Fazıl Camii’nin Yüzüncü Yıl Açılış Töreni Kapanış Konuşması

3 Ekim 2026 tarihinde, İngiltere Müslüman Ahmediye Cemaati, Londra’nın ilk özel yapım camisi olan ve ilk kez 3 Ekim 1926’da açılan Fazıl Camii’nin 100. yıl dönümünü kutlamak üzere tarihi bir resepsiyona ev sahipliği yapmıştır. Bu tarihi buluşma; seçkin sivil liderleri, parlamenterleri, diplomatları, dinler arası temsilcileri ve cemaat mensuplarını bir araya getirmiştir.

Mirza Masrur Ahmad Hazretleri’nin Kapanış Hitabı

Ahmediye Müslüman Cemaati’nin Beşinci Halifesi ve Dünya Çapındaki Lideri, V. Halifetül Mesih Mirza Masrur Ahmed Hazretleri’nin Tilford, İslamabad Stüdyosu’ndan Video Bağlantısıyla irad ettiği Kapanış Kounşmasının metni aşağıda sunulmaktadır:

Teşhhüd, İstiaze ve besmeleden sonra şöyle buyurdu:

Değerli misafirlerimiz; Esselamü aleyküm verahmetullahi veberekatuhu, Allah’ın selamı ve bereketi hepinizin üzerine olsun. Bugün Allah’ın lütfuyla, Birleşik Krallık Müslüman Ahmediye Cemaati, Londra’daki ilk özel olarak inşa edilmiş cami olan Fazıl Camii’nin açılışının yüzüncü yılını anmak üzere bu etkinliği düzenlemektedir.

Bugünkü program, bundan iki yıl önce, Cemaatimizin İkinci Halifesi (ra) tarafından caminin temel taşının atılmasının 100. yılı vesilesiyle gerçekleştirilen resepsiyonun devamıdır. O dönemde, yani 1920’lerde, Müslümanlara karşı birtakım çekinceler veya tereddütler mevcuttu. Ne yazık ki bir asır sonra bugün de buna tanıklık etmekteyiz. Hatta son zamanlarda İslam’a ve Müslümanlara dair korku ve endişeler daha da artmıştır. Bu durum hakiki Müslümanlar için derin bir üzüntü ve keder kaynağıdır; zira bir caminin yegâne amacı, insanların Yüce Allah’a ibadet etmek ve O’na yakınlaşmak gayesiyle bir araya gelebilecekleri bir mekân olmaktır. Bir cami, kapısından içeri girenleri başkalarına hizmet etmeye ve bütün insanlığın haklarını gözetmeye teşvik eder. Dolayısıyla —bir çatışma kaynağı olmak şöyle dursun— hakiki bir cami, gerek yerel toplumda gerekse daha geniş anlamda dünyada barış ve huzuru tesis etmek amacıyla inşa edilir.

İslam’a yöneltilen başlıca ithamlardan biri —haşa— onun bir aşırıcılık dini olduğu yahut terör eylemlerini teşvik ettiği yönündedir; bu kesinlikle asılsızdır. Hakikatte İslam, Müslümanlara inançları veya dinî gelenekleri ne olursa olsun bütün insanların haklarını savunmayı ve korumayı öğretir. İslam’ın eleştirmenleri sık sık “ilk Müslümanların kendi çıkarlarını gerçekleştirmek amacıyla savaşlar veya muharebeler yaptığını” ileri sürerler. Ancak gerçek tarihî bağlam çoğunlukla göz ardı edilmektedir.

İslam’ın tebliğ edilmesinin ardından Hazreti Peygamber Muhammed (sav) ve ilk Ashabı (ra), öz vatanlarında acımasız ve aralıksız bir zulme maruz kalmışlardır. Bunca eziyete yıllarca sabrettikten sonra, özgürce ve huzur içinde ibadet edebilmek amacıyla başka bir şehre hicret etmişlerdir. Ne var ki zalimler, Müslümanları sığındıkları yerde de takip ederek üzerlerine savaş açmışlardır. İşte ancak o zaman Yüce Allah Müslümanların karşı koymasına ve kendilerini savunmasına izin buyurmuştur.

