19.1.2025 – En Güzel Örnek Olarak Hz. Muhammed (sav)

Emir’ül Müminin 5. Halifetü’l Mesih hazretleri, 19 Aralık 2025 (12 Fetih 1404 Hicri Şemsi) tarihinde Mübarek Camii, İslamabad, Tilford, İngiltere’de bir Cuma hutbesi irad etti. Bu hutbe, MTA televizyonu aracılığıyla tüm dünyaya yayınlandı. Huzur-i Enver, teşehhüd, Teavvuz ve Fatiha suresinden sonra Ahzap Suresinin 22. Ayetini ve tercümesini sundu: “Sizin için, (yani) Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman ve Allah’ı çok ananlar için, Allah’ın Peygamberinde en yüce örnek vardır.”

Daha sonra Huzur-i Enver şöyle dedi: Hz. Aişe’ye (r.a.) birisi, Hz. Resulüllah’ın (s.a.v.) yüce ahlakı ve sünneti hakkında bir şeyler anlatmasını istedi. Bunun üzerine Hz. Aişe (r.a.) şöyle cevap verdi: “Sen hiç Kur’an-ı Kerim okumadın mı? Allah-u Teâlâ orada bizzat onun ahlakı hakkında şahitlik etmiştir.” Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurur:

وَاِنَّكَ لَعَلٰی خُلُقٍ عَظِیۡمٍ

Yani; Ey Resul! Sen kesinlikle ahlakın en yüksek makamındasın.

Örnek kişiler, ancak bir şeyin en üst makamında (zirvesinde) olanlardan olur. Hz. Resulüllah (s.a.v.) söz konusu olduğunda ise; ister hukukullah (Allah’ın hakları) olsun ister hukuku’l-ibad (kulların hakları) olsun, o her iki alanda da Allah-u Teâlâ’nın bizzat şahitlik ettiği o yüce makama sahipti. İşte bu yüzden Allah-u Teâlâ bize şöyle buyurmuştur: ‘Bu Resul sizin için bir örnektir; sadece onun sözlerini dinlemekle kalmayın, aynı zamanda ona uyun (amel edin), zira sadece iman etmek yeterli değildir.’ Siz ne zaman ki (onun gibi) amel ederseniz, işte o zaman benim bu Resul’ü gönderme amacım olan o makama kesinlikle ulaşabilirsiniz.

Dünyada insanlar birkaç iyi söz söylerler ya da meşhur olan bir iş yaparlar ve isimleri parlar. Onlara büyük ödüller verilir; kimine Nobel Ödülü, kimine başka bir ödül… Ancak bu ödüller, bu iş için görevlendirilmiş bir komite veya hükümet tarafından verilir. Fakat tüm bir halkın ittifak ederek böyle bir şehadette bulunduğu hiç görülmemiştir.

Asıl ödül ise, Hz. Resulüllah’a (s.a.v.) henüz peygamberlik gelmeden önce, gençlik yıllarında insanların ona ‘Sadık’ (doğru sözlü) ve ‘Emin’ (güvenilir) diyerek verdikleri ödüldür. Yani onun bir ödüle ihtiyacı yoktu; fakat insanların gözünde o, kıyaslanamaz bir makama ulaşmıştı ve tüm millet ona bu unvanları vermişti.

İşte Hz. Resulüllah’ın (s.a.v.) makamı budur. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kendisi de şöyle buyurmuştur: ‘Siz benim sünnetime uyun, benim amellerimi takip edin; çünkü Allah-u Teâlâ beni sizin ıslahınız için göndermiştir.’ Yine o şöyle buyurmaktadır: ‘Ben, güzel ahlakı kemale erdirmek için gönderildim.’ Dolayısıyla, ahlakı ancak tüm bu erdemleri kendinde barındıran ve bütün güzel vasıflara sahip olan birisi tamamlayabilir.

Huzur-i Enver şöyle buyurdu: 2. Halifetü’l Mesih hazretleri de Dibaçe-i Tefsirü’l-Kur’an’da (Kur’an Tefsirine Giriş) bazı noktalar sunmuştur; ayrıca siyer kitaplarımızda da onun (s.a.v.) ahlakı ve hayatı hakkında bilgiler mevcuttur. Bugün bunlardan bazılarını kısaca anlatacağım, gelecekte fırsat buldukça detaylarını da açıklamaya devam edeceğim.’

