Bazı bilgisiz kişilerin bilmeden, birçok muhalifin ise bilerek ve isteyerek Ahmediye Cemaati’nin kurucusu hz. Mesih-i Mev’ud’a yönelik attıkları “İngiliz yaltakçılığı” şeklindeki tamamen yanlış ve asılsız iddiaya dair kısa bir açıklama yapmak yerinde olacaktır. Bu iftirayı ortaya atanlar, hz. Mesih-i Mev’ud’un temiz bir niyetle kendi dönemindeki İngiliz hükümetini hangi arka plan dahilinde övdüğünü tamamen göz ardı etmektedirler. İnsaf sahibi her araştırmacının göz önünde bulundurması gereken bu arka plan iki ana esasa dayanmaktadır:
1.Pencap’ta ve tüm Hindistan’da İngiliz yönetiminden önce tam bir kargaşa hakimdi. Özellikle Pencap’ta, Müslümanların köylerde namaz için ezan okumaları dahi neredeyse imkansız hale gelmiş, birçok cami Sih tapınağına dönüştürülmüştü. Nitekim Kadiyan’da bugün bile Sih tapınağına dönüştürülmüş iki eski cami bulunmaktadır. Bu genel asayişsizlik ve dini hoşgörü yoksunluğu hz. Mesih-i Mev’ud’un gözleri önünde cereyan etmiştir. Böylesine ruhu daraltan bir manzaradan sonra gelen barış ortamı, doğal olarak özel bir şükran duygusuna neden olmuştur ve Hz. Mesih-i Mev’ud’dan daha ziyade şükür duygularına sahip olan kim olabilir.
2. Hazreti Mesih-i Mev’ud (as) bir siyasi lider değildi. Aksine hz. İsa Mesih gibi cemalî renkte dini ve manevi ıslah için gönderilmiş birisiydi. İngiliz hükümetinin dini özgürlük sağlama politikası o dönemde oldukça takdire şayandı. O zaman Avrupa’daki diğer devletlerdeki dini özgürlük ve dini hoşgörü İngilizlerinkiyle kıyaslanamazdı bile. Hatta bugün bile Amerika Birleşik Devletleri gibi özgür bir ülkede dini özgürlükler ve dini hoşgörü halen İngilizlerin seviyesinde değildir. Bir manevi ıslahçı olarak hz. Mesih-i Mev’ud’un bu özgürlük ortamını övmesi, içinde bulunduğu şartlar gereği hem meşru hem de şükür borcu olan bir davranıştır. O günkü şartlarda dini özgürlük politikasını övmemesi kesinlikle nankörlük ve İslam’a aykırı bir davranış olurdu. Kısacası herkim benim yukarda beyan ettiğim iki yönü göz önünde tutarak Vadedilen Mesih’in (as) öğretisini incelerse o kesinlikle kolayca şu neticeye varacaktır:
Hz. Mesih-i Mev’ud’un, bugünden 60-70 sene önce İngiliz hükümeti hakkında yazdıkları kesinlikle yağ çekme değildi. Tersine İngiliz yönetiminin barış ve dini özgürlük politikasını ilkesel olarak övse de, Hristiyanlığın batıl inançlarına, papazların aldatmacalarına ve Batı dünyasının zehirli materyalist zihniyetine karşı son derece sert bir duruş sergilemiştir. Bu durum hiçbir açıklamaya muhtaç olmayacak kadar aşikardır. Kendisi bir Arapça manzumesinde bu durumu büyük bir imani hassasiyet ve coşkuyla şöyle ifade eder:
انْظُرُ إِلَى الْمُتَنَصِرِينَ وَذَانِهِمْ وَ انْظُرُ إِلَى مَا بَدَأَ مِنْ أَدْرَانِهِمْ
مِنْ كُلِّ حَدَبٍ يَنْسِلُونَ تَشَدُّرًا وَ يُنَجِّسُونَ الْأَرْضَ مِنْ أَوْثَانِهِمْ
حَلَّتْ بِأَرْضِ الْمُسْلِمِينَ جُنُودُهُمْ فَسَرَتْ غَوَائِلُهُمْ إِلَى نِسْوَانِهِمْ
يا رَبِّ أَحْمَدَ يَا إِلَهَ مُحَمَّدٍ اعْصِمُ عِبَادَكَ مِنْ سُمُومِ دُخَانِهِمْ
يَا رَبِّ سَحْقُهُمْ كَسَحْقِكَ طَاغِيًا وَ انْزِلُ بِسَاحَتِهِمْ لِهَدْمِ مَكَانِهِمْ
يَا رَبِّ مَزْقُهُمْ وَ فَرِّقُ شَمْلَهُمْ يَا رَبِّ قَوْدُهُمْ إِلَى ذَوَبَانِهِمْ
Yani:
“Hristiyanlara ve onların yalan inançlarına bak;
Onların sebep olduğu pisliklere bak.
