Emir’ül Müminin 5. Halifetü’l Mesih hazretleri, 13 Şubat 2026 (13 Tebliğ 1405 Hicri Şemsi) tarihinde İngiltere’nin Tilford şehrindeki İslamabad Mübarek Camii’nde Cuma Hutbesi irat etti. Hutbe, Müslüman Ahmediye Televizyonu (MTA) aracılığıyla tüm dünyaya yayınlandı.
Teşehhüd, Teavvuz ve Fatiha Suresi’nin tilavetinden sonra Huzur-ı Enver (Allah yardımcı olsun) şöyle buyurdu:
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) sünnetine uymanın en güzel manzaralarını, bu zamanda onun sadık kulu olan Vadedilen Mesih’te (a.s.) görmekteyiz. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) ibadetleri ve bu konudaki nasihatleri geçmiş hutbelerde beyan edilmişti.
Bugün, Vadedilen Mesih’in (a.s.) Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) tabi olarak yaptığı ibadetlere dair, karşımıza çıkan olayları sunacağım.
Hz. Mirza Beşir Ahmed (r.a.) Hz. Mirza Muhammed Din’in (r.a.) kendisine yazılı olarak şunları bildirdiğini rivayet eder: “Çocukluğumdan beri Vadedilen Mesih’i (a.s.) görüyorum. Onu ilk kez, ben henüz bir çocukken hz. Mirza Gulam Murtaza Bey’in sağlığında görmüştüm. Gece yatsıdan sonra erkenden uyur ve gece saat bir sularında Teheccüd için kalkardı. Teheccüd kıldıktan sonra tilavetle meşgul olurdu. Sabah ezanı okunduğunda namaz için camiye gider ve namazı cemaatle kılardı. Bazen namazı kendisi kıldırır, bazen de cami imamı Mian Jan Muhammed kıldırırdı. Onu camide sünnet namazı kılarken görmedim.”
Vadedilen Mesih (a.s.) şöyle buyurur: “Ben asla (nefse) ağır gelen riyazetler yapmadım ve günümüzdeki bazı sufiler gibi nefsimi şiddetli mücahedelere sokmadım. Bir yere kapanıp çile çekme yöntemini de asla uygulamadım. Allah-u Teala’nın kelamının reddettiği ve sünnete aykırı olan hiçbir ruhbanlık amelinde bulunmadım.”
Hz. Mesih-i Mev’ud (a.s.), muhterem babasının vefatına yakın bir zamanda kendi riyazetiyle ilgili bir olayı detaylı bir şekilde beyan eder. Orada, rüyasında bir büyüğü gördüğünü ve o zatın, semavi nurlara ulaşmak için bir miktar oruç tutmanın nübüvvet ailesinin sünneti olduğunu zikrettiğini belirtmiştir. Hz. Mesih-i Mev’ud (as) şöyle buyurur: “Bunun üzerine bir müddet sürekli oruç tutmayı uygun buldum ve aynı zamanda bu işi gizli tutmanın daha iyi olacağı düşüncesiyle şu yolu izledim: Evden erkeklerin oturduğu kısma yemek getirtir ve onu bazı yetim çocuklara paylaştırırdım.”
Hz. Mesih-i Mev’ud (as), Allah-u Teala’dan başka kimsenin bu oruçlardan haberi olmadığını beyan eder. Daha sonra iki üç hafta geçince gıdasını daha da azalttı ve tüm gün boyunca gıdasını sadece bir ekmeğe indirdi. Sonra gıdayı gitgide daha da azaltarak öyle bir seviyeye getirdi ki, iki üç aylık bir bebek bile ona sabredemezdi; bu şekilde sekiz dokuz ay boyunca oruç tuttu.
O zaman orucun manevi nice bereketlerini tecrübe etti. Bu oruçların neticesinde pek çok peygamber ve veli ile görüştüğünü söyledi. Bir defasında tam uyanıklık halindeyken hz. Resulullah’ı (s.a.v.); Hasan, Hüseyin, Ali ve Fatma (r.a.) ile birlikte gördüğünü ve bunun rüya değil, uyanıklık hâlinin bir çeşidi olduğunu ifade buyurdu.
Bir rivayette zikredildiğine göre; Hz. Mesih-i Mev’ud (as) bir defasında verandadan düştü, kendine geldiğinde “Namaz vakti geldi mi?” diye sordu. Yani namaza bu derece muhabbeti vardı.
1895 yılında hz. Mir Muhammed İsmail (r.a.), Ramazan ayını Kadiyan’da geçirme fırsatı bulduğunda, tüm ay boyunca Teheccüd namazını, yani Teravih namazını Hz. Mesih-i Mev’ud’un (a.s.) arkasında eda etti. Kendisi şöyle beyan eder: Huzur (a.s.), Vitir namazını gecenin evvelinde kılar, Teravih namazını ise gecenin sonunda ikişer rekat olarak eda ederdi.
Hz. Mirza Beşir Ahmed (r.a.), hz. Amma Jan’dan (r.a.) rivayet eder; Hz. Mesih-i Mev’ud (as) beş vakit namazın dışında iki tür nafile namaz kılardı. Biri bazen kıldığı İşrak namazı, diğeri ise çok hasta olduğu zamanlar hariç her zaman kıldığı sekiz rekatlık Teheccüd namazıydı. Ancak böyle (hasta) durumlarda bile yatakta uzandığı yerden dua ederdi. Ömrünün sonlarında halsizlik sebebiyle oturarak dua ederdi.
Hz. Mevlevi Yakup Ali (r.a.) şöyle yazar: Hz. Mesih-i Mev’ud (as) davaların takibi için sadece babasının talimatına uymak için giderdi. Orada hiçbir namazın kaza olmamasına dikkat ederdi.