Bu izin, Kur’an-ı Kerim’in 22. Suresi’nin 40 ve 41. ayetlerinde yer almaktadır. Bu ayetlerde Yüce Allah, Müslümanlara kendilerini savunmaları için izin verilmesinin sebebini açıklamıştır; zira mütecavizlerin gayesi yalnızca İslam’ı ortadan kaldırmak değil, aynı zamanda bütün insanlar ve bütün topluluklar için din hürriyetine son vermekti.

Kur’an-ı Kerim açıkça belirtmektedir ki, eğer Müslümanlar kendilerini savunmasalardı hiçbir kilise, havra, tapınak yahut cami emniyette olamazdı. Binaenaleyh, Cenab-ı Hak Müslümanlara karşılık verme izni verdiğinde, bunun amacı bütün dinleri korumak ve din ve inanç hürriyeti ilkelerini İslam’da kesin ve kalıcı bir şekilde tesis etmekti.

Bu hakikatin ışığında, camilerin tehlikeli komploların kurulduğu yahut aşırıcılığın beslendiği yerler olduğu düşüncesi tamamen yanlıştır. Hakiki hiçbir cami zarar veya bozgunculuk kaynağı olamaz. Aşırıcılığı yaymak veya hoşgörüsüzlüğü körüklemek için kullanılan herhangi bir cami, İslam’ın öğretilerini doğrudan ihlal etmektedir ve en güçlü şekilde kınanmalıdır. Nitekim Peygamber Efendimiz (sav) devrinde de cami olarak inşa edilmiş bir yapı vardı; ancak bu yapı kötü niyetle, toplumda bölünme ve isyan çıkarmak amacıyla kurulmuştu. Bunun üzerine Cenab-ı Hak, Hazreti Peygamber Muhammed’e (sav) o sözde camiyi yıkmasını emretmiştir.

Cemaatimiz açısından bakılacak olursa, bizler daima toplumda barış ve iyi niyeti yaymanın gayreti içinde olduk. Bütün insanlar arasında sevgiyi ve uzlaşıyı tesis etmeye çabaladık. Üstelik bu gayretlerimiz yalnızca sözlerden ibaret kalmamıştır. Farklı inanç ve kanaatlere sahip insanlara her daim samimi bir dostluk ve iyilik eli uzattık. Çünkü İslam bize din ve inancın bir kalp meselesi olduğunu öğretmektedir. Hiç kimsenin bir başkasını kendi inanç, kanaat yahut değerlerini benimsemesi yönünde zorlamaya veya baskı altına almaya hakkı yoktur.

Bununla birlikte, dindar insanların özgürce ibadet etme ve ibadethanelere sahip olma hakkının bulunması gerektiğine inanıyoruz. Bu bakımdan, muhtelif belde ve şehirlerde camiler açmamıza imkân tanıdıkları için bu ülkenin halkına her zaman müteşekkir olacağız. Nitekim bu ülkede inşa ettiğimiz ilk cami de bugün yüzüncü yılını anmak üzere toplandığınız Fazıl Camii olmuştur. 1924 yılında temel taşını koyarken İkinci Halife (ra), bütün camilerin Tek olan Allah’a ibadet amacıyla inşa edildiğini vurgulamış ve Cenab-ı Hak sevgisinin, o kapıdan içeri girenlerin kalplerini kuşatması temennisinde bulunmuştu.

Müslümanlar olarak dinimiz bize bütün dinlere saygı duymayı ve bütün inançları savunmayı öğretmiştir. Dünyanın büyük dinlerinin insanlığa kazandırdığı ilkeler hayata geçirilmedikçe hakiki bir barışın kurulamayacağına inanıyoruz. Hazreti Musa (as), Hazreti İsa (as) ve İslam’ın Yüce Peygamberi (sav) dâhil olmak üzere Allah’ın bütün peygamberleri dünyaya bir barış mesajı getirmiştir. Dolayısıyla, bütün dinlere olan derin saygımızı ve bütün insanların ibadet etme ve kendi dinlerinin öğretilerini yaşama hakkına sahip olması gerektiği yönündeki inancımızı bir kez daha vurgulamak isterim.

