Emir’ül Müminin 5. Halifetü’l Mesih hazretleri, 30 Ekim 2026 (30 İha 1405 Hicri Şemsi) tarihinde İngiltere’nin Tilford şehrindeki İslamabad Mübarek Camii’nde Cuma Hutbesi irat etti. Hutbe, Müslüman Ahmediye Televizyonu (MTA) aracılığıyla tüm dünyaya yayınlandı.
Teşehhüd, Taavvuz ve Fatiha Suresi’nin tilavetinden sonra Huzur-i Enver (Allah desteklesin ve yardımcısı olsun) şunları söyledi:
Hz. Resul-i Ekrem’in (s.a.v.) sade hayatı ve sade yaşam tarzı hakkında söz açılmıştı. Geçen hafta bu bağlamda onun yeme içmedeki sadeliği, yemek yeme usulleri ve sade yaşam standartları ele alınmıştı.
Hz. Muslih Mevud (r.a.) şöyle buyurmaktadır: Resul-i Ekrem’in (s.a.v.) her bir ameli, sade ve yapmacıklıktan uzaklıktır.
Güzel yemeklere alışkın olan kimseler, Resul-i Ekrem’in (s.a.v.) son derece lezzetli yemekler yediğini ve önünde padişahlara layık sofralar serildiğini düşünürler; ancak işin gerçeğinin bundan tamamen farklı olduğunu öğrendiklerinde şaşıracaklardır. Hz. Resulullah (s.a.v.) bir yandan eksiksiz bir sadelik timsaliyken, diğer yandan sade yaşamıyla da dünya için bir rehberdi.
Huzur-u Enver şöyle buyurdu: Hz. Aişe (r.a.) yeğeni Urve’ye şöyle demiştir: Ey yeğenim! Bizler hilali gördükten sonra peş peşe üç hilal görülene kadar (yani iki ay boyunca) evimizde ateş yanmazdı. Soruyu yönelten kişi “O halde ne yiyerek geçiniyordunuz?” diye sormuş, Hz. Aişe (r.a.) ise su ve hurma ile geçindiklerini, ensardan olan komşuların ise bazen keçi sütü gönderdiğini belirtmiştir.
Subhanallah! İki ay boyunca ateşin yanmadığı, yalnızca hurma, su ve süt ile idare edilen ne kadar sade bir hayat. Bu tarihi görüp Müslümanların utanması gerekir. Bugün Müslümanlar arasında da aynı yeme içme hastalığına müptela olan bazı zengin kimseler bulunmaktadır. Onlara bakarak durumu zayıf olanlar da aşırı harcama yapmaya çalışmaktadır. Hz. Muslih Mevud (r.a.) şöyle buyurur: Müslümanların parası yeme içmeye fazlasıyla harcanmakta ve sürekli borç içinde yaşamaktadırlar.
Huzur-u Enver şöyle buyurdu: Günümüzde “yeme içme standartlarımız iyi değil” şeklinde şikayetler artmaktadır. Halbuki gelir ne kadar olursa olsun insan elindekiyle geçinmesini bilmelidir.
Huzur-u Enver şöyle buyurdu: Hz. Resulullah (s.a.v.) bir yandan sadeliğin timsaliyken, diğer yandan ruhbanlığı da hoş karşılamazdı. Eğer kendisine kaliteli gıdalar takdim edilecek olursa onları da yerdi.
Bu durum nefsini köreltmek adına yemekten tamamen kaçındığı anlamına gelmez. Onun bu dengeli ölçütü, onu diğer insanlardan üstün kılmıştır; çünkü o yalnızca belirli bir zümre için değil, tüm insanlık için gönderilmişti. Dolayısıyla onun kusursuz olması elzemdi. O, bir taraftan sade hayatta zirvedeyken, diğer taraftan helal ve temiz gıdaları kullanmaktan kaçınmazdı; lakin genel olarak geçimi sade bir hayat üzerine kurulu olurdu ve yemeği sırf hayatta kalabilmek ve çalışmak için güç bulabilmek amacıyla yerdi.
Resul-i Ekrem (s.a.v.) hayatında her türlü en üstün gıdaları da tatmak suretiyle bir örnek sunmuş, diğer taraftan da gayelerinin zirvesinde en iyi yiyecek ve giyecekleri bulunduran zenginlerimiz için sade bir hayat örneği tesis etmiştir.
