Allah Ramazan Ayı’nı hepimiz için mübarek kılsın. Bu ayın tüm faziletlerinden istifade edebilmeyi de nasip etsin. Âmin.
Bu hürmetli aydan gerektiği gibi istifade edebilmenin en önemli yolu, Resulullah (sav) ve ashabının bu ay içinde neler yaptığına ve nasıl yaptığına bakmaktır hiç kuşkusuz. İşte o Yüce Nebi bu ayın fazileti ile ilgili bakın neler söylemiş:
Hz. Ebu Hureyre (radiyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: “Âdemoğlunun her ameli katlanır. (Zira Cenab-i Hakk’ın bu husustaki sünneti şudur:) Hayır ameller en az on misliyle yazılır, bu yedi yüz misline kadar çıkar. Allah-u Teâlâ Hazretleri şöyle buyurmuştur: “Oruç bu kaideden hariçtir. Çünkü o sırf benim içindir, ben de onu (dilediğim gibi) mükâfatlandıracağım. Kulum benim için şehvetini, yiyeceğini terk etti.”
“Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri, orucu açtığı zamanki sevincidir, diğeri de Rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir. Oruçlunun ağzından çıkan koku (haluf), Allah indinde misk kokusundan daha hoştur.”
Bir rivayette de şöyle buyrulmuştur: “Oruç perdedir. Biriniz bir gün oruç tutacak olursa kötü söz sarf etmesin, bağırıp çağırmasın. Birisi kendisine yakışıksız laf edecek veya kavga edecek olursa “ben oruçluyum!” desin (ve ona bulaşmasın)”. Buhari, Savm 2, 9, Libas 78; Muslim,Siyam 164 (1151); Muvatta, Siyam 58, (1, 310); Ebu Davud, Savm 25 (2363); Tirmizi, Savm 55, (764); Nesai, Siyam 41, (2, 160-161); İbni Mace, Siyam 1, (1638), Edeb 58, (3823).
Yine Ebu Hureyre (radiyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: “Kim Allah Teâlâ yolunda bir gün oruç tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar.” Tirmizi, Cihad 3, (1624).
Ebu Umame (radiyallahu anh) anlatıyor: “Ey Allah’ın Resulü,” dedim, “bana öyle bir amel emret ki (yaptığım takdirde) Allah beni mükâfatlandırsın.” “Sana dedi, orucu tavsiye ederim, zira onun bir esi yoktur.” Nesai, Siyam 43, (4, 165).
Sehl İbni Sa’d (radiyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: “Cennette Reyyan denilen bir kapı vardır. Oradan sadece oruçlular girer. Oruçlular girdiler mi artık kapanır, kimse oradan giremez.” Buhari, Savm 4, Bed’u’l- Halk 9; Muslim, Siyam 166, (1152); Nesai, Siyam 43, (4, 168); Tirmizi, Savm 55, (765).
Hz. Ebu Hureyre (radiyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: “Kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksilme olmaz.” Tirmizi, Savm 82, (807); İbni Mace, Siyam 45, (1746).
Yine Hz. Ebu Hureyre (radiyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: “Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur.” Buhari, Savm 5, Bed’u’I-Halk 11, Muslim, Siyam 2, (1079); Nesai, Siyam 5, (4, 129).
Hz. Enes (radiyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah’a (aleyhissalatu vesselam): “Ramazan’dan sonra hangi oruç efdaldir?” diye sorulmuştu, şu cevabı verdi:
“Ramazan’ı ta’zim için Şa’ban!”, tekrar soruldu:
“Hangi sadaka efdaldir?”
“Ramazan’da verilen!” cevabını verdi.” Tirmizi, Zekat 28, (663).
Peygamber Efendimiz sav oruç tutanları uyararak şunları buyuruyor:
“Kim yalan söylemeyi, yalanla iş yapmayı bırakmazsa, Allah’ın onun yemesini, içmesini terk etmesine ihtiyacı yoktur,”
“Oruçlunun uykusu ibadettir. Susması tesbihtir, amelleri misliyle kabul edilir, duası makbuldür, günahı affedilir,”
“Oruç tutunuz ki sıhhat bulasınız.”
“Nice oruçlu insan vardır ki, orucundan nasibi sadece aç ve susuz kalmasıdır. Ve nice geceleri ibadetle geçiren vardır ki, bundan nasibi sadece uykusuz kalmasıdır.”
