8.05.2020 – Hz. Habbab bin Erat (ra)

Emir-ül Müminin Hz. Halifetü’l Mesihi’l Hamis (Atba) 8 Mayıs 2020’de İslamabad’da Mübarek Camisinde Cuma hutbesi verdi. Hutbe, MTA (Muslim Television Ahmadiyya) vasıtasıyla tüm dünyada canlı olarak yayınlandı. Kelime-yi şehadet ve Fatiha suresini okuduktan  sonra Huzur-i Enver şöyle buyurdu:

Bugün ben bir Bedir sahabesinden, Hz. Habbab bin Erat’tan bahsedeceğim. O, Beni Said bin Zeyd kabilesinden idi. Cahiliyet döneminde köle yapılarak Mekke’ye gönderilmişti.  O, İslam’ı ilk kabul edenlerin altıncısı idi. Mekke kafirleri, İslam’ı ilk kabul edenleri şiddetli zulüm ve işkencenin hedefi haline getirmişlerdi. Onlar demir zırhlar giydirilerek şiddetli güneş altında kavruldular. Kafirler onların sırtına sıcak taşlar koydular, o kadar ki onların sırtında et kalmadı. Ancak diğer sahabeler gibi Hz. Habbab da hiçbir şekilde İslam’ı inkar etmedi.

Hz. Ömer’in İslamiyet’i kabulünden önce, Hz. Habbab ile ilgili bir olayı anlatarak Hz. Mirza Beşir Ahmed sahip şöyle der: Hz. Ömer’in tabiatı zaten fazlasıyla sertti ancak İslam düşmanlığı onu daha da katı yaptı. O her zaman, güçsüz ve kimsesiz Müslümanlara eziyet ederek İslam’dan döndürebilmenin çabası içindeydi. Bütün çabalarına rağmen bu güçsüz Müslümanların sebatında hiçbir gerileme olmayınca Hz. Ömer, ben neden İslam’ın kurucusunun işini bitirmiyorum ki, diye düşündü. Bu düşünceyle kılıç kuşanıp Peygamber Efendimizi aramak için evden çıktı. Yolda birisi, ey Ömer, nereye gidiyorsun diye sordu. O, Muhammed’in (sas) işini bitirmeye gidiyorum, diye cevap verdi.  O adam dedi ki, sen önce kendi evinin durumundan haberdar ol, kız kardeşin Fatma ve enişten Said bin Zeyd Müslüman olmuşlar. Hz. Ömer derhal kız kardeşinin evine yöneldi. Evin yakınına gelince Hz. Habbab’ın güzel sesle okuduğu Kuran’ın sesi geldi, bunun üstüne öfkesi kat kat arttı. Hızla eve girdi, ancak kız kardeşi sesi duyup Kuran sayfalarını sakladı. Ömer içeri girdi ve öfkeyle bağırarak, duyduğuma göre siz dininizden dönmüşsünüz dedi ve eniştesinin üstüne yürüdü. Kız kardeşi Fatma araya girince o da yaralandı, fakat o büyük bir cesaretle, biz Müslüman olduk, artık ne yapabiliyorsan yap, dedi. Kız kardeşinin sözünü duyunca Ömer ona bakıp yaralanmış olduğunu gördü. Bir müddet sessiz kaldıktan sonra, tamam okuduğunuz kelamı bana gösterin, dedi. Fatma önce, Ömer Kuran sayfalarına zarar verir düşüncesiyle, bunu reddetti. Ancak Ömer’in ısrar etmesi üzerine dedi ki, sen temiz değilsin, temiz değilken Kuran’a el sürmemek lazım, sen önce yıkan. Yıkandıktan sonra Ömer, Kuran sayfalarına baktı, bunlar Taha suresinin ilk ayetleriydi. O, kalbi etkilenmiş bir şekilde okumaya başladı ve her bir kelime onun kalbini etkiledi. Nihayet Ömer’in uyuyan tabiatı uyandı, dedi ki bu ne hayret verici ve pak bir kelamdır. Bunu duyan Habbab (ra) Allah’a şükretti ve dedi ki bu tamamıyla Resulüllah’ın (sas) duasının neticesidir, çünkü daha dün kendisi, Ömer bin Hattab veya Amr bin Hişam yani Ebu Cehil, bu ikisinden birini İslam’a nasip et, diye dua ediyordu. Hz. Ömer (ra) oradan doğruca Hz. Resulüllah’ın (sas) huzuruna, Dar-ı Erkam’a gitti, Peygamber Efendimizin orada olduğunu hz. Habbab söylemişti. Hz. Resulüllah (sas), Ömer hangi niyetle geldin, Vallahi ben senin Allah’ın azabına çarptırılmak için yaratılmadığını görüyorum, buyurdu. Bundan sonra Ömer (ra) İslam’ı kabul etti.

