23.10.2020 – Hz. Resulüllah’ın (sav) yüksek mertebeli Bedir sahabesi Hz. Muaz Bin Cebel’in güzel vasıfları ve iman verici olayları

Hz. Halifetü’l Mesih 5 (Allah yardımcısı olsun) 23 Ekim 2020’de İslamabad (UK) Mübarek Camisinde Cuma Hutbesi verdi. Hutbe çeşitli dillerde tercüme ile birlikte MTA televizyonunda canlı olarak yayınlandı. Huzur-i Enver, kelime-yi şehadet ve Fatiha suresini okuduktan sonra şöyle buyurdu:

Bugün bahsedeceğim sahabenin ismi Hz. Muaz Bin Cebel’dir. O, Hazrec Kabilesinin Udey Bin Sa’d Bin Ali kolundandı. Yüzü son derece beyaz, dişleri parlak ve gözleri ela idi. Hz. Muaz Bin Cebel, kabilesinin en yakışıklısı ayrıca Ensar gençleri arasında en cömert, en yumuşak kalpli ve en hâyâ sahibi idi. O, on sekiz yaşında, İkinci Ukbe biatinde İslam’ı kabul etti ve Bedir Gazvesi de dahil bütün gazvelere katıldı. Hz. Abdullah bin Mesud ile kendisi arasında muvahat (kardeşlik) kuruldu. Hz. Muaz (ra), İslam’ı kabul ettikten sonra Beni Selime’nin gençleri ile bir olup kabilesinin putlarını kırmıştı. Bu olay Hz. Muaz Bin Amr’dan bahsederken de anlatılmıştı. Beni Selime’nin gençleri, Muaz Bin Amr’ın babasının putlarını üç gün üst üste mahallenin çöplüğüne atmışlardı ve en sonunda bu yöntem Hz. Amr’ın İslamiyeti kabul etmesine vesile olmuştu.

Hz. Muaz Bin Cebel’in Peygamber Efendimize olan ihlas ve sevgisini ispatlayan bir olay şöyledir: Uhud gazvesinden dönüşte Medine’li Ensar kadınlar kendi şehitleri için ağlıyorlarken Peygamber Efendimiz (sav), Hamza (ra) için ağlayan hiç kimse yok mu, dedi. Bunun üzerine Hz. Muaz Bin Cebel ve bazı diğer Ensar sahabeler Medineli ağlayan kadınları topladılar ve onlara, Hz. Hamza için ağlamalarını söylediler. Huzur-i Enver şöyle dedi: Bu, Hz. Resulüllah’a duyulan aşk idi. Aslında İslam’da ölenlere ağlayıp dövünmek yasaktır, ancak Peygamber Efendimiz (sav) bu duygu selini görünce keşke Hamza için de duygular gösterilseydi diye hislerini belli etti, yoksa genel olarak  İslam’da bu gibi şeyler yasaktır.

Huneyn Gazvesinde Peygamber Efendimiz, Mekke halkı İslam’ı öğrenebilsin diye Hz. Muaz Bin Cebel’i Mekke’de bırakmıştı. Hz. Resulüllah (sav) şöyle buyurdu: Dört kişiden Kuran öğrenin; İbni Mesud, Salim Mevla Ebi Huzeyfe, Ubey Bin Ka’b ve Muaz Bin Cebel. Hz.

Muslih Mevud (ra) şöyle der: Bu dördü üst seviye üstat idiler ve görevleri Allah’ın Resulünden Kuran okuyup halka okutmaktı. Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurdu: Ümmetim arasında helal ve haramı en iyi bilen Muaz Bin Cebel’dir.  Aynı şekilde bir defasında, Muaz Bin Cebel ne kadar iyi bir adamdır, buyurdu.

Bir seferinde Peygamber Efendimiz, Hz. Muaz Bin Cebel’in elini tutarak şöyle buyurdu: Ben kesinlikle seni seviyorum, sen her namazdan sonra şu zikri yap ve onu terk etme: Ey Allah’ım! Senin zikrin, şükrün ve ibadetinin güzel olması için bana yardım et.

Benzer şekilde başka bir rivayete göre Peygamber Efendimiz, Hz. Muaz Bin Cebel’e “la havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim” okumasını telkin etti ve bunun cennetin kapılarından bir kapı olduğunu bildirdi. Hz. Muaz Bin Cebel, bir keresinde en faziletli iman hakkında sorduğunda Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurdu: En faziletli iman şudur ki, sevgin ve nefretin Allah için olsun ve dilini Allah’ın zikri ile meşgul tut.