İkinci Halife (ra) şöyle buyurmuştur: “Allah’a ibadet etmek isteyen herkesin, tesisin kurallarını ihlal etmemeleri ve bu camiyi inşa edenlerin dinî ibadetlerine müdahale etmeye kalkışmamaları şartıyla, Fazıl Camii’nde ibadet etmesine izin verilirdi.” O, “Fazıl Camii’nin toplumda hoşgörünün, dinler arası uyumun ve karşılıklı saygının kalıcı bir sembolü olacağını” ifade etmiştir. Cenab-ı Hakk’ın lütfuyla, onun bu sözleri gerçekleşmiştir.

İkinci Halife (ra) ayrıca “Bu caminin hakiki bir huzur limanı ve dünyadaki savaşlar ile çatışmaları sona erdirmenin bir vasıtası olması” temennisini dile getirmişti. Fazıl Camii, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından inşa edilmişti. Fakat açılışından on yılı biraz aşkın bir süre sonra İkinci Dünya Savaşı patlak verdi. Günümüze geldiğimizde ise, dünyanın birçok bölgesinde çatışmaların ve savaşların hızla tırmandığını görmekteyiz. İnsanlığın önceki dünya savaşlarından ders çıkarmayı unuttuğunu ve bu sebeple üçüncü bir dünya savaşının eşiğinde bulunduğumuzu defalarca dile getirdim.

Tüm kalbimle dua ediyorum ki, dünya hükümetleri ve liderleri felaket getirecek böyle bir savaşa doğru sürüklenmek yerine, iş işten geçmeden basiret göstersinler ve barışı sağlamak adına ellerinden geleni yapsınlar. Bizler Ahmediler olarak, kendi payımıza barış davasına hizmet etmede her zaman öncü bir rol oynamaya gayret ettik. Nerede bir cami inşa etsek, bunu o camilerin yerel topluluklarda ve genel olarak dünyada karşılıklı anlayış, hüsnüniyet ve sevgi ruhunu pekiştirmesi yönündeki sarsılmaz bir niyetle yaparız. Farklılıklarımız ne olursa olsun, bütün insanların saygı ve anlayış çerçevesinde bir arada yaşaması gerektiğine samimiyetle inanıyoruz. Birbirimize merhametle muamele etmeli ve insani değerleri yüceltmeliyiz.

Bizler Kur’an-ı Kerim’in “Dinde zorlama yoktur” (Kur’an-ı Kerim 2:257) şeklindeki kesin buyruğundan ilham ve güç almaktayız. Fazıl Camii’nin 100 yıllık tarihi, onun her zaman barış, sevgi ve merhametin bir ışığı olarak hizmet verdiğinin canlı bir şahididir. Bu örnek yalnızca bu camiye münhasır değildir; aksine bütün camilerimizin yolu budur. Bu açık yüreklilik ruhu bizim fıtratımızın bir parçasıdır.

Mesela her yıl Hampshire’da “Calsa Salana” olarak bilinen Yıllık Toplantımızı düzenlemekteyiz; dünyanın dört bir yanından binlerce insan üç gün boyunca burada bir araya gelmektedir. Hem yerel halktan hem de çok daha uzak beldelerden pek çok Müslüman olmayan misafirimiz de katılmaktadır. Program boyunca barış ve hoşgörü mesajı her tarafta yankılanır. Calsa, katılımcıların kalbinde insanlığı bölen engelleri yıkma, insanları birbirine yakınlaştırma ve dünyada barışı tesis etme yönünde yürekten bir arzu uyandırmaktadır. Nitekim zamanın acil ihtiyacı da budur. Ancak ne yazık ki dünya siyasetçilerinin ve hükümetlerinin birçoğu insanlığı aksi bir yöne, savaşa ve yıkıma doğru sürüklemektedir.

