki otları da Allah yarattı- O’nu elde etmek için gayret gösterip takvaya ulaşsalardı, gönüllerinden geçen bütün muratlara kavuşurlardı.
Papaz Abdullah Ethem için on beş ay içinde helak olacağına (öleceğine) dair bir gaybî haber vardı. On beş aylık süre dolmak üzereyken, bazı Ahmediler ağlayarak Ethem’in ölmesi için dua ediyorlardı. Ancak Hz. Mesih-i Mev’ud (as), bu arkadaşların bu davranışını hoş karşılamadı ve şöyle buyurdu:
“Allah Teâlâ’dan daha fazla Kendi kelamı için hassasiyet gösterecek birisi olabilir mi? Şöyle devam etti: “Beni Mesih-i Mev’ud olarak kabul ettiğinize göre sözlerime inanın; Allah Teâlâ’nın işi nasıl yapacağı O’nun fiilidir.”
Abdullah Ethem ile yapılan münazara sırasında, bir aşamada bazılarının görüşüne göre yanıtlanması zor olan ve cevapları için istişare edilebileceği düşünülen bazı sorular ortaya kondu. Böylesi bir durumda, faydalı olabilecek kaynaklar ve referanslar bulunup Vadedilen Mesih’in huzuruna sunularak şöyle denildi: “Huzur! Yarınki münazara için istişare yapılabilir.” Hz. Mesih-i Mev’ud (as) gülümsedi ve şöyle buyurdu: “Sizin duanız kâfidir.”
Hz. Mirza Beşir Ahmed Bey şöyle yazar: Peygamberler çoğu işte istişare ederler ve onlardan daha çok istişare eden yoktur; ancak öyle anlar olur ki aracıları bırakıp sırf Allah’ın yardımına güvenmeyi tercih ederler.
Vadedilen Mesih (a.s.), Âyîne-i Kemâlât-ı İslâm adlı eserinin Arapça bölümünü kaleme alırken, Mevlevî Abdülkerîm Siyâlkûtî (r.a.) Hazretleri’nin Farsçaya çevirmesi için Hekim Mevlevî Nûreddîn (r.a.) Hazretleri’ne iki büyük sayfa verdi. Bu metin, fasahat ve belagatı bakımından Vaat Edilen Mesih’in (a.s.) “Allah Teâlâ çok güzel bir içerik nasip etti” diyerek kıvanç duyduğu bir yazıydı.
Ancak Hz. Mevlevî Nûreddîn (r.a.) bu iki yaprağı bir yerde düşürüp kaybetti. Hz. Mevlevî Abdülkerîm Siyâlkûtî (r.a.) o sayfaları sorduğunda, Hz. Mevlevî Nûreddîn (r.a.) üzüntü ve korkudan sararıp soldu. Çok arandı fakat bulunamadı.
Durum Vadedilen Mesih’e bildirildiğinde, her zamanki gibi güler yüzle ve neşeyle dışarı çıktı. Öfkelenmek bir yana, yazının kaybolması yüzünden Mevlevî Nuruddin’in boş yere endişelenmesine sebep olduğu için kendisi özür dilemeye başladı ve şöyle buyurdu: “Mevlevi Bey sayfanın kaybolmasından dolayı boş yere endişelendi, onun sıkıntısına çok üzüldüm. Benim imanım şudur ki Allah Teâlâ kendi lütfuyla kaybolan kağıttan daha güzelini yazmayı nasip edecektir”
Vaat Edilen Mesih (a.s.) şöyle buyurmaktadır:
İslam’a dervişlikle ve kanaatle hizmet eden kimse bir mucize ve alamet haline gelir. Toplumla birlikte yapılan hizmetin tadı olmaz, çünkü Allah’a tevekkülün lezzeti tam hissedilmez. Tevekkülle iş yapıldığında Allah yardım eder; bunlar maneviyattan doğar.
Hz. Mesih-i Mev’ud (a.s.) şöyle buyurmaktadır: Gerçekte insanı başarıya ve muradına erdiren şey tevekküldür. Allah Teâlâ “Kim Allah’a tevekkül ederse O ona kafidir” (Talâk: 4) buyurmaktadır; yeter ki samimi kalple tevekkül edilsin. Gerçek anlamını kavrayıp samimiyetle adım atan, sabreden ve kararlı olan kimse olmalıdır. Zorluklardan korkup geri çekilmemelidir.
Hz. Mesih-i Mev’ud (as) şöyle buyurur: Eğer din kaygısı insana galip gelirse, Allah’ın Kendisi dünya işleri için ona kefil olur. Ne yazık ki her gün büyük felaketler oluyor ama insanlar dikkat etmiyor, umursamıyor. Hz. Musa’yı inkar edenler bile bunlardan iyiydi; üzerlerine azap indiğinde dikkat eder ‘Bu kalkarsa inanacağız’ derlerdi. Şimdiki kafirler onlardan da katı yürekli; çeşit çeşit yeni azaplar iniyor, Allah’ın gazabı farklı şekillerde tecelli ediyor ama hiç oralı olmuyorlar. Allah Teâlâ’nın kadim vaadidir; son zamanlarda çeşit çeşit azaplar gelecektir. O vakit bazıları hidayete erecek, çoğunluk ise helak olacaktır. Allah mucize gösterir ama mucizeden ancak mümin olanlar faydalanır, onlar da az sayıdadır.”
Huzur-i Enver şöyle buyurdu: Allah Teâlâ dünyalık insanlara akıl versin ki Allah’a yönelsinler, dünyalarını ve ahiretlerini düzeltsinler. Hz. Mesih-i Mev’ud’a inanan bizlerin de imanını ve yakînini artırsın; dualarla birlikte tevekkülün de en yüce standartlarına ulaşmamızı ve bu yolda ilerlememizi nasip eylesin.