Huzur-u Enver, güzel yemek yemekle ilgili olarak şu rivayeti aktardı: Hz. Resulullah (s.a.v.) keçi kolundan et yemekte idi.
Hz. Mesih-i Mevud (a.s.) şöyle buyurmaktadır: Hz. Resulullah (s.a.v.) bıçakla et kesip yemiştir ve bu fiili ümmet zahmete girmesin diye gerçekleştirmiştir. Meşru ihtiyaçlar çerçevesinde bu şekilde yemek yemek caizdir; ancak buna bağımlı olmak, tekellüfe yani yapmacıklığa kaçmak ve diğer mütevazı yolları hakir görmek yasaktır. Eğer başka milletleri taklit etmeye başlanırsa insan temizliği de terk edebilir. Hz. Mesih-i Mevud (a.s.) bazen işleri başından aşkınken ayakta, masada veya yere oturarak yemek yerdi.
Huzur-u Enver şöyle buyurdu: Resul-i Ekrem’in (s.a.v.) evliliği ve velimesi (düğün yemeği) hakkında şu rivayet nakledilmektedir: Nebi-i Kerim (s.a.v.) Hz. Safiyye’yi (r.a.) azat etmiş ve kendisiyle evlenmiştir. Onun azat edilmesi aynı zamanda mehiri olmuştur. Bu yolculuk esnasında Resul-i Ekrem (s.a.v.) sabah vakti bir sofra serdirmiş ve herkese yanında ne varsa getirmesini söylemiştir. Kimi hurma, kimi sadeyağ, kimi de kavut (süttozu/kavut karıştırılmış yiyecek) getirmiş; ardından bunlar birbirine karıştırılarak yoğrulmuş ve hz. Resulullah’ın (s.a.v.) düğün yemeği (velimesi) bu olmuştur.
Geçen hutbede de zikredildiği üzere, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) en küçük hediyeyi bile kabul ederdi. Bu hususta Hz. Ebu Hureyre’den (r.a.) şöyle rivayet edilmiştir: Resul-i Ekrem (s.a.v.) “Eğer bana bir keçi paçası veya kolu yemek için davet edilirse bu davete mutlaka icabet ederim; eğer bana keçi paçası veya kolu hediye olarak gönderilirse onu da kabul ederim” buyurmuştur. Yani en küçük hediyeyi bile geri çevirmezdi.
Hz. Seyyid Zeynelabidin Velullah Şah Bey (r.a.) bu hadisin şerhinde şöyle buyurmaktadır: Peygamber Efendimizin (s.a.v.) maksadı, en basit bir yemek davetini veya en ufak bir hediyeyi bile reddetmeyeceğini ortaya koymaktır. Kur’an-ı Kerim, mütevazı şeyleri kabul etmeyi de güzel ahlaktan saymıştır.
Huzur-u Enver şöyle buyurdu: Peygamber Efendimiz herkesin davetini kabul ederdi. Hz. Enes (r.a.) şöyle rivayet ediyor: Bir terzi hz. Resulullah’ı (s.a.v.) yemeğe davet etmişti. Enes (r.a.) de Hz. Resulullah (sav) ile birlikte davete gittiğini belirterek şunları kaydetmiştir: O zat hz. Resulullah’ın huzuruna arpa ekmeği ile içinde kabak ve kurutulmuş et parçaları bulunan bir çorba ikram etti. Hz. Enes (r.a.) der ki: “Resulullah’ın kabaktan parçaları tabağın etrafından seçerek yediğini gördüm; o günden beri ben de kabağı çok severim.”