Hz. Muaz Bin Cebel, Peygamber Efendimiz ile birlikte namaz kılar ve sonra kendi halkının yanına gelip onlara namaz kıldırırdı. Bir keresinde o, yatsı namazında bakara suresine başladı. Namazın uzaması yüzünden bir şahıs cemaatle namazdan ayrıldı. Bu konu Peygamber Efendimize kadar ulaşınca Peygamber Efendimiz (sav) Hz. Muaz’ı uyararak, sen insanları zorluğa  sokuyorsun, buyurdu ve Şems, Duha, Leyl, Ala vesaire gibi sureleri okumasını nasihat etti. Hz. Muslih Mevud (ra) şöyle der: Bundan anlaşıldığına göre Peygamber Efendimiz (sav) bu sureleri orta uzunlukta sureler olarak belirtti.

Özel zamanlarda şüphesiz insan uzun sureler de okuyabilir, yahut sıkıntı veya hastalık durumunda kısa sureler de okuyabilir. Ancak orta uzunluktaki sureler bunlardır ve genellikle cemaat ile namazlarda bunları okumak lazım.

Bir defa Hz. Muaz Bin Cebel, bineğe, Hz. Resulüllah’ın arkasında oturmuştu. Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu: Allah’ın, kulları üzerindeki hakkı şudur ki onlar Allah’a ibadet etsinler ve hiçbir şeyi O’na ortak tutmasınlar. Sonra Peygamber Efendimiz bir müddet gitti ve şöyle buyurdu: Ey Muaz Bin Cebel! Kullar Allah’ın hükümlerini kabul edip Allah’ın haklarını eda ettiklerinde Allah’ın onlara azap vermemesi kulların Allah üzerindeki hakkıdır.

Bir defasında Hz. Muaz Bin Cebel, Peygamber Efendimize, Cennete sokan ve ateşten uzaklaştıran amel hakkında sordu. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, İslam’ın şartlarına tam olarak bağlı olmayı telkin etti ve sonra şöyle buyurdu: Ben sana hayrın kapılarını söyleyeyim; Oruç kalkandır ve sadaka, suyun ateşi söndürdüğü gibi günahları söndürür, gece yarısı birisinin namaz yani teheccüd kılması. Bunların hepsinin zirvesi ve sütunu “cihad”dır ve bunların hepsinin bağlı olduğu şey, insanın dilini tutmasıdır. Ey Muaz! İnsanları baş aşağı ateşe düşüren, onların dillerinin yaptıklarının sonucundan başka bir şey değildir.

Hz. Resulüllah’ın zamanında Muhacirlerden üç kişi ve Ensardan üç kişi fetva verirdi. Bunlar Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali; Hz. Ubey Bin Ka’b, Hz. Zeyd Bin Sabit ve Hz. Muaz Bin Cebel idi. Bu sahabeler Hz. Ebubekir’in Hilafet döneminde bile fetva verirlerdi.

Hz. Muaz Bin Cebel, Hz. Ebubekir’in hilafet döneminde Şam’a gittiğinde Hz. Ömer şöyle dedi: Onun gidişi, Medine’yi ve Medine halkını fıkıh ilminde muhtaç duruma soktu.

Hz. Muaz teheccüd namazında şu duayı ederdi: Ey Allah’ım! Gözler uyuyor ve yıldızlar parıldıyor. Sen Hayy ve Kayyum’sun. Cennet için benim talebim (yapabildiklerim) az ve ateşten kaçmak zayıftır (yani ateşten kurtulmak için yaptıklarım yeterli değil). Ey Allah’ım! Benim için kendi katında hidayete ermiş yaz.

Peygamber Efendimiz (sav), Hz. Muaz Bin Cebel’e şöyle buyurdu: Bir kimse içten bir doğrulukla, Allah’tan başka ilah yoktur ve Muhammed Allah’ın Resulüdür diye şahitlik ederse, Allah mutlaka ona cehennem ateşini haram edecektir. Hz. Muaz Bin Cebel, ya Resulallah! Ben bunu insanlara haber vereyim mi, böylece onlar da sevinsin, diye arzetti. Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu: O zaman insanlar bununla mutlu olup diğer iyilikleri terk ederler. Nitekim Hz. Muaz, bunu ancak vefat ederken ilim sahibi kimselere söyledi.