Hz. Cabir radiyallahu anh anlatıyor: “Her iftar vaktinde Allah tarafından (cehennemden) azad edilen kimseler bulunur. Bu, (Ramazan’ın) her gecesinde olur.”
Hz. Enes İbni Malik radiyallahu anh anlatıyor: “Ramazan ayı girmişti. Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Bu mübarek aya girmiş bulunuyorsunuz. Bu ayda bir gece vardır ki bin aydan hayırlıdır. Bu gecenin hayır ve bereketinden mahrum kalan bir kimse, bütün hayırlardan mahrum kalmış gibidir. Onun hayrı ise sadece (uhrevi saadetten) mahrum kimseye haramdır.”
Günümüzde seferilikte iken ve hasta iken oruç tutulabilir diye fetvalar veren hocalar vardır. Hatta bu hususta Türkiye’de özel günlerinde dahi oruç tutan hanımlara rastlanmaktadır. Bizim ölçümüz her konuda olduğu gibi bu hususta da Resulullah sav’in sünnetini uygulamak olmalıdır. Eğer o hanımlarına özel günlerinde oruç tutturdu ise tabiî ki hanımlar oruçlarını tutabilirler. Ancak bunu iddia edenler Resulullah sav ve ashabının hayatında böyle bir örneği gösteremeyecekleri gibi, mevcut örnekler de bize yapılanların yanlış olduğunu göstermektedir:
İbni Ömer radiyallahu anhuma anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Yolculuk (sefer) sırasında oruç tutmak birr (makbul ve mahbub amelden) değildir.”
Abdurrahman Ibni Avf radiyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Seferde Ramazan orucu tutan hazerde oruç tutmayan gibidir.”
Hz. Cabir (radiyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) bir seferdeydi. Etrafına insanların toplandığı bir adam gördü, ona gölge yapıyorlardı.
“Nesi var?” diye sordu.
“Oruçlu biri!” dediler. Resulullah(aleyhissalatu vesselam):
“Seferde oruç birr (Allah’ı memnun edecek dindarlık) değildir!” buyurdular.” Buhari, Savm 36, Muslim, Siyam 92, (1115); Ebu Davud, Savm 43, (2407); Nesai, Savm 48 (4, 176).
Muhammed İbni Ka’b anlatıyor: “Ramazanda Enes İbni Malik (radiyallahu anh)in yanına geldim. Sefer hazırlığı yapıyordu. Devesi hazırlandı, yolculuk elbisesini giydi. Yemek getirtip yedi. Ben kendisine:
“(Yola çıkarken orucu bozmak) sünnet midir?” diye sordum.
“Evet!” dedi ve bineğine atlayıp yola çıktı.”
Tirmizi, Savm 76, (799, 800).
Dinimize göre her yapılan amelin bir hikmeti olmalıdır. Kulaktan dolma, anlamından haberdar olmadan yapılan ibadet bizi menzile götürmekten de uzaktır. Ramazan orucunu bozan bir ashaba âlemlere rahmet olarak gönderilen Resulullah sav bakın nasıl davranıyor:
Hz. Ebu Hureyre radiyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam’a bir adam geldi ve: “Ey Allah’ın Resulü, helak oldum” dedi. Aleyhissalatu vesselam Efendimiz:
“Seni helak eden şey nedir?” diye sorunca:
“Oruçlu iken hanımıma temas ettim” dedi. Bunun üzerine Resulullah’la aralarında şu konuşma geçti:
“Azad edecek bir köle bulabilir misin?”
“Hayır!”
“Üst üste iki ay oruç tutabilir misin?”
“Hayır!”
“Altmış fakiri doyurabilir misin?”
“Hayır!”
“Öyleyse otur!” Biz bu minval üzere beklerken, Aleyhissalatu vesselam’a içerisinde hurma bulunan bir büyük sepet getirildi.
“Soru sahibi nerede?” diyerek adamı aradı. Adam:
“Benim! Buradayım!” deyince, Aleyhissalatu vesselam:
“Şu sepeti al, tasadduk et (başkalarına dağıt)!” dedi. Adam:
“Benden fakirine mi? Allah’a yemin ediyorum, Medine’nin şu iki kayalığı arasında benden fakiri yok!” cevabını verdi. Bunun üzerine Resulullah güldüler ve:
“Öyleyse bunu ehline yedir!” buyurdular.” Buhari, Savm 29, 31, Hibe 20, Nafahat 13, Edeb 68, 95, Kefaretu’l- Eyman 3, 4, Hudud 26; Muslim, Siyam 81, (1111); Muvatta, Siyam 28, (1, 296, 297); Ebu Davud, Savm 37, (2390, 2391, 2392, 2393); Tirmizi, Savm 28, (724).
