Emir’ül Müminin 5. Halifetü’l Mesih hazretleri, 3 Temmuz 2026 (3 Vefa 1405 Hicri Şemsi) tarihinde İngiltere’nin Tilford şehrindeki İslamabad Mübarek Camii’nde Cuma Hutbesi irat etti. Hutbe, Müslüman Ahmediye Televizyonu (MTA) aracılığıyla tüm dünyaya yayınlandı.
Teşehhüd, Taavvuz ve Fatiha Suresi’nin tilavetinden sonra Huzur-i Enver (Allah desteklesin ve yardımcısı olsun) şöyle buyurdu: Vadedilen Mesih’in şefkati ve cömertliği ile ilgili bazı hadiseleri aktaracağım. Şeyh Yakub Ali İrfani Bey şöyle yazar: Onun bağışı ucu bucağı olmayan bir deniz gibiydi; eli ise inci yağdıran bulutlar gibiydi. Yağar ve herkesi suya doyururdu. Bu durum Ramazan ayında çok daha artardı. Miyan Gafara Bey (Abdülgaffar Keşmiri), Vadedilen Mesih’in iyiliklerini, lütuflarını ve cömertliğini anlatırken şöyle der: Evlendiği zaman, Vadedilen Mesih (as) ona yardım amacıyla iki kıymetli ziynet eşyası vermişti. Bu, onun İlahi memurluk döneminden önce, bir köşeye çekilmiş olarak hayat sürdüğü zamanlara aitti.
Beşir Bhatti Bey’in annesi şöyle anlatır: Bir defasında Emirü’l-Müminin İkinci Halife hz Mirza Mahmud Ahmed’in düğünü vesilesiyle, çalgıcı bir kadın elinde davulla Vadedilen Mesih’in evine geldi ve çalmaya başladı. Huzur davul sesini duyunca hemen o tarafa yöneldi ve “Ona söyleyin çalmasın, durdurun ve ne istiyorsa ona verin” buyurdu. Nitekim kadına dört beş rupi verildi. Sonra kadın, kış ayının geldiğini ve üşüdüğünü söyleyince, ona bir de yorgan verilmesini sağladı ama davulu susturdu.
Mirza Beşir Ahmed Bey şöyle anlatır: Öncelikle şunun zihne yerleştirilmesi gerekir ki, Vadedilen Mesih’in özel bir giyim kuşam merakı yoktu. Ömrünün son yıllarında kendisine sadelik içinde dikilmiş kıyafetler hediye olarak çok gelirdi. Özellikle ceket, yelek, pijama ve gömlek vesaire.
Sarığı ise çoğunlukla kendisi satın alıp bağlardı. Kıyafetler nasıl yapılıyor ve kullanılıyorsa, aynı şekilde sırasıyla elden de çıkıyordu; yani her an teberrük (bereket vesilesi) sayıp isteyenler talep ediyordu.
Mir Mehdi Hüseyin Bey anlatır: Bir defasında Mevlevi Muhammed Ahsen Bey benden “Çeşme-i Mesih” kitabının bir nüshasını talep etti. Ben de “Vadedilen Mesih, yayınlanan kitaplardan ofiste şu kadar nüsha bulunması gerektiğini, çünkü bazen hükümetin talep edip getirttiğini buyurdu. Bu yüzden şu an size verilecek fazla nüsha yok. Kendisinden izin alarak alabilirsiniz” dedim. Kendisi Vadedilen Mesih’e yazıp rica edince Huzur bir nüsha verdi.
Münşi Zafer Ahmed Bey anlatır: Huzur’un yanında misk bulunurdu. Bir defasında “Huzur, bana misk lazım” diye bahsettim. Huzur kutuyu önüme koyup “İçinden ne kadar istersen al” buyurdu. Ben içinden azıcık bir şey aldım. Gülümseyerek “Bu hiçbir şey değil” buyurdu ve ardından kendisi bana yaklaşık 12-18 gram civarında misk verdi.