Hz. Muslih Mevud (r.a.) şöyle buyurmaktadır: Kabak Peygamber Efendimiz’e çok sevimli gelirdi. Sonra öyle bir zaman da geldi ki Efendimiz’e yiyecek dahi nasip olmadı. “Muhammed Resulullah (sav) neden güzel et yedi, neden şahane şerbetler içti, neden güzel şeyler yedi” diyen kimse ahmak biridir; çünkü o kimse Muhammed Resulullah’ın (s.a.v.) açlık çektiğini, karnına taş bağladığını hesaba katmamaktadır. Öyle günler de onun başına geldi ki, yoksul bir kadın dilenmek için kapısına geldiğinde Hz. Aişe (r.a.) o gün evde bir şey olmadığını, arandığında sadece tek bir hurma bulunduğunu söylemiştir. O kadın o hurmayı ikiye bölüp iki kızına vermiştir. Hz. Aişe (r.a.) bu olayı hz. Resulullah’a (s.a.v.) anlattığında Efendimiz, “Kimin iki kız çocuğu varsa ve onları iyi bir şekilde yetiştirirse, Allah o vesileyle ona cenneti vacip kılar” buyurmuştur.
Huzur-u Enver şöyle buyurdu: Hz. Resulullah’ın (s.a.v.) sîretini her kim dinler veya okursa, orada anlatılan her olayda eğitim, hikmet ve nasihatin pek çok yönünü müşahede eder. Bu rivayette de bunu açıkça görmekteyiz.
Huzur-u Enver şöyle buyurdu: Hz. Muslih Mevud (r.a.) Dibaçe-i Tefsir-ül Kur’an adlı eserinde Peygamber Efendimizin sîretini naklederken şöyle buyurmaktadır: Yeme içme hususunda Efendimiz (s.a.v.) sadeliği gözetirdi. Bazen tuz fazla olduğunda, olmadığında veya yemek kötü pişirildiğinde asla hoşnutsuzluk göstermezdi. Mümkün mertebe o yemeği yiyerek yemeği hazırlayanın kalbinin kırılmasına engel olur, şayet hoşuna gitmezse elini çeker ancak bunu belli etmezdi. Bir şey geldiğinde sahabelerle bölüşerek yerdi. Bir defasında hurmalar geldiğinde sahabelere yedişer yedişer dağıtmıştı.
Hz. Aişe (r.a.) şöyle anlatmaktadır: Hz. Resulullah’ın (s.a.v.) asla kötü söz söylediğini görmedim; ayrıca onun için hiçbir kıyafet katlanıp (kaldırılıp) konulmazdı. Yani tek bir elbisesi olurdu, katlanıp dolapta saklanan ikinci bir kıyafeti yoktu. Eğer elbiselerin yıkanması icap ederse, onları yıkar ve hemen o şekilde dışarı çıkardı ki üzerindeki su izleri bile hâlâ görünürdü. Bu, hiçbir varlıklı kimsenin sergileyemeyeceği ve bugüne dek hiç kimsenin gösteremediği türden eşsiz bir sadelik örneğidir.
Hz. İbn Ömer’den (r.a.) rivayet edildiğine göre, Hz. Ömer (r.a.) Atarid et-Temimi’yi çarşıda çizgili ipek bir kumaş satarken görmüştü. O şahıs kralların yanına gidip hediyeler alan biriydi. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.) “Ya Resulullah! Atarid’in böyle bir kumaş sattığını gördüm; elçiler ve heyetler huzurunuza çıktığında bunu giyerseniz güzel bir izlenim bırakır” ya da “Cuma günleri giyersiniz” diye arzetti. Hz. Resulullah (s.a.v.) ise “Dünyada ipeği ancak ahirette hiçbir nasibi olmayan kimse giyer” buyurdu.
Bu olayları aktardıktan sonra Hz. Muslih Mevud (r.a.) şöyle buyurur: Hz. Resul-i Ekrem (s.a.v.) giyim kuşamda o kadar büyük bir sadelik gösterirdi ki hakikaten bu durumları okuduğumda utanıyorum. Şüphesiz günümüzde şartlar değişti, ancak yine de bu olayları okumak insana utanç veriyor. Giyim kuşamdaki farklar bir kenara bırakılsa dahi hz. Resul-i Ekrem’in (s.a.v.) hayatı son derece sadeydi ve bunun haricinde dünyanın kalkınma ve terakki kaydetmesi mümkün olamazdı.
Hz. Semura bin Cündeb’in (r.a.) rivayetine göre hz. Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: Beyaz elbiseler giyiniz; çünkü onlar daha temiz ve daha güzeldir. Ölülerinizi de onlarla kefenleyiniz.