Hz. Habbab (ra) şöyle beyan eder: Biz bir defa Peygamber Efendimize sıkıntılarımızdan bahsettik. Bunun üzerine o şöyle buyurdu: sizden önce geçmiş olan müminlerden bir kimse, yakalanır, kendisi için yerde bir çukur kazılır, o kimse, o çukura, dizlerine kadar gömülür, sonra bir testere getirilip, başının üzerine konulup biçilerek ikiye bölünürdü de, bu işkence, onu, dininden döndüremezdi! Yahut, onun kemiğinin üzerinden eti ve siniri, demir taraklarla taranır, kazınırdı da, yine bu işkence, kendisini dininden döndüremezdi! Sonra Peygamber Efendimiz görevinin başarısı, ayrıca gelecekte nasip olacak ferahlıklardan bahsederek o sahabelere teselli verdi ve sabır telkin etti.

Hz. Habbab’dan rivayet edilmiştir: Kendisinin As bin Vail’den alacağı vardı, o onu isteyince As bin Vail dedi ki, Habbab Muhammed’i (sas) inkar etmedikçe o borç ödenmeyecek. Habbab (ra), o ölüp yeniden dirilse bile yine de onun bu arzusu gerçekleşemez, buyurdu. As bin Vail, Hz. Habbab’ın bu sözüyle alay ederek, ben ölüp ondan sonra malımın ve evlatlarımın yanına döndüğümde senin alacağını ödeyeceğim, dedi. Bunun üzerine Meryem Suresinin 78’den 81’e kadar olan ayetleri nazil oldu, bu ayetlerde böyle konuşanlar için azap haberi vardır.

Hz. Habbab (ra) demirciydi ve kılıç yapardı, Resulüllah (sas) onu çok sever ve sık sık onun yanına giderdi. Hz. Habbab’ın sahibesi bunu öğrendiğinde o bedbaht kadın Hz. Habbab’ın başına sıcak demir koyarak kendisine eziyet etmeye başladı. Peygamber Efendimiz (sas) bunu haber alınca dua etti. Bu dua neticesinde o kadının başında öyle bir hastalık çıktı ki başını hep dağlattırmak zorunda kaldı. Nitekim o Hz. Habbab’ın eliyle kendi başını kızgın demirle dağlattırırdı.

Bir defa Hz. Ömer (ra) Hz. Habbab’a (ra) yapılan eziyetler hakkında sordu. Mekkeli kafirlerin yaptıkları eziyetleri hatırlayarak Hz. Habbab (ra) şöyle buyurdu: Bir keresinde insanlar ateş yaktılar  ve beni o ateşe soktular. Birisi benim göğsüme ayağını koyarak dikildi. İşte o ateşi soğutan sadece benim kendi belim idi. Hz. Habbab (ra) belinden elbisesini sıyırdığında orası cüzzamlı gibi bembeyazdı.