Vadedilen Mesih’in dostlarına ne kadar önem verdiği şu hadiseden anlaşılmaktadır. Hekim Müftü Fazlurrahman Bey, şöyle anlatır: Eşimin bir çocuğu dünyaya gelmişti ve yedinci gününde akşama doğru onda kasılma belirtileri baş gösterdi. Akşam namazından sonra hemen Vadedilen Mesih’in huzuruna koştum ve “Eşimin durumu böyledir” diye arz ettim. “Bu çok tehlikeli bir hastalığın habercisidir, ona hemen yaklaşık 1-1.5 gram asafetida tozu ver” buyurarak ilacı tarif etti ve “Bir-bir buçuk saat sonra bana haber ver” dedi. Yatsı namazından sonra tekrar gittim ve “Hastalık ilerledi, azalacağına arttı” dedim. Bu defa “1-1.5 gram konin ver, bir saat sonra yine haber et. Hz. Mesih-i Mev’ud (as) çeşitli ilaçlar tavsiye etmeye devam etti fakat hastalık gittikçe daha da ağırlaştı. Nihayet bir an geldi ki hasta, bu hastalıkta son aşama olan kusmayı yaşadı; ardından nefesi kesildi, boynu geriye doğru çekildi, gözleri karardı ve dili tutuldu. Koşarak merdivenlerden yukarı çıktım. Huzur sesimi duyup kapıyı açtı ve ‘Ne oldu, hayır mıdır?’ buyurdu. Ben de ‘Şimdi durum çok kritikleşti’ diye arz ettim. Hz. Mesih-i Mev’ud (a.s.) tüm detayları dinledikten sonra şöyle buyurdu: ‘Dünyadaki tüm silahları kullandık. Şimdi geriye tek bir silah kaldı ki o da duadır. Sen git! Artık o şifa buluncaya kadar başımı duadan kaldırmayacağım.’ Ben bunu duyup geri döndüm ve eşime “Artık ne gam, sorumluluğu bizzat imam üstlendi” dedim. O esnada gece saat iki olmuştu. Eve geldim, hastayı o halde bırakıp diğer odada yatağı serip uyudum. Sabahleyin bir kap kacak sesine uyandım. Baktığımda, eşimin yatağımın ayak ucunda bazı kapları düzelttiğini gördüm. “Durumun nasıl?” diye sordum. “Siz uyuyordunuz, iki saat sonra Allah Teâlâ lütfetti, dedi.
Huzur-i Enver şöyle buyurdu: Bu hadisede dostlar için duyulan acının ve cömertliğin en yüksek seviyesi görülmektedir.
Bir defasında Kadiyan’da (Ahmediye Cemaati’ne) son derece düşman olan birisi, bir yakını için miske ihtiyaç duydu. Misk sadece bulunması zor bir şey olmakla kalmayıp, aynı zamanda çok pahalı ve kıymetli bir şeydi.
O kişi Vadedilen Mesih’in kapısına gidip misk ricasında bulundu. Hz. Mesih-i Mev’ud (as) ise hiç tereddüt etmeden yaklaşık 6 gram kadar miski hemen ona verdi.
Ülkede veba yayıldığında, Vadedilen Mesih (as) Allah Teâlâ’nın vahyi ve bildirmesiyle bir ilaç hazırlamaya başladı. Huzur buna “Tiryak-ı İlahi” adını verdi. Bu ilaç hazır olduğunda Huzur bunu çok büyük bir cömertlikle dağıttı. Hatta dışarıdan isteyenlere taahhütlü paketi bile kendi cebinden gönderiyordu.
Müftü Muhammed Sadık Bey mektubunda Vadedilen Mesih’e şöyle yazar: “Hamilelik sebebiyle bir süredir evimde öyle bir rahatsızlık var ki evde yemek hazırlanamıyor. Ekmek fırından getirtiliyor fakat yemek için zorluk oluyor. Bu yüzden bir süreliğine Aşevi’nden yemek verilmesini arz ederim.” Bunun üzerine Hz. Mesih-i Mev’ud (as), aşevinin sorumlusu olan Miyan Necmuddin Bey’e yazarak, Müftü Bey’e iki öğün aşevinden güzel yemek verilmesini telkin etti.