Böyle zamanlarda, geçmiş dünya savaşlarının dehşetini hatırlamalıyız. İkinci Dünya Savaşı’nın, tasavvur edilemez ölümlere ve yıkıma yol açan nükleer silahların kullanılmasıyla nasıl sona erdiğini asla unutmamalıyız. Silahlar ve teknolojideki müteakip gelişmeler göz önüne alındığında, mevcut çatışmaların topyekûn bir dünya savaşına dönüşmesi halinde yaşanacak acı ve dökülecek kanın boyutunu hayal etmek dahi imkânsızdır; insan sadece düşüncesiyle bile ürpermektedir. Dolayısıyla bugün sadece kendi hedeflerimizi yahut arzularımızı gerçekleştirmeyi düşünmemeli, çocuklarımızın ve gelecek nesillerin haklarını ve ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmalı ve bunlara öncelik vermeliyiz. Dindar olanlar —ister Hristiyan, ister Yahudi, Hindu, Müslüman isterse başka bir inancın mensubu olsun— dinlerinin asıl öğretilerine tabi olmaya çalışmalıdır; zira Allah’ın bütün peygamberleri insanlığı barışa ve hoşgörüye sevk etmek için gelmişlerdir.

Bu sözlerle bir kez daha vurgulamak isterim ki, bütün camilerimiz barışın, sevginin ve merhametin sembolleridir. Cemaati saldırganlığa veya aşırıcılığa sevk etmezler. Aksine içimizde barışı yayma, toplumlarımıza hizmet etme ve mahrum bırakılmış veya herhangi bir şekilde savunmasız durumda olanların haklarını yerine getirme kararlılığını tutuştururlar. Birleşik Krallık’ta, Avrupa’da, Asya’da, Afrika’da, Kuzey ve Güney Amerika’da yahut dünyanın başka bir köşesinde olsun, bütün camilerimiz için durum böyledir.

Allah’ın lütfuyla, geçtiğimiz bir asır boyunca Fazıl Camii daima barış ve merhameti yansıtmıştır ve —İnşallah— sonsuza dek bu ulvi değerleri yansıtmaya devam edecektir. Sevgi ve merhameti yaymanın bir vasıtası olmayı sürdürecektir; zira hepimiz, bütün mahlukat için Rızık Veren ve her şeyi ayakta tutan olduğunu beyan eden o Allah’ın yaratışının bir parçasıyız (Kur’an-ı Kerim 45:37). Eğer Allah bütün mahlukatın Rızık Vereni ve Geçimini Sağlayanı ise, Müslümanlara düşen vazife de hiçbir ayrım gözetmeksizin bütün insanlara şefkat göstermek ve sevgi ile nezakete dayalı bir toplum inşa etmek için gayret etmektir.

Şüphesiz, eğer bir Ahmedi Müslüman bu değerlere riayet etmezse, İslam’ın öğretilerinden sapmış olur. Bu sebeple, burada hazır bulunan Ahmedilere de İslam’ın barışçıl ve hayırsever öğretilerine şahitlik edecek bir tutum sergilemenin kendi sorumlulukları olduğunu hatırlatmak isterim. Camiye attıkları her adım, onları başkalarına hizmetlerini artırmaya ve insanları sevgi ve empati sancağı altında birleştirmeye sevk etmelidir.

Yüce Allah bizleri barışı yaymaya, bütün insanlığa olan sevgimizi ve hizmetimizi artırmaya muvaffak kılsın, Âmin.

Bu duygularla, Fazıl Camii’nin Yüzüncü Yılını anarken bizlere katılarak gösterdiğiniz bu nazik incelik için hepinize teşekkür ediyorum. Çok teşekkür ederim.

Önceki

2.10.2026 – Allah’a Tevekkül Konusunda Vadedilen Mesih hazretlerinin örnek hayatı