Zulüm ve taşkınlıklarıyla her tepeden zayıf kavimlerin üzerine akın ediyorlar
ve inançlarının putlarıyla Allah’ın yeryüzünü kirletiyorlar.
Orduları Müslümanların topraklarına yerleşmiş,
Deccali fitneleri Müslüman kadınlara kadar sirayet etmiştir.
Ey Ahmed’in Rabbi! Ey Muhammed’in İlahı! Sen kullarını onların tehlikeli zehirlerinden koru.
Ey Rabbim! Azgınları nasıl kahrediyorsan onların gücünü de öyle kır
Ve binalarını yerle bir etmek için meydanlarına in.
Ey Rabbim! Onların topluluklarını darmadağın et
Ve onları, tuzun suda erimesi gibi bir yıkıma sürükle.”
(Nuru’l Hak 1. Bölüm, Ruhani Hazain Cilt 8, s. 123-126)
Acaba Hristiyanların inanışları ve papazların davranışları hakkında böylesine keskin ifadeler kullanan bir şahsın “Hristiyan İngiliz hükümetinin yaltakçısı” olarak görülmesi mümkün müdür! Hayır, kesinlikle hayır!
İngiliz yönetimine itaat meselesine gelince bu ilkesel bir mesele olup yağ çekmekle uzaktan yakından alakası yoktur. Ayrıca bu mesele sadece İngilizlerle alakalı değildir. Hz. Mesih-i Mev’ud’un bir mümin, hatta bir İlahî memur olarak kesin inancı şuydu: Yönetimin dini ve milleti ne olursa olsun her Müslümanın kendi ülkesinin yönetimine karşı itaatkar bir vatandaş olması gerekir. Bu, hz. Resulüllah’ın Mekke hayatında Kureyşli yöneticilerin tebaası olduğu vakit; hz. Musa’nın Mısır’daki hayatında Firavun’un tebaası iken ve hz. İsa’nın Filistin’de Roma’nın tebaası iken bütün dürüstlükleriyle uyguladıkları bir öğretidir. Kur’an-ı Kerim bu barışçıl öğretiyi ilkesel olarak şu ayetle perçinlemiştir:
یٰۤاَیُّہَا الَّذِیۡنَ اٰمَنُوۡۤا اَطِیۡعُوا اللّٰہَ وَاَطِیۡعُوا الرَّسُوۡلَ وَاُولِی الۡاَمۡرِ مِنۡکُمۡ
Yani: “Ey müminler! Allah’a itaat edin, bu Resul’e itaat edin ve idarecilerinize de itaat edin.” (Nisa Suresi, Ayet 60)
Bu açık öğreti uyarınca, bugün dünyanın dört bir yanına yayılmış olan Ahmediye Cemaati, uluslararası bir cemaat halini almıştır ve bu cemaat mensupları Asya’nın, Doğu ve Batı Afrika’nın birçok ülkesinde bulunduğu gibi Avustralya, Endonezya, Avrupa ve Amerika, Batı Hint Adalarında da bulunmaktadır. Ahmedi Müslümanlar, bulunduğu her ülkede yönetimin dini ne olursa olsun o ülkeye vefalı ve kalben yaşadığı ülkenin hayrını isteyen kimseler olarak yaşamaktadır. Niyetimizden şüphe edenler ya yalancı ya da aldatılmış kimselerdir. Biz onlara şu söz dışında başka bir şey diyemeyiz:
وَاللهُ عَلَى مَا نَقُولُ شَهِيدٌ وَلَعْنَةُ اللَّهِ عَلَى مَنْ كَذَبَ
Yani, söylediklerimize Allah şahittir ve Allah’ın laneti yalancıların üzerinedir.










