Emir’ül Müminin 5. Halifetü’l Mesih hazretleri, 25 Eylül 2026 (25 Tebük 1405 Hicri Şemsi) tarihinde İngiltere’nin Tilford şehrindeki İslamabad Mübarek Camii’nde Cuma Hutbesi irat etti. Hutbe, Müslüman Ahmediye Televizyonu (MTA) aracılığıyla tüm dünyaya yayınlandı.
Teşehhüd, Taavvuz ve Fatiha Suresi’nin tilavetinden sonra Huzur-i Enver (Allah desteklesin ve yardımcısı olsun) şöyle buyurdu:
Geçtiğimiz birkaç hutbede hz. Resulullah’ın (sav) sireti ile ilgili olarak, onun Allah’a tevekkül konusunda yüce makamını beyan etmekteydim. Bugün de, bu devirde onun sadık hizmetkarının, onun sünnetine uygun olarak bunu bizim için nasıl beyan ettiğini, ne öğrettiğini ve bunu nasıl uyguladığını anlatacağım.
Vadedilen Mesih (as) şöyle buyurmaktadır: Tevekkül, Allah Teala’nın herhangi bir işi elde etmek için belirlediği vesileleri gücünüz yettiğince kullanmak ve ardından kendinizi dualara vererek “Ey Allah’ım, bunun sonunu hayreyle,” diye yalvarmaktır.
Huzur-i Enver bunu şöyle açıkladı: İnsan sebepleri kullanır, ancak bel bağlanan sebeplerin helak olduğu pek çok musibet ve durum meydana gelebilir. Bu yüzden Allah Teala’dan yardım istenmelidir ki Allah Teala bizi bunların kötü etkilerinden korusun. İşte bir müminin üzerinde yürüyerek Allah Teala’nın lütuflarını elde edebileceği durum budur.
Vadedilen Mesih (as) şöyle buyurmaktadır: Allah Teala’dan razı olmak her kişinin karı değildir; aksine bu tevekkül ve tebettül, yani Allah’a tamamen yönelme ve rıza ile teslimiyetin en yüksek makamıdır. Buraya ulaşan insanın Mevla’sına hiçbir şikayeti ve sitemi kalmaz. Allah Teala’nın kulundan razı olması ise kulun tam sadakatine, vefakarlığına, en üst düzeydeki paklığına, temizliğine ve tam itaatine bağlıdır. Bundan anlaşılmaktadır ki Sahabeler irfan ve sülukun tüm derecelerini katetmişlerdir ve Sahabeler, Allah Teala ile ilişki ve tevekkülün bizim için örnek kılınan o makamını elde etmişlerdir.
Huzur-i Enver şöyle buyurdu: Hz. Mesih-i Mev’ud (as), takipçilerine duruma göre tevekkül nasihatinde bulunurdu. Nitekim bir rivayette Hz. Nezir Hüseyin Öğretmen Bey’in şöyle beyan ettiği aktarılır: Hz. Akdes (as) şöyle buyurdu: Allah Teala’yı zayıf sanmayın. O büyük bir güç sahibidir. Herhangi bir işte O’na güvendiğinizde O mutlaka size yardım edecektir; nitekim Allah şöyle buyurmaktadır: “Ve men yetevekkel alallahi fehuve hasbuhu” Kim Allah’a tevekkül ederse, Allah ona kafidir.
Bahtiyar insanların vasıflarını beyan ederken Vadedilen Mesih (as) şöyle buyurmaktadır:
Bir makam tevekkül makamıdır ki, onlar bunun üzerinde pek sağlam bir şekilde sabit kılınırlar ve onların dışındakiler bu berrak pınara asla ulaşamazlar; aksine bu pınar yalnız onlar için tatlı ve hoş kılınır. İrfan nuru onları öyle bir tutar ki, çoğunlukla her türlü çaresizlik içinde bulunup, alışılagelmiş sebeplerden kendilerini tamamen uzak bulsalar bile, yine de öyle bir neşeyle ve gönül ferahlığıyla ömür sürerler ve günlerini öyle bir refah içinde geçirirler ki, sanki ellerinde binlerce hazine vardır. Yüzlerinde zenginliğin, yani servet sahibi olmanın tazeliği görülür, mal sahibi olmanın sebatı sezilir ve darlık durumlarında tam bir gönül ferahlığı ve kamil bir yakin ile Kerim Mevla’larına güvenirler.
Huzur-i Enver şöyle dedi: Allah Teala ile bağları varsa, darlıklarda ve sıkıntılarda da Allah Teala’ya güvenirler, O’ndan uzaklaşmazlar. Akıllarına “Acaba nedir, ne değildir? Bir ibtila mıdır, imtihan mıdır, ceza mıdır?” diye gelmez. Eğer Allah Teala’ya kamil bir tevekkül varsa ve Allah Teala’nın hakları eda ediliyorsa, o zaman şüphesiz Allah Teala lütuflarla ödüllendirir.
Kendisi şöyle buyuruyor: Tevekkül edenler ve Allah’a yönelenler asla zayi olmazlar. Sadece kendi çabalarıyla yetinen bir insan zilletten başka ne elde edebilir? Dünya yaratıldığından beri Allah’ın sünneti hep şöyle süregelmiştir: Dünyayı terk edenler onu bulurlar, onun peşinden koşanlar ise ondan mahrum kalırlar. Allah Teala ile bağı olmayanlar, hile ve desiseyle birkaç gün bir şey elde etseler bile bu sonuçsuzdur; çünkü sonunda çetin bir başarısızlık görmek zorunda kalırlar.