Huzur-i Enver şöyle devam etti: ‘İlk mesele Allah-u Teâlâ’nın hakkıdır, yani Allah Teâlâ’ya ibadet etme hakkı. Bu konuda Hz. Resulüllah’ın (s.a.v.) nasıl bir örnekliğini görüyoruz? Resul-i Ekrem’in (s.a.v.) tüm hayatının ilahi aşkla yoğrulmuş olduğunu görüyoruz. Üstünde, yeni bir şeriatı yerleştirmek ve insanların terbiyesiyle ilgilenmek gibi çok büyük sorumluluklar olmasına rağmen; bu devasa bir işti ama o (s.a.v.), Allah-u Teâlâ’nın hakkı olan ibadet hakkını asla unutmadı. Bu çok büyük ve önemli bir husustur.’

Bu süreçte zorluklarla da karşılaştı, savaşlara gitmek zorunda kaldı, düşmanlar saldırılarda bulundu. Ancak Allah’a ibadet etmenin hakkını eda etme konusunda asla bir eksiklik göstermedi.

İşte bu، bizim önümüzde duran öyle bir örnektir ki، her durumda Allah-u Teâlâ’yı göz önünde bulundurmalıyız. Biz ne zaman Allah-u Teâlâ’yı merkeze alırsak (O’nu önceliğimiz yaparsak)، çeşitli sorunlarımız kendiliğinden çözülmeye başlayacaktır. İnsanlar kendi sorunları için dua ediyorlar ama Allah-u Teâlâ’nın hakkını eda etmiyoruz; bu yüzden de insan (beklediği sonuçtan) mahrum kalıyor.

Peygamber Efendimizin ibadetlerinin standardı neydi? Hz. Resulüllah (s.a.v.) gecenin yarısı geçtiğinde Allah-u Teâlâ’ya ibadet etmek için kalkardı ve buna bizzat Allah-u Teâlâ da şahitlik etmiştir.

Hz. Aişe (r.a.), Peygamber Efendimiz ibadet için kalktığında şöyle dedi: ‘Ey Allah’ın Resulü! Siz zaten Allah-u Teâlâ’nın katında çok yakın birisiniz; öyleyse neden gecenin büyük bir kısmını ibadetle geçirip Allah-u Teâlâ’nın huzurunda yalvarıp yakararak nefsinizi bu kadar zahmete sokuyorsunuz?’ Bunun üzerine Hz. Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: ‘Ey Aişe! Benim Allah-u Teâlâ’nın katında yakın olduğum ve Allah’ın kendi lütfuyla bana bu yakınlığı ihsan ettiği bir gerçektir. Öyleyse, elimden geldiğince O’na şükretmek benim görevim değil midir?

Aynı şekilde onun (sav) siretinde şu vakaya da rastlanır: Allah’ın kelamını dinlediğinde, özellikle de kendisine sorumluluklarının hatırlatıldığı ayetler okunduğunda, kendinden geçerek gözlerinden yaşlar boşanırdı. Bir defasında onun isteği üzerine Hz. Abdullah bin Mesud (ra) Nisa Suresi’ni okumaya başladı. Okurken şu ayete geldi: ‘Her ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onların üzerine şahit tuttuğumuz zaman (halleri) nice olur?’ (Nisa, 41). Bunun üzerine Resulullah (sav) ‘yeter, yeter’ buyurdu. Sahabe (Hz. Abdullah bin Mesud) der ki: ‘Dönüp ona baktığımda, her iki gözünden de yaşlar aktığını gördüm.

Üzerine öyle büyük bir haşyet-i İlahî (Allah korkusu ve saygısı) çökmüştü ki; o anda kuşkusuz ümmeti için de endişeleniyor ve ‘Ümmetim, Allah-u Teâlâ’nın gazabına sebep olacak ve benim de onların aleyhine şahitlik etmemi gerektirecek bir harekette bulunmasın’ diye dertleniyordu.

Huzur-ı Enver şöyle devam etti: ‘Namaz konusundaki titizliğine bakın! Buna o kadar önem veriyordu ki, hastalığının en ağır olduğu son günlerinde bile —ki o durumda namazı uzanarak kılma ruhsatı  olmasına rağmen— tarihte kaydedildiği üzere, insanlardan destek alarak camiye gitmiştir.

Aynı şekilde o (sav), yapmacık ve külfetli (tekellüf içeren) bir ibadet şeklini de sevmezdi. İbadete bu kadar çok teşvik etmesine rağmen, ibadetin bir zorlamaya ve şekilciliğe dönüşmemesi gerektiğini söylerdi.

