17.04.2026 – Doğruluk konusunda hz. Resulüllah’ın siretinden iman tazeleyen olaylar.

Emir’ül Müminin 5. Halifetü’l Mesih hazretleri, 17 Nisan  2026 tarihinde İngiltere’nin Tilford şehrindeki İslamabad Mübarek Camii’nde Cuma Hutbesi irat etti. Hutbe, Müslüman Ahmediye Televizyonu (MTA) aracılığıyla tüm dünyaya yayınlandı.

​Teşehhüd, Taavvuz ve Fatiha Suresi’nin tilavetinden sonra Huzur-i Enver (Allah desteklesin ve yardımcısı olsun) Yunus Suresinin 17 ve 18. Ayetlerini ve tercümesini  okudu.

قُلۡ لَّوۡ شَآءَ اللّٰہُ مَا تَلَوۡتُہٗ عَلَیۡکُمۡ وَلَاۤ اَدۡرٰٮکُمۡ بِہٖ ۫ۖ فَقَدۡ لَبِثۡتُ فِیۡکُمۡ عُمُرًا مِّنۡ قَبۡلِہٖ ؕ اَفَلَا تَعۡقِلُوۡنَ ﴿۱۷﴾ فَمَنۡ اَظۡلَمُ مِمَّنِ افۡتَرٰی عَلَی اللّٰہِ کَذِبًا اَوۡ کَذَّبَ بِاٰیٰتِہٖ ؕ اِنَّہٗ لَا یُفۡلِحُ الۡمُجۡرِمُوۡنَ ﴿۱۸﴾

Sen onlara, “Eğer Allah (bunun yerine size başka bir öğretinin verilmesini) dileseydi, bunu ne ben size okuyup anlatırdım, ne de O, kendisi bunu size bil­dirirdi. Nitekim bundan önce ben aranızda uzun bir müddet yaşadım. Siz yi­ne de akıl etmez misiniz?” de. (Haydi, siz söyleyin!) Allah’a karşı yalan yere iftira eden, ya da ayetleri­ni yalanlayandan daha zalim kim olabilir? (Doğrusu) suçlular asla başarıya ulaşamaz­lar.

Daha sonra şöyle buyurdu:

Peygamber Efendimiz’in (sav) siretinin  çeşitli yönlerinden bahsediliyor. Bugün onun ahlakı, sadakati, doğruluğu ve dürüstlüğü hakkında bahsedilecek. Hayat hikayesindeki hadiseler arasında, düşmanın bile onun doğru sözlülüğünün ve dürüstlüğünün en yüksek standardını itiraf etmek zorunda kaldığı en yüce doğruluk örnekleri bulunur. Bununla birlikte o, kendisine inananlara da şu telkinde bulunmuştur: “Mademki bana tabi oldunuz ve bana itaat sözü verdiniz, o halde doğruluğun en yüksek standartlarını tesis edin.” Dolayısıyla bugün hepimizin, hayatımızın her anında başarının teminatı olan ve bizim için tebliğ yollarını açan bu yüksek doğruluk standartları açısından, kendimizi gözden geçirmemiz gerekmektedir.

Hz. Resulullah’ın (sav) pak hayatından bahsederken Hazreti Muslih Mev’ud (ra) bir yerde şöyle yazmış veya bir hutbesinde şöyle buyurmuştur: Resul-i Ekrem (sav) ile ilgili olarak, düşmanlarının bile onun sadık ve emin olduğunu ikrar ettiklerini ve ona hiçbir suçlama yöneltemediklerini görüyoruz; aksine en azılı düşman bile onun temizliğine ve paklığına şehadet etmiştir.

Hazreti Peygamber’in (sav) muhalifler üzerinde etki bırakan yönü neydi? Onlar başlangıçta Kur’an-ı Kerim’den etkilenmediler. Kur’an-ı Kerim’in öğretisi, onları biat etmeye veya öğretiye uymaya sevk eden ilk etken değildi; aksine onları etkileyen Muhammed’in (sav) önceki hayatıydı. Aralarında yaşadığı dönemdeki dürüstlüğü, doğruluğu, yaratılanlara karşı şefkati ve fedakarlığıydı onları etkileyen. Peygamberlik iddiasından önce, İlahi emir henüz gelmediği için onları şirkten menetmiyordu ama kendisi müşrik değildi. Onun tavır ve davranışlarının güzelliği içten içe bir etki bırakıyordu; yani insanlar üzerinde tesir ediyordu.

Hazreti Akdes Mesih Mev’ud (as) şöyle buyurmaktadır:

Allah Teâlâ, müttakilerin efendisi olan efendimiz ve mevlamız Ahir Zaman Peygamberi’ni her türlü ilahi teyit ile muzaffer ve başarılı kılmıştır. Her ne kadar başlangıçta hz. Musa ve hz. İsa gibi hicret yarası onun da nasibi olmuşsa da, ancak o hicret, kendi içinde fetih ve yardımın başlangıçlarını barındırıyordu. Ey dostlar, kesin olarak biliniz ki müttaki olan asla hüsrana uğratılmaz. İki taraf birbiriyle düşmanlık edip husumeti had safhaya ulaştırdığında, Allah Teâlâ’nın katında müttaki ve sakınan taraf hangisi ise, onun için gökten yardım iner ve bu suretle semavi kararla dini ihtilaflar neticeye bağlanır; yani dini kavgalar karara bağlanmış olur.

