Kanaat ve Sadelik Bağlamında Hz. Resulüllah’ın (sav) iman verici hayatı

Emir’ül Müminin 5. Halifetü’l Mesih hazretleri, 23 Ekim  2026 (23 İha 1405 Hicri Şemsi) tarihinde İngiltere’nin Tilford şehrindeki İslamabad Mübarek Camii’nde Cuma Hutbesi irat etti. Hutbe, Müslüman Ahmediye Televizyonu (MTA) aracılığıyla tüm dünyaya yayınlandı.

Teşehhüd, Taavvuz ve Fatiha Suresi’nin tilavetinden sonra Huzur-i Enver (Allah desteklesin ve yardımcısı olsun)  şunları söyledi:

Hz. Resulüllah’ın (sav) sade hayatından bahsetmeye başlamıştım. Sadeliğin tarzlarından biri de şuydu ki, bazen kendi ihtiyaç eşyalarını çarşıdan bizzat satın alırdı.

Nitekim Hz. Ebu Hüreyre (ra) şöyle  rivayet ediyor: bir gün Resulullah (sav) ile birlikte çarşıya girdim. O kumaş tüccarının yanına oturdu. Sonra dört dirheme bir kumaş parçası satın aldı.

Hz. Aişe (ra)’dan rivayet edilmektedir. Derdi ki, Hz. Ebu Bekir (ra) yanıma geldi. O sırada yanımda Ensar’ın iki kızı bazı şiirler terennüm ediyorlardı. Onlar profesyonel şarkıcı kadınlar değillerdi, aksine Hz. Aişe (ra) onların kendisinin arkadaşı olduğunu söylüyor. Hz. Ebu Bekir (ra) şiir sesini işitince şöyle dedi: Bu da nedir, Hz. Resulullah’ın evinde sizler şeytanın neyini alıp oturmuşsunuz? Bu, bayram günü idi. Peygamber Efendimiz (sav) bunu işitince şöyle buyurdu: Ey Ebu Bekir! Her milletin bir bayramı olur ve bu bizim bayramımızdır. Artık onlara şiir söylemelerine izin verin ve durdurmayın.

Yani, şirk içermeyen sade bir ortamdır, o yüzden onların şarkı söylemesine izin ver.

Hz. Peygamber (sav) çocukların yanından geçerse onlara selam verirdi. Onların başını okşardı. Onlar için dua ederdi. Bir kimse onunla oturur yahut bir ihtiyacı için onunla konuşursa, o kişi kendisi kalkıp gidinceye kadar onunla oturmaya devam ederdi. Bu sadelik ve tahammül, gelen kişiye teselli ve cesaret verirdi ve böylelikle o söyleyeceklerini rahat bir şekilde ifade edebiliyordu. İşte bu, bizim Cemaat  görevlilerimizin de benimsemesi gereken bir yöntemdir.

Hz. İmam Hüseyin (ra) şöyle rivayet ediyor: Babama Hz. Peygamberin sohbet meclisi hakkında sordum, o da şöyle dedi: Peygamber Efendimiz (sav) kalkıp otururken zikr-i ilahi yapardı, bir topluluğun yanına giderse meclis bittiğinde olduğu yerde kalırdı. O her meclis arkadaşına hakkını verirdi; hiçbir kimse, başka birinin kendisinden daha saygın olduğunu sanmazdı. Onun cömertliği ve ahlak güzelliği herkes için eşitti; o onlar için baba konumunda olmuştu.

Medine’ye hicret sırasında Kuba’nın dışında bir ağacın altında oturduğunda, o sırada henüz Medinelerin ekseriyeti onun yüzüne yabancıydı. İnsanlar Hz. Ebu Bekir’i  Hz. Resulullah (sav) sanıyorlardı ve büyük bir hürmetle Hz. Ebu Bekir’e doğru dönüp oturuyorlardı. Hz. Ebu Bekir (ra) bütün bunları görüp hemen örtüsünü kaldırdı ve güneşe karşı durarak şöyle dedi: Ya Resulallah (sav)! Size güneş vuruyor. Ben size gölge yapıyorum.