Hz. Seyyid Zeynel Abidin Veliyullah Şah, kendi eseri “Şerh-i Buhari” de şöyle der: Bazı ilmi konuları belirli kimselerle sınırlı tutmak şu yüzden gereklidir ki bazı konular fitneye sokar. İnsanları imana erdiren(!) kimselerin, “La ilahe illallah”ı sadece dil ile ikrar etmeyi nasıl garanti saydıklarını görmekteyiz. Onlar, insanları dinin sıkıntılarından azat edip mümin sertifikası vermek isterler.

Huzur-i Enver şöyle dedi: Kelime-yi şehadet okuyanlara cehennemin haram olacağının bahsedildiği hadisten şu da anlaşılmaktadır ki bu karşılığı ancak Allah-u Teala verecektir, Kelime-yi şehadet okuyan birisine fetva yapıştırmak her hangi bir insanın işi değildir. Bugünlerde Müslümanların “Milad-ün Nebi bayramı” kutlamaları çok meşhurdur. Asıl olan Peygamber Efendimizin öğretisini ve ahlakını benimsemektir.

Hz. Muaz Bin Cebel Tebuk Gazvesinde Peygamber Efendimizin bir mucizesinden bahsederek şöyle der: Tebük’ün su kaynağında su çok azdı. Hz. Resulüllah (sav) o kaynağın suyuyla elini yüzünü şu şekilde yıkadı ki su yine kaynağın içine dökülüyordu. Efendimizin kullandığı sular nasıl hızlı hızlı su kaynağına düşüyorsa kaynak da aynı şekilde hızlı akmaya başladı. Sonra Peygamber Efendimiz Muaz Bin Cebel’e hitaben şöyle buyurdu: Ey Muaz! Eğer ömrün uzun olursa bu yerin (yemyeşil) bahçelerle dolacağını göreceksin.  Huzur-i Enver çeşitli dönemlerden referanslar sundu, bunlardan anlaşılıyor ki Tebük bölgesi bahçelerle doludur ve orada öyle güçlü su vardır ki Medine ve Hayber dışında başka bir yerde o kadar su yoktur.

Hutbenin sonunda Huzur-i Enver, üç merhumu hayırla yadetti ve gaip cenaze namazlarını kıldıracağını bildirdi. Onlardan ilki Odisha’nın baş Mübelliği muhterem Molvi Ferzend Han bey idi. 10 eylülde vefat etti. İnna lillahi ve inna ileyhi raciun. Merhum alçak gönüllü, yumuşak kalpli, duaya düşkün bir şahsiyetti. Arkasında hanımına ilaveten bir oğul ve bir kız evlat bıraktı.

İkinci cenaze Malezya’nın yerli mübelliği muhterem Abdullah Munsiku bey idi. 7 Ekimde 68 yaşında vefat etti. İnna lillahi ve inna ileyhi raciun.  Kendisi çok misafirperver, ilim sahibi, tebliğe düşkün ve çok disiplin birisiydi. Arkasında hanımına ilaveten sekiz evlat bıraktı.

Üçüncü olarak hayırla anılan cenaze Kadiyan’ın muallimlerinden muhterem Abdulvahid bey idi. 12 eylülde 56 yaşında vefat etti. İnna lillahi ve inna ileyhi raciun. Kendisi çok itaatkar ve çalışkan bir şahsiyetti. Arkasında hanımına ilaveten bir oğul ve iki kız evlat bıraktı.

Son olarak Huzur-i Enver şöyle dua etti: Allah-u Teala merhumlara mağfiret ve merhamet ile muamele etsin ve onların evlatlarına da onların iyiliklerini sürdürmeyi nasip etsin. Amin.

٭…٭…٭

 

Print Friendly, PDF & Email

Önceki Yazı

16.10.2020 – Hz. Resulüllah’ın (sav) yüksek mertebeli Bedir sahabeleri Hz. Muavviz Bin Haris ve Hz. Ubey Bin Ka’b’ın güzel vasıfları

Sonraki Yazı

Fransa’daki son gelişmeler ışığında Müslüman Ahmediye Cemaati başkanının açıklaması