Ramazan Ayı teheccüd (gece) namazı ve bu namazın öne alınmış şekli olan teravih namazı olmadan tam lezzetine kavuşmaz. Bu ay nafile namaz ve ibadetlerimizi çoğaltıp Rabbimize çokça dua edilerek geçirilmelidir. Hatta Ramazan’ın sonuna geldikçe gayrette daha da ileri gitmeye çalışılmalıdır:
Hz. Ebu Hureyre (radiyallahu anh)’nin anlattığına göre: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) onları, kesin bir emirde bulunmaksızın Ramazan gecelerini ihyaya teşvik ederdi. (Bu maksatla) derdi ki: “Kim Ramazan gecesini, sevabına inanarak ve bunu elde etmek niyetiyle namazla ihya ederse geçmiş günahları affedilir.” Buhari Teravih 1, Muslim, Musafirin174 (759); Ebu Davud, Salat 318, (1371); Tirmizi, Savm 83, (808) ; Nesai, Siyam 39, (4,154,155) ; Muvatta, Salat fi Ramazan 2, (1,119).
Hz. Aise (radiyallahu anha) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) Ramazan ayında, diğer aylarda görülmeyen bir gayrete girerdi. Ramazan’ın son on gününde ise çok daha şiddetli bir gayrete girerdi. Son on günde: Geceyi ihya eder, ailesini de (gecenin ihyası için) uyandırırdı, izarını da bağlardı.” Buhari, Fadlu Leyleti’l-Kadir 5, Muslim, i’tikaf 8, (1175); Ebu Davud, Salat 318; (1376); Tirmizi, Savm 73, (796) ; Nesai, Kiyamu ‘ 1-leyl 17, (3, 218).
Hz. Aise (radiyallahu anha) anlatıyor: “Resulullah (aleyhisalatu vesselam) (bir gece) mescid de (nafile) namazı kılmıştı. Birçok kimsede (ona iktida ederek) namaz kıldı. (Sabah olunca “Resulullah geceleyin mescid de namaz kıldı” diye konuştular.) Ertesi gece de Efendimiz namaz kıldı. (Halk yine onları konuştu, katılacakların) sayısı iyice arttı. Üçüncü (veya dördüncü) gece halk yine toplandı.(Öyle ki mescid, insanları alamayacak hale gelmişti.) Ancak aleyhissalatu vesselam (bu dördüncü gecede) yanlarına çıkmadı. Sabah olunca Efendimiz: “Yaptığınızı gördüm. Size çıkmamdan beni alıkoyan şey, namazın sizlere farz oluvermesinden korkmamdır” dedi. İşte bu hadise Ramazan’da cereyan etmişti.” Buhari Salatu’t-Teravih 1, Cum’a 29, 5; Muslim, Musafirin, 177, (761); Muvatta; Salat-fi’r Ramazan 1, (1, 113); Ebu Davud, Salat 318, (1373, 1374); Nesai, Kiyamu’l-Leyl: 4, (3, 202).
Ramazan’ın en kıymetli zamanlarından biri de iftardır. İftarı çabuk açmaya çalışmalı ve akşam namazlarını geciktirmeden kılmaya özen göstermeliyiz. Konuyla ilgili olarak Resulullah sav şöyle buyuruyor:
Hz. Enes (radiyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) namaz kılmadan önce birkaç taze hurma ile orucunu açardı. Eğer taze hurma yoksa kuru hurma ile açardı. Eğer kuru hurma da bulamazsa birkaç yudum su yudumlardı.” Ebu Davud, Savm 22, (2556); Tirmizi, Savm 10, (694).
Mu’az İbni Zuhre anlatiyor: “Bana ulaştı ki, Resulullah aleyhissalatu vesselam, iftar ettiği zaman şu duayı okurdu: “Allahumme leke sümtü ve ala rizkike eftartü. (Ey Allah’ım senin rızan için oruç tuttum ve senin rızkınla orucumu açıyorum.)” Ebu Davud, Savm 22, (2358).
Sehl İbni Sa’d (radiyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: “İnsanlar iftarda ta’cile (acele etmek) yer verdikleri müddetçe hayır üzere devam ederler.” Buhari, Savm 45; Muslim, Siyam 48, (1098); Muvatta, Siyam 6, (1, 288); Tirmizi, Savm 13, (699).