Hz. Cabir bin Abdullah (ra) şöyle diyor: Ben bir kez hastalandım ve hz. Resulüllah (sav) ile Hz. Ebu Bekir (ra) evime teşrif ettiler ve beni baygın buldular. Peygamber Efendimiz abdest aldı ve abdest suyunu üzerime döktü, böylece ayıldım.

Peygamber Efendimizin hayatında hiçbir yapmacıklık yoktu, sadelik vardı. O ashabına da aynen bunu anlatırdı ki sadeliği benimsesinler ve onlar da ıslah olsunlar.

Hz. Abdullah bin Mesud (ra) şöyle rivayet ediyor: Bedir Gazvesi günü üçer kişi bir deveye sırayla biniyorlardı. Hz. Resulüllah ile birlikte binenler şöyle dediler: Ya Resulallah (sav)! Siz binin ve biz yaya yürüyelim. Bunun üzerine Peygamber Efemndimiz şöyle buyurdu: Siz ikiniz benden daha güçlü değilsiniz ve ben de sevap meselesinde siz ikinizden müstağni (ihtiyaçsız) değilim. Bu yüzden belirlenen kural neyse ona göre amel edilecektir.

Hz. Amr bin Haris (ra) şöyle diyor: Hz. Resulullah (sav) ne bir dinar, ne bir dirhem, ne bir köle, ne bir cariye bıraktı. Üzerine bindiği beyaz katırı, silahları ve yolcular için vakfettiği bir arazi hariç.

Hz. Muslih Mevud (ra) şöyle buyuruyor: Nebi Kerim’den şu da sabittir ki, Peygamber Efendimiz en iyi gıdaları da yiyordu  açlık da çekti. Bazen o kadar uzun açlıklar çekti ki, karnını bağlamak zorunda kaldı. Ancak her durumda hayatı şükür ve sadelik içinde geçti.

Hz. Ebu Said Hudri (ra) şöyle rivayet ediyor: Hz. Peygamberin hayatı çok sade idi. O hiçbir işi ayıp görmezdi. Devesinin yemini kendi verirdi, ev işlerini yapardı, ayakkabılarını tamir ederdi, elbiselerine yama yapardı, hizmetçisini yanına oturtarak yemek yerdi, un öğütürken o yorulursa ona yardım ederdi. Çarşıdan ev eşyasını taşıyıp getirmekte utanç duymazdı. Zengin fakir herkesle musafaha ederdi, selam vermekte öncülük ederdi; eğer biri hurma yemeğine bile davet etseydi onu hakir görmez ve kabul ederdi. O son derece merhametli, yumuşak mizaçlı ve halim selimdi. Yaşam tarzı son derece sadeydi, güler yüzlü davranırdı, yüzünde tebessüm parıldardı. O kahkaha atarak gülmezdi. Allah korkusundan endişe duyardı, ancak asık yüzlülük ve sertlik namına hiçbir şey yoktu. Alçakgönüllü idi, ancak bunda hiçbir zayıflık ve basiretsizlik belirtisi yoktu. Oldukça cömert, yumuşak kalpli, şefkatli ve merhametliydi. Her Müslümana nezaketle davranırdı. Geğirecek kadar tıka basa yemezdi. Hiçbir zaman tamah hırsıyla elini uzatmazdı, bilakis sabırlı, şükreden ve azla yetinen biriydi.

Hz. Aişe (ra) şöyle rivayet ediyor: Hz. Resulullah (sav) hediye kabul ederdi ve kendisi de hediye gönderirdi. En küçük hediye bile olsa onu kabul eder ve karşılığında hediye verirdi.

Peygamber Efendimiz hiçbir yemeği asla kötülemedi. Eğer onu severse yerdi, yoksa bırakırdı.

Hz. Resulüllah (sav) kaba yün elbise giydi, yama yapılmış ayakkabılar giydi. Daima sert yemek yedi (yani boğazından su olmadan geçmeyen kalın arpa ekmeği) ve sade giyindi.

Hz. Resulüllah (sav) zırhını arpa karşılığında rehin bırakmıştı. Bir defasında bir parça ekmeğin üzerine hurma koydu ve bunun katığı olduğunu söyledi. Böylece hurma ile ekmek yedi. Hizmetine bir defasında sıcak yemek getirildi. Onu yedi ve şöyle buyurdu: Bütün övgüler Allah’a mahsustur, bu kadar süredir sıcak yemek yememiştim. Hz. Aişe (ra) diyor ki, Nebi Kerim (sav), biz hurma ve suyu doyasıya yediğimiz sırada vefat etti.

