Emir’ül Müminin 5. Halifetü’l Mesih hazretleri, 19 Haziran 2026 (19 İhsan 1405 Hicri Şemsi) tarihinde İngiltere’nin Tilford şehrindeki İslamabad Mübarek Camii’nde Cuma Hutbesi irat etti. Hutbe, Müslüman Ahmediye Televizyonu (MTA) aracılığıyla tüm dünyaya yayınlandı.
Teşehhüd, Taavvuz ve Fatiha Suresi’nin tilavetinden sonra Huzur-i Enver (Allah desteklesin ve yardımcısı olsun) şöyle buyurdu:
Hazret-i Resulüllah’ın cömertlik ve ihsanı ile ilgili rivayetleri sunacağım.
Bir rivayette aktarıldığına göre Hazret-i Ebû Saîd el-Hudrî şöyle anlatmıştır: Ensar’dan bazı kimseler hz. Resûlullah’tan istediler. O da onlara verdi. Sonra tekrar istediler, o yine verdi. Sonra tekrar istediler, o yine verdi; nihayetinde yanındaki her şey tükenip bitti. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Yanımdaki hiçbir malı sizden asla saklayıp gizlemem. Kim istemekten sakınırsa, Allah Teâlâ da onu korur. Kim dünya malına karşı tok gözlü olmak isterse, Allah Teâlâ da onu hiç kimseye muhtaç etmez. Kim de nefsini zorlayarak sabrederse, Allah Teâlâ ona sabır ihsan eder. Hiç kimseye sabırdan daha geniş ve daha hayırlı bir nimet verilmemiştir.”
Hz. İbn Ömer (ra) anlatıyor: Resûlullah (sav) ile birlikte bir seferdeydik. Ben, zapt edilmesi zor, hırçın genç bir devenin üzerindeydim. Deve insanların önüne geçiyordu. Hz. Ömer de onu azarlıyor, durduruyordu. Hz. Resulüllah (sav) bu durumu görünce hz. Ömer’e, “Bu deveyi bedeli karşılığında bana satar mısın?” buyurdu. Hz. Ömer, “Ey Allah’ın Resûlü, o zaten sizindir” dedi. Resûlullah (sav), “Onu bana sat” buyurdu. Bunun üzerine deveyi Hz. Resûlullah’a sattı. Daha sonra Peygamber Efendimiz, “Ey Abdullah bin Ömer, bu deve artık senindir, onunla ne istersen yap” buyurdu.
Huzur-i Enver şöyle dedi: Hediye vermenin de çok hoş bir üslubudur bu. Onlara devenin bir hayvan olduğunu, bu şekilde öne geçmesinde bir sakınca bulunmadığını gösterip açıkça ispat etmiş oldu. Artık bu deve onun tarafından hediye edilmişti; bineklerin önüne geçse bile “Peygamber Efendimiz’in hediye ettiği deve öne geçti” denilecekti.
Bir gazvede Hz. Cabir’in devesi yoruldu ve yürüyüşü yavaşladı bu yüzden de insanlardan geride kaldı. Hz. Resulüllah (sav) onun yanına geldi ve durumunu sordu. Cabir (ra) devenin yorulduğundan bahsetti. Bunun üzerine Efendimiz deveyi değneğiyle dürtüp çekmeye başladı. Sonra “Bin!” buyurdu. Hz. Cabişr şöyle anlatır: Ben de bindim. Bir de baktım ki deve öyle hızlandı ki hz. Resûlullah’ın bile önüne geçmeye başladı. Hz. Resulüllah (sav) o deveyi Cabir’den bir ukiye gümüş karşılığında satın aldı. Medine’ye vardıklarında o deveyi de onun bedelini de Hz. Cabir’e verdi.
Bir adam hz. Resûlullah’ın huzuruna gelip ondan bir şey istedi. Peygamber Efendimiz, “Şu an yanımda bir şey yok, sen benim adıma ihtiyacın olan şeyleri satın al. Elime bir şey geçtiğinde onun bedelini öderim” buyurdu. Bunun üzerine Hz. Ömer, “Ey Allah’ın Resûlü, siz ona daha önce verdiniz. Gücünüzün yetmediği şeyden Allah Teâlâ sizi sorumlu tutmamıştır” dedi. Peygamber Efendimiz, Hz. Ömer’in bu sözünden hoşnut kalmadı. Bunun üzerine Ensar’dan bir zat, “Ey Allah’ın Resûlü, siz harcayın, Arş’ın sahibinin sizi fakir bırakmasından korkmayın!” dedi. Bu Ensarî zatın sözü üzerine Resûlullah (sav) tebessüm etti ve sevinci yüzünden okunmaya başladı. Sonra, “Ben bununla emrolundum” buyurdu.
Bir sahabe, Hz. Resulüllah’a (s.a.v.) hurma ve salatalık ikram etti. Tam o esnada Peygamber Efendimiz’e Bahreyn’den altın ziynet eşyaları (takılar) gelmişti. Hz. Peygamber (s.a.v.), bu hurma ve salatalıklara karşılık olarak o sahabeye bir avuç dolusu altın takı verdi.
