4.9.2026 – Allah’a Tevekkül Konusunda Hz. Resulüllah’ın İman Artıran örneği

Emir’ül Müminin 5. Halifetü’l Mesih hazretleri, 4 Eylül  2026 (4 Tebük 1405 Hicri Şemsi) tarihinde İngiltere’nin Tilford şehrindeki İslamabad Mübarek Camii’nde Cuma Hutbesi irat etti. Hutbe, Müslüman Ahmediye Televizyonu (MTA) aracılığıyla tüm dünyaya yayınlandı.

Teşehhüd, Taavvuz ve Fatiha Suresi’nin tilavetinden sonra Huzur-i Enver (Allah desteklesin ve yardımcısı olsun)  şöyle buyurdu:

Allah-u Teâlâ, Peygamber Efendimiz’i () kamil insan kılıp tüm insanlık için güzel bir örnek  yapınca, her ahlakı onun zatında yaratarak bunu yüce bir ahlak kıldı. Müminlere de şöyle nasihat etti: Eğer kendi içinizde iyi vasıflar yaratmak ve ahlakın en yüksek mertebelerine ulaşmak istiyorsanız, o zaman bu yüce Resul’e uyun. Bu, sizin Allah-u Teâlâ’nın rızasını kazanmanıza vesile olacaktır.

Peygamber Efendimiz (), Allah-u Teâlâ’nın emri doğrultusunda her ahlakı en yüksek mertebeye ulaştırdığı gibi, müminlere de bunun yüksek standartlarını elde etmeye çalışmaları yönünde nasihatte bulunmuştur. Bugünlerde onun sîretinin farklı yönlerinden bahsetmekteyim. Aynı şekilde bugün de Allah’a tevekkül hususundaki sîretinden, onun makamından, müminlere nasihatinden ve kendi fiili örneğinden bahsedeceğim.

Allah-u Teâlâ, Kur’an-ı Kerim’de Peygamber Efendimiz’e () hitaben şöyle buyurmaktadır:

Ey Peygamber! Allah’a gü­ven, Allah gözetici olarak kafidir. (Ahzab Suresi 46-49)

Dolayısıyla, bu Peygamber Efendimize () bir müjde olduğu gibi müminlere de bir müjdedir: Eğer iman üzere sabit kalırlarsa, Allah-u Teâlâ’nın emirlerine uyarlarsa ve Allah-u Teâlâ’nın zatına tam bir tevekkül gösterirlerse, o zaman Allah-u Teâlâ her zorlukta onlar için kafi gelecektir.

Sonra müminlerin dikkatini çekerken Allah-u Teâlâ şöyle buyurur: Allah’tan başka hiçbir ilah yok­tur. Müminler yalnız Allah’a tevekkül etmelidirler. (Tegabün Suresi, 14]

Nitekim, Allah-u Teâlâ’ya tevekkül ederlerse, o zaman nişaneleri ve mucizeleri de göreceklerdir. Bunun en yüce örneğini Peygamber Efendimiz’in () zatında buluruz; Onun vesilesiyle sahabeleri bundan feyz almış ve önümüze örnekler sunmuşlardır.

Hazret-i Mesih-i Mev’ud () şöyle buyurmaktadır:

” Peygamber Efendimiz () en üst düzeyde samimi, içi temiz, Allah uğrunda canını ortaya koyan, mahlukatın korku ve ümidinden tamamen yüz çeviren ve yalnızca Allah’a tevekkül eden bir zattı.

“Tebettül, yani Allah-u Teâlâ’ya gönül bağlamak ve dünyayı terketmek hususundaki fiili örnek, Peygamberimiz ()’dir. O ne bir kimsenin övgüsüne ne de kötü söz söylemesine aldırış ederdi. Çok büyük sıkıntılarla karşılaştı fakat hiçbirine aldırış etmedi. Sonra şöyle buyurur: “Şunu da unutmamak gerekir ki, mütebettil (Allah’a yönelen) olan kimse mutevekkil (tevekkül eden) de olur.

Bu hususta Hazret-i Ömer b. el-Hattab () Peygamber Efendimiz’in () şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Eğer siz Allah’a gereği gibi tevekkül etseydiniz, kuşların rızıklandırıldığı gibi mutlaka siz de rızıklandırılırdınız. Onlar sabahleyin aç karınla çıkar, akşamleyin karınları doymuş olarak dönerler.”