Bir diğer rivayette hz. Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: Hiç kimse karnından daha zararlı bir kap doldurmamıştır. Ademoğlu için belini dik tutacak birkaç lokma kifayet eder. Yani mide de bir kaptır, onu sürekli doldurursanız sonuçta sadece bozulma meydana gelir. Buyurdu ki: Midenin üçte birini yemeğe, üçte birini suya, üçte birini ise nefes almaya (boşluğa) ayırın. Yani tam doymadan, açlık hissiyle sofradan kalkın. Mide rahatsızlığı çekenlere doktorların verdiği bu tavsiye, bundan 1400 yıl önce hz. Resulullah (s.a.v.) tarafından dile getirilmiştir.
Hz. Muslih Mevud (r.a.) şöyle buyurmaktadır: Sade yaşam tarzı sayesinde insanlar zorluklara göğüs germeye alışırlar ve sıkıntılı günlerle karşılaştıklarında dahi o ıstırabı derinden hissetmezler. Nitekim buyurdu ki günümüzde gördüğümüz üzere, Avrupalıların gözünde büyük birer felaket ve musibet sayılan şeyler bizim günlük yaşamımızın sıradan birer parçasıdır. Onların felaket olarak gördüğü durumlar bizim için rahatlık ve huzur hükmündedir; bu yüzden bu sıkıntıları dert bile etmeyiz.
Hz. Muslih Mevud (r.a.) şöyle buyurur: Kısa bir süre önce bazıları bana kıyafet bulmanın zorlaştığını söylediler; oysa bir müminin hâli şöyle olmalıdır: Kumaş bulduysa giyer, bulamazsa eski elbiselerine yama vurarak geçimini sürdürür. Hz. Resulullah’ın (s.a.v.) elbiselerinde dahi yamalar bulunurdu. Acaba biz ondan daha büyük kimseler miyiz ki elbiselerimize yama vuramayalım?
Huzur-u Enver şöyle buyurdu: Günümüz dünyasının sıkıntılar içindeki en büyük feryadı “bu bulunmuyor, şu bulunmuyor” şeklindedir ve eğer bir dünya savaşı çıkacak olursa durumun daha da ne kadar kötüleşeceği bilinmemektedir. Ben daha önce de defalarca belirttiğim gibi, giderek artan bir savaş ortamı oluşmaktadır ve eğer daha büyük bir savaş gerçekleşirse hem Avrupa hem de tüm dünya gıda açısından zorlu bir dönemden geçecektir.
Hz. Muslih Mevud (r.a.) o dönemdeki Hindistan örneğini vermiştir, ancak Afrika ve az gelişmiş ülkelerde durum öyledir ki onlar sade bir gıda bulduklarında bile son derece mutlu olmaktadırlar. Bu insanlar savaş şartlarına dayanabilirler, ne var ki Avrupa ve gelişmiş ülkeler bunu kaldıramayacak ve bu durum onları son derece perişan edecektir. Bu sebeple; Bizler de kendi hallerimizi sürekli gözden geçirmeli, kanaat sahibi olmalı ve sade bir hayat sürmeye gayret göstermeliyiz. Hz. Resulullah’ın (s.a.v.) örneğini ve o dönemi daima göz önünde bulundurmalıyız.
Güzel şeyler, yemekler mevcut olduğunda elbette yenmelidir. Kaliteli eşyalar elde varsa elbette giyilmelidir. Ne var ki bunlara bağımlı hale gelmek ve bunlar bulunmadığında “mahvolduk, bittik” diye feryat figan etmek yanlış bir tutumdur. Velhasıl; Dünyayı bu felaketlerden koruması için Allah Tealâ’ya da dua edilmelidir. İnsanlar kendi bencillikleri yüzünden bir yıkım çukuruna yuvarlanmaya çalışmaktadırlar. Mevcut durum böyle devam ederse büyük bir dünya savaşı kaçınılmazdır ve bunun ardından gelecek olan yıkım da kesin olacaktır. Başkalarının kaynaklarına ve topraklarına göz dikmek yerine bu yöneticiler kendi halklarına hizmet etmelidir. Allah Tealâ bizleri de her daim iyilikler üzerinde sabit kalmaya muvaffak kılsın.