İslam’da seçkin insanlar, dinin karşısında dünyaya hiç aldırış etmeyenlerdir.
Huzur-i Enver şöyle dedi: Allah Teala’ya tevekkül olmayınca ve her ahdimizde tekrarladığımız dini dünyaya tercih etme düşüncesi bulunmayınca —ki şimdi Hüddam-ül Ahmediyye içtimasında da tekrarlayacaklar— o zaman inanç ve imandaki bu zayıflık, böyle bir kimseyi öteki alemin nimetlerinden de mahrum bırakacaktır. Bu dünyayı her şey sanmışlar ve onu elde etmeye çalışmışlardır. Bazıları elde etmiş, bazıları onu elde etme çabasında bu alemden ayrılmış, başarısız olmuştur. Veya elde etmiş, sonradan zayi olmuş ve dünyevi olarak büyük bir azap içinde ömür sürmüşlerdir. Ne dine yaramışlardır ne dünyaya. Bu konuda bir şair şöyle demiştir:
Ne Allah’a ulaşılabildi ne de sevgilinin vuslatına.
Huzur-i Enver şöyle dedi: Allah Teala Hz. Akdes Vadedilen Mesih’in adını Kendisi Mütevekkil koymuştur; nitekim kendisi şöyle buyuruyor: Mesih’in nüzulünün alameti olarak, onun iki meleğin kanatları üzerine avuçlarını koymuş olacağı yazılıdır. Bu durum, akli ilimleri ve batıni nurları elde etme vesilesi olan onun sağ ve sol elinin, kendilerine görev verilen semavi görevlilerin —yani meleklerin— desteğinde olacağına işarettir. Akıl ilimleri, içsel nurlar, dinin irfan meseleleri bu vesileyle, meleklerin yardımıyla olacaktır. Her iki meleğe el koymanın anlamı budur; onların desteğinde olacaktır. O, mektepten, kitaplardan ve şeyhlerden değil, Allah Teala’dan İlm-i Ledünni alacaktır; yani tamamen Allah Teala’nın öğreteceği ilmi alacaktır. Onun hayat ihtiyaçlarının da velisi ve kefili yine Allah olacaktır. Nitekim örnek olarak o şöyle diyor: On sene öncesinden, Berahin-i Ahmediyye’de, bu aciz hakkında şu vahiy yayınlanmıştır:
إِنَّكَ بِأَعْيُنِنَا، سَمَّيْنَاكَ الْمُتَوَكِّلَ، وَعَلَّمْنَاهُ مِنْ لَدُنَّا عِلْمًا
Yani: Sen Bizim gözlerimizin önündesin, senin adını Mütevekkil koyduk ve katımızdan bir ilim öğrettik.
Dua ve tevekkül hakkında Hz. Mesih-i Mev’ud (as) şöyle buyurur: Tüm düğümler dua ile çözülür. Bizim elimizde başkasının hayrını istemek adına ne vardır ki? Sadece Allah’ın bize verdiği dua aracından başka bir şey yoktur. İster dost için olsun ister düşman için, biz siyahı beyaz, beyazı siyah yapamayız. Allah’ın Kendi lütfuyla bize bahşettiği dışında bizim elimizden zerre kadar bir şey gelmez.
Dualara dikkat çekerek ve Allah Teala’ya tevekkül geliştirme nasihatinde bulunarak şöyle buyurmaktadır: Nefsin ıslahı, güzel bir son ve iyiliklere muvaffak olmak için ikinci yön duadır. Bunda Allah Teala’ya ne kadar tevekkül ve yakin besler ve bu yolda yorulmaz bir adım atarsa, o kadar güzel sonuçlar ve meyveler elde edecektir. Tüm zorluklar ortadan kalkacak ve dua eden kimse takvanın en yüksek makamına ulaşacaktır.
Vadedilen Mesih’in tevekkül yönünü beyan ederken siret yazarı Hz. Şeyh Yakub Ali İrfani şöyle yazmaktadır: Dava hazırlığında tüm gayret ve çabayı göstermesine rağmen bu sebeplere asla güvenmez, aksine dualardan medet umardı ve her an Allah Teala’nın Zatı gözünün önünde olurdu. Yani Mabudu da Matlubu da O idi, tevekkül ve güven de sadece O’naydı.
Samimi bir Cemaat üyesine yaptığı bir nasihati Hz. Beşir Ahmed Bey şöyle aktarır: Feyzullah Çaklı Hafız Nur Muhammed Bey yazılı olarak bana şöyle anlattı; ben Hafız Hamid Ali Bey’den duymuştum, Vadedilen Mesih (as) şöyle buyurmuştur: Eğer bir dava veya başka bir husus için bir yöneticinin huzuruna gitmek gerekirse, gitmeden önce yedi defa Fatiha Suresi okunmalı ve yedi defa parmakla alına Yâ Azîz yazılmalıdır; bu şekilde Allah Teala başarı verir. Hz. Mirza Beşir Ahmed Bey, bu hususta yorum yaparak şöyle yazmaktadır: Muhtemelen Allah’tan başkasına muhtaç olmama (istiğna) hali, tevekkül hali ve Allah’a yönelimi sağlamak için bunu buyurmuştur.
Huzur-i Enver şöyle dedi: Allah’a tevekkülün öyle ilgi çekici bir şanı vardır ki, Efendisi hz. Resulüllah’a tabi oluşunda onun her halinde bunu görmekteyiz. Allah Teala bize de tevekkülün en yüksek standartlarını elde etmeyi nasip eylesin.