Bir defasında Vadedilen Mesih (as), Hz. İsa’nın hayatını araştırmak üzere Nusaybin’e bir heyet göndermeyi amaçlamıştı. Hz. Mesih-i Mev’ud (as) kıyafet vs. hazırlıkları için ellişer rupi verdi. Ancak bazı sebeplerden ötürü bu heyetin gidişi durduruldu. Heyetin gidişi iptal olunca heyetin üyesi elli rupiyi Huzur’a geri takdim etti. Huzur, “Biz birine verdiğimiz şeyi geri almayız” buyurdu.
Bir defasında Jalsa Salana döneminde yemek için para kalmamıştı. Hz. Mesih-i Mev’ud (as) “Hazret Amma Can’dan (Vadedilen Mesih’in eşi) masrafları karşılayacak takılar alıp satarak malzemeyi temin edin” buyurdu.
İki gün sonra malzemeler tekrar bitince Hz. Mesih-i Mev’ud (as) şöyle buyurdu: “Biz zahiri sebeplere riayet ederek elimizden geleni yaptık, yanımızda ne varsa verdik. Artık bizim bir şeye ihtiyacımız yok; bunlar Allah rızası için gelen insanlardır, Allah’ın misafirleridir, O kendisi artık ihtiyaçları karşılayacaktır.” Ertesi gün sabah saat sekiz veya dokuz sularında postacı geldiğinde, Huzur Mir Bey’i ve beni çağırdı. Postacının elinde çeşitli yerlerden gelmiş on-on beş kadar havale vardı. Yüzer, ellişer rupilik bu havalelerin üzerinde “Calsaya gelmeye gücümüz yetmedi, misafirlerin masrafları için para gönderiyoruz” yazıyordu. Hz. Mesih-i Mev’ud (as) bunları teslim alarak tevekkül üzerine bir konuşma yaptı.
Bir defasında şiddetli bir kıtlık baş gösterdiğinde Hz. Mesih-i Mev’ud (as), aşevinde unun sürekli pişirilmesini ve ekmeğin hazır bulundurulmasını emretti. Ekmek isteyen herkese ekmek verilmesini ve kimsenin eli boş gönderilmemesini buyurdu.
Şeyh Hamid Ali Bey (r.a.) şöyle anlatır: ‘Ömrünün sonuna kadar Hz. Mesih-i Mev’ud (as) benden hiçbir zaman hesap sormadı ve bana asla darılmadı.
Hz. Şeyh Ahmed Din Bey (r.a.) anlatır: Bir keresinde Hz. Mesih-i Mev’ud (as) beni bir iş için bir yere gönderdi ve ertesi gün erkenden gelmemi tembihledi. Ertesi gün geç kaldığımı, Huzur’un benim için endişelenip arkamdan bir adam göndermiş olduğunu gördüm.
Huzuruna vardığımda bana ilk sorduğu şey, ‘Bir sıkıntı yaşamadınız ya?’ oldu. Vadedilen Mesih hazretlerinin durumumu bu şekilde sormasıyla içim ferahladı, dünyalar benim oldu. Harcamaların hesabını vermek istediğimde ise Hz. Mesih-i Mev’ud (as) şöyle buyurdu: ‘Bizim seninle aramızda neyin hesabı olur? Bu parayı kendi ihtiyaçların için harca.
Hazret-i Hekimü’l-Ümmet Mevlana Nuruddin Bey bir keresinde kendisinden bir miktar borç almıştı. Bu parayı Vadedilen Mesih’in huzuruna geri gönderdiğinde, Huzur bunu hoş karşılamadı ve geri çevirerek “Siz bizim paramızı kendi paranızdan ayrı mı tutuyorsunuz?” buyurdu.
Huzur-i Enver hutbenin sonunda aşağıdaki duayı okudu:
اللّٰھم صل علیٰ محمدوعلیٰ عبدک المسیح الموعود وبارک وسلم