Vadedilen Mesih’in sesinde derin bir dert ve hüzün vardı. Tilaveti ise ahenkli ve etkileyiciydi. Kur’an-ı Kerim’e ve Resulüllah’ın (s.a.v.) sünnetine aşıktı; ibadetleri asla Resulüllah’a (s.a.v.) tabi olmanın dışına çıkmazdı. Namaz haricindeki virdi; Kur’ân-ı Kerîm tilâveti, çokça salavât ve istiğfardan ibaretti. Kur’an’a ise aşıktı. Gece gündüz, kalkarken, otururken ve yürürken Kur’an okur ve hıçkıra hıçkıra ağlardı.
Vadedilen Mesih (a.s.), namaz için camiye gidemediği zamanlarda evde cemaat yaptırır ve böyle durumlarda çoğu zaman validemizi de cemaate dahil ederdi.
Hz. Şeyh Yakup Ali İrfani (r.a.), onun çocukluğuyla ilgili olarak şunu rivayet eder: Huzur (a.s.), kendisiyle yaşıt olan ve daha sonra evlendiği kız çocuğuna dua etmesi için şöyle derdi: “Ey bahtiyar! Dua et ki Allah bana namazı hakkıyla eda etmeyi nasip eylesin.” Bu cümleden, çok küçük yaştan itibaren duygularının son derece pak olduğu anlaşılmaktadır.
Hz. Mesih-i Mev’ud (as) şöyle buyurur: “Ben çocukluğumdan beri oruç tutmaya alışığım. Çocukken bir defa tuttuğum ilk oruçta hasta olmuştum; ancak ondan sonraki yirmi dokuz orucun tamamını tuttum. Herhangi bir rahatsızlık hissetmedim. Bu benim için mutluluk bayramıydı. Orucun özel bereketleri vardır. Her meyvenin ayrı bir tadı olduğu gibi, her ibadetin de ayrı bir lezzeti vardır; bu ibadetlerde insanın tarif edemeyeceği bir maneviyat mevcuttur. İbadet sırasında insanın ruhunun son derece incelip su gibi akarak Allah’a kavuşması gerekir.”
Hz. Mesih-i Mev’ud (as), namazın farzlarını eda ettikten sonra gecikmeksizin eve teşrif eder ve kitap yazma işleriyle meşgul olurdu. Akşam namazından sonra camide oturmaya devam eder, yemeği de orada dostlarıyla birlikte yer ve ardından yatsı namazını kılıp içeri girerdi.
Hz. Pir Siracü’l Hak Numani (r.a.), merhum Mian Jan Muhammed’in cenaze namazı hakkında şöyle rivayet eder: Hz. Mesih-i Mev’ud’un (as) merhuma karşı derin bir sevgisi vardı. Huzur (a.s.) cenaze namazını bizzat kıldırdı ve namaz o kadar uzun sürdü ki, arkadaki cemaatin ayakta durmaktan ayaklarına ağrılar girdi. Benim ise ayakta durmaktan halim perişan oldu. Cenaze namazı eda edilip geri dönüldüğünde birisi arz ederek: “Huzur! Bugün namaz hayli uzun sürdü; bizler biraz yorulduk. Sizin haliniz kim bilir nasıldır?” dedi. Hz. Mesih-i Mev’ud (as) şöyle buyurdu: “Bizim yorulmakla ne ilgimiz olur? Biz Allah-u Teala’ya dua ediyor, O’ndan bu merhum için mağfiret diliyorduk. İsteyen kişi hiç yorulur mu? Yorulan yolda kalır. Biz isteyeniz, O ise veren; o halde yorulmak ne demek? Bir dilenci, azıcık bile ümidi olan kapıda kararlılıkla bekler.”
Huzur-ı Enver şöyle buyurdu:
Allah-u Teala bizlere de namazlarımızı bu anlayışla eda etmeye muvaffak kılsın. Bizler Hazret Mesih-i Mevud’a (a.s.), namazlarımızı Allah’ın ve Resulü’nün (s.a.v.) emrine uygun olarak eda edeceğimiz şartıyla biat ettik. Allah-u Teala’nın ihsanlarını hatırlayarak, O’na hamd ederek namazlarımızı eda edeceğimizi söz verdik.
Allah-u Teala bizlere bu sözümüzü de yerine getirmeye muvaffak kılsın.
Hutbenin sonunda Huzur-ı Enver, yakın zamanda vefat eden iki kişiden hayırla bahsetti ve gaybi cenaze namazlarını kıldıracağını duyurdu:
Mükerreme Emetü’ş Şerif Hanım: Kendisi Naroval’den Mahmud Ahmed Butt Bey’in eşidir. Merhume geçtiğimiz günlerde 84 yaşında vefat etti. İnna lillahi ve inna ileyhi raciun. Merhume; namaz ve oruç ibadetlerini aksatmadan yerine getirirdi. Kur’an-ı Kerim’i çokça tilavet eden ve cemaat literatürünü okuyan salih bir hanımdı.
Mükerrem Şeyh Beşir Ahmed Bey: Lahor’dan olup geçtiğimiz günlerde 97 yaşında vefat etti. İnna lillahi ve inna ileyhi raciun. Teheccüd ehli olan merhum, namaz ve orucu aksatmadan yerine getirirdi. Samimi mizacı ve örnek ahlâkıyla herkesin sevgisini kazanmıştı. Lahor Cemaati’nin aktif bir üyesiydi.
Huzur-ı Enver hakkında “Ben de gördüm, çok mütevazı bir insandı.” buyurdu.
Huzur-ı Enver, merhumların mağfireti ve derecelerinin yükselmesi için dua etti.