Allah-u Teala Peygamber Efendimize (sav) hitaben şöyle buyurur: “Şüphesiz sen yüce bir ahlak üzeresin.” Yani bu açıklama uyarınca bunun manası şudur: Cömertlik, cesaret, adalet, merhamet, ihsan, doğruluk, sabır ve tahammül gibi ahlakın her türü sende toplanmıştır.

Resulullah (sav), dünyada doğruluğu yaymak için gelmişti; bu sebeple çeşitli vesilelerle kendisine iman edenlere de doğruluk üzerinde kaim kalmalarını telkin etmiştir. Nitekim bir rivayette Hz. Abdullah bin Mesud, Hz. Resulullah’ın (sav) şöyle buyurduğunu nakleder: “Size doğruluk farzdır; çünkü doğruluk iyiliğe, iyilik ise cennete götürür. Bir kimse sürekli doğru söyler ve doğruluğu araştırıp onun peşinde olursa, sonunda Allah katında ‘sıddık’ (dosdoğru) olarak kaydedilir. Yalandan sakının; çünkü yalan günaha ve kötülüğe, kötülük ise ateşe götürür. Bir adam yalan söylemeye devam eder ve yalanın peşinde olursa, sonunda Allah katında ‘kezzâb’ (yalancı) olarak kaydedilir.” Allah katında yalancı olarak kaydedilmek ise kişiyi ateşe götürür; dolayısıyla bu, büyük bir korku yeridir.

Hz. Abdullah’tan rivayet edildiğine göre Nebi-i Kerim (sav) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz yalan ne ciddiyette ne de şakada, hiçbir durumda doğru değildir.” Keza bir kimsenin çocuğuna bir söz verip sonra onu yerine getirmemesi de doğru değildir.

Şi’b-i Ebî Tâlib’deki kuşatma halinin üçüncü yılına girildiğinde, Nebi-i Kerim (sav) Allah Teâlâ’dan aldığı bilgiyle amcası Ebu Talib’e; Kabe’de asılı duran Benî Hâşim’e yönelik boykot sözleşmesinin, içindeki “Allah” zikri dışındaki tüm ifadelerinin termitler (böcekler) tarafından yendiğini haber verdi. Ebu Talib’in Hz. Resulullah’ın (sav) sözüne güveni o kadar tamdı ki, önce kardeşlerine bu durumu anlatırken, “Allah’a yemin olsun ki Muhammed (sav) bana bugüne kadar asla yalan söylemedi” dedi. Ardından onlarla birlikte Kureyş’in ileri gelenlerine giderek şöyle dedi: “Yeğenim bana —ki o bana asla yalan söylememiştir— Allah Teâlâ’nın sizin sözleşmenize termitleri musallat ettiğini ve içindeki Allah zikri hariç her şeyi yediklerini haber verdi. Eğer yeğenim doğru çıkarsa, boykot kararınızdan vazgeçmelisiniz; eğer yalancı çıkarsa onu size teslim ederim, ister öldürün ister sağ bırakın.” Onlar, “Bu tam bir adaletli teklif” dediler. Sözleşmeye bakıldığında, durum tam da Resulullah’ın (sav) buyurduğu gibiydi; bunun üzerine Kureyş kendi halkı önünde mahcup oldu.

Hz. Muslih Mev’ud şöyle buyurmaktadır:

Resul-i Ekrem’in (sav) doğruluk konusundaki şahsi mertebesi o kadar yüksekti ki, kavmi ona bizzat “Sıddık” (dosdoğru) adını vermişti. O, sadece kendi mertebesiyle yetinmez, cemaatine de her zaman doğruluk üzere kaim kalmalarını nasihat eder ve onları her türlü yalan şaibesinden uzak, en yüce doğruluk mertebesine ulaştırmaya çalışırdı. Şöyle buyururdu: “Doğruluk iyiliğe yöneltir, iyilik ise insanı cennete ulaştırır. Doğruluğun asıl makamı, insanın Allah katında da ‘doğru’ olarak kabul edilene dek sürekli doğruyu söylemeye devam etmesidir.”

Dolayısıyla bugün her Ahmedinin görevi, doğruyu söyleme standartlarımızı gözden geçirmek ve sahip olduğumuz zayıflıkları gidermektir. Allah Teâlâ bizleri buna muvaffak kılsın.

Huzur-i Enver, hutbenin sonunda Mirza Nasim Ahmed Bey’in eşi Saygıdeğer Şahide Ahmed Hanımefendi’nin gıyabi cenaze namazını kıldıracağını duyurdu. Merhume, geçtiğimiz günlerde 91 yaşında vefat etmiştir. İnna lillahi ve inna ileyhi raciun. Merhume, musiye olup, Vaat Edilen Mesih’in (as) torunu; Hazret Nevab Abdullah Khan (ra) ile Hazret Sahibzadi Amatul Hafeez Begum (ra) Hanımefendi’nin kızıydı. Huzur-u Enver, merhumenin mağfireti ve derecesinin yükseltilmesi için dua etti.

Önceki

Haftalık Bülten – 24 Nisan 2026