Hazret-i Ebu Zerr’den () rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz () şöyle buyurmuştur: “Dünyada zühd sahibi olmak (dünyadan yüz çevirmek), helal olanı haram kılmak veya malı heba etmek değildir. Fakat dünyada zühd; elinizde bulunan şeye, Allah’ın katında olandan daha fazla güvenmemenizdir. Ve musibetin sevabı hususunda öyle olmalısınız ki, başınıza bir musibet geldiğinde onun sizin lehinizde baki kalmasını arzulayasınız.”

Peygamber Efendimiz () şöyle buyurdu: “Âdemoğlunun kalbinden her vadiye bir yol gider. Kimin kalbi bu yolların hepsine uyarsa, Allah onun hangi vadide helak olduğuna aldırış etmez. Kim de Allah’a tevekkül ederse, her yolda Allah ona yeter.”

Peygamber Efendimiz () şöyle buyurmuştur: “Kim bütün kaygılarını tek bir kaygı, yani din kaygısı yaparsa –dinine bakar, Allah ile olan bağına bakar, manevi durumuna bakarsa– Allah-u Teâlâ onun dünya ve ahirete dair diğer tüm kaygılarına kafi gelir.”

Peygamber Efendimiz (), Allah-u Teâlâ’ya tevekkülü göz önünde bulundurarak günlük işleri için ne kadar ince düşünceli dualar ederdi! Hazret-i Ümmü Seleme (), Peygamber Efendimiz’in () evinden çıkarken şöyle dediğini rivayet etmiştir:

“Allah’ın adıyla, Allah’a tevekkül ettim. Ey Allah’ım! Kaymaktan, sapmaktan, zulmetmekten, zulme uğramaktan, cahillik etmekten veya bize karşı cahillik edilmesinden Sana sığınırız.”

Peygamber Efendimiz () evinden çıktığında şöyle derdi: “Allah’ın adıyla, Allah’a güvendim. İyilik yapma gücü ve kötülükten korunma kuvveti ancak Allah’ın yardımı iledir. Ey Allah’ım! Sapmaktan veya saptırılmaktan, ayağımın kaymasından veya kaydırılmaktan, zulmetmekten veya zulme uğramaktan, cahillik etmekten veya bana karşı cahillik edilmesinden, haksızlık etmekten veya bana karşı haksızlık yapılmasından Sana sığınırım.”

Peygamber Efendimiz () bir kimse evine girdiğinde şöyle desin, buyurmuştur: “Ey Allah’ım! Senden eve girişin hayrını ve evden çıkışın hayrını istiyorum. Allah’ın adıyla girdik, Allah’ın adıyla çıktık ve Rabbimiz olan Allah’a tevekkül ettik.” Sonra ev halkına selam versin. Bu duayı okumalı ve ardından eve girip ev halkına selam vermelidir.

Müseylemetülkezzâb ordusuyla birlikte Hz. Peygamber’in (s.a.v.) meclisine gelip bir teklifte bulundu; ancak “Eğer Muhammed (s.a.v.) kendisinden sonra beni halefi (yerine geçecek kişi) yaparsa, ona tabi olurum” şartını koştu. Bazı rivayetlerde onu takip edenlerin 100 bin kişi olduğu belirtilir. Allah Rasulü’nün (s.a.v.) elinde bir hurma dalı vardı. Onun yanına geldiğinde şöyle buyurdu: “Eğer benden şu çalı parçasını bile istesen, onu dahi sana vermem. Sen asla Allah’ın senin hakkındaki takdirinin ötesine geçemeyeceksin.”

Hazret-i Muslih-i Mev’ud () şöyle yazmaktadır:

“Peygamber Efendimiz (), hiçbir işte dünyaya ve dünya ehline yönelmezdi; dünyevi sebeplere gözünün ucuyla bile bakmazdı. Aksine her işte gözü Allah-u Teâlâ’da idi, O’nun bir şeyler yapacağına inanırdı. Adeta öyle kamil bir tevekkül örneğiydi ki, ne önceki peygamberlerde benzeri vardır, ne de ondan sonra onun gibi tevekkül sahibi bir insan gelmiştir.”