Bir defasında eve girdiğinde iki sütun arasında bir ipin asılı olduğunu gördü. ‘Bu ip neden bağlandı?’ diye sordu. Yanındakiler, ‘Bu Hz. Zeyneb’in ipidir; ibadet ederken yorulunca bu ipe tutunarak destek alıyor’ dediler. Bunun üzerine şöyle buyurdu: ‘Böyle yapmamalısınız. Bu ipi çözün. Herkes, ancak kalbinde bir neşe ve canlılık hissettiği sürece ibadet etmelidir. Yorulduğu zaman ise oturmalıdır; bu tür bir külfet ve zorlama içeren ibadetin bir faydası olmaz.

Huzur-i Enver şöyle buyurdu: ‘Günümüz insanları için şunu da belirteyim; bu (kolaylık prensibi), bazı insanların zaman zaman söylemeye başladığı “kendini zahmete sokmaya gerek yok” anlamına gelmez. Bu sebeple namazı aceleyle kılıp, “bu bir farzdır, yerine getireyim de aradan çıksın” mantığıyla hareket ederek, bu sözden tamamen ters bir anlam çıkarıp kendilerine (keyfi) bir kolaylık yaratmaya çalışıyorlar.

Günümüzde bazı namaz kılanlar ibadet için geliyorlar, birkaç dakika içinde namazı kılıp bitiriyorlar; ya da evlerinde kıldıklarında hemen birkaç dakikada aradan çıkarıyorlar. Bazen burada bana da “Namaz nasıl kılınmalı?” diye soruyorlar. Namaz; onu güzelleştirerek, hakkını vererek (özenle) kılınmalıdır.

Allah’ın huzurundaki tevazusu o dereceydi ki; insanlar ona, ‘Ey Allah’ın Resulü! Siz kendi amellerinizin gücüyle Allah’ın lütfuna erersiniz; çünkü Allah-u Teâlâ size senet vermiş, ahlakınızı övmüş ve sizin hayatınızı Müslümanlar için ameli bir standart kılmıştır. Bu da demektir ki; amelleriniz sayesinde Allah sizi bağışlayacaktır veya zaten bağışlamıştır’ dediklerinde, o (sav) şöyle buyurdu: ‘Hayır, hayır! Ben bile ancak Allah’ın ihsanı (ve rahmeti) sayesinde bağışlanabilirim.’

Sonra Peygamber Efendimiz, nasihat ederek şöyle buyurdu: ‘İşlerinizde doğruluğu benimseyin ve Allah-u Teâlâ’ya yakınlaşmanın yollarını arayın.’ Ayrıca şöyle buyurdu: ‘Sizden hiç kimse ölümü temenni etmesin. Eğer o kişi salih biri ise, hayatta kalarak iyiliklerini daha da artıracaktır; eğer kötü biri ise, yaşadığı sürece günahlarından tövbe etme fırsatı bulacaktır.’ Bu, hepimizin hatırlaması gereken çok önemli bir nasihattir: Asla ölüm temennisinde bulunulmamalıdır.

Peygamber Efendimizin amelleri hakkında Hz. Aişe (r.a.) bir yerde şöyle buyurmaktadır:

‘Resulullah’ın (sav) hayatında, önünde iki yolun açık olup da onun bu iki yoldan daha kolay olanını seçmediği hiçbir durum yaşanmamıştır; şu şartla ki, kolay olan o yolda bir günah şüphesi bulunmasın.’

İnsanlarla olan ilişkilere gelince; buna kendi evinden başlayalım. Onun (sav) hanımlarına karşı muamelesi nasıldı? Çok şefkatli ve adaletli bir muamelesi vardı. Eğer günümüz insanları da bunu anlasalardı, evlerdeki pek çok kavga ve huzursuzluk ortadan kalkardı.

Bazen hanımları onunla sert veya sitemkar bir tavırla konuşurlardı; fakat o, bu durumu sessizce ve gülümseyerek geçiştirir, gönüllerini alırdı.

Sonra Hz. Hatice (r.a.) ile ilgili hadiseler vardır; kendisi onun ilk ve en büyük eşiydi, onun uğrunda çok büyük fedakârlıklar yapmıştı. Onun vefatından sonra Hz. Resulüllah’ın evliliklerinde daha genç eşleri oldu. Ancak buna rağmen o, Hz. Hatice ile olan bağını ve hukukunu asla unutmadı.

Onun tahammülü öyle bir seviyedeydi ki; Allah-u Teâlâ ona hükümdarlık (güç ve otorite) nasip ettiğinde bile herkesin sözünü sabırla dinlerdi. Eğer birisi sertlik yapacak olsa o sessiz kalır, kendisine sert davranan kişiye asla sertlikle karşılık vermezdi.