Abdullah İbni Amr Ibni’l As radiyallahu anhuma anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Şurası muhakkak ki, oruçlunun iftarını açtığı zaman reddedilmeyen makbul bir duası vardır.”
Orucun bedenin temizlenme vasıtası olduğunu söyleyen Resulullah sav yanında yemek yenen oruçlu ile ve yanlışlıkla orucunu bozanlarla ilgili bakın neler söylemiş:
Hz. Ebu Hureyre radiyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Her şeyin bir zekâtı (temizlenme vasıtası) vardır, cesedin zekâtı oruçtur.”
Bureyde radiyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam Bilal radiyallahu anh’a: “Yemek ye, ey Bilal!” demişti. “Ben oruçluyum!” diye karşılık verdi. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam: “Biz rızıklarımızı yiyoruz. Bilal’in rızkının fazlı cennettedir. Ey Bilal yanında yemek yenen oruçlunun kemiklerinin tesbih ettiğini ve meleklerin de onun için istiğfarda bulunduğunu hissettin mi?” buyurdular.”
Abdullah İbni’z-Zubeyr radiyallahu anhuma anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam Sa’d İbni Muaz’in yanında iftar açmıştı. Şöyle buyurdular: “Yanınızda oruçlular iftar etti. Yemeklerinizden ebrar (hayırlı) olanlar yedi, size de melaikeler rahmet duasında bulundular.”
Hz. Ebu Hureyre (radiyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: “Kim oruçlu olduğu halde unutur ve yerse veya içerse orucunu tamamlasın. Çünkü ona Allah yedirip içirmiştir.” Buhari, Savm 26, Eyman 15; Muslim, Siyam 171, (1155); Tirmizi, Savm 26, (721); Ebu Davud, Savm 39, (2398).
Hz. Ebû Bekirra’in kızı Esmara diyor ki: “Bizler Peygambersav’in hayatında yağışlı bir günde iftar ettik, sonra da güneş meydana çıktı.” Bu Esmara hadisinin ravilerinden Hişam b. Urve’ye: “Onlar, Hz. Peygambersav tarafından bu günün orucunu kaza etmekle emredildiler mi?” diye soruldu. Hişam: “Kaza etmekten kurtuluş yoktur” (yani ödemek lâzımdır) dedi. Buhari, Savm 46; Ebu Davud, Savm 23, (2359).
Hadis-i Şerif güneşin battığını, iftar vaktinin olduğunu zannederek orucunu açıp, sonra güneşin batmadığını anlayan kişiye o günün orucunu kaza etmesinin gerekli olduğunu bildirmektedir. Bu durumda olan kişiye kefaret gerekmez.
Resulullah sav bayram gününe ayrı değer verirdi. Bayram namazına hanımların özellikle katılmasını isterdi. Bize o zamandan hanımlara değer vermeyi, onları ilmende yetiştirmeyi ve bu nedenle de hanımları camiden uzak tutmamayı öğretmiş Yüce Nebisav. Bize 1400 yıl önce hanımlarını cahil bırakan toplumların kendilerinin cahil olacağını öğretiyor. Bir de günümüze bakınca utanmamak elde değil:
Bureyde (radiyallahu anh) anlatiyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam), Ramazan bayramında namaza bir şeyler yemeden çıkmazdı. Kurban bayramında ise, namazdan dönünceye kadar bir şey yemezdi.” Tirmizi, Salat 390, (542).
İbni Ömer (radiyallahu anhuma) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) bayram namazına giderken bir yoldan gider, dönerken başka bir yoldan dönerdi.” Ebu Davud, Salat 254, (1156).
Ummu Atiyye (radiyallahu anha) anlatıyor: “Resulullah bize, bayram namazlarına genç kızları, çadırda kalan genç bakireleri, ve hayızlı kadınları da çıkarmamızı emretti. Hayızlıların da katılmaları Müslümanların cemaatlerini görmeleri, dualarında hazır bulunmaları içindi, bunlar namazgâhların dışında kalacaklardı.” Buhari, lydeyn 15, 20, Hayz 23, Salat 2, Hacc 81; Muslim, Iydeyn 10, (890); Ebu Davud, Salat 247, (1136-1139); Tirmizi, Salat 388, (539, 540); Nesai, Iydeyn 3, 4, (3, 180, 181).