Hutbenin ikinci bölümünde Huzur-u Enver (Saygıdeğer Halife), aşağıdaki vefat eden kişilerden hayırla söz etmiş ve gıyabi cenaze namazı kıldıracağını ilan buyurmuştur:

Saygıdeğer Mirza Safdar Mahmood Bey: Mandi Bahauddin sakinlerinden merhum Gulam Rasul Bey’in oğludur. Merhum, geçen günlerde 2 Eylül’de şehit edilmiştir. İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn. Kimliği belirsiz bir kişi arkasından takip edip ateş ederek kendisini şehit etmiştir. Şehit olduğunda 65 yaşındaydı. Merhum şehidin ailesine Ahmediyet, Gujarat bölgesinin Kharian beldesinden olan anneannesi Muhterem Hüseyin Bibi Hanım aracılığıyla girmiştir; kendisi İkinci hilafet döneminin ilk günlerinde Ahmediyet’i kabul etmişti. Merhum şehit, bölgesinde tanınan bir Ahmedi idi ve mesleki uzmanlığı sayesinde iyi bir itibara sahipti. Meslek olarak tamirciydi, kendine ait bir tamirhanesi ve iyi bir işi vardı. Doğruluk, ilkelere bağlılık ve yalandan nefret etmek belirgin vasıflarıydı. Her geleni güler yüzle karşılardı. Hilafete aşık biriydi; beş vakit namazın yanı sıra teheccüd namazına da devam ederdi. MTA  yayınlarından faydalanır, her ayın birinci gününde aidatlarını ödemeye özen gösterirdi. Her gün düzenli olarak sadaka verir, her ay sadaka olarak kurban keserdi. Kendisi Vasiyet Sistemine dahil olduğu gibi ailesini de bu sisteme bağlamıştı. Çalışanlarını da gözetir, bir ihtiyaçları olduğunda karşılardı. Şehit olduğunda İl Emir yardımcısı, Mal Sekreteri, Ensarullah Sadr Yardımcısı ve Mandi Bahauddin şehri Ensarullah Mali Sorumlusu olarak hizmet etme imkanı buluyordu. Caminin idaresi de kendisine teslim edilmişti; anahtar ondaydı ve her namaz vaktinde gidip camiyi açardı. Geride kalanları arasında eşinin yanı sıra evli iki oğlu, Saygıdeğer Kamran Safdar Bey ve Saygıdeğer Lokman Safdar Bey yer almaktadır.

Muhterem Emetül Aziz Hanım: Geçen günlerde 62 yaşında vefat etmiştir. İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn. Merhume, Allah Teâlâ’nın lütfuyla musi idi. Hz. Muslih Mav’ud (r.a.) ve Hz. Seyyide Ümmü Tahir Hanım’ın torunu; Sahibzadi Emetül Hakim Hanım ile Saygıdeğer Davud Muzaffar Şah Bey’in kızıydı. Huzur-u Enver şöyle buyurmuştur: “Kendisi hem teyzemin kızı hem de eşimin en küçük kız kardeşiydi. Nikahını Saygıdeğer Khalid Zafar Bey ile Dördüncü Halife (rh) kıymıştı.” Merhumenin iki oğlu vardır, ikisi de son derece yetenekli ve hayırlı evlatlardır; annelerine güçleri yettiğince hizmet etmişlerdir. Huzur-u Enver merhumenin sabrını övmüş ve “Ben onun gibisini pek az gördüm” buyurmuştur. Merhume; merhametli, fakir dostu, Hilafeti seven, herkese karşı temiz kalpli, sıkıntılara sabreden, tartışmalardan kaçınmak için kendisini dünyadan soyutlamış biriydi. Olağanüstü bir tevekküle sahipti. Çandalarını düzenli öder, çocuklarını güzel terbiye eder ve kusurları örterdi.

Reşid Ahmed Ayaz Bey: Sadr Encümen Ahmediye emeklisi olup geçen günlerde 86 yaşında vefat etmiştir. İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn. Merhum musi idi. Geride kalanları arasında eşinin yanı sıra iki kızı ve dört oğlu bulunmaktadır. Oğullarından biri olan Saygıdeğer Tahir Ahmed Zafer Bey, mürebbi-i silsiledir  ve Camiat-ül Mübeşşirîn Gana’nın müdür yardımcısıdır. Görev mahallinde olduğu için babasının cenazesine katılamamıştır.

Huzur-u Enver, vefat edenlerin bağışlanması ve derecelerinin yükselmesi için dua etti.

Önceki

Haftalık Bülten – 25 Ağustos 2026