Huzur-i Enver, Hz. Muslih Mevud’dan (ra) bazı alıntılar sundu. Bunlarda Hz. Habbab’ın çektiği o eziyetlerin dert dolu manzarası vardı. Hz. Muslih Mevud (ra) şöyle buyurur: Bir defa Hz. Habbab’ın beli açıldı, insanlar onun belinin derisinin insanların ki gibi değil de hayvanların ki gibi olduğunu görünce korktular. Hz. Habbab’a sorulduğunda o gülümsedi ve şöyle buyurdu: Bu, biz Müslüman kölelerin, Mekke sokaklarının sert taşları üzerinde sürüklendiğimiz zamana ait hatıradır.

İslam ilerleyince Allah-u Teala’nın bu fedakarlıklara nasıl mükafat verdiğinden bahsederek bir yerde hz. Muslih Mevud (ra) şöyle buyurur: Hz. Ömer (ra), kendi hilafet döneminde bir defa Mekke’ye teşrif etti. Bunun üzerine şehrin ileri gelen liderleri kendisiyle görüşmeye geldiler. Onlar, kaybolmuş saygınlıklarını tekrar elde edebileceklerini düşünüyorlardı. Onlar görüşüyorken Hz. Bilal (ra) geldi ve ondan sonra da birbiri ardına ilk iman eden köleler gelmeye başladılar. Onların hepsi, bir zamanlar bu liderlerin yahut onların babalarının köleleriydi. Hz. Ömer (ra) eski iman eden kölelerin her birinin gelişinde onları karşıladı, kendi yakınında onlara yer verdi ve o liderler ise geriye doğru itildiler. En sonunda o liderler ayakkabıların yanına kadar vardılar ki bundan dolayı kalpleri son derece yaralandı. O liderler odadan dışarı çıktılar ve aralarında serzenişte bulunmaya başladılar. Aralarından bir genç şöyle dedi: Düşünün, bugün biz babalarımızın dedelerimizin suçunun cezasını çekiyoruz. Allah Peygamberini gönderdiğinde bizim babalarımız, dedelerimiz ona karşı çıktılar ama bu köleler onu kabul ettiler ve her türlü eziyete katlandılar.

Bu genç lider, Hz. Ömer’in yanına tekrar gitti. Hz. Ömer (ra) şöyle buyurdu: Kusura bakma, ben buna mecburdum. Bu insanlar belki sizin köleleriniz idi fakat bunlar Hz. Resulüllah’ın (sas) indinde çok saygın kimselerdi. O genç lider, biz farkındayız, bu bizim suçumuzdu, deyip bunun nasıl telafi edileceğini sordu. Hz. Ömer (ra) elini kaldırarak, İslam ordusunun savaşlarla meşgul olduğu  kuzeyi işaret etti. Nitekim onlar kalktılar ve savaşlara katılmaya gittiler ve de onlardan hiçbirisi sağ olarak geri dönemedi. Böylece onlar aileleri üzerindeki zillet lekesini sildiler.

Medine’ye hicretten sonra Hz. Resulüllah (sas) Hz. Habbab (ra) ile azat olmuş köle hz. Temim (ra) arasında muvahat (kardeşlik) tesis etti. Hz. Habbab (ra) Bedir gazvesi de dahil olmak üzere bütün gazvelere katıldı. Hz. Habbab (ra) uzun süren şiddetli hastalıklara maruz kaldı ve Hicri 37 yılında 73 yaşında vefat etti. Hz. Ali (ra) Sıffin savaşından geri döndüğünde Hz. Habbab’ın (ra) mezarı başında şöyle dua etti: Ey Allah’ım! Habbab’a rahmet eyle, o kendi hoşnutluğu ile İslam’ı kabul etti ve bir mücahid gibi ömrünü geçirdi. O, bedensel olarak sınandı. Allah iyi işler yapan kimsenin ecrini zayi etmez.

Print Friendly, PDF & Email

Önceki Yazı

Yolcunun bir yerde konaklarken oruç tutması

Sonraki Yazı

Hastanın hastalandığında orucu bozması