Hz. Resûlullah’ın huzuruna borçlu olarak vefat eden birinin cenazesi getirildiğinde, “Borcunu ödemek için bir mal bırakmış mı?” diye sorardı. Eğer “Evet” derlerse cenaze namazını kıldırır, aksi takdirde Müslümanlara, “Arkadaşınızın namazını siz kılın” buyururdu. Şöyle buyurdu: “Ben Müslümanlara, kendi akrabalarından bile daha yakınım. Bu yüzden müminlerden kim vefat eder de geride borç bırakırsa, onu ödemek benim üzerimedir. Kim de bir mal bırakırsa, o mirasçılarınındır.”
Huzur-ı Enver, Hz. Resûlullah’ın (s.a.v.) borçlarının ödenmesi hususunda Hz. Bilal’in (r.a.) detaylı bir rivayetini aktardı. Bu rivayette Allah Teâlâ, kendi katından olağanüstü bir şekilde borçların ödenmesini nasip etmişti. Borcun tamamı ödendikten sonra Resûlullah (s.a.v.), “Ey Bilal! Borçlar ödendikten sonra geriye kalan malı fakirlere dağıt” buyurdu. O geceyi evine gitmeyerek camide geçirdi. Ertesi gün sorduğunda Hz. Bilal (r.a.) tüm malın dağıtıldığını haber verince, Efendimiz tekbir getirip Allah’a hamd etti ve ardından eşlerinin yanına teşrif etti.
Hz. İbn Ömer anlatıyor: Peygamber Efendimiz, Hz. Zübeyr’e, atının koşup varabileceği yere kadar olan araziyi mülk olarak vermeyi emir buyurdu: O da atını koşturdu, nihayet at bir yerde durdu. Durduğu vakit o, elindeki kırbacı fırlattı. Kırbaç epey uzağa gitti. Bunun üzerine Efendimiz, “Kırbacının ulaştığı yere kadar olan araziyi ona verin” buyurdu.
Hz. Mesih-i Mev’ud (as) bir yerde şöyle buyurur: Peygamber Efendimiz bir defasında evine gelip “Evimizde ne var?” diye sordu. Hz. Âişe iki eşrefi (altın) çıkarıp “Sadece bunlar var” dedi. Resûlullah (sav) onları avucuna aldı ve “Geride iki altın bırakıp giden bir peygamberin hali ne olur?” buyurdu ve hemen o an onları dağıttı.
Huneyn savaşında altı veya yedi bin esir, yirmi dört bin deve, kırk binden fazla koyun-keçi ve yaklaşık 490 kilograma tekabül eden dört bin ukiye gümüş ele geçirilmişti. Peygamber Efendimiz ganimetleri dağıtmaya başladığında, işe “müellefe-i kulûb” (kalpleri İslam’a ısındırılacak olanlar) ile başladı. Bunlar Arap ileri gelenleriydi ve kendi kabilelerinde şerefli makamlara sahiptiler. Onları ısındırmak için ihsanlarda bulundu. Peygamber Efendimiz o zaman Ebu Süfyan ve onun oğullarına o kadar mal verdi ki Ebu Süfyan şöyle dedi: “Anam babam sana feda olsun, sen çok kerimsin. Seninle savaşlar yaptım, ne yaman bir savaşçıydın; sonra seninle barış yaptım, ne güzel bir barışçısın.
Hz. Mesih-i Mev’ud (as) şöyle anlatır: Bir defasında Efendimiz’in yanında pek çok koyun ve keçi toplanmıştı. Bir kafir, “Yanınızda öyle çok hayvan var ki, Kayser ve Kisrâ’da bile bu kadarı yoktur” dedi. Efendimiz onların tamamını o adama bağışladı. Adam, bir peygamberden başkasının böyle muazzam bir cömertlik gösteremeyeceğini anlayarak hemen o an iman etti.
Huneyn günü bir kadın gelip Hevâzin kabilesinde Efendimiz’in sütannelik dönemlerinden bahseden bazı şiirler okudu. Bunun üzerine Efendimiz, Hevâzinlilerden alınan malları geri iade etti ve o insanlara o kadar çok ihsanda bulundu ki, verilenlerin değerinin beş yüz bin dirheme ulaştığı hesaplandı.
Hz. Mesih-i Mev’ud (as), Peygamber Efendimiz’in yüce ahlakını anlatırken onda mükemmel düzeyde bir denge bulunduğunu, her bir ahlakın tam yerinde ve zamanında tezahür ettiğini belirtmiştir. Onun bu yüce ahlakı içinde cömertliği de, fedakarlığı ikramı da yerli yerindeydi.
Huzur-i Enver şöyle dedi: Peygamber Efendimizin öğretisi nasıl dengeli ise her bir ameli de o derece dengeliydi. Allah Teâlâ bizlere de hz. Resulüllah’ın siretinin her bir yönü üzerinde derinlemesine düşünmeyi ve amel etmeyi nasip eylesin. Onun sünnetine uymaya gayret ederek kendi hayatlarımızı Allah Teâlâ’nın rızasına uygun şekilde yönlendirenlerden olalım.