Tahammülü öyle bir seviyedeydi ki; bazen bir iş için dışarı çıktığında, bazı insanlar onun yolunu kesip durdurur ve ihtiyaçlarını anlatmaya başlarlardı. O kişi sözünü bitirene kadar Hz. Resulüllah (sav) orada bekler, ancak ondan sonra yoluna devam ederdi.

Huzur-i Enver hutbenin sonunda şöyle buyurdu: ‘Hz. Resulüllah’ın (s.a.v.) siretine dair; onun adaleti, duygulara gösterdiği saygı ve yoksulları gözetmesi hakkında bizim için örnek teşkil eden daha pek çok husus vardır. Allah-u Teâlâ bizlere, onun örnekliğine uyarak gerçek Müslümanlar olma yolunda çaba göstermeyi nasip etsin. Ayrıca onun bu mesajını dünyaya ulaştıranlardan ve dünyayı onun sancağı altında toplayanlardan eylesin. Allah-u Teâlâ bizlere bunu başarma gücü versin.

اَللّٰھُمَّ صَلِّ عَلٰی مُحَمَّدٍ وَّ عَلٰی اٰلِ مُحَمَّدٍ وَّ بَارِكْ وَ سَلِّمْ اِنَّكَ حَمِیْدٌ مَّجِیْدٌ۔

Huzur-i Enver, ikinci hutbeden önce, Birleşik Krallık’ta bulunan Cemaat Mürebbisi Sayın Laik Ahmed Tahir Beyefendi’nin hazır bulunan cenazesi hakkında bilgi verdi. Kendisi geçtiğimiz günlerde 83 yaşında vefat etmiştir. İnna Lillahi ve İnna İleyhi Raciun. Merhum ‘musi’ idi. Geride bir kızı ve üç oğlu kalmıştır.

Lise eğitiminin ardından 1959 yılında hayatını vakfetti ve Rabvah’taki Camiat-ül Ahmediyye’ye girdi. 1966 yılında Camia’dan mezun oldu. Camia eğitimi sırasında lise mezuniyetini tamamladı, ayrıca ‘Edib Fazıl’ ve ‘Arabi Fazıl’ unvanlarını aldı. Camia’dan mezun olduktan sonra ise Pencap Üniversitesi’nden B.A. (lisans) derecesi elde etti.

Temmuz 1967’de mübelliğ olarak İngiltere’ye gönderildi ve burada Londra’daki Fazl Camii’nde ‘İmam Vekili’ olarak hizmet etme imkânı buldu. 1970 yılında Pakistan’a geri döndü ve ‘Islah-u İrşad’ birimi bünyesinde çeşitli yerlerde mürebbi olarak çalıştı. Daha sonra ‘Tasnif’ (Yayın ve Yazım) departmanına atandı. Oradaki görevi sırasında Camiat Ahmediyye’ye öğretmen olarak atandı ve yaklaşık on yıl boyunca öğretmenlik yaptı.

1982 yılında ‘Vekalet-i Tebşir’ birimine atanarak ‘Vekil-i Tebşir Yardımcısı’ oldu. 1986 yılında cemaat mübelliği olarak Amerika’ya gönderildi. Yine aynı yıl, 4. Halifetü’l Mesih (rh) onu buraya çağırarak Glasgow’a tayin etti; orada mürebbi ve mübelliğ olarak hizmet etme şerefine nail oldu. 2005 yılında İngilteredeki Camia Ahmediyye’ye müdür olarak atandı. Toplam hizmet süresi yaklaşık 59 yıldır. Allah-u Teâlâ ona mağfiret ve rahmetiyle muamele etsin, derecelerini yükseltsin.

İkinci cenaze ise gıyabi cenaze namazıdır: Mali’nin Segou bölgesi Naip Sadırı Sayın Sekha Jalu Beyefendi geçtiğimiz günlerde vefat etmiştir. İnna Lillahi ve İnna İleyhi Raciun. Merhum da ‘musi’ idi. Merhum, radyo programlarını dinleyerek 2016 yılında Ahmediyeti kabul etme şerefine ermiş ve sonrasında imanında büyük bir ilerleme kaydetmişti. Çok fedakâr ve aktif bir Ahmediydi. Cemaat programlarına ve mali katkılara gönülden ve öncü bir şekilde katılırdı. Hilafet makamına karşı sonsuz bir sadakat ve sevgi bağı vardı. Biat ettikten iki yıl sonra Vasiyet sistemine dahil olma imkânı buldu. Allah-u Teâlâ ona mağfiret ve rahmetiyle muamele etsin.

Önceki

Hz. Ali Nasıl Müslüman oldu?

Sonraki

2.1.2026 – Hz. Mesih-i Mev’ud’un (as) Allah aşkına dair iman verici olaylar