Hz. Mesih Mevud (as) şöyle buyuruyor: Tayyiblerin ve tahirlerin doyasıya yemesi, hakkında Allah Teâlâ’nın “Dört ayaklı hayvanların yediği gibi yerler ve ateş onların meskenidir” buyurduğu kimselerin doyması gibi değildir. Hz. Peygamberin herhangi bir vakitte doyasıya yemesi başka bir nurdur; şayet o doymak, asıl gayesi lezzet elde etmek ve ondan yararlanmak olan ve gözleri nefsani arzulardan başka bir şey görmeyen kimselere nispet edilirse, o doymaya asla doymak diyemeyiz. Doymanın tanımında tertemizlerin ve mukaddeslerin ıstılahı ile necislerin ve oburların ıstılahı ayrı ayrıdır. Temiz insanlar, açlık vakti bilfiil kalktığı ve hareketler ile duruşlar için güç kazanıldığı an yenilen gıdaya doyma adını koyarlar. Kısacası müminin doyması, sırtını ayakta tutacak ve farz hakları yerine getirebilecek kadar gıda yemektir. Bu sebeple Resullerin Efendisi olanın doymasını sıradan insanların doymasıyla kıyaslamak, kıyas-ı mea’l-farıktır. Yani farklı şeyleri yanlış biçimde karşılaştırmaktır. Aynı şekilde pek çok insan onun azametli makamını anlamamış, sözlerin kullanım yerlerini dikkate almamış ve kendilerini hataya düşürmüşlerdir. Hz. Peygamberin herhangi bir vakitte “Doydum” demesi, hayatlarının asıl gayesini yemekten ibaret görenlerin sözü gibi asla değildir. Kısacası ermişlerin işi ve sözü, ermişlerin yüce mertebelerine uygun olarak anlaşılmalıdır ve onların durumlarını başkalarıyla kıyaslamak doğru değildir. Onlar görünüşte bu âlemin içinde olsalar dahi gerçekte bu âlemin dışındadırlar.

Hz. Aişe (ra) şöyle beyan etti: Ne zaman günde iki defa doyasıya yemek yiyecek olsam ağlarım. Neden ağladığı sorulduğunda şöyle dedi: Hz. Resulullah’ın dünyadan ayrıldığı halini hatırlıyorum.

Yemin ederim ki Resulullah (sav) bir günde iki defa ekmek ve etle karnını doyurmamıştır.

Hz. Abdullah bin Ubeyd (ra) şöyle rivayet ediyor: Hz. Resulullah’ın hizmetine yemek sunuldu. Hz. Aişe (ra) şöyle arz etti: Ey Allah’ın Nebisi! Siz yaslanarak yiyin, bu sizin için daha rahat olacaktır. Peygamber Efendimiz alnını yere doğru eğdi ve nerdeyse yere dokunacaktı. O şöyle buyurdu: Ben ancak sıradan bir kulun yediği gibi yiyeceğim ve sıradan bir kulun oturduğu gibi oturacağım, çünkü ben sadece bir kulum.

Hz. Mesih Mevud (as) şöyle buyuruyor: Hz. Peygamberin pak hayatını incele ki onun son derece lütufkâr olduğunu anlayacaksın. Çok büyük bir heybeti olmasına rağmen yaşlı bir kadın bile onu ayakta tuttuğunda, kadın izin verinceye kadar o da ayakta dururdu.

Hutbenin sonunda Huzur-u Enver şöyle buyurdu: Onun makamı çok yüce bir makamdır ve Onun her amelinde bir üsve (güzel örnek) vardır.

اللّٰھُمَّ صَلِّ عَلیٰ مُحَمَّدٍ وَّعَلیٰ اٰلِ مُحَمَّدٍوَّبَارِکْ وَسَلِّمْ اِنَّکَ حَمِیْدٌ مَّجِیْدٌ۔

Önceki

16.10.2026 – Hz. Resulüllah’ın (sav) Kanaat ve Sadelik Dolu Hayatı Emir’ül Müminin 5. Halifetü’l Mesih hazretleri